Bizi Takip Edin

Amerika

Yapay zeka şirketleri kitapları satın alıp yok ediyor

Yayınlanma

Yapay zeka şirketlerinin dil modellerini eğitmek için Avrupa’dan toplu aldıkları binlerce nadir kitabı taradıktan sonra imha ettikleri bildirildi. Basına yansıyan haberlere göre Kanada merkezli Zoom Books üzerinden toplanan eserler, Kuzey Amerika’da yüksek hızla dijitalleştirilip geri dönüşüme gönderiliyor. Yazarlar ve yayıncı birlikleri rıza dışı telif kullanımına karşı yasal mücadeleyi genişletiyor.

Yapay zeka araçlarının geliştirilmesi amacıyla yürütülen veri toplama faaliyetleri, kültürel mirasın korunması ve telif hakları ekseninde yeni tartışmaları beraberinde getirdi.

Avrupa’daki antikacılardan ve sahaflardan yapay zeka eğitim modelleri için toplu halde satın alınan binlerce nadir kitabın, dijitalleştirildikten sonra fiziksel olarak imha edildiği tespit edildi.

ABD, Almanya ve İsviçre medyasında yer alan bilgilere göre, bu yılın ilkbaharından itibaren Avrupa’daki sahaf ve antikacılar olağan dışı büyüklükte siparişler almaya başladı.

Kanada’da kayıtlı “Zoom Books” adlı şirket üzerinden gelen siparişlerin, ağırlıklı olarak 1970’li yıllarda yayımlanan akademik ve mesleki literatürü kapsadığı, edebi eserlere ise daha az ilgi gösterildiği kaydedildi. Satıcı başına onlarca, hatta yüzlerce kitap satın alındığı belirtildi.

Söz konusu kitaplar öncelikle Almanya’daki geçici depolara teslim ediliyor, ardından Kanada ve ABD’ye naklediliyor. Washington Post gazetesinin aktardığı bilgilere göre, bu eserlerin büyük kısmı “yıkıcı tarama” (destructive scanning) adı verilen işlemden geçiyor.

Bu yöntem kapsamında kitapların ciltleri sökülüyor, sayfaları yüksek hızla dijital ortama aktarılıyor ve ardından fiziksel kopya kalıcı olarak imha edilerek geri dönüşüme gönderiliyor.

Milyonlarca dolarlık “Panama Projesi”

Aynı gazete, “Claude” adlı yapay zeka sisteminin yaratıcısı olan Anthropic firmasının, “Project Panama” (Panama Projesi) kapsamında milyonlarca basılı kitabın satın alınması ve işlenmesi için on milyonlarca dolar harcadığını yazdı.

Ortaya çıkan belgeler, projenin yürütülmesinde, daha önce “Google Books” projesinde görev yapmış ve kitlesel dijitalleştirme konusunda tecrübe edinmiş uzmanların istihdam edildiğini gösteriyor.

İddiaların odağındaki Kanada merkezli Zoom Books şirketi, dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi ve imha edilmesi süreçlerine dahil olduğunu resmi açıklamayla reddetti.

Diğer yandan Avrupa’daki bazı yayıncı birlikleri, yapay zeka sistemlerinin eğitiminde yazar eserlerinin kullanımına yönelik daha net ve bağlayıcı kuralların getirilmesini talep ediyor.

Silikon Vadisi, AI eğitimi için milyonlarca kitabı tarıyor

Yazarlardan “Bu Kitabı Çalma” protestosu

Yapay zeka şirketlerinin eserlerini izinsiz ve ücretsiz kullanmasına tepki gösteren binlerce yazar, protesto amacıyla “Don’t steal this book” (Bu Kitabı Çalma) isimli boş kitap yayımladı.

İçinde hiçbir metin barındırmayan, yalnızca katılan yazarların isim listesinin yer aldığı projeye Nobel ödüllü Kazuo Ishiguro, Philippa Gregory ve Richard Osman gibi isimler destek verdi.

Bu eylem, İngiliz hükümetinin telif hakkı yasasında yapmayı planladığı değişikliklerin ekonomik maliyet tahminlerini sunmasından bir hafta önce gerçekleştirildi.

Boş kitabın arka kapağında, hükümete yapay zeka şirketlerinin yazarların izni olmaksızın eserleri kullanmasını yasallaştırmama çağrısı yapıldı.

Londra’daki tartışmalar, hükümetin şirketlere telif hakkıyla korunan eserleri, hak sahipleri açıkça muafiyet talep etmedikçe kullanma izni verme önerisiyle daha da alevlendi.

Sanat dünyasından şarkıcı Elton John ve aktris Julianne Moore gibi isimler telif yasalarının esnetilmesi girişimine sert eleştiriler yöneltti.

Gelen yoğun tepkilerin ardından İngiliz hükümeti, 18 Mart tarihinde yapay zeka şirketlerine telifli eserleri izinsiz kullanma yetkisi veren planından vazgeçtiğini duyurdu.

Lordlar Kamarası’nda bu yasa tasarılarına karşı muhalefete liderlik eden milletvekili Beeban Kidron, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Sanatçıların eserlerinin yapay zeka şirketleri tarafından nasıl ve nerede kullanıldığını görmelerinin ve hak ettikleri karşılığı almalarının önünde siyasi iradeden başka hiçbir engel yoktur” ifadesini kullandı.

Mahkemeler teknoloji tekellerinin safında

Telif tartışmaları dijital platformlarda da sürüyor. Amazon, Aralık 2025’te Kindle e-kitap okuyucularına okurların kitapla “konuşmasını” sağlayan yapay zeka tabanlı özellik ekledi.

Çok sayıda yazar, yapay zeka modellerinin telifli içeriklerle izinsiz ve ücretsiz eğitildiği endişesiyle bu özelliğe karşı çıktı. Amazon ise kitap içeriklerinin temel modeli eğitmek için kullanılmadığını, bu aracın sadece Kindle bünyesindeki arama işlevinin bir uzantısı olduğunu savundu.

Yasal boyutta ise yapay zeka şirketleri şimdiye dek önemli kazanımlar elde etti. Haziran 2025’te yazarların Anthropic firmasına karşı açtığı toplu telif hakkı ihlali davasında ABD’li yargıç William Alsup, telifli eserlerin yapay zeka eğitiminde kullanılmasının “adil kullanım” (fair use) doktrini kapsamına girdiğine hükmetti.

Meta ve Stability AI şirketlerine karşı açılan benzer davalarda da mahkemeler genel olarak teknoloji şirketlerinin lehine kararlar verdi.

Buna karşın, The New York Times gibi medya kuruluşları ve yazarların OpenAI firmasına karşı açtığı davalar dahil olmak üzere bazı süreçler devam ediyor.

Mahkeme, delil toplama sürecinde OpenAI firmasının savcılarla 20 milyon sohbet günlüğünü paylaşmasına karar verdi.

OpenAI ise davanın temelsiz olduğunu savunarak, kamuya açık bilgilerin kullanılmasının adil kullanım sınırları içinde yer aldığını öne sürüyor.

Zoom Books şirketi de dil modelleri geliştirmek amacıyla kitapların dijitalleştirilmesi süreçlerine katıldığı iddialarını resmi açıklamayla reddetmeyi sürdürüyor.

“Yapay zeka kitap dünyasını öğütüyor”

Berlin Humboldt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Jannis Lennartz, hukuk portalı Verfassungsblog’da yayımlanan “Yapay Zeka Kitap Dünyasını Öğütüyor” başlıklı analizinde, yapay zeka devlerinin dijital verileri neredeyse tamamen tükettiğini, bu nedenle fiziksel kitapların artık sektör için “son sınır” haline geldiğini vurguladı.

Şirketlerin Libgen veya Anna’s Archive gibi şüpheli platformlardan veri sağlama yöntemlerinin ardından gözünü kütüphanelere diktiğini belirten Lennartz, bu agresif veri arayışının arkasındaki yasal boşlukları ortaya koydu.

Lennartz’ın analizine göre, ABD hukukundaki esnek “adil kullanım” doktrini, geçmişte Google’ın 40 milyon kitabı izinsiz taramasını yasal kabul etmişti.

Günümüzde de Meta ve Anthropic gibi şirketler benzer davalardan bu doktrin sayesinde sıyrılıyor. Ancak Avrupa Birliği (AB) telif hukuku yapay zeka eğitimi konusunda çok daha katı sınırlar çiziyor.

Lennartz, eski kitaplarda bu yasal hakkın fiilen kullanılamadığına dikkat çekiyor. Kapanan yayınevleri ve hayatını kaybeden yazarlar nedeniyle sahipsiz kalan eski eserler, yapay zeka şirketleri için adeta korumasız hedef haline geliyor.

Asıl sorunun ABD’li şirketlerin bu kitapları satın alması değil, Avrupa’nın kitaba olan ilgisini kaybetmesi olduğunu savunan akademisyen, okuma oranlarındaki dramatik düşüşe ve siyasetçilerin yapay zekaya metin yazdırmasına dikkat çekiyor.

Lennartz, Avrupalıların kitap okumayı artık “Amerikan makinelerine bıraktığını” ifade ediyor.

Amerika

Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

Yayınlanma

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.

ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.

Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.

Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.

Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.

Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.

ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.

Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.

The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.

Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.

Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English