Dünya Basını
Thomas Karat: Medya anlatısı Washington’ın askeri müdahalelerine meşruiyet kazandırıyor
Salt Tube Analytics kurucusu Thomas Karat, Batı medyasında yer alan İran odaklı haberlerin dilsel ve yapısal analizini yaptı. Karat, medya kuruluşlarının eşgüdümlü bir söylem birliği içinde olduğunu ve Washington’ın Tahran’a yönelik olası bir askeri müdahalesinin zeminini hazırladığını kaydetti.
Salt Tube Analytics kurucusu Thomas Karat, Neutrality Studies kanalında Pascal Lottaz’ın sorularını yanıtladı.
Karat, API tabanlı bir haber toplayıcı kullanarak 11 farklı ülkeden yaklaşık 240 makaleyi incelediğini ve Batı medyasının İran konusundaki yayınlarında dikkat çekici bir eşgüdüm tespit ettiğini belirtti.
Özellikle 27-29 Ocak tarihleri arasına odaklanan analiz, bu kısa zaman diliminde medya organlarının ortak bir dil ve anlatı yapısına geçtiğini ortaya koydu.
Karat, bu tarih aralığında gözlemlenen yayın hareketliliğinin tesadüfi olmadığını ve belirli bir merkezden yönlendirilen iletişim stratejisine işaret ettiğini vurguladı.
Analist, elde edilen verilerin Washington yönetiminin İran’a yönelik olası bir askeri harekatı için 7 ila 14 günlük bir hazırlık penceresine işaret edebileceğini kaydetti.
Karat, “Medya organlarının aynı zaman diliminde, benzer terminoloji ve aciliyet vurgusuyla yayın yapması, operasyonel bir hazırlığın habercisi olabilir” diye konuştu.
Dilsel çerçeveleme: Saldırgan İran, savunmacı ABD
Haber metinlerindeki dilsel tercihleri inceleyen Karat, İran ve ABD’nin eylemlerinin okuyucuya aktarılma biçiminde keskin bir zıtlık bulunduğunu ifade etti. Karat, İran’ın eylemleri için “tehdit ediyor”, “uyarıyor”, “reddediyor” veya “eli tetikte” gibi saldırganlık ifade eden fiillerin kullanıldığını; buna karşılık ABD’nin bölgedeki askeri tahkimatının “hazırlanıyor”, “seçenekleri değerlendiriyor” veya “yanıt veriyor” gibi savunma odaklı ve rasyonel ifadelerle sunulduğunu belirtti.
Bölgeye sevk edilen Amerikan deniz gücünün haberlerde “armada” olarak nitelendirilmesine değinen Karat, bu terimin tarihsel ve askeri çağrışımlarına dikkat çekti.
Karat, “ABD bölgeye devasa bir deniz gücü yığarken, kullanılan dil Washington’ı savunmacı, Tahran’ı ise saldırgan taraf olarak kodluyor. Bu çerçeveleme, bilinçaltı düzeyinde ABD’nin olası saldırısını meşrulaştırmaya hizmet ediyor” değerlendirmesinde bulundu.
Karat, İran’a yönelik baskı politikasının gerekçelendirilmesinde kullanılan argümanların sürekli değiştirildiğini ve çeşitlendirildiğini kaydetti.
Analize göre, başlangıçta nükleer anlaşmanın uygulanması üzerinden kurulan söylem, daha sonra İran’daki protestocuların korunması, ardından terörle mücadele ve son olarak rejim değişikliği eksenine kaydı.
Bu stratejiyi “gerekçelerin çoğaltılması” (multiplying justifications) olarak tanımlayan Karat, amacın farklı toplumsal kesimleri ikna edebilecek en etkili argümanı bulmak olduğunu ifade etti.
Karat, “Gerekçelerin bu kadar hızlı değişmesi ve çeşitlenmesi, asıl hedefin belirlenen politik ajandayı uygulamak olduğunu, sunulan sebeplerin ise yalnızca birer araç niteliği taşıdığını gösteriyor” dedi.
Ayrıca, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun terör örgütü ilan edilmesinin de bu sürecin hukuki ve siyasi altyapısını oluşturma çabasının parçası olduğunu vurguladı.
Röportajda, jeopolitik gerilimin arttığı bir dönemde emtia piyasalarında gözlemlenen olağandışı hareketlilik de ele alındı.
Karat, savaş riskinin yükseldiği ve belirsizliğin arttığı dönemlerde normal şartlarda değer kazanması beklenen altın ve petrol fiyatlarında sert düşüşler yaşandığına dikkat çekti. Verilere göre, söz konusu dönemde altın yüzde 37, petrol ise yüzde 12 oranında değer kaybetti.
Fiziki altın ve gümüş talebinde ciddi bir artış yaşanmasına ve tedarik sürelerinin 6 ila 12 haftaya kadar uzamasına rağmen fiyatların düşmesini “açıklanması güç bir anomali” olarak nitelendiren Karat, piyasaların manipüle ediliyor olabileceğini ima etti.
Karat, “Jeopolitik risklerin zirve yaptığı bir ortamda güvenli liman varlıklarının değer kaybetmesi, ekonomik rasyonalite ile örtüşmüyor. Bu durum, arka planda farklı mekanizmaların işlediğini düşündürüyor” ifadelerini kullandı.
“Bilişsel harp”
Karat, NATO’nun “bilişsel harp” (cognitive warfare) konseptine atıfta bulunarak, modern çatışmalarda insan zihninin yeni bir muharebe alanı olarak görüldüğünü belirtti.
Medya üzerinden yürütülen algı yönetiminin, toplumları yaklaşan çatışmalara hazırlamak ve askeri müdahalelere rıza üretmek amacı taşıdığını ifade etti.
Batı medyasında Çin, Rusya ve Arap dünyasının perspektiflerinin neredeyse hiç yer bulmadığını, buna karşılık tek taraflı bir enformasyon akışının hakim olduğunu kaydeden Karat, bu durumun izleyicinin gerçeği bütüncül olarak algılamasını engellediğini vurguladı.
Karat, “Kendi nüfusunun zihnini bir savaş alanı olarak gören bu yaklaşım, propaganda tekniklerini kullanarak kitleleri istenilen yöne sevk etmeyi amaçlıyor” diyerek sözlerini tamamladı.