Bizi Takip Edin

Avrupa

İtalya, Meloni’nin bütçe planı nedeniyle genel greve hazırlanıyor

Yayınlanma

İtalya, sendikaların yetersiz buldukları bütçe planı nedeniyle 29 Kasım Cuma günü ülke çapında bir genel greve hazırlanıyor.

Fabrikalardan okullara, sağlık hizmetlerinden posta hizmetlerine, itfaiyecilerden devlet memurlarına ve Adalet Bakanlığı çalışanlarına kadar hem kamu hem de özel sektörden çok çeşitli sektörlerden işçiler greve gidecek.

İtalyan Genel İşçi Konfederasyonu (Cgil) ve İtalyan İşçi Sendikası (Uil) tarafından organize edilen grev, Meloni hükümetinin bütçe teklifine doğrudan bir yanıt niteliği taşıyor.

Hükümet ve sendikalar arasındaki yoğun müzakerelerin ardından, imalat, inşaat, tarım ve kimya sektörleri de dahil olmak üzere kamu ve özel sektör çalışanları için grev süresi sekiz saat olarak belirlendi. 

Lega lideri ve Başbakan Yardımcısı Salvini’den grev kırma baskısı

Fakat Başbakan Yardımcısı ve Ulaştırma Bakanı Matteo Salvini tarafından çıkarılan bir kararname nedeniyle uçuşlar, otobüsler, metrolar, tramvaylar, gemiler ve feribotlar gibi ulaşım hizmetleri sadece dört saat duracak.

Uil Genel Sekreteri Pierpaolo Bombardieri Euractiv’e verdiği mülakatta kararnameyi “ grev özgürlüğünü kısıtlayan kınanacak bir eylem” olarak eleştirdi.

Bombardieri ayrıca İtalya’daki grev komisyonunun bağımsızlığını da sorgulayarak, “Siyasetten özerk olması gereken komisyon bu olayda aksini göstermiştir,” dedi.

Sendikalar daha önce grev komisyonu ile demiryolu taşımacılığının sektördeki son grev nedeniyle kapsam dışında bırakılması için müzakere etmişti. Bombardieri, komisyonun grev sayısının aşırı olduğunu ve azaltılması gerektiğini savunduğunu açıkladı.

Bu kararı Salvini’nin grev karşıtı açıklamalarına bağlayan Bombardieri, Komisyonun siyasi baskıya boyun eğdiğini ve böylece tarafsız hakem rolünü tehlikeye attığını iddia etti.

Bombardieri, kararın grev yönetmeliğinin ihlal edilmesinden kaynaklanmadığını, Salvini tarafından “hareketliliğin korunması” bahanesiyle meşrulaştırıldığını vurguladı ve “Kimse bizi kuralları ya da yasaları çiğnemekle suçlayamaz,” diye vurguladı.

Temel talepler: Ücret artışı ve sosyal politikalar

Cgil ve Uil, hükümetin bütçe planında değişiklikler yapılması, ücretler ve emekli maaşları için satın alma gücünün artırılması ve sağlık, eğitim, kamu hizmetleri ve sanayi politikaları için daha fazla fon sağlanması için grev çağrısında bulunuyor.

Bombardieri, İtalya’da işçilerin özellikle ücretler, işyeri güvenliği ve sosyal hizmetler konusunda karşılaştıkları ciddi zorlukların altını çizdi.

Sendika lideri, “Hükümetten bu kritik meseleleri ele almasını istiyoruz. Ekonomik krizlerin, yeşil dönüşümün ve iklim sorunlarının yükünü işçiler çekiyor,” dedi.

Sendikanın başlıca şikayetleri arasında, yaklaşık altı milyon işçiyi etkileyen süresi dolmuş sözleşmeler konusunda harekete geçilmemesi de yer alıyor.

Bombardieri, hükümetin önerdiği vergi reformlarını, net maaşları %20 oranında artırabileceğini savunduğu ücret artışlarını muaf tutmadığı için eleştirdi.

Ülkede iş güvenliği alarm veriyor: Yılda 1.000’in üzerinde işçi ölümü

Sendikalar ayrıca, müzakere edilmiş hedefler yoluyla üretkenliği ve rekabet gücünü artırmaya yönelik bir strateji olarak, İtalyan şirketlerinin %26’sı için geçerli olan ikinci düzey toplu iş sözleşmelerinde vergi indirimi sağlanmasını savunuyor.

Bir diğer acil sorun ise işyeri güvenliği. Sendikalar, İtalya’nın yılda 1.000’den fazla işyeri ölümü ve 500.000 kaza gibi endişe verici istatistiklerini azaltmak için önleme tedbirleri, eğitim ve denetimlere yatırım yapılması çağrısında bulundu.

Bombardieri ayrıca ülkenin enerji dönüşümüne yaklaşımı, bunun otomotiv sektörü istihdamı üzerindeki etkisi ve İtalya’nın refah sisteminin yetersizliği konusundaki endişelerini de dile getirdi.

Avrupa

Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Yayınlanma

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.

Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.

Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.

Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.

Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.

İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).

Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.

BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.

Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.

Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.

Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.

Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.

Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.

Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.

Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

Yayınlanma

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.

Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.

Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.

Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.

Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.

Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Sağlık Forumu: AB hastaneleri savaşa hazır değil

Yayınlanma

Uzmanlar, Avrupa sağlık sistemlerinin giderek daha tehditkar hale gelen jeopolitik ortama uyum sağlaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.

Rapporteur’e göre siber saldırılardan dezenformasyona kadar uzanan yeni tehditlere ilişkin tartışmalar, bu hafta Avrupa Sağlık Forumu’nun düzenlendiği Avusturya’nın Bad Hofgastein kasabasının sakin atmosferiyle keskin bir tezat oluşturdu.

Avrupa Hastane ve Sağlık Federasyonu Başkanı Henriette Neumeyer, Ukrayna’daki savaşın, Avrupa’nın askeri krizlerden sadece dolaylı olarak, yani artan sağlık maliyetleri ve diğer ülkelerden gelen hastaların tedavisi yoluyla etkilenmediğini gösterdiğini söyledi.

Neumeyer, “Fakat ulusal düzeyde veya AB faaliyetleri bağlamında farklı senaryolara da hazırlıklı olmalıyız,” dedi.

Neumeyer, çatışmalarda sağlık tesislerine ve çalışanlarına yönelik saldırıları kınamanın yanı sıra, üye ülkeler arasında önemli eşitsizliklere dikkat çekti:

“Avrupa hastanelerinin hazırlık durumuna bakarsak, bazı zorluklarla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Araştırmalar, Almanya veya Hollanda gibi mali açıdan iyi donanımlı sistemlerde bile hazırlık konusunda eksiklikler olduğunu gösteriyor.”

Uzmanlar, sağlık sistemlerinin dayanıklılığının güçlendirilmesinin daha sağlam tedarik zincirleri, işgücü eksikliğini gidermeye yönelik önlemler ve ülkeler arasında daha yakın işbirliği gerektireceği konusunda hemfikirdi.

Son sekiz yılını Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Ukrayna temsilcisi olarak geçiren Jarno Habicht, “Sağlık saldırı altında” dedi ve şöyle devam etti:

“Bence en önemli şey, savaşın sağlık sistemini, insanların sağlığını ve tüm toplumu nasıl bir stres testine tabi tuttuğunu düşünmek.”

Habicht, Rapporteur’a verdiği demeçte, DSÖ’nün Ukrayna’da birinci basamak sağlık merkezleri, hastaneler ve ambulanslar da dahil olmak üzere sağlık hizmetlerine yönelik 3.500’e yakın saldırıyı izlediğini belirtti.

Ayrıca, son aylarda ilaç depolarının giderek artan bir hızla tahrip edilmesi nedeniyle tedarik hatlarında aksaklıklar yaşandığını da vurguladı.

Habiht, “2026 yazından bu yana yaşadığımız bu sürekli baskı ve sivil altyapıya yönelik saldırılar, insani ihtiyaçları artıracaktır,” diye uyardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English