Dünya Basını

Yazar Arnaud Bertrand: Avrupa, Çin’le ticaret savaşında zayıf konumda

Yayınlanma

Fransa merkezli Fréquence Populaire platformuna konuşan yatırımcı, yazar ve jeopolitik yorumcu Arnaud Bertrand, Tayvan’dan Rusya-Çin enerji ilişkilerine, Avrupa Birliği’nin Çin politikalarından İran krizine kadar geniş bir yelpazede değerlendirmelerde bulundu. Bertrand, Japonya’nın Tayvan konusundaki son açıklamalarını Pekin açısından “son derece kışkırtıcı” olarak nitelerken, Avrupa’nın Çin’e karşı izlediği ticaret politikasının da kendi sanayi çıkarları açısından sorgulanması gerektiğini söyledi.

Fréquence Populaire platformunda yayımlanan söyleşide, Asya’dan bağlanan yatırımcı ve jeopolitik yorumcu Arnaud Bertrand, son dönemde Çin çevresinde yaşanan diplomatik ve ekonomik gelişmeleri değerlendirdi.

Bertrand, özellikle Tayvan etrafındaki gerilimin son dönemde Batı’dan çok Japonya ile bağlantılı gelişmeler üzerinden şekillendiğini ifade etti.

Bertrand, son dönemde Çin ile Japonya arasında diplomatik ilişkileri olumsuz etkileyen gelişmeler yaşandığını belirterek, bunların başında Japonya Başbakanı’nın Tayvan’da bir savaş çıkması halinde Tokyo’nun bunu savaşa girmek için yeterli gerekçe sayabileceği yönündeki açıklamasının geldiğini söyledi.

“Çin açısından bu son derece kışkırtıcı”

Bertrand, “Japonya Başbakanı’nın, Tayvan’da bir savaş çıkması halinde Japonya’nın da savaşa gireceğini söylemesi Çin açısından son derece kışkırtıcı. Çünkü Çin’in bakış açısına göre Tayvan iç meseledir. Resmi olarak Japonya’nın pozisyonu da bu yöndedir” ifadelerini kullandı.

Japonya’nın Çin ile diplomatik ilişkilere sahip olduğunu hatırlatan Bertrand, Tokyo yönetiminin bağımsız bir Tayvan’ı tanımadığını ve Taipei yönetimiyle resmi ilişkiler yürütmediğini söyledi.

Bertrand, “Japonya’nın resmi pozisyonuna göre tek bir Çin vardır ve bu Çin’in hükümeti Pekin’dedir. Dolayısıyla uluslararası hukuk açısından ve Japonya’nın kamuoyuna açıkladığı resmi pozisyon açısından, Çin ana karasından Tayvan’a asker gönderilmesi Çin sınırları içindeki bir askeri hareket olarak görülecektir” dedi.

Bu nedenle Japonya’nın böyle bir durumda Çin’e karşı savaşa gireceğini açıklamasının Pekin tarafından son derece provokatif görüldüğünü kaydetti.

Bertrand, Japonya ile Filipinler arasında münhasır ekonomik bölgelerin sınırlandırılmasına yönelik görüşmelerin de yeni bir gerilim başlığı oluşturduğunu söyledi.

Uluslararası hukukta kıyılardan itibaren belirlenen münhasır ekonomik bölgelerin doğal kaynakların işletilmesine ilişkin haklar verdiğini belirten Bertrand, Asya’da bu alanların büyük bölümünün birbiriyle çakıştığını ifade etti.

Japonya ve Filipinler’in bazı bölgelerde kendi aralarında sınır belirlemeye çalıştığını aktaran Bertrand, bunun Çin’in ve Taipei yönetiminin hak iddia ettiği alanları da kapsadığını söyledi.

“Toprak size ait değilken onu paylaşmaya benziyor”

Bertrand, “Japonya ve Filipinler’in Çin’i ve Taipei yönetimini sürece dahil etmeden bu alanları kendi aralarında paylaşmaya çalışması, uluslararası hukuk açısından size ait olmayan bir toprağı bölüştürmeye benziyor” dedi.

Bu noktada Taipei yönetiminin tutumuna özellikle dikkat çeken Bertrand, Tayvan’daki iktidar partisinin önceki yıllardaki pozisyonundan farklı bir çizgi izlediğini belirtti.

2016 yılında Güney Çin Denizi konusunda Filipinler ile Çin arasında görülen tahkim davasını hatırlatan Bertrand, o dönemde Taipei yönetiminin de Pekin gibi karara karşı çıktığını söyledi.

Bertrand, deniz kaynakları ve münhasır ekonomik bölgeler söz konusu olduğunda Pekin ile Taipei’nin çıkarlarının çoğu zaman örtüştüğünü belirterek, son Japonya-Filipinler girişiminde ise Taipei’nin bu kez onların yanında yer aldığını ifade etti.

Bertrand’a göre bunun pratik sonucu, Tayvanlı balıkçıların gelecekte Japonya veya Filipinler tarafından belirlenen alanlarda avlanmalarının engellenebilmesi anlamına gelebilir.

Bu nedenle Tayvan’daki mevcut yönetimin tavrının dikkat çekici olduğunu söyleyen Bertrand, bunun iktidardaki Demokratik İlerleme Partisi’nin siyasi çizgisiyle bağlantılı olduğunu dile getirdi.

“Kuomintang bunu bir aşağılanma olarak niteledi”

Bertrand, Tayvan’daki muhalefet partisi Kuomintang’ın, hükümetin tutumunu “aşağılanma” olarak tanımladığını aktardı.

KMT’nin bu değerlendirmeyi, Tayvan’ın egemenlik haklarının yeterince savunulmadığı gerekçesiyle yaptığını belirten Bertrand, partinin Japonya ve Filipinler karşısında daha egemenlikçi bir yaklaşım sergilediğini söyledi.

Bertrand, iktidardaki Demokratik İlerleme Partisi’nin ise bağımsızlık yanlısı bir çizgiye sahip olduğunu ve Japonya’ya yönelik daha olumlu bir yaklaşım benimsediğini ifade etti.

Tayvan Devlet Başkanı’nın geçmişte Japon sömürge döneminin, Kuomintang yönetiminden daha iyi olduğu yönünde açıklamalar yaptığını hatırlatan Bertrand, bu tür açıklamaların Fransa’da bir siyasetçinin Alman işgalini tercih ettiğini söylemesine benzetilebilecek ölçüde tartışmalı bulunacağını dile getirdi.

Bertrand, Batı ülkelerinde Demokratik İlerleme Partisi’nin çoğu zaman Tayvan’ın egemenliğini savunan aktör olarak görüldüğünü ancak Japonya’ya yönelik yaklaşımı dikkate alındığında bu algının sorgulanabileceğini söyledi.

Söyleşinin bir diğer başlığını Rusya ile Çin arasındaki enerji ilişkileri oluşturdu.

Özellikle Sibirya’nın Gücü 2 doğal gaz hattı konusunda Batı’da çelişkili yorumlar yapıldığını belirten Bertrand, hattın geleceğine ilişkin kesin konuşmanın zor olduğunu ifade etti.

“Çin sonunda bu projeyi hayata geçirecektir”

Bertrand, “Ben yine de Çin’in sonunda bu projeyi hayata geçireceğini düşünüyorum. Şu anda bir müzakere süreci yürütülüyor” dedi.

Eylül 2025’te Gazprom ile imzalanan ve Moğolistan güzergâhını kapsayan mutabakatın hukuken bağlayıcı nitelik taşıdığını belirten Bertrand, bunun önemli bir gösterge olduğunu söyledi.

Çin açısından kara üzerinden enerji tedarikinin stratejik önem kazandığını kaydeden Bertrand, Hürmüz Boğazı ve diğer deniz geçiş noktaları etrafında yaşanan gerilimlerin bu yaklaşımı güçlendirdiğini ifade etti.

Bertrand ayrıca, Mayıs 2026’da Vladimir Putin ile Xi Jinping arasında gerçekleştirilen görüşmelerde mevcut Power of Siberia 1 hattının kapasitesinin artırılması konusunda da uzlaşma sağlandığını belirtti.

Bu durumun Çin’in Rus gazına daha fazla erişim istemesinin işareti olduğunu söyleyen Bertrand, Avrupa açısından meselenin çok daha kritik olabileceğini dile getirdi.

Rus gazının önemli bölümünün geçmişte Avrupa pazarına yönelik planlandığını belirten Bertrand, söz konusu kaynakların artık Asya’ya yönelmesinin Avrupa sanayisi üzerinde ciddi etkileri olabileceğini ifade etti.

Bertrand, Avrupa’daki bazı diplomatların Pekin’e, ileride Rusya ile ilişkilerin normalleşebileceğini hatırlatarak projeyi ağırdan alması yönünde telkinlerde bulunup bulunmadığını bilmediğini ancak böyle bir girişimin mantıklı görünebileceğini söyledi.

Söyleşide Avrupa Birliği’nin Çin’deki diplomatik temsilciliğinin hazırladığı ve sosyal medyada gündem olan bir tanıtım videosu da gündeme geldi.

Bertrand, videonun aslında sosyal medyada paylaşılmış bir gençlik videosundan esinlenildiğini belirterek, bunun Çin’de de şaşkınlıkla karşılandığını söyledi.

Çin’in Avrupa Birliği kurumlarıyla görüşmekten ziyade üye devletlerle ikili temasları tercih ettiğini kaydeden Bertrand, söz konusu videonun Çin sosyal medyasında olumlu karşılanmadığını ifade etti.

Bertrand, “Video Çin sosyal medyasında yayıldı ama olumlu bir şekilde değil. İnsanlar bunun ne olduğunu ve neden yapıldığını sordu. Tepki aşağı yukarı Avrupa’daki tepkinin aynısıydı” dedi.

Söyleşide İran etrafındaki gelişmeler ve Hürmüz Boğazı’ndaki durum da ele alındı.

Bertrand, Çin’in büyük stratejik petrol rezervlerine sahip olduğunu belirterek, petrol ithalatının tamamen kesilmesi halinde ülkenin mevcut tüketim düzeyiyle yaklaşık dokuz ay idare edebileceğini söyledi.

Ayrıca Çin’in yalnızca büyük bir ithalatçı değil, aynı zamanda önemli bir petrol üreticisi olduğunu da vurguladı.

Bertrand, “Çin’in İran’dan ve Suudi Arabistan’dan petrol aldığı doğru ama aynı zamanda kendisi de çok büyük bir petrol üreticisi” ifadelerini kullandı.

Pekin yönetiminin İran ile Suudi Arabistan arasında denge kurmaya çalıştığını belirten Bertrand, birkaç yıl önce iki ülke arasında sağlanan yakınlaşmada Çin diplomasisinin önemli rol oynadığını hatırlattı.

Suudi Arabistan’ın İran’a karşı bölgede en sert tutumu benimseyen ülkelerden biri olmadığını söyleyen Bertrand, Çin’in bölgede gerilimin büyümemesi için yoğun diplomatik temaslar yürüttüğünü düşündüğünü ifade etti.

“Çin’in kamuoyu önündeki tavrı temkinli”

Bertrand, Çin’in bir yandan enerji akışının kesilmesini istemediğini, diğer yandan da ABD’nin dikkatinin Orta Doğu’ya yönelmesinin Pekin açısından stratejik avantajlar yaratabileceğini belirtti.

George W. Bush dönemini örnek gösteren Bertrand, Çin’in geçmişte de ABD’nin Afganistan ve Irak savaşları nedeniyle dikkatini başka alanlara yöneltmesinden fayda sağladığını söyledi.

Bu nedenle Pekin’in İran meselesinde farklı çıkarları aynı anda dengelemeye çalıştığını ifade eden Bertrand, kamuoyu önündeki tutumunun da bu nedenle temkinli göründüğünü kaydetti.

Küresel ekonomiyle ilgili değerlendirmelerde de bulunan Bertrand, Çin yönetiminin uzun süredir iç talebi büyütmeye çalıştığını söyledi.

Çin’in 15. Beş Yıllık Planı’nda iç pazarın güçlendirilmesinin temel hedeflerden biri olduğuna dikkat çeken Bertrand, ihracatın Çin ekonomisindeki payının Batı’da sanıldığı kadar yüksek olmadığını ifade etti.

Bertrand, Çin’in 1,4 milyarlık nüfusunun kendi başına devasa bir ekonomik alan oluşturduğunu belirterek, yalnızca iç pazarda faaliyet göstererek dünya lideri haline gelen şirketler bulunduğunu söyledi.

Örnek olarak Çin merkezli restoran zinciri Mixue’yu gösteren Bertrand, bu markanın dünyanın en büyük hızlı servis zincirlerinden biri haline geldiğini ancak Avrupa’da çok az kişinin adını duyduğunu ifade etti.

Söyleşinin önemli başlıklarından biri de Avrupa Birliği’nin Çin’e karşı planladığı yeni ticaret araçları oldu.

Bertrand, Avrupa Komisyonu’nun “aşırı kapasiteyle mücadele” gerekçesiyle yeni düzenlemeler üzerinde çalıştığını söyledi.

“Bu yaklaşım rekabetçi şirketleri cezalandırmaya dönüşebilir”

Bertrand, Avrupa’daki tanıma göre bir sektörün iç talebin üzerinde üretim yapmasının “aşırı kapasite” sayıldığını belirterek bunun çok geniş bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

“Bu mantıkla bakarsanız Fransa’nın şarap üretimi de, Almanya’nın otomobil üretimi de iç talebin üzerindedir” diyen Bertrand, ihracat yapan sektörlerin doğası gereği bu şekilde çalıştığını söyledi.

Bertrand, Avrupa Birliği’nin daha önce devlet desteklerine karşı kullandığı araçlardan farklı olarak bu kez doğrudan rekabet gücünü hedef alan bir mekanizma üzerinde çalıştığını belirtti.

Bunun Dünya Ticaret Örgütü kurallarıyla uyumunun tartışmalı olabileceğini kaydeden Bertrand, örgütün de uzun süredir işlevsel sorunlar yaşadığını hatırlattı.

Eğitim konusunda da değerlendirmelerde bulunan Bertrand, Çin’deki üniversite giriş sınavı Gaokao’nun ülke çapında büyük önem taşıdığını söyledi.

Fransa’daki bakalorya sisteminin tarihsel olarak Çin’deki imparatorluk sınavlarından esinlendiğini belirten Bertrand, bu geleneğin köklerinin Tang Hanedanlığı dönemine kadar uzandığını ifade etti.

Bertrand, İmparatoriçe Wu Zetian’ın aile bağları yerine liyakati esas almak amacıyla sınav sistemini geliştirdiğini ve bu sistemin zaman içinde Çin devlet yapısının temel unsurlarından biri haline geldiğini anlattı.

Çin kırsalında dolaşırken savaş anıtları yerine başarılı sınav öğrencileri için dikilmiş anıtların görülebildiğini söyleyen Bertrand, bunun eğitim ve liyakat kültürünün ne kadar köklü olduğunu gösterdiğini belirtti.

Singapur’a taşınan Pekinli bir ailenin çocuklarının, eğitim dili değişmesine rağmen kısa sürede sınıflarının en başarılı öğrencileri arasına girdiğini aktaran Bertrand, bunu Çin eğitim sisteminin düzeyine örnek olarak gösterdi.

Söyleşinin son bölümünde Ukrayna savaşı ele alındı.

Bertrand, savaşın önlenebilir olduğunu düşündüğünü belirterek, savaş öncesinde çok sayıda Batılı siyasetçi ve stratejistin NATO’nun Ukrayna’ya doğru genişlemesinin Rusya açısından kırmızı çizgi olduğunu söylediğini hatırlattı.

Bertrand, savaşın başlamasının ardından bu açıklamaları bir araya getirdiği paylaşımının milyonlarca kişi tarafından görüntülendiğini ifade etti.

“Bu savaşın önlenebileceğini düşünüyordum”

Bertrand, “Bu savaşın önlenebileceğini düşünüyordum. Pek çok Batılı lider ve stratejist, izlenen politikanın savaş riskini artırdığını önceden söylemişti” dedi.

Aynı durumun Tayvan konusunda da geçerli olduğunu belirten Bertrand, Çin’in bağımsızlık ilanını kırmızı çizgi olarak gördüğünün uzun süredir bilindiğini ifade etti.

ABD açısından bakıldığında Ukrayna krizinin belirli stratejik hesaplarla uyumlu görülebileceğini söyleyen Bertrand, Zbigniew Brzezinski’nin Avrasya stratejilerine atıfta bulundu.

Buna karşılık Brzezinski’nin aynı zamanda Rusya ile Çin arasında güçlü bir ittifakın Washington açısından olumsuz bir senaryo olacağını da yazdığını hatırlattı.

Bertrand, Avrupa’nın bugün Ukrayna konusunda öncelikle siyasi ve diplomatik itibarını koruyacak bir çıkış yolu aradığını düşündüğünü söyledi.

Ancak Rusya’nın da benzer beklentilere sahip olduğunu ifade eden Bertrand, bunun taraflar arasındaki uzlaşmayı zorlaştırdığını belirtti.

İstanbul görüşmelerini kaçırılmış bir fırsat olarak değerlendiren Bertrand, Çin’in savaş sonrasında sunduğu barış planının da yeterince değerlendirilmediğini söyledi.

Bertrand, “Çin’in planında Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün yeniden tesis edilmesi fikri vardı. Buna karşılık NATO’nun Ukrayna’ya ilişkin yaklaşımının da yeniden ele alınması öngörülüyordu” dedi.

Avrupa Birliği’nin bu öneriyi çok kısa sürede reddettiğini hatırlatan Bertrand, bugün gelinen noktada söz konusu planın yeniden değerlendirilmesinin farklı sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

Çok Okunanlar

Exit mobile version