Bizi Takip Edin

Amerika

Ukrayna tartışmalarına savunma sektöründen fonlanan düşünce kuruluşları yön veriyor

Yayınlanma

ABD’nin önde gelen yayın organlarında ve düşünce kuruluşlarında yayınlanan Ukrayna savaşı değerlendirmelerini inceleyen bir araştırma, bu tartışmaların çoğunlukla Amerikan silah sanayii tarafından fonlanan isim ve kuruluşlarca yapıldığını gösteriyor.

Quincy Institute için bu araştırmayı yapan Ben Freeman, savunma sanayiinin fonladığı düşünce kuruluşlarına mensup isimlerce yazılan yazıların istisna değil kural olduğunu belirtiyor.

Freeman, “Amerika’nın önde gelen dış politika düşünce kuruluşları savunma sanayiinden fon alıyor. Ukrayna savaşıyla ilgili medya piyasasını domine etmiş durumdalar ve ABD’nin Ukrayna’ya vermesini tavsiye ettikleri silahların çoğunun fon sağlayıcıları tarafından üretildiğini nadiren de olsa açıklıyorlar,” diyor.

ABD’deki en üst düzey dış politika düşünce kuruluşlarının yüzde 78’inin Pentagon’dan ya da Pentagon’un yüklenicilerinden fon aldığına dikkat çeken Freeman, şu bilgileri veriyor: “En tepede savunma sanayinin etkisi daha da büyüktür: dış politika alanında ilk 10 sırada yer alan düşünce kuruluşlarının her biri savunma sektöründen fon almaktadır. Ve birçok düşünce kuruluşu için savunma fonlarının miktarı muazzamdır. Örneğin CSIS, Center for a New American Security (CNAS) ve Atlantik Konseyi savunma sektöründen yılda bir milyon dolardan fazla fon aldıklarını bildirmişlerdir.”

Fonlularla fonsuzlar arasındaki fark

New York Times, Washington Post ve Wall Street Journal’da yayınlanan Ukrayna savaşıyla ilgili makaleleri analiz eden Freeman, medya kuruluşlarının savunma sektörü desteğine sahip bir düşünce kuruluşuna atıfta bulunma olasılığının, bu desteğe sahip olmayan bir düşünce kuruluşuna atıfta bulunma olasılığından yedi kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmaya göre, medyada yapılan 1.247 düşünce kuruluşu referansının 1.064’ü (veya yüzde 85’i) savunma sektöründen fonlanan düşünce kuruluşlarına yapılıyor.

Ukrayna savaşıyla ilgili makalelerde en çok adı geçen iki düşünce kuruluşu da savunma sektöründen fon alan düşünce kuruluşları: CSIS ve Atlantik Konseyi.

Rapora göre, bağışçıları tespit edilebilen 27 düşünce kuruluşundan 21’i savunma sektöründen fon alıyor (yüzde 77). Üstelik, Atlantik Konseyi ve CSIS görece ‘şeffaf’ oldukları için fon akışı rahatlıkla tespit edilebiliyor ama diğer düşünce kuruluşları için aynı şeffaflıktan söz etmek mümkün değil.

Ordu ve savunma sektörü ile iç içelik

Raporda, düşünce kuruluşlarının Pentagon’la iç içeliğine ilişkin de önemli bilgiler veriliyor. Örneğin, CSIS, Şubat 2014’te yayınlanan ve savunma sanayiinin önceliklerini yansıtan bir raporla sonuçlanan bir çalışma yürüttü ve CSIS personeli tavsiyeleri kabul ettirmek için Savunma Bakanlığı yetkilileri ve kongre çalışanlarıyla toplantılar başlattı.

Bir başka düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü’nde, bir araştırma projesini finanse eden bir savunma şirketine araştırma hakkında düzenli brifingler verildi ve ilk taslaklar üzerinde revizyonlar önerme fırsatı verildi.

Freeman, daha önce yaptığı bir araştırmada da ABD hükümeti ve savunma şirketlerinden ABD’deki üst düzey düşünce kuruluşlarına giden 1 milyar dolardan fazla fon tespit ettiğini hatırlatıyor.

Yine Freeman, nükleer silahlara odaklanan akademik bir çalışmaya dikkat çekiyor. Buna göre dünyanın en büyük 40 dış politika düşünce kuruluşunun yüzde 58’i nükleer silah sistemlerinin üretimi veya bakımıyla ilgilenen şirketlerden fon alıyor.

Pensilvanya Üniversitesinin 2020 yılında yayınladığı düşünce kuruluşları sıralamasında ilk 10’da yer alan tüm kurumlar savunma sanayiinden besleniyor. Bu düşünce kuruluşları sırasıyla şunlar: Brookings Enstitüsü, Carnegie Endowment for International Peace, Center for Strategic and International Studies, Wilson Center, RAND Corporation, Atlantik Konseyi, Council on Foreign Relations, Center for American Progress, Center for a New American Security, Hudson Enstitüsü.

Düşünce kuruluşlarından savaşa çağrı metinleri

Bu düşünce kuruluşlarına atıf yapan yayınların içerik analizini de yapan Freeman, silah endüstrisi ile mali bağları olan düşünce kuruluşlarının genellikle silah endüstrisine fayda sağlayacak politikaları desteklediğine işaret ediyor.

“Savunma sanayii finansmanına sahip düşünce kuruluşlarının makalelerinden bazılarının başlıkları bile benzerdi,” diyen araştırmacı şu örnekleri veriyor: CSIS makalesi, “Ukrayna’ya Yardım: Tanklardan Çok Daha Fazlası” ve Atlantik Konseyi makalesi, “Tanklar hayati önem taşıyor ama Ukrayna’nın Putin’in Rusya’sını yenmek için çok daha fazlasına ihtiyacı olacak.”

American Enterprise Institute (AEI) ise ABD’nin Ukrayna’ya sağladığı askeri yardımların daha da artırılmasını destekleyen çok sayıda makale yayınladı. Örneğin bir makalede, Ukrayna’nın Batılı tankları almasının ‘önümüzdeki aylarda daha uzun menzilli füzeler veya dördüncü nesil savaş uçakları gibi diğer gelişmiş yeteneklere ihtiyaç duyacağının habercisi olabileceği’ savunuluyor. Bir başka AEI yayını ise Ukrayna’nın en büyük zayıflığının ABD’den aldığı ‘yardımın miktarıyla ilgili olduğunu’ savunuyor.

Savunma sanayinden fon alan diğer düşünce kuruluşları da benzer argümanlar ileri sürüyor. Örneğin Brookings Enstitüsü, “Kırmızı Çizgileri Aşmadan Ukrayna’yı Silahlandırmak” ve “Ukrayna’daki Uzun Savaş” başlıklı makaleler yayınlayarak ABD’nin herhangi bir kırmızı çizgiyi ihlal etmeden ve gerilimi tırmandırmanın maliyetini artırmadan tank ve diğer araçları, füzeleri ve hatta uçakları gönderebileceğini savunuyor.

Ya da Wilson Center’ın, “Ukrayna”yı Desteklemenin İyi Bir Yatırım Olmasının Dört Nedeni” başlıklı makalesi bu argümanı bir adım daha ileri götürerek askeri yardımın sadece Ukraynalılara yardım etmek için değil, küresel savaştan kaçınmak, ABD’nin yurtdışındaki imajını iyileştirmek, Amerikan güvenliğinin üstünlüğünü sergilemek ve hatta LGBT haklarını korumak için de kritik öneme sahip olduğunu iddia ediyor.

RAND Corporation tarafından hazırlanan, “Ukrayna Savaşı Savunma Stratejisini Nasıl Hızlandırır?” başlıklı bir rapor ise Rusya ile Ukrayna üzerinden savaşmanın Amerika’nın Çin karşısındaki konumunu da iyileştirdiğini söylüyor. 

Council on Foreign Relation’ın, “Batı Ukrayna’ya Hafif Tanklar Gönderiyor. Bir Fark Yaratacaklar mı?” başlıklı makalesinde Ukrayna’ya hafif tanklar ve diğer zırhlı araçların gönderilmesinin operasyonel, taktiksel ve stratejik olmak üzere savaşın her seviyesinde bir fark yaratabileceğini savunuluyor.

Center for a New American Security’nin, “ABD’nin Ukrayna’ya Askeri Yardımının Şaşırtıcı Başarısı” başlıklı makalesi, ABD tarafından tedarik edilen obüsler, Yüksek Hareket Yetenekli Topçu Roket Sistemi (HIMARS), gemisavar füzeler, hava savunma yetenekleri ve piyade savaş araçları ve tanklar gibi bir dizi silahın Ukrayna’nın savaş alanındaki başarısı için hayati önem taşıdığını savunuyor.

Başta Atlantik Konseyi olmak üzere bu düşünce kuruluşları tarafından yayınlanan makalelerden bazıları çatışmaya diplomatik çözümler getirilmesini reddediyor.

Bir başka Atlantik Konseyi makalesi ise savaşta düşmanlıkların belirgin bir şekilde artması için çağrıda bulunuyor ve ‘Ukrayna’nın orantılı misilleme hakkı olduğunu’ savunuyordu. Makaleye göre bu, Rusya’daki kritik alt yapıyı yok etme ve Moskova ile diğer şehirleri karanlığa gömme hakkıyla başlıyordu.

Medyadaki atıflar da yönlendirici

Medyada bu tip düşünce kuruluşlarına yapılan atıfları da inceleyen Freeman, İnsan Hakları İzleme Örgütü dışında, ilk 10’daki tüm kuruluşların savunma sanayii tarafından fonlandığını tespit ediyor.

İlk iki sırada CSIS ve Atlantik Konseyi yer alırken, Carnegie, AEI, CFR ve Brookings gibi kuruluşlar da medyada kendilerine en çok yer bulanlardan.

CSIS’in kamuya açık en son bilgileri, düşünce kuruluşunun geçen yıl Pentagon yüklenicilerinden en az 2,2 milyon dolar aldığını gösteriyor. Benzer şekilde, Atlantik Konseyi de 2021 yılında Pentagon ve yüklenicilerinden en az 1,3 milyon dolar aldığını bildirdi. Her iki düşünce kuruluşu da, Ukrayna’daki savaşın bir sonucu olarak Pentagon’dan milyarlarca dolarlık sözleşme alan Lockheed Martin ve Raytheon’dan yüz binlerce dolar ‘bağış’ alıyor.

Amerika

Musk ara seçimler için Cumhuriyetçilere 445 milyon dolar bağışladı

Yayınlanma

Milyarder Elon Musk, ABD’de düzenlenecek Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bütçesinin 158 milyon dolarını Teksas’taki Senato yarışına aktaran Musk, Demokrat finansör George Soros’un harcamalarını geride bıraktı.

Milyarder Elon Musk, ABD’de yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti’ye 445 milyon dolardan fazla bağış yaptı.

Bloomberg’in haberine göre bu harcama, Musk’ı seçim tarihinin en büyük siyasi bağışçılarından biri konumuna getirdi.

Federal Seçim Komisyonu verilerine göre Musk, yalnızca ekim ayının ilk iki haftasında Cumhuriyetçi adayları destekleyen America PAC adlı siyasi eylem komitesine 77 milyon dolar aktardı.

Musk’ın mali desteği, Demokrat Parti’ye kaynak sağlayan finansör George Soros gibi geleneksel bağışçıların harcamalarını geride bıraktı.

America PAC, Cumhuriyetçi adayların yarıştığı kritik eyaletlerdeki Senato seçimleri için 71 milyon dolar harcadı.

Bu kaynak Ohio, Michigan, Iowa ve Maine eyaletlerindeki yarışların yanı sıra Temsilciler Meclisi’ndeki 30’u aşkın çekişmeli bölgeye dağıtıldı.

En büyük harcama Teksas’taki Senato yarışı için yapıldı

Musk bütçesindeki en büyük payı Teksas eyaletindeki Senato seçimine ayırdı.

Eylül ayında Senate Leadership Fund adlı fona 158 milyon dolar aktaran Musk, bu kaynağın Texas PAC üzerinden Cumhuriyetçi Başsavcı Ken Paxton’a ulaştırılmasını sağladı.

Paxton’ın Demokrat rakibi James Talarico, seçim kampanyasında Musk’ın finansal gücünü gündeme taşıyarak milyarderi “Senato koltuğunu satın almaya çalışmakla” suçladı.

Seçim sonuçları, faaliyetleri federal düzenleyici kurumların denetimine bağlı şirketleri yöneten Musk için önem taşıyor.

SpaceX, Tesla, Boring Company ve Neuralink’in sahibi olan Musk’ın hükümet verimliliği birimindeki (DOGE) görevi, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kazanması durumunda Kongre denetimine takılabilir.

The New York Times daha önce Musk’ı “tarihin en büyük Cumhuriyetçi bağışçısı” olarak nitelendirmişti.

Musk da ara seçimlerde partisinin adaylarına en az 100 milyon dolar harcayacağını açıklamıştı.

Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026’da yapılacak.

Seçmenler, 100 üyeli Senato’nun 35 koltuğunu ve 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını yenilemek üzere sandık başına gidecek, ayrıca 36 eyalette vali seçecek.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de birbiri ardına sahte seçim anketi itirafları

Yayınlanma

ABD’de Wedgewood Polls adlı araştırma kuruluşu, son bir yılda Michigan’dan Maine’e kadar birçok kritik seçim anketinde verileri uydurduğunu itiraf etti. Büyük medya kuruluşlarının ortalamalarına giren ve adayların yarıştan çekilmesine yol açan sahte anketler, sektörde yıl içindeki ikinci vaka olarak kayıtlara geçti.

ABD’de kamuoyu araştırması kuruluşu Wedgewood Polls, son bir yılda yayımladığı bir dizi ankette verileri uydurduğunu itiraf etti. Salı akşamı yapılan bu açıklamayla birlikte sektörde yıl içinde ikinci kez bir şirketin sahte veri ürettiği belgelendi.

Wedgewood tarafından üretilen anket sonuçları The Hill, The New York Times ve Decision Desk HQ (DDHQ) dahil olmak üzere çok sayıda medya kuruluşu tarafından haberleştirilmişti.

DDHQ ve diğer anket derleme platformları sahte sonuçları hızla ortalamalarından çıkardı ancak olay, kamuoyu güveniyle zaten sorun yaşayan sektördeki belirsizliği artırdı.

Anket derleme ve siyasi analiz platformu FiftyPlusOne’ın kurucusu G. Elliott Morris, yaşananları “Bu, anketçilik için yeni bir tehdit” sözleriyle değerlendirdi.

Morris, metodolojik açıdan kamuoyu araştırmalarının sürekli bir yenilik tarihi olduğunu belirterek artık anketleri tüketenlerin de yenilikçi yöntemler geliştirmek zorunda kalacağı bir döneme girildiğini söyledi.

Wedgewood, X platformundaki hesabından paylaştığı açıklamada, bu girişimin sahte bir anket şirketinin siyasi tartışmalarda derin bir denetim görmeden zemin kazanıp ciddiye alınıp alınamayacağını test etmek üzere kurgulanmış bir “deney” olduğunu öne sürdü.

Şirketin paylaşımında, “Wedgewood Polling hiçbir zaman bir seçimi etkileme veya kamuoyunu kalıcı olarak yanıltma amacı taşımadı; bu bir uyarı zili olarak tasarlandı” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, sektör emektarlarından oluşan küçük bir grubun yönettiği hayali bir yapının ana anket ortalamalarına girebilmesi ve büyük haber kuruluşlarınca alıntılanabilmesi durumunda verilerin doğrulanma, derlenme ve haberleştirilme standartlarının değişmesi gerektiği savunuldu.

Eleştirmenler ise Michigan’dan Maine’e kadar Senato yarışlarını kapsayan sahte verilerin siyasi sahada çok somut sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor.

Wedgewood’un haziran ayında Michigan Demokrat Parti ön seçimi için yayımladığı sahte ankette Abdul El-Sayed yüzde 46 ile önde gösterilirken Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens yüzde 39’da kalmıştı. Aynı araştırma, eyalet senatörü Mallory McMorrow’un yüzde 9 destek alarak yarışın tamamen gerisine düştüğünü öne süren ilk anketler arasındaydı.

McMorrow, kendisini geride gösteren birkaç anketin ardından adaylıktan çekilme kararı aldı.

McMorrow, yarıştan çekilmesi yönündeki baskıların artmasında ve bağış kaynaklarının kesilmesinde söz konusu anket sonucunun belirleyici bir etken olduğunu dile getirdi.

McMorrow’u destekleyen bağımsız harcama komitesini (Super PAC) yöneten Jennifer Holdsworth da X platformunda yaptığı paylaşımda, rakiplerin harcama üstünlüğü kurduğu kritik bir dönemde birçok bağışçının bu anketi gerekçe göstererek maddi desteği kestiğini aktardı.

Wedgewood’un ürettiği sahte anketlerin büyük bölümünün Demokrat adayları avantajlı gösterdiği görülüyor. Veriler meşru anket şirketlerinin bulgularından bütünüyle kopuk olmasa da Demokratların güçlü bir konumda olduğu yönündeki anlatıyı pekiştirdi.

Yayımlanan veriler arasında, Maine eyaletinde Demokrat Senato adayı Troy Jackson’ın Cumhuriyetçi Senatör Susan Collins’in 4 puan önünde yer aldığı iddiası bulunuyordu. Genel seçim anketinde ise El-Sayed, eski Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Mike Rogers karşısında 6 puan önde gösterilerek diğer şirketlerin bulgularının oldukça üzerinde bir fark yaratıldı.

Gerçek olması halinde şaşkınlık yaratacak bir diğer sahte veri Mississippi eyaletinden geldi; Demokratlar lehine genel bir dalga yaşansa dahi kazanılması imkansıza yakın görülen yarışta, Cumhuriyetçi Senatör Cindy Hyde-Smith’in Demokrat rakibi Scott Colom karşısında yalnızca 4 puan önde olduğu öne sürüldü.

Bu gelişme, yıl içinde geniş yankı uyandıran ilk sahte anket vakası değil. Ağustos ayında Median Strategies adlı bir başka sahte şirket, Wisconsin Demokrat Parti Senato ön seçimi ile Los Angeles belediye başkanlığı yarışı için yayımladığı iki anketin sahte olduğunu kabul etmişti.

The Guardian, söz konusu anketlerin kaynağının 21 yaşındaki üniversite mezunu Rahil Prakash olduğunu ortaya çıkarmış, Prakash da gazeteye bu sahte verileri sosyal bir deney çerçevesinde paylaştığını söylemişti.

Wedgewood’un arkasında gerçekte kimlerin yer aldığı ise henüz netlik kazanmadı.

The Hill’in Wedgewood yetkililerine ek açıklama için ulaşma girişimleri sonuçsuz kaldı. Şirketin X hesabında listelenen e-posta adresine gönderilen iletiler teslim edilemeyerek geri dönerken internet sitesinin de kapatıldığı görüldü; platformdaki X hesabı ise mesaj göndermek için özel bir kod talep ediyor.

Wedgewood itirafı kendisi yapmış olsa da bu adımın arkasında Morris’in yönettiği FiftyPlusOne platformunun yürüttüğü incelemenin yattığı anlaşılıyor. Morris ve FiftyPlusOne ekibi, yayımladıkları blog yazısında geçen hafta Wedgewood’un sahte veri ürettiğine işaret eden kanıtlarla birlikte anonim bir ihbar aldıklarını belirtti.

Ekip, kendi araştırmasını tamamlayıp Wedgewood’u ifşa eden bir dosya hazırladıktan sonra yorum almak üzere şirketle iletişime geçti. Blog paylaşımına göre Wedgewood bu temasın hemen ardından itiraf açıklamasını yayımladı ve FiftyPlusOne ekibine küfür içeren bir yanıt gönderdi.

Morris, The Hill’e yaptığı değerlendirmede, yaşananların doğru sonuçlar üretmek için çaba gösteren meşru anket şirketlerini zaten zorlayan güven erozyonunu daha da ağırlaştırdığını kaydetti.

İtiraf, anketlerin çoğunlukla Demokratların seçim günü büyük kazanımlar elde edeceğini gösterdiği ve Cumhuriyetçilerin kamuoyu araştırmalarına yönelik şüphelerini artırdığı bir süreçte geldi. Cumhuriyetçiler, anketlere güvenilemeyeceğini savunmak için Wedgewood’un itirafını gecikmeden kullandı.

Senato Cumhuriyetçilerinin kampanya biriminin ulusal basın sözcüsü Bernadette Breslin, konuya ilişkin açıklama yaptı. Breslin, “Sol eğilimli medya kuruluşları, bu sahte anketleri üreten Demokrat aparatlar kadar sahte anketlere alan açmaktan da sorumludur. Abdul El-Sayed ve Troy Jackson ön seçimlerde basını kandırmış olabilir ancak radikal ve vergi artıran gündemleri kasım ayında seçmenleri kandıramayacak” dedi.

ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC) Başkanı Brendan Carr ise X platformunda gazetecileri ve yayıncıları “temel gazetecilik etiğini gözetmeksizin bu anketleri yaymaktan veya ekrana taşımaktan” kaçınmaları konusunda uyardı.

Tümüyle sahte anketlerde belirgin bir artış yaşandığını kaydeden Carr, FCC’nin bu meseleleri ciddiyetle ele aldığını belirterek “Yayıncıların, federal lisans şartları uyarınca haberleri çarpıtması veya asılsız yayın kurgularını teşvik etmesi yasaktır” hatırlatmasını yaptı.

Morris ve diğer uzmanlar, bu tür olayların sahadaki tabloyu çarpıttığını, buna karşılık anketlerin ezici çoğunluğunun meşru verilerden oluştuğunu vurguladı. Uzmanlar, güvenilir olanla şüpheyle yaklaşılması gereken veriyi ayırt etmeye yarayan yöntemlerin mevcut olduğunu yineliyor.

Kamuoyu araştırmaları şirketi Verasight’ın kurucu ortağı ve icra kurulu başkanı Ben Leff, Amerikan Kamuoyu Araştırmaları Derneği’nin (AAPOR) süreçlerini belirli asgari kriterlere göre yürüten şirketler için akreditasyon standartları uyguladığını hatırlattı. Leff, bu standartların verilerin nasıl toplandığını açıklayan açık ve şeffaf bir metodoloji raporunu da zorunlu kıldığını vurguladı.

Leff, “Ruhsatı olmayan bir doktora ya da baroyu geçmemiş bir avukata gitmezsiniz; medya kuruluşları da anket şirketlerine aynı standardı uygulamalıdır” diyerek bir anketörün AAPOR sertifikasına sahip olup olmadığını denetlemenin iyi bir ilk adım olduğunu ifade etti.

Bununla birlikte, Wedgewood örneğinde görüldüğü gibi metodoloji raporunun da bütünüyle uydurulabileceği gerçeği zorluk yaratmayı sürdürüyor.

Anket derleme platformu VoteHub’ın veri bilimi yöneticisi Zachary Donnini, “Dürüst olacağım. Ne yazık ki belirli bir noktadan sonra her şeyi yakalamanız mümkün olmuyor” dedi. Donnini, herhangi bir kişinin aniden şirket itibarını hiçe sayıp sırf kötü niyetli mali gerekçelerle bile sahte anket yayımlamaya başlayabileceğini belirtti.

Donnini, güvenilirliklerini sorgulamak amacıyla daha önce Wedgewood ile doğrudan temas kurduğunu dile getirdi.

Donnini’nin aktardığına göre yapının tespitini güçleştiren temel unsur, Wedgewood ile bağlantılı görünen isimlerin daha önce meşru bir araştırma kuruluşu olan SoCal Strategies bünyesinde çalışmış olmasıydı.

Donnini, “Hiçbir yerden çıkıp gelen rastgele insanlar değildi; daha önce gerçekten meşru anketler yapmışlardı” değerlendirmesinde bulundu.

Leff, sahte anketlerin gerçek kamuoyu araştırma sektörüyle hiçbir bağı bulunmadığını anlatmanın hayati ama meşakkatli bir iş olduğunu belirtti.

Leff, “Haber kanalları insanların tükettiği içeriğin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor; bu nedenle kamuoyunun sosyal medyada ve internette çok dikkatli olması, anketlere atıf yapan içerikleri okurken bu kurumların meşru olup olmadığını mutlaka kontrol etmesi gerekecek” uyarısını yaptı.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD bankalarında yapay zeka paniği: Müşteri hesaplarına eriştiler

Yayınlanma

Axios’un haberine göre yapay zeka ajanları ABD’nin önde gelen bankalarında müşterilerin hesaplarına girerek kullanıcı onayı dışındaki işlemleri denedi. Morgan Stanley ve JPMorgan gibi finans devleri erişim engelleri getirirken Hazine ve Fed yetkilileri sistemik öneme sahip bankalarla acil güvenlik toplantısı yaptı.

ABD’nin en büyük bankalarında, yetkisiz yapay zeka ajanlarının müşterilerin hesaplarına erişim sağladığı olaylar tespit edildi.

Axios’un kaynaklarına dayandırdığı haberine göre bu yapay zeka ajanlarından bazıları, kullanıcı talimatlarında yer almayan adımları atmaya kalkıştı.

Bu tür ajanlardan kaynaklanan risklerle yüz yüze gelen kurumlar arasında Morgan Stanley, Bank of America, JPMorgan, Wells Fargo ve Citi gibi önde gelen bankalar yer alıyor.

Bazı vakalarda yapay zeka yazılımları, kullanıcı adı ve parolalarını kullanarak müşteri hesaplarına doğrudan kullanıcıların onayıyla girdi.

Buna karşılık çoğu bankanın güvenlik kuralları, kullanıcıların hesaplarına bizzat giriş yapmasını zorunlu kılıyor.

Axios’un aktardığına göre diğer bazı örneklerde ise müşteriler adına görev yürütmek üzere tasarlanan yapay zeka ajanları, doğrudan bankaların çağrı merkezleriyle irtibat kurdu veya kullanıcıdan herhangi bir talimat almaksızın bağımsız adımlar atmaya çalıştı.

Banka yöneticileri, kimlik bilgilerine erişimi olan bu tür yazılımların yetkisiz biçimde alışveriş yapmasından ya da para transferi gerçekleştirmesinden endişe duyuyor.

Söz konusu risklerin ardından bankalar, üçüncü taraf yapay zeka ajanlarının platformlarına erişimini kısıtlama yoluna gidiyor. Morgan Stanley bu tür yazılımları engellemeye başlarken JPMorgan, Bank of America ve Citi de benzer kısıtlamalar getiriyor.

Bankalar aynı zamanda yapay zeka ajanlarına yalnızca okuma yetkisi veren, işlem yapma olanağını ise tamamen kapatan bir finansal erişim modeli sunmayı değerlendiriyor.

Axios’a konuşan kaynaklar, bir ajanın kullanıcının talimatıyla mı hareket ettiğini yoksa hesaba tamamen kendi inisiyatifiyle mi eriştiğini tespit etmenin bankalar açısından son derece güç olduğuna dikkat çekiyor.

Düzenleyiciler sistemik risk taşıyan bankalarla acil gündemle toplandı

Bloomberg ve Financial Times’ın kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Anthropic şirketinin geliştirdiği yeni yapay zeka modelinin yaratabileceği siber tehdit endişeleri nedeniyle nisan ayında ülkenin en büyük bankalarının tepe yöneticileriyle olağanüstü bir toplantı yaptı.

Görüşmeye ilişkin bilgi veren kaynaklar, ABD’li yetkililerin Claude Mythos modeliyle bağlantılı riskler konusunda bankaların farkındalığını ölçmek ve sistemlerini korumak için aldıkları önlemleri denetlemek istediğini belirtti.

Toplantıda Citigroup Inc., Bank of America Corp., Wells Fargo & Co., Goldman Sachs Group Inc. ve Morgan Stanley’nin üst düzey yöneticileri hazır bulundu.

Kısa sürede organize edilen bu zirve, denetleyici kurumların söz konusu yeni nesil siber saldırı tipini finans sektörü için en büyük tehditlerden biri olarak gördüğüne işaret etti.

Masada temsil edilen bankaların tamamı, küresel finans yapısı içinde sistemik öneme sahip kuruluşlar sınıfında yer alıyor.

Axios, aralarında Anthropic ve OpenAI’ın da yer aldığı öncü yapay zeka şirketlerinin önümüzdeki 6 ila 12 aylık süreçte yapay zeka kaynaklı “yıkıcı bir olay” yaşanabileceği yönünde endişeler taşıdığını aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English