Avrupa
Britanya ile Suudi Arabistan askeri işbirliği anlaşması imzaladı

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman, Londra’da mevkidaşı Ben Wallace ile bir araya geldi. Görüşmenin sonucunda Britanya ile Suudi Arabistan arasında geniş kapsamlı bir askeri işbirliği planı imzalandı.
Suudi Arabistan’ı “en önemli ortaklarımızdan biri” olarak nitelendiren Wallace, karşılıklı ve bölgesel güvenliği güçlendirmek için iki ülke arasındaki savunma ortaklığını zenginleştireceklerini söyledi.
İmza töreninde Suudi Arabistan Genelkurmay Başkanı Feyyaz el-Ruvaili ile İngiliz mevkidaşı Michael Wigston da katıldı.
İmzalanan işbirliği planı kapsamında savunma ve güvenlik işbirliğinin yanı sıra, düzenli diyalog ve danışmanlık, eğitim ve yetiştirme ve kapasite inşa etme birlikteliği de sağlanacak.
Saudi Gazetta’nın aktardığına göre, anlaşma kapsamında Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı’nın kapasitesini geliştirme ve Suudi Arabistan’ın askeri sanayisini yerelleştirme hedefleri de yer alıyor.
Bakandan Britanya’nın en önemli savunma sanayisi şirketine ziyaret
Halid bin Selman daha sonra İngilizlerin ünlü savunma sanayisi şirketi BAE Systems’ı ziyaret etti.
Halid’in ziyaretine Britanya Genelkurmay Başkanı Mike Wigston ile BAE Systems CEO’su Charles Woodburn de eşlik etti.
Ziyarette BAE Systems’ın ürettiği Typhoon savaş uçağına da binen Halid bin Selman’a, uçağın özellikleri hakkında bilgi verildi. BAE Systems, Suudi Arabistan ile devam eden ortaklığı nasıl geliştireceklerinin yollarına ilişkin de plan ve stratejilerini paylaştı.
BAE Systems ile Suudi Silahlı Kuvvetleri arasındaki ortaklık 50 seneyi devirmiş durumda. Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın “Vizyon 2030” stratejisi kapsamında sanayiyi yerelleştirme hedefine BAE Systems tarafından da katkı sunuluyor ve bu kapsamda Suudi Arabistan’ın ilk jet eğitim uçağının bazı parçaları bu ülkede imal ediliyor.
Suudi Arabistan, 2007’de milyarlarca dolarlık bir anlaşma ile 72 Eurofighter Typhoon savaş uçağını satın almıştı. İddiaya göre 2018 yılında dönemin savunma bakanı Muhammed bin Selman 48 yeni Typhoon satın alınmasına ön ayak olmuştu.
Ay başında Suudi Savunma Bakanlığı, İspanya merkezli Navantia şirketiyle savaş gemileri yapımı konusunda anlaşmaya varmıştı.
Britanya-Suudi Arabistan ilişkileri gelişerek sürüyor
Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı James Cleverly, Suudi yayın organı El Arabiya’ya geçen ay verdiği mülakatta iki ülkenin “güçlü ikili ilişkilere sahip olduğunu” söylemişti.
Cleverly, iki ülkenin bölgesel güvenlik, yeşil enerji üretimi, küresel çevre koruma ve enerji güvenliği gibi başlıklarda ortak bir çalışma yürüttüklerini belirtmişti.
Aynı Cleverly, bu haftanın başında “Diktatörlerin bizden korkmalarını istiyoruz,” da dedi. Bununla birlikte aynı Cleverly, kendi bakanlığında yardımcı olarak çalışan Muhafazakâr Parti milletvekili David Rutley’in Suudi Arabistan hakkında ettiği sözleri geri almak için büyük çaba sarf etti.
Rutley, parlamentoda yaptığı bir konuşmada, Suudi Arabistan’da ölüm cezasına çarptırılan Ürdünlü Hüseyin Ebu el-Heyr’e yetkililer tarafından “nefret uyandırıcı bir işkence” yapıldığını söyledi.
Ama daha sonra, Rutley parlamento kayıtlarında düzeltme yapılmasını istedi ve sözleri kayıtlarda “işkence iddiası” olarak değiştirildi.
The Telegraph, “düzeltme” işleminin Suudi yetkililerden gelen şikayet sonucunda yapıldığı sonucuna vardı. Hükümet kaynakları ise düzeltmenin Rutley’in kendisinden geldiğini ileri sürüyor.
Britanya, Suudilerle ilişkileri savunuyor
Suudi Arabistan ile yakın ilişkiler ve ülkedeki idamlar nedeniyle eleştiriler alan James Cleverly, “insan hakları” konusundaki farklılıklarına rağmen ikili ilişkilerin önemli olduğunu söyledi.
Sky News’e konuşan Dışişleri Bakanı, “Suudilerle devam eden ikili ilişkilerimizi sürdürmemiz son derece önemli. Bunlardan bazıları ticaretle ilgili ama aynı zamanda güvenlik ve terörle mücadele işleri de var,” dedi.
Dışişleri Bakanlığı’nın geçen hafta yayınladığı yıllık insan hakları raporunda, İngiliz yetkililer Suudi Arabistan’da “değişim için gerçek bir istek” olduğu öne sürüldü. Bu “değişim isteği”ne insan hakları ihlalleri, yargı reformu, kadın hakları ve idam cezası da dahil.
Avrupa
Almanya, Starlink istasyonunu kundaklama iddiasıyla 2 Türk vatandaşını gözaltına aldı

Polonya yetkilileri, Alman polisinin geçen ay Varşova yakınlarındaki bir Starlink istasyonunu ateşe verdiği şüphesiyle iki Türk vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.
Polonya’nın özel servislerini koordine eden Bakan Tomasz Siemoniak, pazartesi günü Varşova’da düzenlediği basın toplantısında, Polonya’nın şüphelilerin iadesini talep ettiğini ve kundaklama saldırısının arkasında Rus gizli servislerinin olduğundan “hiç şüphe duymadığını” belirtti.
Siemoniak, düzenlediği basın toplantısında, “Ayrıca, Rus istihbarat teşkilatlarının giderek daha fazla suç dünyasıyla bağlantılı kişilere yöneldiğini de belirtmek gerekir,” dedi.
Başbakan Donald Tusk, X’te paylaştığı bir gönderide, olayı bir başka “hibrit savaş eylemi” olarak nitelendirdi ve sabotajdan sorumlu olanların Polonya’da adalete teslim edileceğini söyledi.
İçişleri Bakanı Marcin Kierwinski, iki Türk vatandaşının Polonya’da yabancı bir istihbarat teşkilatının talimatıyla sabotaj eylemi gerçekleştirdikleri gerekçesiyle suçlanacaklarını söyledi.
Polonya ve Ukrayna dahil Doğu Avrupa’nın diğer bölgelerine hizmet veren bir Starlink yer istasyonundaki güç kaynağı ekipmanı, 23 Eylül gecesi alev aldı.
Olay, internet hizmetinde ciddi bir kesintiye yol açmadı. Öte yandan çıkan yangın, istasyonun elektrik sistemini ve yedek jeneratörünü tamamen tahrip etti.
Batı’nın Ukrayna’ya sağladığı yardımların önemli bir geçiş yolu olan Polonya, son dönemde bir dizi şüpheli olayla karşı karşıya kaldı.
Su ve enerji altyapısı ile hastaneler gibi kamu hizmetlerine yönelik çok sayıda siber saldırı gerçekleşti.
Ayrıca Varşova ile Ukrayna sınırı arasındaki bir demiryolu hattında meydana gelen hasar, yetkililer tarafından Rus sabotajına atfedildi.
Temmuz ayı sonlarında da bir Rus füzesi Polonya’ya düştü.
Avrupa
LSE araştırması: Yunanistan “kafe ekonomisine” dönüştü

Londra Ekonomi Okulu (LSE) bünyesindeki Helenik Gözlemevi’nin hazırladığı araştırma, kurtarma paketleri sonrasında Yunanistan’ın düşük verimli turizm ve hizmet sektörüne sıkıştığını ortaya koydu. 2009-2024 döneminde iş gücü verimliliği yüzde 16 düşerken reel ücretler genelinde yüzde 35’e, turizm alanında ise yüzde 60’a varan kayıplar kaydedildi.
Londra Ekonomi Okulu (LSE) bünyesindeki Helenik Gözlemevi tarafından hazırlanan yeni bir araştırma, kurtarma paketleri döneminin ardından Yunanistan ekonomisinde yaşanan dönüşüme mercek tuttu.
Greek Reporter’ın haberine göre Michalis Nikiforos, Vlassis Missos, Christos Perros ve Nikolaos Rodousakis imzasını taşıyan “Kafe Ekonomisi” başlıklı çalışma, ülkenin restoran, bar, otel, eğlence ve kısa dönemli kiralama gibi turizmle bağlantılı tüm alanları kapsayan Konaklama ve Yiyecek Hizmeti Faaliyetleri (AFSA) sektörüne aşırı bağımlı hale geldiğini ortaya koydu.
Araştırmacılar, “kafe ekonomisi” nitelemesiyle genellikle göz ardı edilen temel soruna işaret etti. Çalışmaya göre, yeni bir “kalkınma modeli” yönündeki vaatlere rağmen Yunanistan son 15 yılda temeli son derece zayıf bir büyüme döngüsüne hapsoldu.
Turizm büyürken iş gücü verimliliği geriledi
Çalışmada, kemer sıkma politikaları ile emek ve ürün piyasalarını serbestleştiren yapısal reformların ardından turizmle bağlantılı faaliyetlerin diğer sektörlere kıyasla orantısız biçimde genişlediği aktarıldı. Bu dengesiz büyüme, ekonomideki genel verimlilik kaybının ana etkenlerinden birini oluşturdu.
Kurtarma paketi reformlarının vadettiği verimlilik artışının aksine Yunan ekonomisinde tam tersi bir süreç yaşandı. İş gücü verimliliğinde sert bir düşüş kaydedilirken istihdam, başta konaklama ve yiyecek hizmetleri olmak üzere düşük verimliliğe sahip sektörlere kaydı.
Araştırmacılar, verimlilikteki bu çöküşün başlıca nedenleri olarak toplam talepteki daralmayı ve reel ücretlerdeki sert erimeyi gösterdi. 2009 ile 2024 yılları arasında iş gücü verimliliği yüzde 16 azaldı ve kriz öncesi seviyelerin altında kaldı.
Reel ücretlerdeki gerileme ise çok daha sert gerçekleşti. Ülke genelinde reel ücretler yüzde 26 ile 35 arasında düşerken, turizm sektöründeki kayıp yüzde 60’a kadar ulaştı. Yazarlar bu tabloyu emeğin aleyhine işleyen sert bir gelir dağılımı süreci olarak niteledi.
İstihdamın AFSA sektörüne yönelmesi, iş gücü verimliliğindeki toplam gerilemenin yaklaşık üçte birini oluşturdu. İmalat gibi üretken alanlarda yüz binlerce işin kaybedilmesi, yüksek teknoloji ve inovasyon alanlarındaki istihdam eksikliği de bu kaybı derinleştirdi.
Yunanistan ikili modelle gerileme sürecine girdi
Araştırmaya göre Yunanistan’ın kalkınma modeli, genellikle az gelişmiş ya da geçiş sürecindeki ekonomilerde rastlanan “ikili” bir yapıya evrilerek tarihsel bir gerileme sergiliyor. Bu modelde ekonomik büyüme, ücret baskısıyla ucuzlatılan emeğin düşük verimli sektörlerde istihdam edilmesine dayanıyor.
2010 ile 2018 yılları arasında yürürlüğe konan üç kurtarma paketinin rekabet gücünü artırmak yerine derin bir resesyonu tetiklediğini belirten araştırmacılar, Yunan ekonomisinin bu durgunluktan bütünüyle çıkamadığını kaydetti.
Çalışmada, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) sert mali daralmanın olumsuz etkilerini hafife aldığı için geçmişte özür dilediği de hatırlatıldı.
Eğitimli genç nüfus düşük ücretli işlerde çalışıyor
LSE’nin yayımladığı veriler, AFSA sektöründeki iş gücünün 2009-2023 döneminde köklü bir değişim geçirdiğini gösterdi:
Sektördeki istihdam hızla yüzde 87 arttı. Brüt Katma Değer yüzde 11 büyüme kaydetti. AFSA, Yunanistan ekonomisindeki en büyük işveren konumu kazandı.
Diğer yandan sektör düşük ücretler, güvencesiz çalışma koşulları ve yarı zamanlı işlerin artışıyla anılıyor. Turizmde görev alan çalışanların eğitim seviyesi yükselmesine rağmen vasıflarının altında işlerde istihdam edildikleri görülüyor.
Eurostat verileri, Yunanistan’ın İspanya’nın ardından Avrupa’da genç mezunlar arasında “yüksek nitelikli olmasına rağmen vasıfsız işte çalışma” oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri olduğunu doğruluyor.
Turizm ve otelcilik alanında çalışan genç üniversite mezunlarının yüzde 86’sından fazlası niteliklerinin altındaki işlerde istihdam ediliyor.
Dış denge iyileşirken yapısal riskler derinleşti
“Kafe Ekonomisi” başlıklı raporda, izlenen bu kalkınma patikasının avantajları ile beraberinde getirdiği ciddi kırılganlıklar bir arada sıralandı:
Olumlu etki dış dengede görüldü. Turizm sektörü cari işlemler dengesinin düzeltilmesine önemli bir katkı sundu. Seyahat hizmetlerindeki dış ticaret fazlası 2009 ile 2023 yılları arasında beş yüzde puan yükseldi ve aynı dönemdeki toplam cari açık daralmasının yaklaşık yarısını karşıladı.
Buna karşılık turizme ve düşük verimli, düşük ücretli, emek-yoğun hizmet ekonomisine aşırı yaslanmak ağır yapısal zafiyetleri beraberinde getirdi:
Sosyal ve çevresel tahribat: Sektörün orantısız büyümesi, sıklıkla “aşırı turizm” kavramıyla tanımlanan çevresel ve kültürel bozulmaya zemin hazırlıyor.
Konut krizi: Kısa dönemli kiralamaların yaygınlaşması ve yabancıların gayrimenkul yatırımları kiraları yukarı tırmandırarak yerel çalışanların barınma masraflarını karşılanamaz hale getiriyor.
Dışa bağımlılık: Kafe ekonomisi diğer sektörler aleyhine büyüdükçe dış talebe ve mevsimsel dalgalanmalara bağımlılık katlanıyor; tüm bölgeler turist trafiğindeki değişimler karşısında korunmasız kalıyor.
Araştırmacılar, düşük ücret politikasının teknolojik yenilik ve ilerleme motivasyonunu zayıflatarak uzun vadede ekonominin rekabet gücünü erittiği uyarısında bulundu.
Piyasa serbestleşmesinin otomatikman verimlilik getireceği yönündeki tezin Yunanistan deneyimiyle sarsıldığını belirten çalışmada, AFSA gibi düşük verimli sektörlere bağımlılığın iktisadi bir ikilem yarattığı kaydedildi. Bu alanlar talep ve döviz girişini desteklese dahi uzun vadeli verimliliği ve toplumsal sürdürülebilirliği zedeliyor.
Raporda, “Yunanistan için başarılı bir çıkış yolu yalnızca talebi canlandıran değil, aynı zamanda yüksek verimli sektörleri stratejik olarak öne çıkaran, teknolojik yenilenmeyi destekleyen ve kapsayıcı büyümeyi sağlayan politikalar gerektirir. Böylesi bir yön değişimi olmazsa ‘kafe ekonomisi’ geçici bir uyum süreci değil, uzun vadeli bir durgunluk dengesi olma riski taşır” değerlendirmesi yer aldı.
Araştırma, yapısal reformların reel ekonomik ve kurumsal şartlar ışığında yeniden değerlendirilmesi ve yüksek verimlilik odaklı kalkınmaya öncelik verilmesi çağrısıyla son buldu.
Varoufakis: Avrupa 100 yıllık bir aşağılanma dönemine giriyor
Avrupa
SWP, Hürmüz Boğazı’nı bypass planlarına destek verdi

Berlin’deki Alman Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü (SWP) Basra Körfezi ülkelerinden Avrupa’ya uzanan yeni ulaşım koridorlarına daha fazla dikkat edilmesini tavsiye ediyor.
Almanya’nın dış politika alanında en etkili düşünce kuruluşlarından biri tarafından yapılan son bir analize göre, Hürmüz Boğazı’nın fiili ablukası ve Orta Doğu’daki savaşlar nedeniyle Kızıldeniz’e giriş noktası (Bab el-Mendeb) üzerinden geçişle ilgili artan riskler, şu anda Körfez devletlerini Avrupa’ya alternatif güzergâh planlarını güçlü bir şekilde desteklemeye yönlendiriyor.
Bir yandan bu planlar, öncelikle Hürmüz Boğazı’nı atlamak veya Orta Doğu’dan Suriye ve Türkiye’deki Akdeniz limanlarına uzanmak üzere tasarlanmış boru hatlarını içeriyor.
Öte yandan, bu planlar, Mısır, Suriye veya Türkiye gibi alternatif güzergâhlar üzerinden Arap Yarımadası ile Avrupa arasında mal sevkiyatını kolaylaştırmak üzere tasarlanmış ulaşım koridorlarının inşasını da içeriyor.
Analizin yazarı, eski SWP direktörü ve tanınmış Orta Doğu uzmanı Volker Perthes, bu projelerin altyapı aracılığıyla Orta Doğu’yu Avrupa’ya bağlayacağı için desteklenmesi gerektiğini savunuyor.
Savaşın neden olduğu aksaklıklar
Berlin merkezli ve Şansölyelik Ofisi tarafından finanse edilen SWP tarafından pazartesi günü yayınlanan, Yakın ve Orta Doğu’daki büyük jeoekonomik projelere ilişkin son analizin arka planında, Arap Yarımadası açıklarındaki deniz yollarında savaşın neden olduğu aksaklıklar yatıyor.
İran savaşı başlamadan önce Arap devletlerinin petrol ve doğalgaz ihracatının büyük bir kısmının dünya pazarına ulaştırıldığı Hürmüz Boğazı, şu anda hem İran hem de ABD tarafından uygulanan ablukalar nedeniyle fiilen geçilemez durumda.
Avrupa ile Asya arasındaki ticaretin büyük bir kısmının geçtiği, Yemen ile Afrika Boynuzu arasındaki Bab el-Mendeb Boğazı da, Ensarullah ile Suudi Arabistan ve onun Yemen’deki vekilleri arasındaki savaş nedeniyle şu anda risk altında.
Bu aksaklıkların sona ereceğine dair şu anda bir işaret görünmüyor. Ayrıca, her iki boğaz da gelecekte yapısal olarak son derece savunmasız kalacak. Bu boğazlardan geçen gemiler, komşu devletler tarafından çok kolay bir şekilde saldırıya uğrayabilir.
Hürmüz’ü bypass için boru hattı planları
SWP’nin son analizinde de belirtildiği gibi, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ihracatı için alternatifler sunmayı amaçlayan bir dizi boru hattı projesi şu anda tartışılmakta ya da hatta halihazırda inşaat aşamasında.
Örneğin Irak, 1950’lerin başında inşa edilen ama 2003 işgali sırasında tahrip edilen, Kerkük petrol sahalarından Suriye’nin liman kenti Banyas’a uzanan eski bir boru hattını onarmak ve yeniden hizmete sokmak için çalışıyor.
Buna ek olarak, Irak’ın güneyindeki Basra yakınlarındaki petrol sahalarından kuzeye doğru uzanacak bir boru hattı planlanıyor.
Bu hattın da Banyas’a ya da alternatif olarak Ceyhan’a kadar uzatılması amaçlanıyor.
Suudi Arabistan ise Doğu-Batı Boru Hattı’nı, ülkenin doğusundaki üretim bölgelerinden Kızıldeniz’deki liman kenti Yanbu’ya kadar uzatmayı değerlendiriyor.
Birleşik Arap Emirlikleri, Basra Körfezi’nin dışında ve dolayısıyla Hürmüz Boğazı’nın ötesinde yer alan Fuceyre’de ikinci bir petrol boru hattı inşa ediyor.
Fakat SWP, boru hatlarının ve alternatif yükleme limanlarının saldırılara karşı savunmasız olduğuna dikkat çekiyor.
Bu nedenle bu hatlar Hürmüz Boğazı’nın yerini alamaz, yalnızca ek seçenekler yaratabilir; diğer bir deyişle, “daha fazla yedeklilik” sağlar.
SWP’den IMEC’e özel önem
SWP, Hindistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, AB, üç Avrupa ülkesi (Almanya, Fransa, İtalya) ve ABD tarafından 2023 yılında başlatılan büyük bir proje olan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’na (IMEC) özel önem veriyor.
Bu proje, Hindistan’dan başlayıp Arap Yarımadası’nı geçerek Orta Doğu’nun Akdeniz kıyılarına ve oradan da Avrupa’ya uzanan, deniz yollarını, karayollarını, demiryollarını ve her türlü boru hattını kapsayan kapsamlı bir ulaşım koridorunun geliştirilmesini öngörüyor.
Başlangıçta plan, koridoru Hayfa limanına kadar uzatmaktı. ABD bunu sadece Çin’in Yeni İpek Yolu’na bir alternatif oluşturma fırsatı olarak değil, aynı zamanda hem halihazırda yürürlükte olan hem de Washington’un peşini bırakmadığı İbrahim Anlaşmaları için bir “altyapı temeli” sağlama yolu olarak da görüyordu.
Fakat Gazze Savaşı’nın başlamasından bu yana Hayfa’nın projeye dahil edilmesi olası görülmüyor.
Bunun yerine, tartışmalar şu anda Suudi Arabistan’dan Ürdün üzerinden Suriye kıyılarına ya da Sina Yarımadası üzerinden Mısır’ın Akdeniz limanlarına uzanan ulaşım güzergâhlarının inşası veya genişletilmesine odaklanıyor.
SWP, her türlü “altyapı bağlantı ağının” tek bir büyük ulaşım koridorundan “daha gerçekçi” olduğu sonucuna varıyor.
Alman düşünce kuruluşu için Suriye ve Türkiye’nin önemi
SWP’nin de belirttiği gibi, Türkiye üzerinden geçen başka büyük jeo-ekonomik projeler de bulunuyor.
Örneğin, Irak’ın güneyindeki El Fav konteyner limanından kuzeye doğru uzanan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşması planlanan bir ulaşım koridoru, 2024 yılından beri planlama aşamasında.
Proje, Irak Kalkınma Yolu (IDR) olarak biliniyor. Demiryolları, karayolları ile enerji ve veri bağlantılarını içermesi planlanan proje, yalnızca Irak ve Türkiye tarafından değil, Avrupa ile ticaretlerini çeşitlendirmek amacıyla bu koridordan yararlanmayı hedefleyen Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar tarafından da destekleniyor.
Koridorun Irak’ın hangi bölgelerinden geçeceği tartışmalı bir konu. Ayrıca, projenin hayata geçirilmesinin, Türkiye’deki “çözüm süreci”ne bağlı olduğu da düşünülüyor.
Alternatif ya da tamamlayıcı planlar, Arap Yarımadası’ndan Ürdün ve Suriye üzerinden Avrupa’ya uzanan başka bir koridor öngörüyor.
Bu da demiryolları, karayolları ve veri bağlantılarını içeren kapsamlı bir ulaşım koridorunu kapsıyor.
Bunun stratejik sonuçları var: Başkan Beşar Esad yönetimindeki Suriye, İran’dan Lübnan’a uzanan bir doğu-batı ulaşım koridoru işlevi görürken, artık bir kuzey-güney koridoru olarak yeniden işlevlendirilecek.
“Koridorlar”dan İran’ı dışlamak temel hedef
SWP’ye göre, İran’la savaşın umulan şekilde sona ermesinden sonra bile Arap devletlerinin ulaşım koridorlarına olan ilgisi yüksek kalacak.
Körfez ülkelerinin Tahran’a karşı “güvensizlikleri” devam edecek; ayrıca uzun vadede “petrol veya doğalgaz ihracatı için deniz eskortu” sağlaması konusunda ABD’ye “güvenmek” istemeyecekler.
İran’ın söz konusu demiryolu, karayolu ve veri ağlarına bağlanacağı da beklenmiyor. Altyapı açısından Tahran, halihazırda Orta Asya, Rusya ve Çin’e daha fazla yöneliyor.
Bununla birlikte, bahsedilen ulaşım koridorlarının hepsinin Avrupa’ya uzandığı ve öncelikle Avrupa kıtasıyla daha yakın bağlar kurmayı “amaçladığı” açık; bu da Avrupa ülkeleri için büyük bir avantaj teşkil ediyor.
Avrupa tarafında ise, “fosil yakıtlara olan talebin azalması muhtemel” olduğu için boru hattı planlarına ilgi daha az.
Öte yandan, demiryolu ve karayolu ağları ile veri bağlantıları, hem iktisadi hem de siyasi nedenlerle özel ilgi konusu.
SWP’ye göre en azından bunlar, jeopolitik açıdan da Avrupa’nın Körfez bölgesi ve Hint Okyanusu ile daha yakın ve daha dayanıklı bağlantılar kurma çıkarlarına hizmet ediyor.
Alman düşünce kuruluşuna göre, İran’ı devre dışı bırakarak oluşturulacak “alternatif … ulaşım güzergâhları”, fiilen “füze savunmasının jeoekonomik karşılığı” haline gelecek.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Dünya Basını5 gün önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını1 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Görüş7 gün önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri









