Bizi Takip Edin

Diplomasi

Yaptırımlar neden işe yaramıyor? Prof. Fernández-Villaverde anlattı

Yayınlanma

Pennsylvania Üniversitesi Ekonomi Profesörü Jesús Fernández-Villaverde, Jackson Hole Ekonomi Sempozyumu’nda yaptığı sunumda ticaret ve finans yaptırımlarının hedeflerine ulaşamadığını belirtti. Fernández-Villaverde, petrol taşımacılığındaki gölge filolar ve alternatif finans kanalları üzerinden yaptırımların etrafından nasıl dolaşıldığını verilerle ortaya koydu.

Pennsylvania Üniversitesi Howard Marks Başkanlık Ekonomi Profesörü ve Amerikan Girişimcilik Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Jesús Fernández-Villaverde, Jackson Hole Ekonomi Sempozyumu kapsamında gerçekleştirdiği sunumda, ekonomik tarihin ve ampirik bulguların ticari ile mali yaptırımların nadiren başarılı olduğunu gösterdiğini açıkladı.

Yaptırımların arkasındaki teorik zayıflıklara ve sahadaki veriye dayalı kanıtlara odaklanan Fernández-Villaverde, otoriter rejimlerin kendi tebaalarının refahını önemsemediğini, kısıtlamaların yarattığı kıtlık rantının doğrudan otokratların kontrol mekanizmalarını güçlendirdiğini ve uygulama ne kadar sıkı olursa olsun yaptırımların etrafından dolaşacak sayısız yöntemin hızla devreye girdiğini dile getirdi.

Fernández-Villaverde, modern ekonomik sistemlerin ağ yapısı üzerine kurulu olduğunu, bu ağlardan bir hat kesildiğinde sistemin çok düşük maliyetlerle yeni rotalar bulduğunu vurgulayarak konuşmasında şu temel soruyu yöneltti:

“Asıl soru şudur: Devletler, vadettiklerini yerine getiremediği halde neden bu yaptırımları kullanmaya devam ediyor?”

“Yaptırımlar en çok ihtiyaç duyduğumuz yerde en kötü sonucu veriyor”

Tarihsel perspektiften bakıldığında ticaretin bir silah olarak kullanılmasının antik dönemlere kadar uzandığını hatırlatan Fernández-Villaverde, Milattan Önce 432 yılında Atina’nın Megara’yı kendi imparatorluk limanlarından ve pazarlarından dışladığını belirtti.

Yaptırımların barış zamanı devlet yönetiminin kalıcı ve kurumsal bir aracına dönüşmesinin ise 1919 yılında Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’nin 16. Maddesi ile gerçekleştiğini ifade eden iktisatçı, Nicholas Mulder’ın 2022 tarihli “Ekonomik Silah” adlı çalışmasına işaret etti.

Fernández-Villaverde, yaptırımların tarihsel başarı oranlarına ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Ekonomik tarih, ticari ve finansal yaptırımların nadiren işe yaradığını gösteriyor. İyimser sınıflandırmalar yaptırımların başarı oranını yaklaşık üçte bir olarak hesaplarken, şüpheci yaklaşımlar bu oranın yirmide bire kadar gerilediğini ortaya koyuyor. Üstelik yaptırımlar, kendilerine en çok ihtiyaç duyduğumuz yerde, yani kökleşmiş otokrasilere karşı uygulandığında en kötü sonucu veriyor.”

“Otoriter yönetimlerin” yaptırımların getirdiği ekonomik maliyetleri doğrudan üstlenmediğini belirten Fernández-Villaverde, “Otokratlar bedel ödemez. Mal kıtlığı ve ekonomik darlık doğrudan halkın üzerine yıkılır. İktidardaki koalisyon ise ekonomik olarak tatmin edilebilecek ve satın alınabilecek kadar dar bir kadrodan oluşur. Daha da kötüsü, yaptırımların yarattığı kıtlık yeni rant alanları doğurur ve bu rantı kimin toplayacağına bizzat rejim karar verir. Şirketler ise yeni aracılar, yeni rotalar ve yeni bayraklar bularak kısıtlamaların etrafından dolaşmanın yollarını üretir” dedi.

“Modern ekonomiler ağlardan oluşur; bir bağı keserseniz ağ yeni bir rota çizer”

Batılı hükümetlerin petrol gelirlerini kesmek amacıyla İran, Suriye, Venezuela ve Rusya’ya kapsamlı petrol yaptırımları uyguladığını hatırlatan Fernández-Villaverde, bu kısıtlamaların kayıtlara geçen arzı kağıt üzerinde düşürdüğünü, ancak gerçekte ticareti suyun altına, yani kayıt dışı alana ittiğini açıkladı.

Deniz taşımacılığında gemilerin tespitten kaçınmak amacıyla Otomatik Tanımlama Sistemi alıcı-vericilerini kapatması ve çeşitli aldatıcı manevralara başvurmasıyla gölge taşımacılığın devasa boyutlara ulaştığını ifade etti.

Yiliang Li, Le Xu ve Francesco Zanetti ile birlikte hazırladıkları Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu çalışma metnine dayanan araştırmanın detaylarını paylaşan Fernández-Villaverde, küresel ham petrol tanker filosunun neredeyse tamamını oluşturan 2 bin 150’den fazla tankerin Otomatik Tanımlama Sistemi verilerini incelediklerini belirtti.

Ocak 2017 ile Aralık 2023 dönemini kapsayan ve iki saniyede bir güncellenen 330 milyon civarındaki gözlem verisini gemi yaşı, bayrak durumu ve atıl sefer oranları gibi üst verilerle birleştirdiklerini, bu devasa veri kümesini sınıflandırmak için makine öğrenmesi algoritmalarından yararlandıklarını duyurdu.

Gölge gemileri tespit etmek amacıyla sefer ve gemi düzeyindeki kanıtları bir araya getirdiklerini belirten Fernández-Villaverde, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Mayıs 2020’de yayımladığı aldatıcı uygulamalar listesini esas aldıklarını kaydetti.

Bu uygulamaların Otomatik Tanımlama Sistemi sinyal kesintisi sırasında şüpheli bir limanın ziyaret edilmesi, yüksek riskli bölgelerde sinyal kesintisi esnasında gemiden gemiye yük transferi yapılması ve kinematik seyir anomalilerinden oluştuğunu anlatan ekonomist, geliştirdikleri modelin uydu denetimleri, Lloyd’s List İstihbaratı ve ABD’nin 30 Temmuz 2025 tarihli yaptırım listeleriyle doğrulandığını, ABD listesindeki 14 tankerin 12’sinde tam uyum sağlandığını bildirdi.

“Gölge filonun payı düşse de yaptırımların arz kesintisini telafi etti”

Araştırma sonuçlarına göre 2017 ile 2023 yılları arasında ortalama bir yılda 555 gölge ham petrol tankerinin faaliyet gösterdiğini vurgulayan Fernández-Villaverde, bu sayının küresel ham petrol tanker filosunun dörtte birine denk geldiğini açıkladı.

Gölge filonun büyüklüğünün jeopolitik ve ekonomik gelişmelere göre dalgalandığını, toplam filo içindeki payının ise 2017’deki yüzde 29,7 seviyesinden 2018’de yüzde 28,1’e, 2019’da yüzde 26,4’e, 2020’de yüzde 25,2’ye, 2021’de yüzde 24,6’ya, 2022’de yüzde 23,3’e gerilediğini ve 2023’te yüzde 23,7 düzeyinde gerçekleştiğini aktardı.

Fernández-Villaverde, gölge deniz taşımacılığının yaptırım kaynaklı resmi arz kesintilerini nasıl ikame ettiğini şu sözlerle anlattı:

“Kayıtlı küresel deniz yolu petrol ihracatı dalgalanırken, yeni petrol yaptırımlarının yoğunlaştığı dönemlerde gölge gemilerle yapılan taşımacılık İran, Suriye, Venezuela ve son olarak Rusya’dan yapılan petrol ihracatını kesintisiz şekilde sürdürdü. Gölge taşımacılık, yaptırımların yaratmayı hedeflediği arz kısıntısını doğrudan dengeledi.”

Fernández-Villaverde’nin paylaştığı akış verilerine göre, gölge yöntemlerle taşınan petrolün en büyük alıcıları arasında Çin açık ara ilk sırada yer alırken; Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, Mısır, Malezya, Japonya, Türkiye, Güney Kore ve Hollanda diğer önde gelen ithalatçılar arasında sıralandı.

“Finansal yaptırımlar işlemleri nadiren durdurur, yalnızca işlem maliyetini artırır”

Finansal yaptırımların ilk bakışta daha etkili bir araç gibi göründüğünü, çünkü küresel dolar sisteminin gerçek bir darboğaz oluşturduğunu ve muhabir bankacılık ağının çok az sayıda merkez üzerinden çalıştığını ifade eden Fernández-Villaverde, petrolde belgelenen kaçınma dinamiklerinin finans alanında da birebir geçerli olduğunu vurguladı.

Finansal kısıtlamaların etkilerini dört temel mekanizmayla özetleyen iktisatçı, şu tespitleri paylaştı:

“İlk olarak yük dağılımı meselesi karşımıza çıkıyor; ödemelerin engellenmesi sıradan haneleri vururken, elitler avukatlar tutuyor ve aracılık hizmetleri satın alıyor. İkinci olarak bayrak değiştirmenin finansal karşılığı olan paravan şirketler, emanetçi sahipler ile Dubai, İstanbul ve Almatı’daki bankalar devreye giriyor. Üçüncü olarak ağ yapısı çalışıyor; ödemeler Çin’in Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi, Rusya’nın Finansal Mesajlaşma Sistemi, uzatılmış muhabir bankacılık zincirleri ve sabit getirili kripto varlıklar üzerinden yeniden yönlendiriliyor. Dördüncü olarak tespit mekanizması tıpkı gemi takip sistemlerinde olduğu gibi beyana dayanıyor. Yaptırımı aşmak isteyen aktörler şeffaf sistem içinde yalan söylemek yerine doğrudan sistemin dışına çıkmayı tercih ediyor.”

Gölge filo deneyiminin finansal yaptırımlar için önemli dersler içerdiğini belirten Fernández-Villaverde, “Yaptırımlar finansal ve ticari işlemleri bir vergi gibi maliyetlendirir, ancak onları nadiren tamamen durdurur. Kaçınma teknolojisi olgunlaştıkça Rus ham petrolüne uygulanan iskonto daraldı. Yaptırımların etrafından dolaşmak sabit maliyetleri olan kurumsal bir sektördür. Bu kapasiteyi bir kez inşa ettiğinizde, bir sonraki hedefe de hizmet eder. Nitekim İran’ın hayalet filosu bugün Rus petrolünü taşıyor. Aynı durumun finansal izdüşümü de şimdiden görünür hale geldi. Bir rejim için inşa edilen paravan yapılar ve kripto para hatları, bir sonraki rejim tarafından çok daha düşük maliyetlerle yeniden kullanılıyor” dedi.

Yaptırım uygulayıcılarının kendi etki alanlarını aşındırdığına dikkat çeken Fernández-Villaverde, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Yaptırımların icra mekanizmaları kendi tabanını tüketiyor. Doların bir silah olarak her kullanımı, küresel sistemde altın alımlarını, rezerv çeşitlendirmesini ve dolar dışı takas mekanizmalarını teşvik ediyor. Varlık stoklarını dondurmak tek seferlik bir etki yaratabilir, ancak finansal ve ticari akışları polisiyesi tedbirlerle kontrol etmeye çalışmak her zaman sızıntı verir.”

Diplomasi

ABD ve Avrupa’dan Ukrayna için dört maddelik barış planı

Yayınlanma

The Washington Post yazarı David Ignatius, ABD ve Avrupa’nın Ukrayna savaşını sona erdirmek için dört maddelik ortak bir barış planı hazırladığını yazdı. Plan, Ukrayna’ya NATO’nun 5. maddesine denk güvenlik garantisi sağlanmasını, savaş sonrası imar fonunu, cephe hattının dondurulmasını ve Rus enerjisine dayalı ortak gelir modelini kapsıyor.

The Washington Post köşe yazarı David Ignatius, ABD ile Avrupa’nın Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek amacıyla dört maddelik ortak bir barış planı hazırladığını yazdı.

Müzakerelerin seyrine hakim bir Amerikalı yetkiliye dayandırılan makalede, Washington ile Avrupalı müttefiklerin iki tarafın savaş hedeflerinin gerisinde kalan ancak her iki ülkeye de güvenlik ve mali kazanımlar sunan bir çerçeve üzerinde çalıştığı kaydedildi.

Hazırlanan teklifin temel mantığını aktaran Amerikalı yetkili, Ignatius’a yaptığı açıklamada, “Her iki tarafın da savaş sonrası durumu görmelerine ve ardından taviz vermelerine yardımcı olmak için sorunu da çözümü de büyütmemiz gerekiyor” dedi.

Görüşmelerin geçen cuma günü ABD özel temsilcileri Jared Kushner ve Steve Witkoff’un ev sahipliğinde, Florida’daki Hallandale Beach’te yer alan Shell Bay Golf Kulübü’nde altı saat süren bir toplantıda ele alındığı belirtildi.

Toplantıya Ukraynalı yetkililerin yanı sıra İngiltere, Fransa ve Almanya temsilcileri katıldı.

Ignatius, diplomatik girişimlerin merkezinde yer alan dört temel başlığı ayrıntılandırdı. Planın ilk ayağını Ukrayna’nın yeniden inşası ve ekonomik restorasyonu oluşturuyor.

Makalede, Dünya Bankası ile yatırım şirketi BlackRock’ın Ukrayna’nın yıkıma uğrayan bölgelerini yeniden imara açmak, ölen ve yaralanan askerlerin ailelerine yardım sağlamak ve çöken ekonomiyi canlandırmak üzere bir finansman çerçevesi kurmayı amaçladığı bildirildi.

Müzakerecilerin Kiev’den maliyet tahminleri ile sağlanan fonların “savaş sonrası rantçılar tarafından yağmalanmayacağına” dair güvence istediği, Ukrayna tarafının ise rakamları birkaç gün içinde iletmesinin beklendiği aktarıldı.

İkinci ayağı ise güvenlik garantileri kapsıyor. Tasarıya göre ABD ve Avrupalı ülkeler, Rusya’nın saldırılarını yeniden başlatması durumunda Ukrayna’ya askeri karşılık verme taahhüdünde bulunacak.

Amerikalı yetkili bu yapıyı, NATO kurucu anlaşmasının kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesine denk olarak nitelendirdi.

Düzenlemenin Moskova’nın Avrupa ile kendi güvenlik kaygılarını ele alacağı bir anlaşma müzakere etmesini de içerdiği ifade edildi.

Axios: Trump Ukrayna’nın rafineri saldırılarına çok öfkeli

Rusya ile kârın paylaşılacağı enerji anlaşması

Planın üçüncü ayağı, enerji işbirliği yoluyla Rusya, Ukrayna ve Avrupa’nın ekonomik entegrasyonunu hedefliyor.

Değerlendirilen seçenekler arasında, Rus petrol ve doğalgazını Avrupa’ya taşıyacak, gelirinin ise Rusya ile Ukrayna arasında paylaşıldığı bir boru hattı projesi yer alıyor.

Amerikalı yetkili, bu hattın Avrupa’nın enerji maliyetlerini ciddi oranda düşüreceğini ve Moskova’ya Avrupa pazarında uzun vadeli erişim imkanı tanıyacağını dile getirdi. Çerçevenin ayrıca Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımların hangi takvimle kaldırılacağını belirlemesi öngörülüyor.

Teklifin en zor kabul edilebilir dördüncü ayağı ise cephe hattında çatışmaların dondurulması olarak kayda geçti.

Planda Rusya’nın mevcut kontrol hattı boyunca ateşkese razı olması, Ukrayna’nın ise Donbass dahil Rusya ordusunun kontrolü altındaki toprakların Moskova’nın denetiminde kalmasına izin vermesi tasarlanıyor.

Ignatius, cephe hattında neredeyse her gün yaşanan küçük çaplı kaymalar sebebiyle sınırın belirsiz olmasını önemli bir engel olarak tanımladı.

Trump, enerji ateşkesi için Ukrayna’ya desteği kesmekle tehdit etmiş

“Rafineri saldırılarını durdurursa Moskova’ya gideriz”

Makalede, barış girişiminin ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gerilimin gölgesinde kaldığı belirtildi.

Trump’ın her iki ülkeden de karşılıklı rafineri bombardımanlarını durdurmasını istediğini aktaran Ignatius, Ukrayna’nın en büyük rafinerisinin zaten vurulmuş olması sebebiyle bu şartın Rusya için kolay, ancak rafineri saldırılarını ekonomik koz olarak kullanan Zelenskiy için ağır bir taviz olduğunu yazdı.

Yetkilinin aktardığına göre Kushner ve Witkoff cuma günkü toplantıda Ukrayna heyetinden rafineri saldırılarını durdurmasını istedi ve aksi halde Trump’ın Moskova ile dizel anlaşması yapacağı uyarısında bulundu.

Zelenskiy’nin geri adım atmaması üzerine Trump, ara seçimler öncesinde fiyatları düşürme amacıyla Rusya ile dizel ticaretine onay verdi. Zelenskiy kararı “zayıflık” olarak niteledi; Beyaz Saray ise Kiev’e sağlanan kritik istihbarat desteğini kesme tehdidinde bulundu.

Amerikalı yetkili, “Zelenskiy rafineri saldırılarını durdurmayı kabul ederse yeniden masaya döneriz ve Moskova’ya gideriz” dedi.

Makalede değerlendirmelerine yer verilen bir Avrupalı diplomat ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in tutumuna dikkat çekerek, “Putin barış konusunda ciddi görünmüyor” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Meksikalı kartel mensupları Ukrayna’da: Hükümet soruşturma başlattı

Yayınlanma

Meksika hükümeti, uyuşturucu kartelleriyle bağlantılı kişilerin Ukrayna ordusunda savaştığını gösteren görüntüler üzerine resmi inceleme başlattı. Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, videonun gerçekliği ile kişilerin bölgeye nasıl ulaştığının araştırıldığını duyurdu.

Meksika hükümeti, uyuşturucu kartelleriyle bağlantılı kişilerin Ukrayna ordusunda paralı asker olarak savaştığı yönündeki iddialar ve sosyal medyada paylaşılan görüntüler üzerine inceleme başlattı.

Sosyal medyada yayımlanan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan videoda, Ukrayna askeri teçhizatı giymiş silahlı kişilerin çatışma bölgesinde Meksika’daki suç örgütlerine ait sloganlar attığı görülüyor.

Kayıttaki bir kişi, gruptaki diğer savaşçıların Sinaloa Karteli’nin bir kolu olan La Chapiza ile Jalisco Yeni Nesil Karteli mensubu olduğunu ima ediyor. Sigara içen gruptakilerin görüntülerde “Ukrayna’ya zafer. Çok yaşa Meksika, çok yaşa Kolombiya, çok yaşa Panama” dediği duyuluyor.

Görüntülerin ardından konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, hükümetin olayı iki aşamalı olarak ele aldığını açıkladı.

Sheinbaum, “Öncelikle videonun gerçek olup olmadığını, ikinci olarak da bu kişilerin o bölgeye nasıl ulaştığını belirlemek üzere inceleme yürütüyoruz” dedi.

İnceleme sonucunda videonun doğrulanması halinde yetkililerin, suç örgütlerine mensup olabilecek Meksikalıların Avrupa’daki bir silahlı çatışmaya nasıl dahil olduğunu tespit etmeye çalışacağını belirten Sheinbaum, bu kişilerin çatışmalarda yer alan özel bir şirket, bir ordu ya da bir hükümet tarafından silah altına alınmış olabileceğini dile getirdi.

Sosyal medyada yayılan paylaşımlarda ise söz konusu kişilerin çatışma bölgesini FPV (birinci şahıs görüşlü) dronlar, fiber optik yönlendirme sistemleri ve modern piyade taktikleri alanında ileri düzey bir eğitim sahası olarak kullandığı, cephe deneyiminin ardından Meksika’ya ve ABD sınırına dönecek kişilerin güvenlik tehdidi oluşturacağı iddiaları dile getiriliyor.

Meksika’da ele geçirilen FPV dron sevkiyatları ve fiber optik makaraların bu yetenek aktarımının başladığını gösterdiği savunuluyor.

Ukrayna makamları ise Sheinbaum’un açıklamalarına veya söz konusu videoya ilişkin henüz kamuoyuna izahat sunmadı.

Meksikalı karteller, Ukrayna’da savaşan paralı askerleri bünyesine katıyor

Latin Amerika’da dron saldırıları artıyor

Öte yandan Fransız bağımsız araştırmacı gazetecilik platformu Intelligence Online, Haziran 2025’te yayımladığı haberde, Meksika Ulusal İstihbarat Merkezinin (CNI) Ukrayna’yı uyuşturucu kartelleriyle bağlantılı kişilerin Uluslararası Lejyon’a katılma girişimleri konusunda uyardığını aktarmıştı.

Habere göre istihbarat birimi, paralı asker olmak isteyen bu kişilerin dayanışma amacıyla değil, Meksika güvenlik güçlerine ve rakip kartellere karşı kullanmak üzere FPV kamikaze dronlarını operasyonel düzeyde kullanmayı öğrenmek için cepheye gitmek istediğini bildirmişti.

Latin Amerika’daki suç örgütlerinin silahlı insansız hava araçlarını kullanımına ilişkin kaygılar, bölgedeki can kayıplarıyla da gündeme geliyor.

Foreign Policy dergisi de Kolombiya’da Temmuz 2024’te arkadaşlarıyla oynadığı sahaya dronla patlayıcı atılması sonucu hayatını kaybeden 10 yaşındaki Dilan Camilo Erazo Yela’nın, Silahlı Çatışma Konumu ve Olay Veri Projesi’ne (ACLED) göre ülkede dron saldırısıyla öldürüldüğü bilinen ilk kişi olduğunu aktardı.

ACLED verileri ve haber kaynakları, bu olayın ardından Kolombiya’da Ağustos 2025’te Antioquia’da 13 polisin ve Aguachica’da 7 askerin hedef alındığı benzer saldırıların düzenlendiğini kaydetti.

ACLED uzmanları, ülkedeki silahlı grupların bu savaş yöntemini Meksika’daki suç örgütlerinden öğrendiğini değerlendiriyor.

Aşırıcılık ve Teknoloji Küresel Ağı (GNET) bünyesinde çalışan Mathilde Gamba da yayımladığı analizde, silahlandırılmış dronların rakip örgütleri hedef almak, kolluk kuvvetlerine saldırmak, sivil halkı korkutmak ve toprak hakimiyeti sağlamak amacıyla rutin biçimde kullanıldığını belirtti.

Gamba, Meksikalı kartel mensuplarının Ukrayna savaşında geliştirilen taktikleri çevrim içi ortamlar üzerinden uyarlamakla kalmayıp doğrudan çatışma deneyimi kazanma arayışında olabileceğine dair kanıtların arttığını kaydetti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Newsweek Zelenskiy’nin yerine geçebilecek dört adayı açıkladı

Yayınlanma

Newsweek dergisi, Ukrayna’da Zelenskiy’nin yerine geçebilecek dört muhtemel ismi sıralarken eski Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy’ı en güçlü rakip olarak gösterdi. Anketlerde Zalujnıy’a güven oranı yüzde 64 ile Zelenskiy’nin önünde seyrediyor.

ABD merkezli haber dergisi Newsweek, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin yerine geçebilecek dört muhtemel ismi sıraladı.

ABD yönetiminden Ukrayna’da yeni bir devlet başkanlığı seçimi yapılması yönünde gelen çağrının ardından hazırlanan değerlendirmede, Zelenskiy’nin karşısındaki en güçlü rakip olarak eski Ukrayna Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy öne çıkarıldı.

Derginin paylaştığı listede, şu anda Ukrayna’nın Londra Büyükelçisi olarak görev yapan eski Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy, Ukrayna Askeri İstihbarat Teşkilatının (GUR) eski başkanı ve mevcut Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kırilo Budanov, eski Savunma ve Dijital Dönüşüm Bakanı Mihail Fedorov ile ülkenin beşinci devlet başkanı ve muhalefetteki Avrupa Dayanışması partisinin lideri Petro Poroşenko yer alıyor.

Ekim ayında Reyting adlı sosyolojik araştırma grubunun yayımladığı anket verileri, olası bir başkanlık yarışında Zalujnıy’ın Zelenskiy’ye en yakın isim olduğunu ortaya koyuyor.

Araştırmaya göre katılımcıların yaklaşık yüzde 23’ü Zelenskiy’ye, yüzde 20’den fazlası ise Zalujnıy’a oy vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

Kamuoyu güveninde ise eski Genelkurmay Başkanı önde görünüyor. Ankete katılanların yüzde 64’ü Zalujnıy’a güvendiğini belirtirken, mevcut Devlet Başkanı Zelenskiy’ye yönelik güven oranı yüzde 53 düzeyinde kalıyor.

Aberystwyth Üniversitesinden uluslararası politika uzmanı Jenny Mathers, Newsweek’e yaptığı değerlendirmede, siyasetçiler ve askeri figürlerin savaş sürecinde edindikleri itibarın seçmen tercihleri üzerinde belirleyici rol oynayabileceğini dile getirdi.

Mathers bununla birlikte, eski Devlet Başkanı Poroşenko’nun makam için şansı en düşük adaylardan biri olduğunu kaydetti.

Görevden ayrılışı ülke çapında kitlesel gösterilere yol açan eski Savunma ve Dijital Dönüşüm Bakanı Mihail Fedorov, ağustos ayında çatışmalara rağmen Ukrayna’da başkanlık seçimlerinin yapılması gerektiğini ifade etmişti.

Fedorov daha önceki beyanlarında aday olmayacağını vurgulamış, istifasının ardından lehine düzenlenen mitingleri de “siyasi mücadele” olarak değerlendirmediğini açıklamıştı.

Trump seçim çağrısı yaptı, Zelenskiy ateşkes şartı koştu

ABD Başkanı Donald Trump, 10 Ekim’de Ukrayna’da yeni bir seçime gidilmesi önerisinde bulunarak Zelenskiy’yi ABD’ye zarar vermek istemekle suçlamıştı.

Trump, “Anlaşmaya varabilecek yeni bir lider bulunmasını öneriyorum. Çünkü o pek çok anlaşma yapabilirdi fakat bir nedenle bunu hiçbir zaman yapmadı” ifadelerini kullanmıştı.

Milyarder Elon Musk da Trump’ın Ukrayna’da devlet başkanının değişmesi yönündeki çağrısına destek vermişti.

Zelenskiy ise ertesi gün ABC News kanalına verdiği mülakatta, Rusya’nın 60 günlük tam bir ateşkesi kabul etmesi durumunda Ukrayna’nın devlet başkanlığı seçimlerini düzenlemeye hazır olduğunu duyurmuştu.

Ukrayna’da devlet başkanlığı seçimlerinin Mart 2024 sonunda düzenlenmesi planlanıyordu ancak yürürlükteki sıkıyönetim sebebiyle sandık kurulmadı.

Zelenskiy’nin beş yıllık görev süresinin Mayıs 2024’te dolmasının ardından Moskova yönetimi Ukrayna liderini gayrimeşru ilan etti.

Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve ABD Dışişleri Bakanlığı ise görev süresinin sona ermesine rağmen Zelenskiy’yi Ukrayna Devlet Başkanı olarak tanımayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English