Ortadoğu
WSJ’nin iddiası: Trump, İran’a saldırı planını onayladı

The Wall Street Journal’ın haberine göre, ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ı nükleer programından vazgeçmeye zorlamak amacıyla İran’a yönelik bir saldırı planını özel olarak onayladı. Trump nihai emri henüz vermezken, İran lideri Hamaney olası bir müdahalenin ABD için ‘telafisi imkansız hasarla’ sonuçlanacağı uyarısında bulundu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, Tahran yönetimini nükleer programından vazgeçmeye zorlamak amacıyla İran’a yönelik bir saldırı planını özel olarak onayladığı öne sürüldü.
The Wall Street Journal‘ın (WSJ) konuya aşina üç kaynağa dayandırdığı haberine göre Trump, ABD’nin bir savaşa sürüklenme riskinin İran’ı nükleer silah konusundaki talepleri yerine getirmeye zorlayacağını umuyor.
Ancak Trump’ın, Tahran’ın nükleer programından vazgeçmesi ihtimaline karşı saldırı için nihai emri henüz vermediği belirtildi.
‘Nihai kararı son saniyede alırım’
Beyaz Saray Durum Odası’nda askeri komuta kademesiyle yaptığı görüşmenin ardından gazetecilere konuşan Trump, askeri bir çözümü dışlamadığını belirtti.
Trump, “Nihai kararı, verilmesi gereken andan bir saniye önce almayı seviyorum çünkü her şey değişir, özellikle de savaş sırasında,” dedi.
Trump sözlerine şöyle devam etti:
“Ben de müdahale etmek istemiyorum ama 20 yıldır, belki de daha uzun süredir İran’ın nükleer silahı olamayacağını söylüyorum. Bunu uzun zamandır söylüyorum ve bence onu elde etmelerine birkaç hafta kalmıştı.”
ABD Başkanı’nın geçtiğimiz günlerde İran’dan koşulsuz teslimiyet talep ettiği de biliniyor.
Hamaney’den ‘telafisi imkansız hasar’ uyarısı
İran’ın dini lideri Ali Hamaney ise dün olası bir askeri müdahaleye sert tepki gösterdi. Hamaney, “ABD’nin herhangi bir askeri müdahalesi, şüphesiz onlar için telafisi imkansız bir hasarla sonuçlanacaktır,” ifadeleriyle tehditte bulundu.
Tahran’ın kimsenin “diktasına” boyun eğmeyeceğini vurgulayan Hamaney, hem “dayatılan savaşa” hem de “dayatılan barışa” kararlılıkla karşı koyacaklarını söyledi.
Avrupa ile nükleer müzakereler planlanıyor
Öte yandan, Reuters‘ın edindiği bilgiye göre, 20 Haziran’da İran ile Fransa, İngiltere ve Almanya arasında nükleer müzakereler yapılması planlanıyor.
Avrupalı ülkelerin bu görüşmede, İran’dan atom enerjisinin sadece barışçıl amaçlarla kullanılacağına dair kesin garantiler isteyeceği belirtildi.
Ortadoğu
Le Pen, Alman usulü “borç tavanı” ile yatırımcıları rahatlatacak

Marine Le Pen, Fransa’nın kamu maliyesini yeniden rayına oturtacağını söylediği bir bütçe kuralına ilişkin planlarını açıkladı.
Reuters’a göre Le Pen bu adımla, mali güvenilirliği konusundaki yatırımcı endişelerini hafifletmeyi amaçlıyor.
Ulusal Birlik’in (RN) tarihsel lideri, 18 Nisan-2 Mayıs tarihleri arasında yapılacak seçimin her iki turunda da anketlerde önde gidiyor.
Fakat yatırımcılar, gelecek yıl cumhurbaşkanlığını kazanan kişinin bütçe açığını kontrol altına alabileceğinden şüphe duydukları için Fransız varlıklarına yönelik pozisyonlarını azalttılar.
Yatırımcıların, Fransız 10 yıllık tahvillerini Alman muadillerine kıyasla elde tutmak için talep ettikleri prim, hükümetin 2027 yılı bütçe tasarısının pek bir rahatlama sağlamaması üzerine cuma günü 150 baz puanın üzerine çıkarak 2011 sonundan bu yana en yüksek seviyesine ulaştı.
Fransız L’Opinion gazetesinde bir yazı kaleme alan Le Pen, önerdiği “altın kural”ın referanduma sunulacağını ve bu kuralın, Almanya’daki borç freni mekanizmasına benzer şekilde, çok sınırlı istisnalar dışında milletvekillerini yıllık bütçe yasalarında bağlayıcı hale getireceğini belirtti.
Bu kural, bütçe açığının her yıl gayri safi yurtiçi hasılanın en az yarım puan oranında azalmasını gerektirecek.
Le Pen, bunun sayesinde bütçe açığının bu yılki %5,4 seviyesinden, bir sonraki cumhurbaşkanlığı döneminin sona ereceği 2032 yılında %2,9’a düşeceğini savundu.
Şu anda GSYİH’nin %119’u seviyesinde olan borç oranı %60’a ulaşana kadar bu oran düşmeye devam edecek ve denge seviyesine yakın kalacak.
Le Pen, referandumun ne zaman yapılabileceğine veya hükümetin bu düzeyde kesintileri nasıl gerçekleştireceğine dair ayrıntılara girmedi.
Fakat Fransız siyasetçi, özetlediği rakamları “asgari” olarak nitelendirdi ve salı günü (6 Ekim) açıklanacak mali programının harcamaları daha da hızlı bir şekilde azaltacağını belirtti.
Beş yıl içinde 125 milyar avro tutarında tasarruf gerçekleştirme taahhüdünü yineledi ve bunun vergi indirimlerinden arındırılmış bir rakam olacağını söyledi.
Le Pen, ne büyümenin ne de vergi artışlarının mali durumu düzeltebileceğini savundu.
Milletvekillerinin daha büyük bir bütçe açığına ancak beşte üç çoğunlukla izin verebileceğini belirten Le Pen, arka arkaya ikinci bir istisna için ise referandum gerekeceğini ekledi.
Yüksek Kamu Maliyesi Konseyi’nin yıllık bütçe açığı tavanının dayandığı varsayımları onaylayacağını ve Anayasa Konseyi’nin “samimiyetsiz” bütçeleri reddedeceğini de sözlerine ekledi.
Fransa’da hükümet, geçen perşembe günü 2027 bütçe tasarısını sundu.
Bu tasarı, bütçe açığını azaltabilecek ve gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde giderek tedirginleşen tahvil yatırımcılarını yatıştırabilecek ama halk arasında pek hoş karşılanmayan kemer sıkma önlemlerinin yürürlüğe girmesini amaçlıyor.
Bütçe sıkılaştırması, kamu sektörü maaşlarının ve en düşük emekli maaşları hariç tüm emekli maaşlarının dondurulması, yerel yönetim bütçelerine getirilen kısıtlamalar, sağlık harcamaları ve işverenlerin bordro katkı paylarına ilişkin vergi indirimlerinin azaltılması yoluyla gerçekleştirilecek.
Bu önlemler, hanehalkları ve işletmelere yönelik geniş kapsamlı bir vergi artışından kaçınırken, son iki yıldır Fransa’nın en büyük şirketlerine uygulanan olağanüstü ek vergi ise %30 oranında azaltılacak.
Maliye Bakanı Roland Lescure gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu bütçe, önemli bir çaba sayesinde mali konsolidasyon yoluna geri dönmemizi sağlıyor,” dedi ve tasarrufların toplam 54 milyar avro değerinde olduğunu, bunun 43 milyar avrosunun 2027 yılında yeni tasarruflar olacağını ekledi.
Fransa’nın referans niteliğindeki 10 yıllık borçlanma maliyetleri perşembe günü %4,96’ya yükseldi.
Bu, Temmuz 2002’den bu yana görülen en yüksek seviye olup %5’e yakın bir rakam.
Yatırımcılar, hükümetin bütçe açığını kontrol altına alma kabiliyetini sorgularken, seçimler öncesinde yaşanan siyasi belirsizlikten endişe duyuyorlar.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Diplomasi7 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi2 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Asya1 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Rusya2 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri









