Dünya Basını

Tarihçi Daniel Gerlach: Bu savaş yeni savaşları doğuracak bir süreç olacak

Yayınlanma

Alman tarihçi Daniel Gerlach, Jung & Naiv kanalına verdiği kapsamlı mülakatta, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarının yalnızca bir rejim değişikliği çabası olmadığını, küresel güç dengelerini kökten sarsan stratejik bir kırılma noktası olduğunu belirtti.

Alman tarihçi Daniel Gerlach, Jung & Naiv YouTube kanalına verdiği mülakatta Ortadoğu’da patlak veren geniş çaplı çatışmanın kendisi için şaşırtıcı olmadığını, aksine sürecin ilan edilerek geldiğini vurguladı.

ABD ve İsrail’in başlattığı operasyonların bir “önleyici saldırı” olarak sunulmasını eleştirel bir süzgeçten geçiren Gerlach, saldırıdan kısa süre önce bölgeye yapacağı bir seyahati iptal ettiğini belirtti.

Gerlach, “Aslında son ana kadar bu durumun engellenebileceğine inananlardan biriydim. ABD ve İran arasındaki müzakerelerin, özellikle de Umman aracılığıyla yürütülen temasların somut sonuçlar verebileceğini düşünmüştüm ancak bu gerçekleşmedi” diye konuştu.

Uzman, saldırının zamanlamasında sadece stratejik faktörlerin değil, İsrail ve ABD’deki iç siyasi dinamiklerin de tetikleyici bir rol oynadığını kaydetti.

“Trump’ın aklındakileri öğrenmek imkansız”

Gerlach, ABD Başkanı Donald Trump’ın karar alma mekanizmasının geleneksel yönetim anlayışından tamamen koptuğunu ifade etti.

Savaş Bakanlığı’ndan (Pentagon) yeni emekli olmuş üst düzey danışmanlarla yaptığı görüşmelere atıfta bulunan Gerlach, “Bu adamın kafasının içine bakmak mümkün değil. Yaşananlar, Trump’ın ilk dönemi de dahil olmak üzere önceki hiçbir ABD yönetimiyle benzerlik taşımıyor” dedi.

Trump’ın psikolojik profilinin ve öngörülemez kararlarının, Washington’daki yerleşik bürokrasiyi bile şaşırttığını vurgulayan Gerlach, Binyamin Netanyahu’nun bu öngörülemezliği kendi lehine kullandığını belirtti.

“Netanyahu, Trump’ı ‘özel bir bağla’ ikna etti”

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, Washington üzerindeki nüfuzunu Körfez ülkeleri ve Türkiye gibi aktörlerin uyarılarına rağmen nasıl koruduğunu analiz eden Gerlach, burada psikolojik bir boyutun altını çizdi.

Netanyahu’nun Trump’a karşı “Sen ve ben, bizi çevreleyen bu beceriksizlerden farklı bir hamurdan yoğrulduk” şeklinde bir yaklaşım sergilediğini belirten Gerlach, “Netanyahu bu iddiayı kazandı. Tarihi bir fırsat yakaladıklarına inanan bu iki lider, artık kişisel misyonları ile devletlerinin çıkarları arasındaki çizgiyi ayırt edemez hale geldi” ifadelerini kullandı.

Gerlach, Netanyahu’nun bölgeyi topyekun bir çatışmaya sürükleme riskine rağmen Trump’ı ikna etmeyi başardığını kaydetti.

Mülakatta, İsrail’in ABD’ye sunduğu “rejimi devirme” planlarının ne kadar gerçekçi olduğu tartışıldı.

Venezuela’daki örneklere benzer şekilde, “lideri ortadan kaldır ve rejim kendiliğinden çöksün” mantığının İran gibi derin bir devlet yapısı olan ülkede çalışmayacağını vurgulayan Gerlach, “Bir ‘etkisiz hale getirme’ saldırısının İran’da sonuç vereceği düşüncesi oldukça abes. İran rejimi, varlığını bu tür varoluşsal tehditler üzerine kurmuş, konspiratif ve çok katmanlı bir yapı” dedi.

Gerlach, operasyonun sistematik bir askeri hedef listesine göre yürütüldüğünü, ancak bu listeyi tamamlamanın siyasi bir başarıyı garanti etmediğini belirtti.

“Hürmüz Boğazı ve dünya ekonomisi için büyük risk”

Gerlach, savaşın ekonomik sonuçlarının hafife alınamayacağını, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin küresel piyasalar için bir “kabus senaryosu” olduğunu ifade etti.

Tahran’ın stratejisinin, “maliyeti diğer aktörler için katlanılamaz bir seviyeye çıkarmak” olduğunu kaydeden Gerlach, “Kimse Hürmüz Boğazı’nın öneminden ve bu savaşın dünya ekonomisi üzerindeki sonuçlarından habersiz olduğunu söyleyemez. Bu, herkesin gözü önünde gerçekleşen bir felaket uyarısıydı” uyarısında bulundu. Uzman, Çin’in bölgedeki ucuz enerji arzının kesilmesinin de ABD’nin jeopolitik hedefleri arasında olabileceğini savundu.

İran yönetiminin kriz anlarındaki reflekslerini değerlendiren Gerlach, saldırıların aslında rejimin kendi içindeki “sürekli devrim” anlatısını pekiştirdiğini kaydetti.

Ali Hamaney’in son günlerindeki ruh halini analiz eden Gerlach, “Hamaney, pragmatizm ile fanatizm arasında gidip gelen bir figürdü ancak son mesajlarında Kerbela ve İmam Hüseyin üzerinden mistik bir şehadet vurgusu yapmaya başlamıştı. Bu, onun yenilgiyi hissettiği ancak bunu dini bir zafere dönüştürmeye çalıştığı anlamına geliyordu” dedi.

Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney’in geçme ihtimalinin ise klerikal sistem içinde büyük bir meşruiyet krizi yaratacağını, çünkü bu durumun devrimin reddettiği “saltanat” yapısına benzediğini belirtti.

Almanya ve Avrupa ülkelerinin savaşa yönelik tepkilerini “disparat” (parçalı ve uyumsuz) olarak nitelendiren Gerlach, uluslararası hukukun (Völkerrecht) uygulanmasındaki çifte standartlara dikkat çekti.

Gerlach, “Almanya’nın tavrı rasyonel değildi. Eğer operasyon çok hızlı bitseydi, muhtemelen herkes gözlerini yumacaktı. Ancak süreç uzadıkça hukuk tartışmaları kaçınılmaz hale geldi. Bir rejimin ‘haydut’ olması, onun uluslararası hukuktan tamamen dışlanabileceği anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.

Uzman, Berlin’in Ukrayna konusunda Rusya’ya karşı sergilediği hukuk temelli tutumun, Ortadoğu’daki sessizlikle büyük bir erozyona uğradığını vurguladı.

“Avrupa’nın en büyük korkusu kontrolsüz göç”

İsrail’in Lübnan’a yönelik kara operasyonunu değerlendiren Gerlach, Avrupa Birliği’nin (AB) bu konudaki net tavrının arkasında “kontrolsüz göç” korkusunun yattığını belirtti.

Lübnan’ın bir devlet olarak çökmesinin Akdeniz havzasında devasa bir istikrarsızlık yaratacağını kaydeden Gerlach, “Fransa için Lübnan bir gönül meselesi ve prestij sorunu. Ancak tüm Avrupa için asıl mesele, yeni bir kitlesel göç dalgasının kapıya dayanması. Bu yüzden Lübnan’daki tırmanmaya karşı seslerini daha gür çıkarıyorlar” diye konuştu.

“Barış sanatı, gerçekçiliktir”

Mülakatın sonunda, yeni kitabı Die Kunst des Friedens (Barış Sanatı) üzerine konuşan Gerlach, barışı savunmanın bir ütopya değil, kılı kırk yaran bir reelpolitik gereklilik olduğunu savundu.

“Ortadoğu tarihinde en başarılı aktörler, en azılı düşmanlarıyla bile soğukkanlı bir stratejik çıkar temelinde uzlaşabilenler olmuştur” diyen Gerlach, barışın ancak bu tarihi perspektifin anlaşılmasıyla sağlanabileceğini belirterek sözlerini tamamladı.

Gelecek yıl bu vakitlerde savaşın bitip bitmeyeceği sorusuna ise Gerlach temkinli bir yanıt verdi: “Korkarım ki bu savaş, Netanyahu’nun iddia ettiği gibi ‘tüm savaşları bitirecek savaş’ olmayacak; aksine yeni savaşları doğuracak bir süreç olacak.”

Çok Okunanlar

Exit mobile version