Amerika
RAND Corporation’dan Ukrayna’da “U” dönüşü teklifi

ABD’nin etkili düşünce kuruluşu RAND Corporation’un ABD yönetimine Ukrayna’da politika değişikliği önerdiği 26 sayfalık raporun son cümlesi şu şekilde: “Uzun bir savaş Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Ukrayna ve dünyanın geri kalanı için büyük zorluklar doğuruyor.”
Ukrayna’da cephe hatlarında önümüzdeki birkaç ayda büyük bir kırılma bekleniyor. Kimi yorumcular Rusya’nın sonuç alıcı kesin bir taarruza hazırlandığını düşünüyor. Kiev, “Kırım dahil Ukrayna’nın tamamını özgürleştirme” söylemini diri tutmaya çalışırken Batı’dan gelecek stratejik silah yardımlarına bel bağlamış durumda. Avrupa sert grevler ve enerji krizinin yarattığı ekonomik sorunlarla boğuşurken Washington, stratejik rekabet sahası olan Asya – Pasifik’te Çin’e karşı askeri ve siyasi çevreleme stratejisi kapsamında yeni bir güvenlik çerçevesi oluşturmak için yoğun bir çaba içerisinde.
Son bir hafta içinde NATO Genel Sekreteri Güney Kore ve Japonya’yı, ABD Savunma Bakanı önce Güney Kore’yi sonra Filipinleri ziyaret etti. Filipinler Devlet Başkanı da 8 Şubat’ta Japonya’da olacak. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ise 5 Şubat’ta Pekin’de.
ABD ve NATO’nun Güney Çin Denizi’ni kuşatan Japonya, Filipinler ve Güney Kore üçgenine yoğunlaşması Biden yönetiminin Ekim 2022’de ilan ettiği Ulusal Güvenlik Strateji belgesindeki hedefleri hatırlamamızı gerektiriyor. Dünyanın “karar on yılı” olarak tanımlanan kritik bir zaman diliminin ilk evrelerinde olduğu tespiti yapılan belgede ABD’nin Çin’le rekabeti birincil öncelik olarak tanımlanıyor. Yine aynı belgede Güney Çin Denizi’nin “küresel deniz ticaretinin üçte ikisine, küresel ticaretin ise dörtte birine” ev sahipliği yaptığı anımsatılıyor ve ABD’nin bir Hint-Pasifik gücü olduğu vurgulanıyor.
Küresel politikada öncelik Ukrayna değil Asya-Pasifik
RAND Corporation’un Ocak 2023 tarihli Ukrayna raporu Ukrayna krizine ABD’nin küresel çıkarları bağlamında bir çözüm önerisi ve Washington’a politika değişikliği teklif ediyor. Girişte belirttiğimiz küresel önceliklere atfen raporda; “Savaş üst düzey politika yapıcılarının zamanını ve ABD’nin askeri kaynaklarını soğurmaya devam ettiği sürece ABD’nin özellikle Çin ile rekabet gibi diğer küresel önceliklere odaklanma yeteneği sınırlı kalacak” tespiti yapılıyor.
Yine RAND’a göre; “Washington’un Moskova’nın bütünüyle Çin’e bağımlı olmamasını sağlamada uzun dönemli çıkarı var. Daha uzun savaş (Ukrayna’da) Rusya’nın bağımlılığını (Pekin’e) artırarak Çin’e ABD ile rekabetinde avantaj sağlayabilir.”
RAND raporunun özeti
RAND raporu Rusya – Ukrayna krizini Rusya’nın olası nükleer silah kullanımı, Rusya – NATO çatışmasının tırmanması, bölgesel kontrol, süre, savaşı sonlandırma şekilleri olmak üzere beş boyutta inceliyor. Raporda, her bir senaryonun ABD çıkarlarıyla olan ilişkisi inceleniyor ve Washington’da karar alıcı konumda bulunan yetkililere tavsiyelerde bulunuluyor.
RAND Corporation raporu, olası Rus karşı harekatından önce cepheleri dondurup mevcut pozisyonda Rusya ile ateşkes öneriyor. Savaşın devam etmesi ve uzun savaşın göze alınması durumunda, Rusya ile NATO’nun doğrudan çatışması ya da Rusya’nın nükleer silah kullandığı seçeneklerin pekala mümkün olduğu değerlendirmesini yapıyor.
Ukrayna’nın daha fazla toprak kazanmasının olasılık dahilinde olmakla birlikte çatışmanın uzamasının tam tersi sonuçlara yani Ukrayna’nın daha çok toprak kaybettiği senaryolara da açık olduğu değerlendirmesi yapılıyor. RAND raporunu hazırlayanlara göre Ukrayna Karadeniz kıyısını kaybedip “landlock” yani denize kıyısı olmayan bir ülke haline gelebilir. Bu sonuç ise Kiev’in ABD ve Batı’ya olan ekonomik maliyetini katlar.
Ukrayna’da Rusya ile doğrudan çatışmaya girmemek 1. öncelik
ABD Genelkurmayının birinci önceliğinin “Rusya ile ABD ordusu ve NATO arasında doğrudan bir çatışmaya girmeme” ve ikinci önceliğinin “savaşı Ukrayna’nın coğrafi sınırları içinde tutmak” olduğu belirtilen raporda, Ukrayna’nın daha fazla toprak kazanımı elde etmesinin bu önceliklerle çeliştiği belirtiliyor.
“Kremlin’in bu savaşı neredeyse varoluşsal olarak algıladığına yönelik kanıtlar olduğu” belirtilen raporda; “Eğer Rusya, savaş meydanında daha geniş ölçekli kayıplar yaşarsa, üst düzey Kremlin yetkilileri arasında ümitsizlik yayılabilir. El yükseltici diğer konvansiyonel seçenekler tüketildiğinde Moskova, katastrofik bir yenilgiyi önlemek için nükleer silahlara özellikle de stratejik olmayan nükleer silahlara (NSNW) başvurabilir” görüşü savunuluyor. Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde ise Rusya ile ABD arasında “nihai olarak stratejik nükleer çatışmayla sonuçlanacak” olan doğrudan çatışmanın başlayabileceği değerlendirmesi yapılıyor.
Özetle RAND raporunda Rusya’nın nükleer silah kullanımı; “Başarılı olursa başka ülkeleri gelecekteki çatışmalarda da bu silahları kullanmaya teşvik edeceği, transatlantik birliği bozacağı, ABD ve Batı kamuoylarında infiale neden olacağı” gerekçeleriyle Biden yönetiminin kaçındığı bir senaryo olarak tarif ediliyor. Ukrayna’nın daha fazla toprak elde etmesinin bu senaryoyu tetikleyebileceği yorumu yapılan raporda örtük bir şekilde Ukrayna’nın kayıplarının kalıcı olduğu gerçeği kabul ediliyor. Raporda ayrıca ABD’nin çıkarlarının genelde Ukrayna ile örtüşmekle birlikte bire bir aynı olmadığı vurgulanıyor.
Kiev’in toprak kazanımının yarattığı riskler
Daha da açık bir ifadeyle ABD çıkarlarının öncelik alınarak hazırlandığı belirtilen RAND belgesi, Ukrayna’nın topraklarını tamamen geri almasının ABD çıkarına sonuçlar üretmeyeceği sonucuna varıyor. Rapor bu durumu “Ukrayna’nın Daha Fazla Toprak Kontrolünün ABD’ye Olası Maliyetleri” başlığıyla kayıtlara geçiyor:
“Ukrayna’nın daha fazla toprak kontrolü sağlaması uzun savaş riskini artırır. Uzun savaş, ABD için önemli meydan okumaları doğurur. Ukrayna’nın 24 Şubat’taki kontrol çizgisini zorlaması durumunda yüksek ihtimal bir NATO-Rusya savaşı ya da Rusya’nın nükleer silah kullanım riski vardır.”
Raporda ayrıca Ukrayna’nın topraklarının tamamında denetim kuracak şekilde savaşın son bulması pek olası olmayan bir sonuç olarak değerlendiriliyor.
Rusya tabloyu tersine çevirebilir
Savaşın uzamasının yaratacağı sorunlara geniş yer ayrılan RAND Corporation raporunda, “Çatışmanın devam etmesinin Ukrayna’nın 2022’de savaş meydanında elde ettiği kazanımları Rusya’nın tersine çevirme olasılığına açık kapı bıraktığı” yorumu yapılıyor. RAND’a göre savaşın uzaması Ukrayna’nın daha fazla kazanım elde etmesine olduğu kadar kayıplarını artıracak sonuçlar da doğurabilir.
Raporda uzun bir savaşın ABD’ye olan maliyetleri ise şu başlıklarda özetlenmiş:
“Rusya’nın nükleer silah kullanımı ve NATO-Rusya savaşı, savaş sırasında ve sonrasında Ukrayna’nın daha fazla dış ekonomik ve askeri yardıma ihtiyaç duyacak olması, daha fazla sivil kaybı ve göç, enerji ve gaz fiyatlarındaki baskının devam ederek küresel sıkıntıya yol açması, AB’nin diğer küresel önceliklerine daha az odaklanması, Rusya’nın daha fazla toprak kazanması olasılığı, ABD-Rusya ilişkilerindeki donmanın diğer ABD öncelikleri açısından sorunlar yaratması, Rusya’nın Çin’e olan bağımlılığının artması.”
RAND’ın çözüm önerisi
Tarafların İstanbul’daki görüşmelerinde ortaya çıkan taleplerine atıf yapılan RAND raporunda Rusya’nın “Kiev’in tarafsızlığı” Ukrayna’nın “güvenlik garantisi” konularına odaklandığı belirtiliyor. Yeniden müzakere zeminini yaratmak adına ABD siyasetinin bir gecede keskin bir dönüş yapmasının imkansız olduğu belirtilen raporda geçiş sürecinin 4 temel başlıkta yönetilmesi önerisi yapılıyor. Tarafların savaşın devamına ilişkin beklentilerini azaltarak kuvvetleri barışa yönlendirmek adına şu noktalara dikkat çekiliyor:
“Biz, ABD’nin bu dinamikleri dönüştürmek için dört seçeneği olduğunun altını çiziyoruz: Ukrayna’ya gelecekte verilecek destek planını netleştirmek, Ukrayna’nın güvenliğine ilişkin taahhütte bulunmak, ülkenin tarafsızlığına ilişkin güvence verilmesi, Rusya’ya yönelik yaptırımların hafifletilmesi için koşulların belirlenmesi.”
ABD Başkanı Joe Biden’ın savaşın müzakere masasında biteceği sözlerine atıf yapılan raporda Biden yönetiminin henüz bu yönde adımlar atmadığı da not ediliyor.
Amerika
Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.
ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.
Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.
Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.
Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı
Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.
El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.
El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.
Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.
Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.
The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.
Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.
Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı
Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.
El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.
Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.
El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.
Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.
Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.
Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi
Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.
Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.
El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.
Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.
Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.
Amerika
Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.
Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.
Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.
Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.
İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.
Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.
Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.
Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı
Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.
Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.
Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.
Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.
Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.
Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.
Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.
Amerika
Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.
Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.
Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.
ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.
Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.
Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.
Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.
Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.
Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.
Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.
İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.
Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor
Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.
Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.
Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.
Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.
Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.
Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.
Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.
Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.
Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti
Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.
Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.
San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.
Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.
Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.
Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.
Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.
Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.
Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum









