Bizi Takip Edin

Avrupa

AB, ABD’ye karşı ‘Avrupa Varlık Fonu’ kurma hazırlığında

Yayınlanma

AB liderleri bugün Belçika’nın başkenti Brüksel’de bir araya gelecek. Toplantının ana gündemi, ABD’nin büyük devlet teşviki yasasından sonra başlayan AB-ABD ticaret savaşları endişesi olacak.

Toplantı öncesinde liderlere bir mektup gönderen Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ABD Başkanı Joe Biden’ın imzaladığı Enflasyonu Düşürme Yasası’nın (IRA) Avrupalı şirketlere karşı ayrımcılığa neden olabileceğini söyledi.

Leyen, “Cevabımızı vermeliyiz: kendi Avrupalı IRA’mız. Yatırım yardımları ve vergi indirimlerinin ilgili sektörlere daha kolay ve hızlı ulaşmasını sağlamalıyız,” dedi.

Bununla birlikte Komisyon Başkanı “büyük resme bakmayı” da tavsiye ederek, “Sınırlarımızda bir savaş sürüyor. En yakın ortağımız ve müttefikimizle ticaret savaşının zamanı değil,” ifadelerini kullandı.

Başkan Yardımcısı Margrethe Vestager de Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada IRA’yı “zarar verici” olarak nitelendirdi ama o da Leyen gibi, savaş devam ederken başlayacak bir ticaret savaşından kaçınma çağrısı yaptı.

Avrupa Varlık Fonu kurulacak

Öte yandan AB’nin iktisadi gelişmesine destek olmak için bir fon kurulacağı da açıklandı.

Ursula von der Leyen, “İklim değişikliği ile küresel savaşta kuvvetli Avrupa sanayi gücümüzü harekete geçirmeye ihtiyacımız var,” diyerek, ortak bir Avrupa sanayi politikası için ortak bir Avrupa fonuna ihtiyaç duyduklarını açıkladı.

Avrupa Parlamentosu’nun Fransız milletvekili Stéphanie Yon-Courtin, Avrupa Varlık Fonu’nun AB’nin stratejik özerkliğine katkı sunacağını söylerken, sübvansiyonlarla birlikte ABD’ye giden Avrupalı şirketlerin yeniden Kıta’ya döndürüleceğini savundu. Yon-Courtin, “Avrupa açık bir ekonomi olarak kalmak istiyor, ama sessiz de kalmayacak,” dedi.

Avrupa Varlık Fonu’nun kurulması için önümüzdeki yaz aylarına tarih veriliyor. Fransa bu fonu desteklerken, Almanya ve Hollanda gibi ülkeler halihazırda pandemi kurtarma fonunda hâlâ kullanılmayan büyük bir fon olduğunu savunarak Varlık Fonu’na eleştirel yaklaşıyor.

Avrupa

Almanya, Starlink istasyonunu kundaklama iddiasıyla 2 Türk vatandaşını gözaltına aldı

Yayınlanma

Polonya yetkilileri, Alman polisinin geçen ay Varşova yakınlarındaki bir Starlink istasyonunu ateşe verdiği şüphesiyle iki Türk vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.

Polonya’nın özel servislerini koordine eden Bakan Tomasz Siemoniak, pazartesi günü Varşova’da düzenlediği basın toplantısında, Polonya’nın şüphelilerin iadesini talep ettiğini ve kundaklama saldırısının arkasında Rus gizli servislerinin olduğundan “hiç şüphe duymadığını” belirtti.

Siemoniak, düzenlediği basın toplantısında, “Ayrıca, Rus istihbarat teşkilatlarının giderek daha fazla suç dünyasıyla bağlantılı kişilere yöneldiğini de belirtmek gerekir,” dedi.

Başbakan Donald Tusk, X’te paylaştığı bir gönderide, olayı bir başka “hibrit savaş eylemi” olarak nitelendirdi ve sabotajdan sorumlu olanların Polonya’da adalete teslim edileceğini söyledi.

İçişleri Bakanı Marcin Kierwinski, iki Türk vatandaşının Polonya’da yabancı bir istihbarat teşkilatının talimatıyla sabotaj eylemi gerçekleştirdikleri gerekçesiyle suçlanacaklarını söyledi.

Polonya ve Ukrayna dahil Doğu Avrupa’nın diğer bölgelerine hizmet veren bir Starlink yer istasyonundaki güç kaynağı ekipmanı, 23 Eylül gecesi alev aldı.

Olay, internet hizmetinde ciddi bir kesintiye yol açmadı. Öte yandan çıkan yangın, istasyonun elektrik sistemini ve yedek jeneratörünü tamamen tahrip etti.

Batı’nın Ukrayna’ya sağladığı yardımların önemli bir geçiş yolu olan Polonya, son dönemde bir dizi şüpheli olayla karşı karşıya kaldı.

Su ve enerji altyapısı ile hastaneler gibi kamu hizmetlerine yönelik çok sayıda siber saldırı gerçekleşti.

Ayrıca Varşova ile Ukrayna sınırı arasındaki bir demiryolu hattında meydana gelen hasar, yetkililer tarafından Rus sabotajına atfedildi.

Temmuz ayı sonlarında da bir Rus füzesi Polonya’ya düştü.

Okumaya Devam Et

Avrupa

LSE araştırması: Yunanistan “kafe ekonomisine” dönüştü

Yayınlanma

Londra Ekonomi Okulu (LSE) bünyesindeki Helenik Gözlemevi’nin hazırladığı araştırma, kurtarma paketleri sonrasında Yunanistan’ın düşük verimli turizm ve hizmet sektörüne sıkıştığını ortaya koydu. 2009-2024 döneminde iş gücü verimliliği yüzde 16 düşerken reel ücretler genelinde yüzde 35’e, turizm alanında ise yüzde 60’a varan kayıplar kaydedildi.

Londra Ekonomi Okulu (LSE) bünyesindeki Helenik Gözlemevi tarafından hazırlanan yeni bir araştırma, kurtarma paketleri döneminin ardından Yunanistan ekonomisinde yaşanan dönüşüme mercek tuttu.

Greek Reporter’ın haberine göre Michalis Nikiforos, Vlassis Missos, Christos Perros ve Nikolaos Rodousakis imzasını taşıyan “Kafe Ekonomisi” başlıklı çalışma, ülkenin restoran, bar, otel, eğlence ve kısa dönemli kiralama gibi turizmle bağlantılı tüm alanları kapsayan Konaklama ve Yiyecek Hizmeti Faaliyetleri (AFSA) sektörüne aşırı bağımlı hale geldiğini ortaya koydu.

Araştırmacılar, “kafe ekonomisi” nitelemesiyle genellikle göz ardı edilen temel soruna işaret etti. Çalışmaya göre, yeni bir “kalkınma modeli” yönündeki vaatlere rağmen Yunanistan son 15 yılda temeli son derece zayıf bir büyüme döngüsüne hapsoldu.

Turizm büyürken iş gücü verimliliği geriledi

Çalışmada, kemer sıkma politikaları ile emek ve ürün piyasalarını serbestleştiren yapısal reformların ardından turizmle bağlantılı faaliyetlerin diğer sektörlere kıyasla orantısız biçimde genişlediği aktarıldı. Bu dengesiz büyüme, ekonomideki genel verimlilik kaybının ana etkenlerinden birini oluşturdu.

Kurtarma paketi reformlarının vadettiği verimlilik artışının aksine Yunan ekonomisinde tam tersi bir süreç yaşandı. İş gücü verimliliğinde sert bir düşüş kaydedilirken istihdam, başta konaklama ve yiyecek hizmetleri olmak üzere düşük verimliliğe sahip sektörlere kaydı.

Araştırmacılar, verimlilikteki bu çöküşün başlıca nedenleri olarak toplam talepteki daralmayı ve reel ücretlerdeki sert erimeyi gösterdi. 2009 ile 2024 yılları arasında iş gücü verimliliği yüzde 16 azaldı ve kriz öncesi seviyelerin altında kaldı.

Reel ücretlerdeki gerileme ise çok daha sert gerçekleşti. Ülke genelinde reel ücretler yüzde 26 ile 35 arasında düşerken, turizm sektöründeki kayıp yüzde 60’a kadar ulaştı. Yazarlar bu tabloyu emeğin aleyhine işleyen sert bir gelir dağılımı süreci olarak niteledi.

İstihdamın AFSA sektörüne yönelmesi, iş gücü verimliliğindeki toplam gerilemenin yaklaşık üçte birini oluşturdu. İmalat gibi üretken alanlarda yüz binlerce işin kaybedilmesi, yüksek teknoloji ve inovasyon alanlarındaki istihdam eksikliği de bu kaybı derinleştirdi.

Yunanistan ikili modelle gerileme sürecine girdi

Araştırmaya göre Yunanistan’ın kalkınma modeli, genellikle az gelişmiş ya da geçiş sürecindeki ekonomilerde rastlanan “ikili” bir yapıya evrilerek tarihsel bir gerileme sergiliyor. Bu modelde ekonomik büyüme, ücret baskısıyla ucuzlatılan emeğin düşük verimli sektörlerde istihdam edilmesine dayanıyor.

2010 ile 2018 yılları arasında yürürlüğe konan üç kurtarma paketinin rekabet gücünü artırmak yerine derin bir resesyonu tetiklediğini belirten araştırmacılar, Yunan ekonomisinin bu durgunluktan bütünüyle çıkamadığını kaydetti.

Çalışmada, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) sert mali daralmanın olumsuz etkilerini hafife aldığı için geçmişte özür dilediği de hatırlatıldı.

Eğitimli genç nüfus düşük ücretli işlerde çalışıyor

LSE’nin yayımladığı veriler, AFSA sektöründeki iş gücünün 2009-2023 döneminde köklü bir değişim geçirdiğini gösterdi:

Sektördeki istihdam hızla yüzde 87 arttı. Brüt Katma Değer yüzde 11 büyüme kaydetti. AFSA, Yunanistan ekonomisindeki en büyük işveren konumu kazandı.

Diğer yandan sektör düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları ve yarı zamanlı işlerin artışıyla anılıyor. Turizmde görev alan çalışanların eğitim seviyesi yükselmesine rağmen vasıflarının altında işlerde istihdam edildikleri görülüyor.

Eurostat verileri, Yunanistan’ın İspanya’nın ardından Avrupa’da genç mezunlar arasında “yüksek nitelikli olmasına rağmen vasıfsız işte çalışma” oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri olduğunu doğruluyor.

Turizm ve otelcilik alanında çalışan genç üniversite mezunlarının yüzde 86’sından fazlası niteliklerinin altındaki işlerde istihdam ediliyor.

Dış denge iyileşirken yapısal riskler derinleşti

“Kafe Ekonomisi” başlıklı raporda, izlenen bu kalkınma patikasının avantajları ile beraberinde getirdiği ciddi kırılganlıklar bir arada sıralandı:

Olumlu etki dış dengede görüldü. Turizm sektörü cari işlemler dengesinin düzeltilmesine önemli bir katkı sundu. Seyahat hizmetlerindeki dış ticaret fazlası 2009 ile 2023 yılları arasında beş yüzde puan yükseldi ve aynı dönemdeki toplam cari açık daralmasının yaklaşık yarısını karşıladı.

Buna karşılık turizme ve düşük verimli, düşük ücretli, emek-yoğun hizmet ekonomisine aşırı yaslanmak ağır yapısal zafiyetleri beraberinde getirdi:

Sosyal ve çevresel tahribat: Sektörün orantısız büyümesi, sıklıkla “aşırı turizm” kavramıyla tanımlanan çevresel ve kültürel bozulmaya zemin hazırlıyor.

Konut krizi: Kısa dönemli kiralamaların yaygınlaşması ve yabancıların gayrimenkul yatırımları kiraları yukarı tırmandırarak yerel çalışanların barınma masraflarını karşılanamaz hale getiriyor.

Dışa bağımlılık: Kafe ekonomisi diğer sektörler aleyhine büyüdükçe dış talebe ve mevsimsel dalgalanmalara bağımlılık katlanıyor; tüm bölgeler turist trafiğindeki değişimler karşısında korunmasız kalıyor.

Araştırmacılar, düşük ücret politikasının teknolojik yenilik ve ilerleme motivasyonunu zayıflatarak uzun vadede ekonominin rekabet gücünü erittiği uyarısında bulundu.

Piyasa serbestleşmesinin otomatikman verimlilik getireceği yönündeki tezin Yunanistan deneyimiyle sarsıldığını belirten çalışmada, AFSA gibi düşük verimli sektörlere bağımlılığın iktisadi bir ikilem yarattığı kaydedildi. Bu alanlar talep ve döviz girişini desteklese dahi uzun vadeli verimliliği ve toplumsal sürdürülebilirliği zedeliyor.

Raporda, “Yunanistan için başarılı bir çıkış yolu yalnızca talebi canlandıran değil, aynı zamanda yüksek verimli sektörleri stratejik olarak öne çıkaran, teknolojik yenilenmeyi destekleyen ve kapsayıcı büyümeyi sağlayan politikalar gerektirir. Böylesi bir yön değişimi olmazsa ‘kafe ekonomisi’ geçici bir uyum süreci değil, uzun vadeli bir durgunluk dengesi olma riski taşır” değerlendirmesi yer aldı.

Araştırma, yapısal reformların reel ekonomik ve kurumsal şartlar ışığında yeniden değerlendirilmesi ve yüksek verimlilik odaklı kalkınmaya öncelik verilmesi çağrısıyla son buldu.

Varoufakis: Avrupa 100 yıllık bir aşağılanma dönemine giriyor

Okumaya Devam Et

Avrupa

SWP, Hürmüz Boğazı’nı bypass planlarına destek verdi

Yayınlanma

Berlin’deki Alman Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü (SWP) Basra Körfezi ülkelerinden Avrupa’ya uzanan yeni ulaşım koridorlarına daha fazla dikkat edilmesini tavsiye ediyor.

Almanya’nın dış politika alanında en etkili düşünce kuruluşlarından biri tarafından yapılan son bir analize göre, Hürmüz Boğazı’nın fiili ablukası ve Orta Doğu’daki savaşlar nedeniyle Kızıldeniz’e giriş noktası (Bab el-Mendeb) üzerinden geçişle ilgili artan riskler, şu anda Körfez devletlerini Avrupa’ya alternatif güzergâh planlarını güçlü bir şekilde desteklemeye yönlendiriyor.

Bir yandan bu planlar, öncelikle Hürmüz Boğazı’nı atlamak veya Orta Doğu’dan Suriye ve Türkiye’deki Akdeniz limanlarına uzanmak üzere tasarlanmış boru hatlarını içeriyor.

Öte yandan, bu planlar, Mısır, Suriye veya Türkiye gibi alternatif güzergâhlar üzerinden Arap Yarımadası ile Avrupa arasında mal sevkiyatını kolaylaştırmak üzere tasarlanmış ulaşım koridorlarının inşasını da içeriyor.

Analizin yazarı, eski SWP direktörü ve tanınmış Orta Doğu uzmanı Volker Perthes, bu projelerin altyapı aracılığıyla Orta Doğu’yu Avrupa’ya bağlayacağı için desteklenmesi gerektiğini savunuyor.

Savaşın neden olduğu aksaklıklar

Berlin merkezli ve Şansölyelik Ofisi tarafından finanse edilen SWP tarafından pazartesi günü yayınlanan, Yakın ve Orta Doğu’daki büyük jeoekonomik projelere ilişkin son analizin arka planında, Arap Yarımadası açıklarındaki deniz yollarında savaşın neden olduğu aksaklıklar yatıyor.

İran savaşı başlamadan önce Arap devletlerinin petrol ve doğalgaz ihracatının büyük bir kısmının dünya pazarına ulaştırıldığı Hürmüz Boğazı, şu anda hem İran hem de ABD tarafından uygulanan ablukalar nedeniyle fiilen geçilemez durumda.

Avrupa ile Asya arasındaki ticaretin büyük bir kısmının geçtiği, Yemen ile Afrika Boynuzu arasındaki Bab el-Mendeb Boğazı da, Ensarullah ile Suudi Arabistan ve onun Yemen’deki vekilleri arasındaki savaş nedeniyle şu anda risk altında.

Bu aksaklıkların sona ereceğine dair şu anda bir işaret görünmüyor. Ayrıca, her iki boğaz da gelecekte yapısal olarak son derece savunmasız kalacak. Bu boğazlardan geçen gemiler, komşu devletler tarafından çok kolay bir şekilde saldırıya uğrayabilir.

Hürmüz’ü bypass için boru hattı planları

SWP’nin son analizinde de belirtildiği gibi, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ihracatı için alternatifler sunmayı amaçlayan bir dizi boru hattı projesi şu anda tartışılmakta ya da hatta halihazırda inşaat aşamasında.

Örneğin Irak, 1950’lerin başında inşa edilen ama 2003 işgali sırasında tahrip edilen, Kerkük petrol sahalarından Suriye’nin liman kenti Banyas’a uzanan eski bir boru hattını onarmak ve yeniden hizmete sokmak için çalışıyor.

Buna ek olarak, Irak’ın güneyindeki Basra yakınlarındaki petrol sahalarından kuzeye doğru uzanacak bir boru hattı planlanıyor.

Bu hattın da Banyas’a ya da alternatif olarak Ceyhan’a kadar uzatılması amaçlanıyor.

Suudi Arabistan ise Doğu-Batı Boru Hattı’nı, ülkenin doğusundaki üretim bölgelerinden Kızıldeniz’deki liman kenti Yanbu’ya kadar uzatmayı değerlendiriyor.

Birleşik Arap Emirlikleri, Basra Körfezi’nin dışında ve dolayısıyla Hürmüz Boğazı’nın ötesinde yer alan Fuceyre’de ikinci bir petrol boru hattı inşa ediyor. 

Fakat SWP, boru hatlarının ve alternatif yükleme limanlarının saldırılara karşı savunmasız olduğuna dikkat çekiyor.

Bu nedenle bu hatlar Hürmüz Boğazı’nın yerini alamaz, yalnızca ek seçenekler yaratabilir; diğer bir deyişle, “daha fazla yedeklilik” sağlar.

SWP’den IMEC’e özel önem

SWP, Hindistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, AB, üç Avrupa ülkesi (Almanya, Fransa, İtalya) ve ABD tarafından 2023 yılında başlatılan büyük bir proje olan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’na (IMEC) özel önem veriyor.

Bu proje, Hindistan’dan başlayıp Arap Yarımadası’nı geçerek Orta Doğu’nun Akdeniz kıyılarına ve oradan da Avrupa’ya uzanan, deniz yollarını, karayollarını, demiryollarını ve her türlü boru hattını kapsayan kapsamlı bir ulaşım koridorunun geliştirilmesini öngörüyor.

Başlangıçta plan, koridoru Hayfa limanına kadar uzatmaktı. ABD bunu sadece Çin’in Yeni İpek Yolu’na bir alternatif oluşturma fırsatı olarak değil, aynı zamanda hem halihazırda yürürlükte olan hem de Washington’un peşini bırakmadığı İbrahim Anlaşmaları için bir “altyapı temeli” sağlama yolu olarak da görüyordu.

Fakat Gazze Savaşı’nın başlamasından bu yana Hayfa’nın projeye dahil edilmesi olası görülmüyor.

Bunun yerine, tartışmalar şu anda Suudi Arabistan’dan Ürdün üzerinden Suriye kıyılarına ya da Sina Yarımadası üzerinden Mısır’ın Akdeniz limanlarına uzanan ulaşım güzergâhlarının inşası veya genişletilmesine odaklanıyor.

SWP, her türlü “altyapı bağlantı ağının” tek bir büyük ulaşım koridorundan “daha gerçekçi” olduğu sonucuna varıyor.

Alman düşünce kuruluşu için Suriye ve Türkiye’nin önemi

SWP’nin de belirttiği gibi, Türkiye üzerinden geçen başka büyük jeo-ekonomik projeler de bulunuyor.

Örneğin, Irak’ın güneyindeki El Fav konteyner limanından kuzeye doğru uzanan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşması planlanan bir ulaşım koridoru, 2024 yılından beri planlama aşamasında.

Proje, Irak Kalkınma Yolu (IDR) olarak biliniyor. Demiryolları, karayolları ile enerji ve veri bağlantılarını içermesi planlanan proje, yalnızca Irak ve Türkiye tarafından değil, Avrupa ile ticaretlerini çeşitlendirmek amacıyla bu koridordan yararlanmayı hedefleyen Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar tarafından da destekleniyor.

Koridorun Irak’ın hangi bölgelerinden geçeceği tartışmalı bir konu. Ayrıca, projenin hayata geçirilmesinin, Türkiye’deki “çözüm süreci”ne bağlı olduğu da düşünülüyor.

Alternatif ya da tamamlayıcı planlar, Arap Yarımadası’ndan Ürdün ve Suriye üzerinden Avrupa’ya uzanan başka bir koridor öngörüyor.

Bu da demiryolları, karayolları ve veri bağlantılarını içeren kapsamlı bir ulaşım koridorunu kapsıyor.

Bunun stratejik sonuçları var: Başkan Beşar Esad yönetimindeki Suriye, İran’dan Lübnan’a uzanan bir doğu-batı ulaşım koridoru işlevi görürken, artık bir kuzey-güney koridoru olarak yeniden işlevlendirilecek.

“Koridorlar”dan İran’ı dışlamak temel hedef

SWP’ye göre, İran’la savaşın umulan şekilde sona ermesinden sonra bile Arap devletlerinin ulaşım koridorlarına olan ilgisi yüksek kalacak.

Körfez ülkelerinin Tahran’a karşı “güvensizlikleri” devam edecek; ayrıca uzun vadede “petrol veya doğalgaz ihracatı için deniz eskortu” sağlaması konusunda ABD’ye “güvenmek” istemeyecekler.

İran’ın söz konusu demiryolu, karayolu ve veri ağlarına bağlanacağı da beklenmiyor. Altyapı açısından Tahran, halihazırda Orta Asya, Rusya ve Çin’e daha fazla yöneliyor.

Bununla birlikte, bahsedilen ulaşım koridorlarının hepsinin Avrupa’ya uzandığı ve öncelikle Avrupa kıtasıyla daha yakın bağlar kurmayı “amaçladığı” açık; bu da Avrupa ülkeleri için büyük bir avantaj teşkil ediyor.

Avrupa tarafında ise, “fosil yakıtlara olan talebin azalması muhtemel” olduğu için boru hattı planlarına ilgi daha az.

Öte yandan, demiryolu ve karayolu ağları ile veri bağlantıları, hem iktisadi hem de siyasi nedenlerle özel ilgi konusu.

SWP’ye göre en azından bunlar, jeopolitik açıdan da Avrupa’nın Körfez bölgesi ve Hint Okyanusu ile daha yakın ve daha dayanıklı bağlantılar kurma çıkarlarına hizmet ediyor.

Alman düşünce kuruluşuna göre, İran’ı devre dışı bırakarak oluşturulacak “alternatif … ulaşım güzergâhları”, fiilen “füze savunmasının jeoekonomik karşılığı” haline gelecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English