Görüş
Türkiye’nin ekonomik durumu Suriye’nin yeniden inşasını kaldırabilir mi?
Okay Deprem
Gazeteci-yazar
Geçtiğimiz günlerde Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler (BM) verilerine dayanmak suretiyle, Suriye’nin altyapısının onarılmasının 250 – 500 milyar dolar ile 1 trilyon dolar arasında bir astronomik rakama mal olabileceği şeklinde bir açıklamada bulundu. Tayyip Erdoğan da 25 Aralık’ta verdiği bir demeçte, ‘Arap ve İslam dünyasının Suriye’ye destek vermesi gerektiğini, Suriye’ye para aktarılmasını beklediğini’ söylemişti. Ancak bu noktada gözüken manzara o ki, Suriye’yi yeniden ayağa kaldırmak için Türkiye kendi parasını harcamak, Suriye’ye yardım için gerekli büyük miktarlarda parayı kendi imkânlarıyla bulmak zorunda kalacak. Çünkü aksi takdirde, yani Suriye için gerek Türkiye’den gerekse herhangi bir başka “dost ülke veya ülkelerden” ciddi maddi ve finansal kaynaklar bulunamaz ise, bu ülkede hiç olmadığı kadar gerçek anlamda insani bir felaket yaşanacak. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’de elde etmeyi umduğu jeopolitik başarıların bedelini Türkiye halkı kendi cebinden çıkan kaynak ve paralarla ödeyebilir pekâlâ.
Heyet Tahrir El-Şam’a müttefik olmanın bedeli, ağır bir iktisadi yük altına girmek olur
Türkiye ekonomisi bilindiği gibi uzun süredir GSYH büyümesinin yavaşlaması, yüksek enflasyon ve de ufak ve orta işletmeler nezdinde başta olmak üzere artan kitlesel iflaslar gibi çok ciddi sıkıntılar yaşarken; mevcut hükümetin Suriye’deki insani felaket nedeniyle yakında kritik yeni bir yük altında kalmak için adeta gönüllü aday olması iktisaden Türkiye’nin tam anlamıyla intiharı anlamına gelecektir. Suriye’deki sosyo-ekonomik ve insani durum çoktandır kelimenin gerçek anlamında adeta felaketin ötesinde bir tablo çiziyor: Devasa gıda sıkıntısı, tamamen harap olmuş hatta yok olmuş denilebilecek bir altyapı ve de milyonlarca mültecinin varlığı… Suriye Arap Cumhuriyeti’nde özellikle de silahlı çatışmaların halen sürdüğü yer ve bölgelerde hatırı sayılır gıda-yiyecek problemi yaşanıyor. Son süreçte Suriye topraklarının büyük bir bölümünün kontrolü Türkiye’deki yönetimin müttefiki pozisyonundaki Heyet Tahrir El – Şam’ın (HTŞ) elinde bulunuyor. Bu durum kaçınılmaz olarak, Türkiye için her anlamda ek yükümlülükler manasına geliyor ve tıpkı daha önce sahada İran’ın da karşı karşıya kaldığı üzere, somut olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni güney komşusuna ekonomik ve insani yardım sağlama külfet ve sorumluluğuna itiyor.
İran’ın Suriye’ye yaptığı yardımların benzerini Türkiye’nin tekrarlama şansı yok
Suriye’ye geride bıraktığımız yıllarda oldukça mühim miktarlarda hibe veren ülkelerin başında kuşkusuz İran İslam Cumhuriyeti geldi. İran örneğin bu ülkedeki iç savaşın başlangıcından bu yana tahmini olarak 30 ila 50 milyar dolar arasında yardım sağladı Doğu Akdeniz’deki müttefikine. İran ayrıca Suriye’ye ek olarak günlük yaklaşık 60.000 varil ham petrol ihraç etmek suretiyle yıllık bazda bu alanda çok önemli bir rekora da imza atmış oldu. Ne var ki Türkiye’deki mevcut reel-ekonomik göstergeler, Suriye’deki yeni rejimi kitlesel-ekonomik anlamda destekleme kabiliyeti hususunda ülkenin hemen hemen hiçbir olanak ve kabiliyetinin olmadığını fazlasıyla kanıtlıyor. Söz gelimi Türkiye’nin GSYH’si 2024 yılının ikinci çeyreğinde yalnızca yüzde 2,5 büyüme kaydederken doğal olarak bu nispette bir büyüme uzmanların beklentilerinin çok altında kaldı. Üçüncü çeyrekte ise ülke teknik olarak resesyona girdi, GSYH tam tamına yüzde 0,2 düşüş gösterdi. Resmi enflasyon yüzde 44 olarak ilan edilirken fiili enflasyon ise birkaç yıldır üst üste yüzde 100’ü çoktan geride bırakmış durumda.
Suriye’ye yapılması planlanan olası kitlesel yardım ekonomiyi topyekûn çökertebilir
Türkiye’deki hemen bütün dengeleri alt üst eden iktisadi istikrarsızlık ve öngörülemezlik ile Suriye’ye destek olma “misyonunun” giderek artmakta olan yükü dikkate alındığında, mevcut aşırı enflasyonun daha da yükseleceği ve bunun da nüfusun tartışmasız ezici çoğunluğunun yaşamının eskisinden de kötüleşmesine yol açacağı artık şüphesiz. Bunun yanı sıra ülkenin neredeyse dört bir tarafında küçük ve orta ölçekli işletmelerde görülen yaygın iflasların giderek artması, zaten kırılgan olan ekonominin temellerini haliyle daha da sarsmaya devam ediyor. Hükümet Suriye’yi de bahane etmek suretiyle bu mühim ekonomik sorunları görmezden gelmeyi sürdürürse, daha da derin bir ekonomik krizle yüzleşebilir ve mevcut durumda Suriye’ye kayda değer ölçekte mali yatırım yapmak Türkiye’nin imkânlarını değil aşmak, ekonominin tam anlamıyla yokuş aşağı gitmesine yol açar.
“Uluslararası bir hayırsever” rolü Türkiye’deki iç durumu ancak daha da kaotikleştirir
Türkiye ekonomisi her şeye rağmen, güç bela henüz yeni düşürmeye başladığı hiperenflasyona yeniden geri dönme riskini halen fazlasıyla taşıyor. Türkiye’de iktidarın Suriye konusunda “uluslararası bir hayırsever” olarak üstlendiği rol göz önüne alındığında, insani yardıma yönelik artan talep ve ihtiyaçlar ile “müttefik” devlet ve yönetimleri destekleme gereksinimi ülkeyi daha da fazla borca sarmalına sürükleyecektir. Bu mevcut gidişat, ülke kaynaklarının iç ihtiyaçlar yerine “dış yükümlülüklere” harcanması gibi tehlikeli bir hal yaratacak ve bu da Türkiye içindeki sosyo-ekonomik, insani ve politik durumu daha da kötüleştirip ülke içinde yoksulluğun ve toplumsal eşitsizliğin daha da artmasına yol açacaktır.