Amerika
Silikon Vadisi, AI eğitimi için milyonlarca kitabı tarıyor

2024 yılının başlarında, yapay zeka (AI) girişimi Anthropic, gizli tutmaya çalıştıkları bir proje ile, “dünyadaki tüm kitapları yıkıcı bir şekilde tarama” faaliyetine başladı.
Washington Post’un elde ettiği dava dosyalarına göre, şirket yaklaşık bir yıl içinde milyonlarca kitabı satın almak ve sırtlarını kesmek için on milyonlarca dolar harcadı.
Ardından, sayfalarını tarayarak, popüler sohbet robotu Claude gibi ürünlerin arkasındaki AI modellerine daha fazla bilgi aktardı.
Daha önce bildirilmemiş olan “Panama Projesi”nin ayrıntıları, yatırımcılar tarafından 183 milyar dolar değerinde olan Anthropic’e karşı kitap yazarları tarafından açılan telif hakkı davasında 4.000 sayfadan fazla belgede ortaya çıktı.
Şirket, Ağustos ayında davayı çözmek için 1,5 milyar dolar ödemeyi kabul etti, fakat geçen hafta bir bölge yargıcının davayla ilgili bir dizi belgenin gizliliğini kaldırma kararı, Anthropic’in kitapları ne kadar hevesle takip ettiğini daha net bir şekilde ortaya koydu.
Yeni belgeler, AI şirketlerine karşı açılan diğer telif hakkı davalarında daha önce sunulan belgelerle birlikte, Anthropic, Meta, Google ve OpenAI gibi teknoloji şirketlerinin yazılımlarını “eğitmek” için devasa veri hazinelerini elde etmek için ne kadar uğraştıklarını gösteriyor.
Anthropic davası, yazarlar, sanatçılar, fotoğrafçılar ve haber kuruluşları tarafından AI şirketlerine karşı açılan bir dizi davanın bir parçasıydı.
Davalarda sunulan belgeler, önde gelen teknoloji şirketlerinin insanlığın topladığı eserleri elde etmek için çılgınca, bazen gizli bir yarış içinde olduklarını gösteriyor.
Mahkeme kayıtları, şirketlerin kitapları çok önemli bir ödül olarak gördüklerini ortaya koyuyor. Ocak 2023 tarihli bir belgede, Anthropic’in kurucularından biri, AI modellerini kitaplarla eğitmenin onlara “düşük kaliteli internet dilini” taklit etmek yerine “iyi yazmayı” öğretebileceğini öne sürüyor.
Meta’nın 2024 tarihli bir e-postasında, dijital kitap hazinesine erişimin, AI rakipleriyle rekabet edebilmek için “gerekli” olduğu belirtiliyor.
Gelgelelim mahkeme kayıtları, şirketlerin yayıncıların ve yazarların eserlerini kullanmak için doğrudan izin almanın pratik olmadığını düşündüklerini gösteriyor. Bunun yerine, Anthropic, Meta ve diğer şirketler, yazarların bilgisi olmadan kitapları toplu olarak elde etmenin yollarını buldular.
Mahkeme kayıtlarına göre, bu yollar arasında korsan kopyaları indirmek de vardı.
Anthropic, fiziksel kitapları satın almak ve taramak için Panama Projesi operasyonuna başladığında, Silikon Vadisinin deneyimli bir ismine başvurdu.
Şirket, yirmi yıl önce arama devi Google’ın ünlü fakat yasal olarak tartışmalı Google Books projesinin oluşturulmasına yardımcı olan Google yöneticisi Tom Turvey’i işe aldı.
Anthropic, başlangıçta kütüphanelerden veya New York City’nin simgesi olan Strand gibi ikinci el kitapçılardan kitap satın almayı düşündü.
Strand, “18 mil” uzunluğundaki yeni ve ikinci el kitaplarıyla tanınıyor.
Mart 2024’te Anthropic’in içerik satın alma toplantısını detaylandıran bir belgeye göre, mağaza “ikinci el kitaplar sağlamaya ilgi duyuyordu.”
Belgelere göre, Anthropic çalışanları ayrıca New York Halk Kütüphanesi veya “kronik olarak yetersiz fonlanan yeni bir kütüphane” dahil olmak üzere ABD kütüphanelerine yaklaşmayı da tartıştı.
Anthropic’in bu önerilerden hangisini uyguladığı, varsa bile, belli değil. E-posta yoluyla ulaşılan Strand’ın bir sözcüsü, kitapçının Anthropic’e herhangi bir kitap satmadığını söyledi.
Belgelere göre, Anthropic sonunda milyonlarca kitabı, genellikle on binlerce kitaplık gruplar halinde satın aldı. İkinci el kitap perakendecileri Better World Books ve İngiltere merkezli World of Books gibi kitap satıcılarına güvendi.
Taranan kitapların nihai sayısı ve maliyeti belgelerde gizlenmiş ama Anthropic ile çalışan bir tedarikçinin proje teklifinde, AI şirketinin “altı aylık bir süre içinde 500.000 ila iki milyon kitabı dönüştürmek için deneyimli bir belge tarama hizmeti tedarikçisi aradığı” belirtiliyor.
Belgede, tarama şirketinin “hidrolik tahrikli kesme makinesi”nin kitapları “düzgün bir şekilde keseceği” ve sayfaların daha sonra “yüksek hızda, yüksek kaliteli, üretim seviyesi tarayıcılarda taranacağı” açıklanıyor.
Son olarak, tarama şirketinin “geri dönüşüm şirketiyle tamamlanan kitapları almak için bir program yapacağı” belirtiliyor.
Meta çalışanları, iç mesajlarda, milyonlarca kitabı izinsiz olarak indirmek telif hakkı yasasını ihlal edeceği konusunda defalarca endişelerini dile getirdiler.
Aralık 2023’te, kitap yazarlarının şirket aleyhine açtığı telif hakkı davasında sunulan belgelere göre, iç bir e-postada, bu uygulamanın “MZ’ye iletildikten” sonra onaylandığı belirtildi. MZ, CEO Mark Zuckerberg’e atıfta bulunuyor gibi görünüyor.
Yeni yayınlanan bir yasal dosyada Anthropic, kurucu ortak Ben Mann’ın 2021 yılının Haziran ayında 11 gün boyunca “LibGen” olarak bilinen, kitapların ve diğer telif hakkı ihlali içeren içeriklerin bulunduğu bir “gölge kütüphane”den kurgu ve kurgu dışı kitapları kişisel olarak indirdiğini açıkladı.
Dosyalarda yer alan web tarayıcısının ekran görüntüsü, Mann’ın dosya paylaşım yazılımı ile dosya indirdiğini gösteriyordu.
Bir yıl sonra Mann, Temmuz 2022’de Pirate Library Mirror adlı yeni bir web sitesinin açılışını selamladı. Bu site, devasa bir kitap veritabanına sahip olduğunu iddia ediyor ve “çoğu ülkede telif hakkı yasasını kasıtlı olarak ihlal ediyoruz” diyordu.
Mann, diğer Anthropic çalışanlarına siteye bir bağlantı göndererek “tam zamanında!!!” mesajını ekledi.
Anthropic, yasal belgelerde, şirketin LibGen verilerini kullanarak gelir elde eden ticari bir AI modeli eğitmediğini ve Pirate Library Mirror’ı hiçbir tam AI modelini eğitmek için kullanmadığını savundu.
Eski bir AI yöneticisi ve müzik bestecisi olan Ed Newton-Rex, şu anda yaratıcıların haklarını savunan kâr amacı gütmeyen bir kuruluşu yönetiyor.
Newton-Rex, bu açıklamaların AI şirketlerinin yaratıcılara şimdiye kadar ödediğinden daha fazla borçlu olduğunu vurguladığını söyledi.
Besteci, “Yaratıcıların yaptıkları hayati katkılar için adil bir şekilde ödeme almaya başlamaları için AI endüstrisinde acilen bir sıfırlamaya ihtiyacımız var,” dedi.
Google, Microsoft ve ChatGPT üreticisi OpenAI de benzer iddialarda bulunan kitap yazarlarının telif hakkı davalarıyla karşı karşıya.
AI şirketlerine karşı açılan davaların çoğu hâlâ devam ediyor ve Cornell Tech’te dijital ve bilgi hukuku profesörü olan James Grimmelmann, bu davaların ortaya koyduğu soruların hukuki açıdan çözülmemiş olduğunu söyledi.
Fakat iki kararda yargıçlar, teknoloji şirketlerinin yazar veya yayıncının izni olmadan AI modellerini eğitmek için kitapları kullanmasının, telif hakkı hukukunda “adil kullanım” olarak bilinen bir doktrin kapsamında yasal olabileceğine karar verdi.
Haziran ayında, Bölge Yargıcı William Alsup, Anthropic’in AI modellerini eğitmek için kitapları kullanma hakkına sahip olduğunu, çünkü bu kitapları “dönüştürücü” bir şekilde işlediklerini belirledi.
Yargıç, AI eğitim sürecini, öğretmenlerin “okul çocuklarına iyi yazmayı öğretmesi”ne benzetti.
Aynı ay, Bölge Yargıcı Vince Chhabria, Meta davasında, kitap yazarlarının şirketin AI modellerinin kitaplarının satışlarına zarar verebileceğini kanıtlayamadıklarını belirledi.
Fakat şirketler, kitapları nasıl edindikleri konusunda hâlâ sorun yaşayabilirler. Anthropic davasında, kitap tarama projesi kabul edildi, fakat yargıç, şirketin Panama Projesi’ni başlatmadan önce milyonlarca korsan kitabı ücretsiz olarak indirerek yazarların telif haklarını ihlal etmiş olabileceğine karar verdi.
Alsup, kitapları Anthropic’in gelecekte kullanmak üzere indirip sakladığı iki gölge kütüphaneye (izinsiz olarak çevrimiçi paylaşılan devasa dijital kitap koleksiyonları) dahil edilen yazarlara toplu dava statüsü verdi.
Şirket, yargılanmak yerine, herhangi bir suçu kabul etmeden yayıncılara ve yazarlara 1,5 milyar dolar ödemeyi kabul etti. Kitapları indirilen yazarlar, kitap başına yaklaşık 3.000 dolar olarak tahmin edilen uzlaşma paylarını talep edebilirler.
Anthropic’in genel hukuk müşaviri yardımcısı Aparna Sridhar, WP’ye gönderdiği bir e-postada şunları söyledi:
“Bu dava çözüldü, ancak mahkemenin Haziran 2025’teki tarihi kararı geçerliliğini koruyor. Yargıç Alsup, AI eğitiminin ‘temelde dönüştürücü’ olduğunu savundu: Anthropic’in AI modelleri, eserleri ‘kopyalamak veya yerini almak için değil, zor bir dönemeci aşmak ve farklı bir şey yaratmak için’ eğitildi. Anlaştığımız konu, bazı materyallerin nasıl elde edildiğiydi, bunları AI modelleri geliştirmek için kullanıp kullanamayacağımız değildi.”
Meta aleyhine açılan telif hakkı davasında yayınlanan belgeler, sosyal ağ devinin çalışanlarının da daha fazla veriye aç olduğunu ve bunu elde etmek için yasal riskler almaya hazır olduğunu gösteriyor.
Yargıç Chhabria, Meta’nın AI modellerini eğitmek için kitapları kullanması konusunda şirketin tarafını tutarken, yazarların Meta’nın korsan kitapların kopyalarını yasadışı olarak dağıttığı iddialarını sürdürmelerine izin verdi.
Davacılar, Kaliforniya Kuzey Bölgesinde bu iddialar için toplu dava statüsü talep ediyor.
Davada yazarlar, Meta’nın üst düzey yöneticilerinin AI modellerini eğitmek için kitap satın almayı düşündüklerini, ancak bunun yerine çevrimiçi korsanlığı kolaylaştıran “torrent” platformlarından milyonlarca kitabı ücretsiz olarak indirmeyi tercih ettiklerini iddia ettiler.
Bazıları daha önce bildirilmiş olan iç belgeler, Meta çalışanlarının yaptıkları şeyin riskli veya yanlış olduğu konusunda endişelerini dile getirdiklerini ve izlerini nasıl gizleyeceklerini tartıştıklarını gösteriyor.
Belgelere göre, bir mühendis 2023 yılında “Şirket dizüstü bilgisayarından torrent indirmek doğru gelmiyor,” diye yazmış.
Aynı çalışan daha sonra şirketin hukuk ekibine, torrent sitelerini kullanmanın korsan eserleri başkalarıyla paylaşmayı gerektirebileceğini ve bunun “yasal olarak uygun olmayabileceğini” endişesini dile getirmiş.
Mahkeme dosyalarına ait Aralık 2023 tarihli e-postada, LibGen’in kullanımının, görünüşe göre Zuckerberg tarafından, baş harfleriyle atıfta bulunularak onaylandığı açıkça belirtiliyor.
“MZ’ye önceden bildirildikten sonra, GenAI’ın Llama 3 için LibGen’i kullanması onaylandı… bir dizi mutabık kalınan hafifletici önlemle birlikte,” deniyor ve ardından verilerin kullanımına ilişkin yasal ve politik riskler sıralanıyor.
E-postada, “LibGen gibi korsan olduğunu bildiğimiz bir veri setini kullandığımızı ima eden medya haberleri çıkarsa, bu durum bu konularda düzenleyicilerle olan müzakere pozisyonumuzu zayıflatabilir,” deniyor.
Nisan 2024’e gelindiğinde, şirketin LibGen ve diğer gölge kütüphaneleri indirmek için harekete geçtiği iç yazışmalardan anlaşılıyor. Sohbet kayıtları, bir çalışanın diğerine, Facebook’un sahip olduğu sunucular yerine Amazon’dan kiralanan sunucuları torrent için neden kullandıklarını açıklamasını istediğini gösteriyor. Cevap: “Faaliyetin şirkete kadar izlenebilme riskini önlemek” için.
Geçen ay yapılan bir dosyalamada, Meta’nın avukatları, şirketin “torrent kullanarak eğitim verilerini indirirken davacıların eserlerini dağıttığını reddettiğini” yazdı.
2023 yılında açılan ayrı bir davada, kitap yazarları OpenAI ve Microsoft’u, AI eğitimi için kitapları kendi amaçları doğrultusunda kullanarak telif hakkı yasasını ihlal etmekle suçladı.
Mann ve Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin şirketi kurmadan önce çalıştıkları OpenAI, LibGen’i indirdiğini kabul etti fakat mahkemeye ChatGPT’nin piyasaya sürülmesinden önce dosyaları sildiğini bildirdi.
OpenAI ve Anthropic davalarında kitap yazarlarını temsil eden Susman Godfrey LLP’nin avukatı Justin A. Nelson, “OpenAI, AI şirketlerinin yaygın korsanlığına ve tüm insanlığın ifadesinin sömürülmesine yol açan başlangıç atışını yaptı,” dedi.
Bu ayın başlarında, iki büyük yayıncı mahkemeye, 2023 yılında açılan Google aleyhine telif hakkı davasına yazar ve illüstratörlerden oluşan bir gruba katılmalarına izin verilmesi için başvurdu.
Cornell Tech hukuk profesörü Grimmelmann, AI şirketlerinin telif hakkıyla korunan verilerin kullanımı konusunda “kendilerini bir yanılgıya sürüklediklerini” söyledi.
ChatGPT ve benzeri araçların arkasındaki atılımlar, eğitim için telif hakkıyla korunan materyallerin kullanımının yaygın olarak kabul gördüğü akademik araştırmalarda başladı, ancak araştırmacılar, AI modelleri ticarileştirilse bile bu uygulamayı sürdürdüler.
Grimmelmann, “Gerilim belirginleştiğinde, telif hakkıyla korunan verileri iş akışlarına dahil etmek için büyük yatırımlar yapmışlardı ve daha yeni ve daha iyi modeller piyasaya sürmek için hızlı tempolu, yüksek riskli bir rekabetin içine girmişlerdi,” dedi.
Amerika
JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.
İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.
Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.
Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.
Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.
Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.
Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.
Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.
Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.
Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.
Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.
Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.
JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.
5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.
Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.
Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.
Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.
2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.
Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.
Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor
Amerika
S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.
Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.
S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.
ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.
Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.
Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.
Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.
Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.
Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.
Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.
Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.
Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.
Amerika
Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.
Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.
Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.
Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.
Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.
Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.
Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.
Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.
Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.
Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.
Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.
Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.
Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.
Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.
Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.
Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.
Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.
O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.
Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.
Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.
Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.
Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.
Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.
AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.
Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.
PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.
Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.
JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi
JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.
JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.
Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.
Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.
Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.
Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.
Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı
Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.
Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.
ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.
Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.
Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.
BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:
“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”
Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.
Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.
Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.
Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.
Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.
Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.
O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.
COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.
2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.
Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.
Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.
Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.
Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.
Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı
Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.
Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.
Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.
St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.
Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.
Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.
Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.
Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.
ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.
Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.
Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.
Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.
Warsh “daha az müdahale”den yana
Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.
Warsh şöyle konuşmuştu:
“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”
Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.
Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.
Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.
Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı











