Görüş
Yalanların üzerini boyamak: Gazze’nin direniş renklerine karşı Washington’ın aldatmaca sahnesi
Ahmed Moustafa, Mısır Asya Çalışmaları ve Çeviri Merkezi Kurucusu ve Direktörü
Han Yunus’un moloz yığınlarıyla dolu dar sokaklarında, Muhammed Şbir adındaki Filistinli genç, ellerinde silah yerine fırça tutan çocuklara öncülük ederek gri yıkımı başkaldıran renklerin koridorlarına dönüştürüyor. Beş bin kilometre ötedeki Washington’ın mermer salonlarında ise çok farklı bir oyun sahneleniyor; Axios gibi yayın organları, İsrail’in yükümlülüklerini gizlemek ve diplomasiyi rayından çıkarmak amacıyla İran tehdidi anlatılarının koreografisini yapıyor. Bu iki ayrı sahadaki eylemler, yani Gazzeli gençlerin sahici direnişi ile Washington’daki propagandacıların ürettiği suni krizler, Amerikan dış politikasının yüzleştiği o keskin yol ayrımını gözler önüne seriyor: Ya teslim olmayı reddedenlerin direncine saygı duyulacak ya da barış yapmayı reddedenlerin manipülasyonlarına boyun eğilecek.
Renkli Sokak Girişimi, Muhammed Şbir ve komşularının 900 günlük kuşatmaya çaresizlikle değil, boya kovalarıyla karşı durduğu Şbir Mahallesi’nde başladı. Batı kampındaki Muhammed Ebu Mustafa gibi gönüllülerle omuz omuza çalışan bu Filistinli gençler, parçalanmış duvarlardaki isleri temizlediler ve mahallelerinin iskelete dönmüş kalıntılarına Kudüs’teki Kubbetü’üs-Sahra’nın ve Ramazan fenerlerinin duvar resimlerini çizdiler. Bombardıman ve yerinden edilmenin travmasını yaşayan çocuklar için bu dar sokaklar, çocukluklarını savaşın pençesinden söküp alabilecekleri psikolojik birer sığınağa dönüştü. Mahalle sakinlerinin de aktardığına göre, daha önce içine kapanık ve telefon ekranlarına mahkûm olan çocuklar, akşam namazlarının ardından sosyal bağları canlandıran toplumsal buluşmaların aktif katılımcıları haline geldiler.
Bu girişim, Gazze’nin köklü direniş geleneğinin bir parçasını oluşturuyor. Girişim, Ebu Abdullah es-Saidi’nin 2014 savaşının ardından toplumsal travmayı renklerle iyileştirmek amacıyla Gazze Şehri’nin Zeytun mahallesinde başlattığı “Renkli Mahalle” projesinin yankılarını taşıyor. Ancak Şbir’in çabası çok daha büyük bir anlam ifade ediyor; zira bu direniş, tarihteki ulusal teslimiyet örneklerinden daha uzun süren aktif bir kuşatmanın ortasında filizleniyor. Devasa askeri kaynaklara sahip büyük bir Avrupa gücü olan Fransa, 1940 yılındaki Nazi işgaline 45 gün içinde teslim olmuştu. Abluka ve bombardıman altındaki Gazze ise 900 günü aşkın süredir boyun eğmeden direniyor. Bu karşılaştırma yalnızca bir söz sanatından ibaret değil; Filistin direnişinin, gücünü devlet aygıtından değil, halkın yok edilmeyi reddetmesinden alan varoluşsal doğasına ışık tutuyor.
Gazze’deki Ramazan hazırlıkları bu sarsılmaz ruhun en somut örneğini oluşturuyor. Hayatını kaybeden 72 bini aşkın ve yaralanan 200 bin kişiye rağmen aileler, eski yardım tenekelerinden fenerler yapıyor ve yıkıntıların arasında kurulan ortak iftar sofralarında buluşuyor. Bu eylemler, neşenin, inancın ve toplumsal dayanışmanın bombalanarak yok edilemeyeceğini kanıtlıyor. Muhammed Şbir’in boyadığı o dar sokaklar, rengin bizzat direnişe dönüştüğü; yıkımın ortasında Ramazan’a hazırlanmanın, Filistinlilerin hayatını yalnızca hayatta kalma mücadelesine indirgemek isteyenlere karşı kazanılmış bir zafer olduğu felsefesini temsil ediyor.
Ne var ki Gazzeli gençler yıkılan duvarlara umudu resmederken, Washington’ın medya aygıtı da diplomatik tuvale aldatmacayı çiziyor. Cenevre’deki ikinci turun ardından ABD-İran görüşmeleri ilerlerken tanıdık bir tablo ortaya çıkıyor: Tahran’a yönelik suçlamalar tam da bir dönüm noktasına yaklaşıldığında tırmanışa geçiyor ve böylece dikkatler İsrail’in 9 Ekim 2025’te imzalanan Şarm eş-Şeyh Anlaşması’na uymamasından başka yöne çekiliyor.
Washington merkezli Axios platformu, İsrailli şahinlerin çıkarlarına hizmet eden anlatıları büyütme konusunda endişe verici bir istikrar sergiliyor. Platformun şubat ayındaki haberleri, Trump’ın İran’a yönelik “azami baskı” politikasına olan bağlılığını ve Netanyahu’nun İran’ın nükleer altyapısının tamamen sökülmesi yönündeki taleplerini öne çıkardı; ki bunlar diplomasiyi ilerletmekten ziyade önünü tıkamak için tasarlanmış pozisyonlardı. Bu tür bir habercilik Amerikan politikasını bilgilendirmiyor; aksine, müzakerecileri daha görüşmeler başlamadan çatışmacı tutumlara hapsederek onu kısıtlıyor. Bu eşgüdümün doğrudan operasyonel bağlardan mı yoksa ideolojik hizalanmadan mı kaynaklandığı, yarattığı etkinin, yani barışın üretilmiş krizler yoluyla sabote edilmesinin yanında pek önem taşımıyor.
Bu medya stratejisi Netanyahu’nun siyasi bekasına hizmet ediyor. Şarm eş-Şeyh Anlaşması üç aşamalı bir yol haritası belirlemişti: Birinci Aşama ateşkes ve rehine takasını sağladı; 14 Ocak 2026’da başlayan İkinci Aşama İsrail’in geri çekilmesini, tünellerin imhasını ve yönetim geçişini şart koştu; Üçüncü Aşama ise yeniden inşa sürecini ve “Barış Kurulu” çerçevesini vadetti. Ancak Netanyahu bu yükümlülükleri isteğe bağlı birer seçenek gibi görüyor; ocak ayından bu yana Trump ile gerçekleştirdiği yedinci görüşme, Gazze’deki mutabakata uyulmasına değil, İran ile tansiyonun yükseltilmesine denk geliyor. Tahminen 500 kilometreyi bulan tünellerin bir kısmı hâlâ yerinde duruyor; yönetim geçişi duraksıyor; çadırlarda yaşamaya devam eden aileler için yeniden inşa süreci ise bir serap olmaktan öteye gidemiyor.
Tarihsel ironi, yaşanan trajediyi daha da derinleştiriyor. Gazze’nin 900 günlük direnişi Fransa’nın İkinci Dünya Savaşı’ndaki 45 günlük teslimiyetini geride bırakırken, Netanyahu çatışmaları süresiz olarak uzatmak için Amerikan dış politikasını manipüle ediyor. Filistinlilerin bu direncini sahici bir barış inşasıyla onurlandırmak yerine, uçak gemileri Basra Körfezi’ne doğru yol alırken İran’ın balistik füze programını vurma tehditleri savuruyor; böylece savaşı bitirmekten kaçınmak için cepheyi genişletiyor.
Üretilen bu suni kriz Gazzeli çocuklara iki kez ihanet ediyor: Önce bombardımanla, ardından da diplomatik terk edilmişlikle. Renkli Sokak girişimi bize gerçek direnişin neye benzediğini hatırlatıyor; Washington’daki şahinlerin teatral “azami baskı”sına değil, her şeye rağmen yıkımın üzerine güzelliği resmeden ve Ramazan’ı kutlamakta ısrar eden gençlerin o sessiz kararlılığına. Muhammed Şbir ve komşularının Amerikan uçak gemilerine değil, Amerikan dürüstlüğüne ihtiyacı var.
Trump yönetimi belirleyici tercihiyle karşı karşıya: Ya dengeli bir diplomasi aracılığıyla sahici bir barışın peşinden gidecek ya da medyanın ürettiği krizlerin politikayı dikte etmesine izin verecek. İkinci tur ABD-İran görüşmeleri bir dönüm noktası için fırsat sunuyor, ancak bu sadece Washington’ın habercilik kılığına girmiş manipülasyonu fark etmesiyle mümkün. Netanyahu’nun Şarm eş-Şeyh Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerinin, dikkat dağıtma yoluyla ertelenmesi değil, derhal uygulanması gerekiyor.
İleriye giden yol, Gazze’nin boyalı sokaklarının halihazırda sahip olduğu o berraklığı gerektiriyor. Politikanın yerini alan medya kampanyalarına artık son verilmeli. İsrail’in yükümlülükleri üretilmiş acil durumlar bahanesiyle daha fazla ertelenmemeli. Han Yunus’ta fenerler asan çocuklar, diplomatik bir teferruata indirgenmeyi değil, evlerinin yeniden inşa edilmesini hak ediyor. Onların canlı, boyun eğmeyen ve sahici renkleri; savaşı barış, teslimiyeti ise güç gibi resmetmeye çalışanların gri yalanlarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
