Bizi Takip Edin

Rusya

Ukrayna’nın Kursk saldırısı ne anlama geliyor?

Yayınlanma

Son haftalarda Kursk’ta topraklar işgal edilmiş ve Devlet Başkanı Vladimir Putin, düşmanı idari sınırların dışına püskürtmek için kesin emirler vermişken, yeni Savunma Bakanı Andrey Belousov ordunun dijitalleştirilmesini zafere giden yolda atılacak ilk adım olarak ilan etti.

Ancak 12 Ağustos’ta Putin’in tonu —nihayet— değişti. Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, her zamanki stratejik yeniden toparlanma ve daha az stratejik olmayan geri çekilme stratejisinden uzaklaşmak zorunda kalacak.

Bu, özellikle, milyarder Oleg Deripaska’ya da bir cevap. Tokyo’daki Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde Rusya’yı resmi olarak temsil eden Deripaska, Nikkei Asia’ya verdiği mülakatta savaşın çılgınlık olduğunu, “iş dünyası için çok pahalıya mal olduğunu” ve yangının derhal ve koşulsuz olarak söndürülmesi gerektiğini ilan etti. Çıkarlarını savunduğu Batı’nın Kursk’taki saldırısının arifesinde yaptığı bu konuşmayı Kremlin ile ilişkileri hakkında şu şaşırtıcı açıklamayla bitirdi: “Ben onlara dokunmuyorum, onlar da bana dokunmuyor, siyaset yapmıyorum”.

Mantıken Putin’in yanıtı netti, “müzakere etmiyoruz”. Fakat Deripaska’ya sağlanan koruma, bu oligarkların pek çok ismini kıskançlıktan çatlatmış olsa gerek zira bu açıklamadan sonra bile Rusya’nın devlet medyası tarafından Sibirya’da okullar açtığı için övüldü.

Kısacası, Putin hedefi belirledi, ancak Rusya ordusunun yeniden yapılandırılması hala söz konusu değil, hatta tam aksi söz konusu. Dolayısıyla hedefe ulaşma meselesi son derece önemli hale geliyor. Beloussov, zafer için dört koşul öne sürdü, bunlardan sadece biri, sonuncusu, Genelkurmayın kalitesiyle alakalı. Yeni atanan bu bakanın bu savaşı “modern savaşlardan” biri olarak gördüğü gerçeğiyle başlamamız gerekiyor. Hayır, Suriye’den değil, orduların birbiriyle savaştığı Ukrayna’daki bu klasik savaştan bahsediyor. Ancak bu savaş, klasik savaşların geçmişte kaldığı yönündeki neoliberal öngörülerin başarısızlığının somut bir emsali.

İkinci koşul temel strateji sorununa değiniyor ama bu tuhaf bir şekilde insansız hava araçları ve robotların kullanımıyla sınırlı. Üçüncüsü daha da kötü: “Yapay zekâyı cephede kullanmak için etkili bir sistem kurmamız gerekiyor.”

Tam da orduları ve ülkeleri zayıflatmak ve Batılı kurumların gücüne boyun eğmelerini teminat altına almak için hazırlanan bu aldatmacayla “zafer” biraz uzak görünüyor.

Kısacası, 2008’deki Gürcistan savaşından bu yana Rusya ordusunu yavaş yavaş yok eden bu oldukça ilkel neoliberal vizyonda insan zekâsına yer yok. Mesele stratejik düşünce geliştirmek değil, bir yıllık zorunlu askerliğe geri dönmek bile değil.

Rusya toplumunun 30 yıllık neoliberal reformdan sonra hazır olmadığı yeni bir seferberlik hakkında mızmızlanan bireyci kaygısız modda endişelenmek yerine, askerlik hizmetini iki yıldan bir yıla indiren neoliberal zorunlu askerlik reformunu tersine çevirmek acil olacaktır. Ve gerçek bir askeri eğitimi yeniden tesis ederek —sadece insansız hava araçlarını ve robotları yönetmekten ya da programları, pardon “yapay zekâyı” kullanmaktan bahsetmiyorum— gerçek bir orduyu yeniden kurmak mümkün olacaktır.

Ancak bu verilmesi gereken ideolojik bir karar ve Belousov’un ortaya koyduğu neoliberal iktisadi çerçeveye hiç uymayan bir karar.


Sempozyum: Ukrayna’nın Rusya’ya girmesi esasen ne anlama geliyor?

On uzman, Kiev’in cüretkâr işgalinin savaş üzerindeki kısa ve uzun vadeli etkilerini değerlendirdi

Responsible Statecraft

15 Ağustos 2024

6 Ağustos’tan itibaren Ukrayna ordusu, doğudaki Kursk oblastında Rusya’ya karşı sürpriz bir sınır ötesi saldırı başlatarak savaşın mevcut gidişatını tersine çevirmiş gibi göründü.

Kiev, birliklerinin Rusya topraklarına 30 kilometreden fazla ilerleyerek 640 kilo2metrekarelik alanı kapsayan 74 yerleşim yeri ve kasabayı ele geçirdiğini ve 100’den fazla Rus savaş esirini aldığını iddia ediyor.

Moskova ise saldırıyı kabul etmekle birlikte çarşamba günü itibarıyla sınırın istikrara kavuştuğunu ve tartışmalı bölgelerde kontrolü ele geçirmek için aktif olarak savaştıklarını açıkladı. Bu arada savaşın üzerine sis perdesi çökmüş durumda ve Ukrayna’nın elde ettiği gerçek toprak kazanımları veya kayıplar hakkında resmi bir doğrulama yok.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, saldırıyı “büyük çaplı bir provokasyon” olarak nitelendirdi. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı ise bunun toprak tutmakla ilgili olmadığını, Kursk oblastından Ukrayna’ya dönük uzun menzilli füze saldırılarını durdurmak için orada bir “tampon bölge” oluşturarak Rusya’nın saldırılarını engellemeye çalıştıklarını belirtiyor.

Ukrayna’nın stratejisi, Rusya’nın reaksiyonu ve bunun savaşın geneli üzerindeki uzun vadeli etkileri —gelecekteki müzakere ihtimali, her iki tarafın moraline etkisi ve bu durumun ABD de dahil olmak üzere Ukrayna’nın destekçilerini cesaretlendirme potansiyeli— hakkında pek çok soru hâlâ belirsizliğini koruyor. Ayrıca bu hamle, Ukrayna tarafında zayıflayan savaş çabasını yeniden canlandırmaya yardımcı olabilir.

Bu nedenle, kapsamlı bir dış politika uzmanları grubuna şu soruyu yönelttik:

“Ukrayna’nın şu anda Rusya’nın Kursk oblastına gerçekleştirdiği saldırıların, savaşın geneli üzerindeki muhtemel etkisi nedir?”

Jasen J. Castillo, Monica Duffy Toft, Ivan Eland, Mark Episkopos, Lyle Goldstein, John Mearsheimer, Sumantra Maitra, Rajan Menon, Peter Rutland, Stephen Walt.

Jasen J. Castillo, Albritton Center for Grand Strategy Eş Direktörü, George H.W. Bush Yönetim Okulu, Texas A&M Üniversitesi

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri bir kez daha Rusya’nın 2022’deki işgalinde göz ardı ettiği savaşma azmini ortaya koydu. Fakat bu saldırının askeri hedefi hâlâ muğlaklığını koruyor. Kısa vadede bu durum Ukrayna için bir PR başarısı ve Rusya için moral bozucu bir darbe. Kursk kumarı, Rusya’nın saldırıyı durdurmak için kuvvetlerini kaydırmasıyla Ukrayna savunması üzerindeki baskıyı da azaltabilir. Ancak uzun vadede, tehlikeli bir şekilde insan gücü ve teçhizat sıkıntısı çeken Ukrayna’nın, başka bölgelerde ihtiyaç duyabileceği seçkin birliklerini tüketmesinden endişe ediyorum. Yıpratma savaşında insan gücü ve teçhizat hayati önem taşır. Ukrayna’nın saldırısı, Batı’nın Almanya’nın 1944’te Müttefikleri şaşırtan, kazanımlar elde eden ve Bastogne Muharebesi’nde yenilgiyle sonuçlanarak aylar sonra Doğu Cephesinde ihtiyaç duyduğu insan gücü ve teçhizatı harcayan cüretkâr saldırısını hatırlatıyor.

Monica Duffy Toft, Uluslararası Politika Profesörü ve Fletcher Hukuk ve Diplomasi Okulu Stratejik Çalışmalar Merkezi Direktörü

Ukrayna’nın Rusya’ya gerçekleştirdiği saldırının muhtemel etkisi, iki eksende hissedilecek; biri maddi, diğeri psikolojik.

Maddi eksende, Ukrayna, Rusya’nın Ukrayna hedeflerine füze saldırıları düzenleme kabiliyetini geçici olarak zayıflatabilir; bunların en hassas olanları, Ukrayna’nın sivillerine kasıtlı ve sistematik olarak zarar vermeyi içeriyor. Fakat maddi anlamda kalıcı bir etki açısından çok fazla bir şey beklenemez. Ukrayna, Rusya’dan geri çekilmek zorunda kalacak ve hayatta kalan birlikleri ve teçhizatı, dinlenme ve yenileme sürecinin ardından, Ukrayna’nın Rusya ile olan cephesindeki diğer kritik bölgelere yeniden dağıtılacak.

En büyük etkinin psikolojik eksende olmasını bekleyebiliriz. Halihazırda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “büyük lider” olarak meşruiyeti, savaşın ilk haftalarında zarar görmüştü. Bu son saldırı daha da kötü, zira hiçbir lider, Rusya topraklarının kaybına, geçici bile olsa, liderlik edip itibarını koruyamaz.

Bununla beraber Putin, Rusların savaş hakkında ne öğrendiği konusunda benzeri görülmemiş bir kontrole sahip. Psikolojik etki en çok Ukrayna ve müttefikleri tarafından hissedilecek. Bu durum, küresel alanda dikkat yorgunluğunu hafifletecek. Aynı zamanda Batılı bağışçılara, Ukrayna’nın savaşabileceğini ve kazanabileceğini hatırlatarak silah ve mühimmat gönderme konusundaki fedakarlıklarının boşa gitmeyeceğini gösterecek.

Ivan Eland, Bağımsız Enstitü’nün Barış ve Özgürlük Merkezi Direktörü

Ukrayna, hedefinin Rusya’da ele geçirilen toprakları elinde tutmak olmadığını savunmasına rağmen, o zaman bu saldırının amacının ne olduğu sorulabilir. Bu saldırı, Rusya lideri Vladimir Putin’e Rusya’nın savunmasızlığını göstermek için tasarlanmış olabilir ama daha önceki baskınlar veya Rusya ve Kırım’a yönelik saldırılar zaten bunu ispat etmişti.

Taarruz harekatları yürütmek genelde savunmada olmaktan çok daha pahalıya mal olur; bu yüzden Ukrayna’nın, halihazırda zayıf olan savunma hatlarından kuvvetlerini çekerek belirsiz faydalar uğruna riskli bir saldırıya girişmesi mantıklı mı? Rusya’nın taarruzu zaten ilerleme kaydediyor ve Rusya, Ukrayna’dan sayıca ve silahça üstün olduğu için, ülke topraklarını savunmak için Ukrayna’daki taarruz güçlerini zayıflatmaya ihtiyaç duymayabilir. Ukrayna, herhangi bir ateşkes müzakeresinde Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna topraklarına karşılık olarak Rusya’da işgal ettiği toprakları takas etmeyi arzulayabilir ama Ukrayna, kendinden üstün kuvvetler tarafından kuşatılma riskiyle karşı karşıya kalıyor.

Mark Episkopos, Quincy Institute for Responsible Statecraft Avrasya Araştırma Görevlisi ve Marymount Üniversitesi Tarih Yardımcı Profesörü

Kursk taarruzu, Ukrayna’nın Rusya’nın zayıf sınır savunmalarından istifade ederek geniş toprakları —Kursk nükleer santrali de dahil olmak üzere— ilk 48 ila 72 saat içinde ele geçirebileceği varsayımına dayandırılmış gibi görünüyor. Bu da Moskova’yı bir oldu bittiyle karşı karşıya bırakarak derhal bir ateşkese zorlayacak ve potansiyel olarak Ukrayna’nın şartlarıyla barış müzakerelerinin zeminini oluşturabilecek bir pazarlık kozu sunacaktı. Fakat Rusya, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin başlangıçtaki köprübaşını kayda değer ölçüde genişletme teşebbüslerini engellemiş gibi görünüyor ve Ukrayna, şu anda mücadele ettiği mütevazı toprakları bile uzun vadede elinde tutma kapasitesinden yoksun.

Kursk’taki cebi açık tutma çabalarının Ukrayna’ya stratejik herhangi bir fayda sağlaması muhtemel değil ve bu durum, Ukrayna savunmalarını zayıflatabilecek, Ukrayna’nın Donbass bölgesindeki temas hatları boyunca Rusya kuvvetlerine fırsatlar yaratabilecek geniş ölçekli, sürekli bir asker ve teçhizat yatırımını gerektirecek.

Lyle Goldstein, Savunma Öncelikleri, Asya Gelişimi Direktörü ve Brown Üniversitesi Watson Kamu İşleri ve Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Misafir Profesörü

Kiev’in Rusya’nın Kursk oblastına yaptığı cüretkâr saldırı, Ukrayna’nın hâlâ önemli bir savaş kabiliyetine ve belli bir mücadele azmine sahip olduğunu gösteriyor. Şüphesiz ki bu harekât, Kremlin’i utandırmak ve savaş hakkındaki geleneksel anlatıyı dramatik bir şekilde değiştirmek gibi birincil amacına hizmet etti. Yine de bu yeni taarruzun ne kadar akıllıca olduğu konusunda meşru sorular sorulabilir. Saldıran tarafın kayıpları kaçınılmaz olarak yüksek, özellikle de Rusya’nın hâlâ ciddi bir ateş gücü üstünlüğüne sahip olduğu durumlarda. Bu da savaş hattının diğer bölgelerinde Rus kuvvetlerinin istismar edebileceği ciddi zayıflıklar yaratabilir. 2024’te konuya aşina çoğu Amerikalı stratejist, Ukrayna’ya güçlerini korumak için savunmada kalmasını ve dolayısıyla “uzun savaş” stratejisini benimsemesini tavsiye ediyordu. Ayrıca bu tür sembolik bir hamlenin barış müzakerelerini kolaylaştırıp kolaylaştırmayacağı da net değil. Son olarak bu, genel tırmanış yönünde atılan bir başka yanlış adım.

John Mearsheimer, R. Wendell Harrison Seçkin Hizmet Profesörü, Chicago Üniversitesi ve Quincy Enstitüsü Misafir Araştırmacısı

Ukrayna’nın [Kursk’a] saldırısı, yenilgisini hızlandıracak büyük bir stratejik hataydı. Bir yıpratma savaşında başarının kilit belirleyicisi, Batılı yorumcuların takıntılı olduğu toprak ele geçirmek değil, kayıpları dengeleme oranıdır. Kursk saldırısındaki karşılıklı kayıpları oranı, iki nedenden ötürü kesin olarak Rusya’nın lehine. Birincisi, Ukrayna ordusu savunmasız toprakları etkin bir şekilde ele geçirdiği için Rusya’nın nispeten az sayıda kayıp yaşamasına neden oldu. İkincisi, saldırıdan haberdar olduktan sonra Moskova, açıkta olan ve vurulması kolay ilerleyen Ukrayna birliklerine karşı hızla büyük hava gücünü seferber etti. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, saldıran güçler pek çok asker ve teçhizatının büyük bir kısmını kaybetti.

Durumu daha da kötüleştiren bir unsur, Kiev’in doğu Ukrayna’daki cephe hatlarından, son derece ihtiyaç duyulan birinci sınıf muharip birlikleri çekerek bunları Kursk’taki taarruz gücünün bir parçası haline getirmesi. Bu hamle, halihazırda dengesiz olan karşılıklı kayıp oranını, kritik öneme sahip bu cephede daha da Rusya’nın lehine çeviriyor. Kursk baskınının ne kadar aptalca bir fikir olduğu göz önüne alındığında, Rusların şaşkına dönmesi şaşırtıcı değil.

Sumantra Maitra, American Ideas Institute Araştırma Direktörü, Sources of Russian Aggression kitabının yazarı

Eğer Ukrayna’nın savaşı Rusya’ya taşıması, ülkeyi zayıf bir pozisyondan müzakere etmeye zorlamak için yapıldıysa, bu başarısız olacaktır; zira Ukraynalılar bu hamleyi sürdürecek ve sonrasında işgal edecek insan gücüne sahip değil. Bu, Ukrayna’nın Batı’daki destekçileri açısından iyi bir PR zaferi ve Rusya’nın stratejik düşüncesinin ne kadar feci şekilde geri, beceriksiz ve Sovyet tarzında kaldığını gösteriyor ama Rusya’nın sayısal üstünlüğü devam edecektir.

Aynı zamanda bu hamle, Rusya’daki şahinleri cesaretlendirebilir, Rusya hükümetindeki radikalleri güçlendirebilir ve Putin’i, özellikle ABD’de yeni bir yönetim seçildikten sonra barış müzakerelerini zorlamaktan caydırabilir. Belki de bu, Ukrayna hükümetinin veya onlara tavsiyede bulunanların gerçek amacıydı. Ukrayna, bu sürecin altını oymakta başarılı oldu.

Rajan Menon, Defense Priorities Kıdemli Araştırmacısı ve New York City Üniversitesi/City College’da Powell Okulu’nda Anne ve Bernard Spitzer Uluslararası İlişkiler Fahri Başkanı

Ukrayna’nın Kursk hamlesi yaygın olarak —haklı bir şekilde— övüldü. Ancak kalıcı başarısı hâlâ belirsiz. General Aleksandr Sırskiy’in, Rusya topraklarını gelecekteki müzakerelerde takas etmek için elde tutmayı, Rusya kuvvetlerini Donetsk savaş alanlarından uzaklaştırmayı ya da Rusların 2022’den bu yana Ukraynalıların hissettiği acının bir kısmını hissetmelerini sağlamayı hedefleyip hedeflemediği belirsizliğini koruyor.

Rusya ısrarlı bir karşı taarruz başlattığında, Ukrayna, Kursk’taki askerlerini takviye etmek için gereken lojistik kapasiteleri, asker sayısını, ateş gücünü ve hava savunmasını toplayabilecek mi? Rusya, Donetsk’ten kuvvetlerini yeniden konuşlandırmak zorunda kalacak mı, şu ana kadar Harkov ve Kupyansk cephelerinden gelen hangi rezerv ve birlikleri kullandı? Yoksa Rusya, Ukrayna’nın Kursk taarruzunu boşa çıkararak mevcut coşkuyu, Ukrayna’nın başka yerlerde acilen ihtiyaç duyulan birlikleri Kursk’a gönderdiği için liderlerinin suçlandığı bir suçlama oyununa mı dönüştürecek? Bunu söylemek için henüz çok erken.

Peter Rutland, Wesleyan Üniversitesi Profesörü ve Colin and Nancy Campbell Kürsüsü Başkanı

Ukrayna’nın saldırısı, Putin’in Haziran 2023’teki Wagner kalkışmasından bu yana karşılaştığı en büyük meydan okuma. Bu, Yevgeniy Prigojin’in başat iddialarından birini —Rusya ordusunun komutanlarının yolsuzluğu ve beceriksizliği, saldırıyı öngörememeleri ve Ukraynalı işgalcileri defetmekte yavaş kalmaları— gözler önüne seriyor. Bu, Kremlin propagandasının bazı merkezi temalarını —Rusya’nın savaşı kazandığı ve Putin’in Rusları düşman bir dünyadan koruduğu iddiasını— da çürütüyor. Diğer yandan, çatışmaların Rusya topraklarına yayılması durumunda nükleer silah kullanma tehditlerinin de blöf olduğunu ortaya koyuyor. Baskının askeri maliyet ve faydalarından bağımsız olarak, bunun Kiev açısından siyasi bir zafer olduğu kesin.

Stephen Walt, Robert ve Renee Belfer Uluslararası İlişkiler Profesörü, Yale Üniversitesi

Ukrayna’nın Rusya’ya saldırısı, ülkenin moralini yükseltmek ve Batı’nın Kiev’e desteğini sürdürmesi için güven vermek amacıyla düzenlenen bir göz boyama eylemi ama savaşın sonucunu etkilemeyecek. Ukrayna kuvvetlerinin yaklaşık 1000 kilometrekarelik zayıf savunulan Rusya topraklarını ele geçirdiği bildiriliyor. Rusya’nın toplam kara kütlesi 17 milyon kilometrekareden fazla, bu da Ukrayna’nın şu anda Rusya’nın yüzde 0,00588’ini “kontrol ettiği” anlamına geliyor.

Mukayese edildiğinde, Rus birlikleri şu anda Ukrayna’nın yaklaşık yüzde 20’sini işgal ediyor ve geçen yaz başarısız olan Ukrayna taarruzu, ülkenin bu bölgeleri geri almasının ne kadar zor olacağını gösteriyor. Bu saldırı, Putin açısından ufak bir utanç kaynağı olabilir [ve aynı zamanda Rusya’nın Avrupa’nın geri kalanını işgal etmek için fazlasıyla zayıf olduğuna dair ek bir kanıt], fakat Ukrayna’nın kaderi, bu operasyonla değil, Ukrayna’da olanlarla belirlenecek.

Ukrayna’nın Kursk’taki “yalnız kurt” karşı saldırısı

Rusya

Rusya parlamentosunda sandalye dağılımı netleşti: İktidar partisi rekor kırdı

Yayınlanma

Rusya Merkezi Seçim Komisyonu, Devlet Duması seçimlerinin kesin sonuçlarını onaylayarak meclisteki sandalye dağılımını ilan etti. İktidardaki Birleşik Rusya Partisi 349 milletvekili kazanarak 25 yıllık tarihinin en yüksek parlamento temsiline ulaştı. Seçimi ikinci sırada tamamlayan Rusya Federasyonu Komünist Partisi ise 37 sandalyede kaldı.

Rusya Federasyonu Merkezi Seçim Komisyonu, 18-20 Eylül tarihleri arasında düzenlenen parlamento seçimlerinin kesin sonuçlarını onaylayarak Devlet Duması’ndaki nihai sandalye dağılımını açıkladı.

Resmi verilere göre iktidardaki Birleşik Rusya Partisi, 9. Yasama Dönemi’nde 349 milletvekiliyle parlamentoda temsil hakkı kazandı. Bu sonuçla parti, Devlet Duması’ndaki 25 yıllık tarihinin en geniş parlamento grubunu oluşturacak.

Parti Başkanı Dmitriy Medvedev, Birleşik Rusya’nın yeni dönemdeki milletvekili sayısının bir önceki döneme kıyasla 25 kişi arttığını söyledi.

Birleşik Rusya ayrıca yeni yasama döneminde parlamentodaki 35 komisyondan 20’sinin başkanlığını üstlenecek.

Merkezi Seçim Komisyonunun federal liste ve tek sandalyeli seçim bölgelerindeki nihai oy sayımına göre, seçimleri ikinci sırada tamamlayan Rusya Federasyonu Komünist Partisi (KPRF) 37 sandalye elde etti.

Liberal Demokrat Parti (LDPR) 23, Yeni İnsanlar Partisi 19, yüzde 5’lik seçim barajını az farkla aşan Adil Rusya Partisi ise 17 milletvekili çıkardı. Dört milletvekilliği bağımsız adaylara giderken, Rodina (Vatan) Partisi de parlamentoya tek bir temsilci gönderdi.

Rodina adına parlamentoda yer alacak isim Parti Lideri Aleksey Juravlyov oldu. Juravlyov’un kazandığı bu sandalye, partiye gelecekteki seçimlere imza toplama zorunluluğu olmadan doğrudan katılma hakkı sağlıyor.

Muhalefetteki Yabloko Partisi’nin federal seçim listesi, daha önce Rodina Partisi’nin açtığı dava neticesinde seçim yarışından çıkarılmıştı. Merkezi Seçim Komisyonu başlangıçta Yabloko’nun listesini tescil etmiş, ancak sonrasında partinin adaylığı iptal edilmişti.

Seçimlerin ardından Birleşik Rusya’nın parlamento yönetim kadrosu da şekilleniyor. Dmitriy Kobılkin’in partinin Devlet Duması grup başkanlığına aday gösterildiği bildirildi.

Vedomosti gazetesinin kaynaklarına göre, Devlet Duması Birinci Başkanvekilliği görevi için İrina Yarovaya değerlendiriliyor. Yarovaya’nın bu makamda Aleksandr Jukov’un yerini alabileceği aktarılıyor.

Beş yıl boyunca görev yapacak olan 9. Yasama Dönemi Devlet Duması milletvekilleri karma seçim sistemiyle belirlendi. Toplam 450 sandalyeli parlamentoda 225 milletvekili, yüzde 5’lik barajı geçen partiler arasında federal çaptaki oy oranlarına göre nispi temsil yöntemiyle paylaştırıldı.

Kalan 225 milletvekili ise dar bölge esasına dayalı tek sandalyeli seçim çevrelerinde en yüksek oyu alan adaylar arasından seçildi.

Üç güne yayılan oylama sürecinde Rusya genelinde toplamda 2 bin 200’den fazla seçim kampanyası yürütüldü ve yaklaşık 20 bin 700 sandalye ile kamu görevi için sandık kuruldu.

Parti listeleri üzerinden yarışa Birleşik Rusya, LDPR, Doğrudan Demokrasi Partisi, Yeşiller, Adil Rusya, Rodina, KPRF, Emekliler Partisi, Rusya’nın Komünistleri ve Yeni İnsanlar olmak üzere on siyasi parti katıldı.

Devlet Başkanı Vladimir Putin, seçim sürecinin tamamlanmasının ardından Rus halkına hitaben bir konuşma yaptı.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri

Yayınlanma

Orduyla kontrat imzalayan bir piyade adayına ödenen toplam ikramiye 1,6 milyon ruble. Bölgedeki ortalama aylık gelirin yaklaşık 23 bin 400 ruble (kabaca 280 dolar) olduğu hesaba katıldığında, tek bir imzanın bedeli yerel ortalama gelirin tam 68 katına karşılık geliyor.

Bu başlık altında uzaktan, basına veya resmi beyanlara yansıyanlardan anladıklarımı ve orada kendi şahit olduklarımı mukayese etmek istiyorum. 18-20 Eylül tarihlerinde gerçekleşen 9. Duma seçimleri vesilesiyle seçim gözlemcisi sıfatıyla Moskova ve Rostov-na-Donu’nda şahit olduklarım, bu rakamın alelade bir askeri teşvik bordrosu olmadığını gösteriyor. Karşımızdaki tablo, Batı yaptırımları altındaki Rusya Federasyonu’nun hem yeni sınıfsal tabanını hem de bu tabanı ayakta tutan finansal tahkimatı özetliyor.

Duma seçimleri, Merkezi Seçim Komisyonu’nun açıkladığı ve sandıkların yüzde 58,42’sinin sayıldığı geçici tablonun işaret ettiği üzere, herhangi bir sürprize kapı aralamadı: Birleşik Rusya (Yedinaya Rossiya), yüzde 57,88 ile ipi göğüslerken, 225 tek sandalyeli bölgenin 201’inde önde giderek parlamentonun alt kanadında anayasal çoğunluğu (450 sandalyenin üçte ikisinden fazlasını) yeniden cebe koydu. Komünist Parti (KPRF) yüzde 13,81 ile ikinci sıradaki yerini korurken, Jirinovski sonrası LDPR yüzde 8,67, kentli sağın adresi “Yeni İnsanlar” (Noviye Lyudi) yüzde 7,84 ve Adil Rusya yüzde 5,10 ile barajı aştı. Yüzde 57’ye dayanan katılım oranı, 1993, 2016 ve 2021 seçimlerinin belirgin biçimde üzerinde kaldı.

Seçim sürecinde teknik şeffaflık genel hatlarıyla tesis edilmiş görünüyordu; fakat dijital altyapının genişliği ile internet erişimindeki kısıtlamalar arasındaki çelişki hemen göze çarpıyordu. Yalnızca sekiz federal bölgede uygulanan ve blockchain mimarisiyle işletilen Uzaktan Elektronik Oylama (DEG) platformunda katılımın yüzde 90’ı aşması, devlet aygıtının yurttaşla kurduğu teknolojik bağı tahkim ettiğini belgeliyor. Batı basınının beklediği türden bir “çözülme” ya da kriz manzarası sahada yoktu; tam aksine, savaş koşullarında kurumsallaşmış pürüzsüz ve teknokratik bir konsolidasyon işliyordu.

Sandıktan çıkan bu istikrarı yalnızca idari tedbirlerle ya da propaganda aygıtıyla izah etmek de yanlış olur. Asıl mesele, sandığın altına serilen ve Rusya toplumunun alt katmanlarını dönüştüren iktisadi hareketlilik ile bu hareketliliği finanse eden mekanizmanın niteliği.

Billboard’lar, kuryeler, parlak şehirler

Rusya’da 2022 başında Ukrayna’ya askeri müdahale başladığında, uluslararası finans çevreleri ve liberal iktisatçılar gayrisafi yurtiçi hasılada çift haneli çöküşler, sermaye kaçışıyla felç olan bir bankacılık sistemi ve sokakları saracak bir yokluk öngörmüştü.

Oysa bugün karşılaştığımız manzara, beklenmedik bir nakit patlaması.

Savaş harcamaları, Sovyetler Birliği’den bu yana ilk kez Rusya’nın en yoksul hinterlandına kontrolsüz bir likidite akıttı. Soğuk Savaş yıllarında güvenlik gerekçesiyle taşraya taşınan ve 1991 sonrası talan furyasında atıl kalan devasa savunma tesisleri, bugün 7/24, üç vardiya halinde çalışıyor. Savunma sanayiine son iki yılda dahil olan 500 bini aşkın yeni işçi, yüzde 20 ila 60 arasında ücret artışları gördü. Cephedeki askeri personelin taban maaşının 200 bin rubleye (yaklaşık 2 bin 200 dolar) sabitlenmesi ve buna eklenen astronomik bölgesel primler, Rusya’nın çevre bölgelerinde yaşayan yoksul kitleler için savaşı eşi görülmemiş bir “sosyal asansör” haline getirdi.

Bu da, reel ücretlerin ülke genelinde yüzde 14 civarında artmasına ve tüketici harcamalarında yüzde 25’lik bir sıçramaya yol açtı. Mavi yakalıların, kamyon şoförlerinin, dokumacıların ve Sibirya’daki bir belediye otobüsü şoförünün gelirinin ayda 100 bin rubleyi aşması, Rusya’nın otuz yıllık bağımsızlık dönemi boyunca hiçbir kalkınma programının başaramadığı bir gelir dağılımı düzeltmesini -ironik bir biçimde savaş vasıtasıyla- üretti. 2021’de ayda 100 bin rubleden fazla kazananların payı yüzde 5,7 iken, bu oran 2023’te yüzde 10’a fırladı; hiçbir maddi sıkıntısı olmadığını beyan edenlerin oranı ise yüzde 1-2 bandından yüzde 5 seviyesine çıktı.

Moskova sokaklarında dolaşırken insanın hissettiği duygu da Batılı yaptırımlarla hırpalanmış bir başkentin kasveti değil; bilakis, petrol zengini körfez emirliklerini ya da City of London’ı andıran aşırı parlak ve steril bir atmosfer. Yaptırımlar nedeniyle servetlerini Londra veya Kıbrıs off-shore hesaplarına transfer edemeyen Rus zenginlerinin, sermayeyi yurt içinde tutmak zorunda kaldıkları yönündeki bilgi doğruymuş. Bu da, Moskova ve St. Petersburg’da muazzam bir lüks tüketim dalgasını tetiklerken, kenti düşük gelirliler için bir yaşam alanı olmaktan çıkardı. Yurt dışına seyahat imkanlarının daralmasıyla geceliği binlerce dolarlık lüks tatil köyleri türerken, Rusya’nın KFC’si konumundaki Rostic’s gibi zincirlerin bu yıl 100 yeni şube açma planı, harcama patlamasının yaygınlığını gösteriyor.

Ancak şunu da es geçmemek lazım; tabandan gelen bu nakit tufanı üretken bir sanayi birikimine dönüşmekte zorlanıyor; ülke, devasa bir tüketim çılgınlığı ve hizmet sektörü hegemonyası içine sürüklenmiş vaziyette. Ozon ve Wildberries (WB) gibi e-ticaret tekelleri ve lojistik ağları, ülkenin en ücra noktalarına kadar yerleşmiş. Her köşe başında bir teslimat noktası, her caddede bir kurye ordusu…

Belki, yaptırımların ve savaş maliyetlerinin ortasında bu devasa tüketim ve harcama dalgasını sırtlayan finansal mekanizmanın işleyişine biraz daha yakından bakmak faydalı olabilir.

Rusya’da kamu bankacılığı nasıl işliyor?

Liberal iktisat doktrininin Rus bankacılığına dair ezberi bellidir: Kamu ağırlığının yüksek olduğu bir finans sistemi hantaldır, kaynak tahsisini bozar, piyasayı verimsizleştirir ve kaçınılmaz olarak kriz üretir. Rusya mevcut resim bu ezberi tam ortasından çatlatıyor.

Evvela kavramsal bir ayrımın altını çizmek lazım: “Devlet bankası” ile “devletin doğrudan sahip olduğu banka” kesinlikle aynı şey değil. Hukuken esas mesele bankanın doğrudan kamu mülkiyetinde bulunması değil; sermaye payları vasıtasıyla devletin kontrol sahibi olması. Rusya’da bu kontrol yalnızca doğrudan hazine veya merkez bankası eliyle yürütülmüyor; başka bir devlet bankası, bir kamu işletmesi veya Rusya’ya mahsus “devlet korporasyonu” üzerinden dolaylı biçimde, birkaç katlı şirket piramitleri halinde işletiliyor. Dolayısıyla yalnızca doğrudan kamu payına bakarak Rus bankacılığını analiz etmeye kalkanlar, buzdağının suyun altındaki devasa gövdesini ıskalıyor. 2022 sonrasında kamuyu aydınlatma bilgilerinin kısıtlanması da bu kontrol zincirlerinin tespitinde kör inançları değil, ihtiyatlı bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Sayılar ile iktisadi ağırlık arasındaki uçurum meselenin özünü oluşturuyor. Rusya’da faal banka sayısı 300 sınırına kadar gerilemiş durumda. Devlet bankaları sayıca bu toplamın yalnızca yaklaşık onda birine denk geliyor. Ancak bu onda birlik çekirdek, toplam bankacılık aktiflerinin yüzde 70’inden fazlasını elinde tutuyor. Hanehalkı mevduatlarının yarıdan fazlası, şirket mevduatlarının ve menkul kıymet portföylerinin ise yaklaşık yarısı doğrudan bu kamu blokunda toplanmış vaziyette.

Dahası, “kamu mülkiyeti yatırımları ve büyümeyi köreltir” iddiası Rusya verilerinde karşılık bulmuyor. Ayrışma, toplam kredi miktarında değil; vadesinde ve yöneldiği alanda ortaya çıkıyor. En büyük üç devlet bankası, Rusya’daki bütün uzun vadeli şirket kredilerinin yüzde 60 ila 70’ini tek başına sağlıyor; diğer kamu bankaları eklendiğinde bu oran yüzde 85’e yaklaşıyor. Başlıca devlet bankalarının aktifleri içinde uzun vadeli kredilerin payı yüzde 20 bandına otururken, bu oran yerli özel bankaların ve yabancı iştiraklerin katbekat üzerinde seyrediyor. Yani özel sermayenin riskinden kaçtığı uzun vadeli sabit sermaye yatırımlarını, altyapıyı ve savaş sanayiini bizzat bu kamu kredi makinesi finanse ediyor. Küçük ve dolaylı devlet bankaları kâr güdüsüyle özel bankalar gibi davranırken, çekirdek kamu bankaları stratejik planlamanın finansal kalkanı haline geliyor.

Batı’nın beklediği finansal çöküşün gerçekleşmemesi de bu yapıyla doğrudan bağlantılı. 2004 ile 2020 yılları arasında Rusya Mevduat Sigorta Kurumu tarafından tasfiye edilen 523 bankanın istisnasız tamamının özel bankalardan oluşması manidar. Kırılganlık ve batak kamu mülkiyetinde değil, özel sektörün spekülatif iştahında yuvalanmıştı. Devlet bankaları kriz anlarında krediyi kesmek yerine, piyasaya likidite pompalayarak ve faizleri sübvanse ederek tampon işlevi görmüş.

Sahada gördüğümüz 9. Duma seçim neticeleri, savaş, Moskova’daki şatafatlı tüketim patlaması ve taşradaki sükunet, birbirinden kopuk olgular değil; birbirini besleyen tek bir devasa yapının parçaları.

Bir yanda, cephe hattında aldığı astronomik ikramiyelerle taşrada ev tadilatı yapan, borçlarını kapatıp araba alan ve taşra bankalarındaki mevduatları şişiren Rusya’nın geleneksel yoksulları ve ordu gönüllüleri; diğer yanda silah siparişleriyle üç vardiya çalışan sanayi işçileri ve bu nakit sirkülasyonunun komisyonunu toplayan Ozon-WB tüccarları yer alıyor. Birleşik Rusya, kamu kaynaklarının ve savaş gelirlerinin tabana aktarılmasını sağlayan siyasi dağıtım merkezi rolünü üstlenerek anayasal çoğunluğu tescilliyor. Bu çarkın arka planında ise, aktiflerin yüzde 70’ine hükmeden ve uzun vadeli finansmanı sırtlayan devlet kontrollü bankacılık omurgası duruyor.

Fakat bu tablo, çelişkisiz bir gelecek vaat etmiyor. Rusya ekonomisi teknolojik egemenlik ve derinlikli bir üretken sanayileşme hamlesine muhtaç; tabanda oluşan yapı, tüketimi kamçılayan, finansallaşmış ve hizmet sektörünün asalaklığına teslim olmuş bir rant döngüsünü besliyor.

Seçimler bitti; Birleşik Rusya anayasal çoğunluğunu tazeledi ve makam sahipleri DEG ekranlarındaki yüksek katılım yüzdelerini bir başarı belgesi olarak kayda geçirdi. Haklılar da.

Son bir notu da eklemem lazım, buradaki anlatım bile aceleci olabilir, belki biraz daha uzun kalmak iyi olabilirdi. Rusya, “tatilci” için iyi bir rota olmasa da savaş veren bir ülkenin nasıl ayakta kalabileceğine kafa yoranlar için iyi bir laboratuvar.

Okumaya Devam Et

Rusya

Rus iş dünyasından Batılı şirketlere kayyum atanmasında net kural çağrısı

Yayınlanma

Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği Başkanı Aleksandr Şohin, Batılı şirketlere kayyum atanmasına ilişkin kriterlerin belirlenmesini istedi. Şohin, Auchan ve Nestle gibi firmalara kayyum atanmasının, Rus varlıklarına el koymayı planlayan Avrupa Birliği’ne dönük önleyici bir misilleme sinyali taşıdığını kaydetti.

Rusya Sanayici ve Girişimciler Birliği (RSPP) Başkanı Aleksandr Şohin, Batılı şirketlere geçici kayyum atanmasına ilişkin somut ve açık kriterler belirlenmesi çağrısı yaptı.

Rus haber ajansı TASS’ın aktardığına göre Şohin, yürürlükteki kayyum atama uygulamalarının dayandığı ilkelerin belirsizliğini koruduğunu söyledi.

Sürecin ilk döneminde “mütekabiliyet” kuralının işletildiğini hatırlatan Şohin, daha önce yalnızca Rus şirketlerinin mal varlıklarına el koyan ülke vatandaşlarının mülklerine yönelik adımlar atıldığını dile getirdi.

İnterfaks ajansına konuşan RSPP Başkanı, “2022 ve 2023 yıllarında geçici kayyum yönetimine devir süreçleri başladığında uygulamanın bir ayna niteliğinde olduğunu, yani tam bir mütekabiliyet esasına dayandığını hatırlatmak isterim” dedi.

Mevcut tabloda şirketlere kayyum atanmasını tetikleyen net kuralların olmadığını savunan Şohin, “Kurallar dizisi yok. En belirleyici ölçüt, ilgili kuruluşların ‘dost olmayan’ ülkelerin yerleşikleri veya şirketleri üzerine kayıtlı olması” değerlendirmesini yaptı.

Şohin ayrıca, “dost olmayan” ülkelerin varlıklarına atanan kayyum idaresinin performansını ölçecek verimlilik göstergelerinin de yürürlüğe girmesi gerektiğini kaydetti.

Şohin; Auchan, Lemana PRO ve Nestle gibi küresel firmaların Rusya’daki iştiraklerine kayyum atanmasını, Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya Merkez Bankası rezervlerine el koyma tartışmalarına karşı Moskova’nın verdiği “önleyici uyarı sinyalleri” şeklinde niteledi.

Bu mesajların karşı tarafta yeterince anlaşılmadığını belirten Şohin, “Bu adımlar, ‘Bunu yaparsanız bizim de karşı önlemlerimiz hazır’ mesajını iletme çabası taşıyor. Ancak bu sinyallerin gerektiği gibi algılandığı söylenemez” dedi.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, AB’nin dondurulan Rus rezervlerini kullanma girişimlerinin gayrimeşru sayılacağını ve hukuki süreçler doğuracağını ifade etmişti.

Peskov, kararı alan ve uygulayan mercilere karşı Moskova’nın geniş kapsamlı hukuki yollara başvuracağını dile getirdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 17 Eylül’de imzaladığı kararnameyle Auchan, eski adıyla Leroy Merlin olan Lemana PRO, Nestle ve FM Logistic şirketlerinin ana tüzel kişiliklerinin yönetimini kayyum sıfatıyla L.E.V. Management anonim şirketine devretti.

Peskov, bu tasarrufta adı geçen şirketlerin “dost olmayan” Avrupa ülkelerine ait olmasının belirleyici faktör teşkil ettiğini açıkladı. Kremlin Sözcüsü, söz konusu ülkelerin Rusya’ya dönük askeri eylemlere ve Rus ekonomik altyapısını hedef alan saldırılara doğrudan dahil olduğunu savundu.

Kararnamenin ardından Nestle ve Auchan’ın Rusya temsilcilikleri, pazardaki faaliyetlerini eksiksiz sürdüreceklerini duyurdu.

İki şirket, kayyum olarak atanan L.E.V. Management yönetim ekibiyle kurulacak koordinasyonun şirketlerin gelişimine ve verimliliğine katkı sağlayacağına inandıklarını kaydetti.

Benzer bir açıklama Lemana PRO tarafından da yayımlandı.

Kurumsal yönetim yapısında da doğrudan değişikliğe gidildi. Auchan Retail Rusya genel müdürlüğüne 19 Eylül itibarıyla İlya Berdnikov atandı.

Rusya tüzel kişiler resmi sicil kayıtlarına göre Lemana PRO’nun tepe yöneticiliğine ise Denis İsayev getirildi; her iki şirket de Forbes yayınına yaptıkları açıklamalarda üst yönetim değişikliklerini doğruladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English