Diplomasi
AB Enstitüsü uyardı: Avrupa Rusya’ya karşı askeri yükü üstlenmeli
Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü tarafından hazırlanan raporda, Rusya’nın askeri gücünü hızla artırdığı belirtilerek Avrupa ülkelerine NATO içindeki sorumluluklarını artırma ve savunmada ABD’ye olan bağımlılığı azaltma çağrısı yapıldı. Raporda, Rusya’nın 2027 yılına kadar ittifak üyeleri için ciddi bir tehdit haline gelebileceğine dikkat çekildi.
Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (EUISS) tarafından yayımlanan “Avrupa’yı Korumak, Rusya’yı Caydırmak” başlıklı raporda, Avrupa ülkelerinin askeri alanda daha yakın işbirliği yapması ve NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği belirtildi.
Raporda, Avrupa’nın ABD’den gelecek askeri desteğin azalma ihtimaline karşı hazırlıklı olması ve kendi güvenliği için daha fazla yükümlülük alması gerektiği vurgulandı.
Rusya’nın ordusunu, silah üretimini ve askeri altyapısını aktif bir şekilde güçlendirdiğine işaret edilen raporda, Moskova’nın 2027 yılına kadar NATO ülkeleri için ciddi bir tehdit oluşturabileceği kaydedildi.
Yazarlara göre, Avrupa artık ABD’nin önceki düzeydeki askeri desteğine güvenemez. Bu nedenle AB’nin daha bağımsız bir savunma sistemi kurması gerektiği ifade edilen raporda; savunma harcamalarının artırılması, silah ve mühimmat üretiminin genişletilmesi, ortak alımların etkinleştirilmesi, askeri sanayinin geliştirilmesi ve Avrupa ülkelerinin orduları arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi önerildi.
Raporda, “NATO’nun Avrupalılaştırılması” kavramına özel bir önem atfedildi. Uzmanlar, Avrupa ülkelerinin şu anda büyük ölçüde ABD tarafından yürütülen görevlerin önemli bir kısmını kademeli olarak devralması gerektiğini savunuyor.
Bu kapsamda sadece silah tedariki değil; askeri komuta, planlama, istihbarat ve operasyon yönetimi gibi alanlarda da sorumluluk alınması gerektiği aktarılırken NATO’nun Avrupa’nın kolektif savunmasındaki kilit rolünü koruması gerektiği vurgulandı.
Ayrıca raporda, kritik altyapıların korunmasının güçlendirilmesi, siber saldırılara ve diğer hibrit tehditlere karşı dayanıklılığın artırılması ile AB ülkelerinin güvenlik alanındaki işbirliğinin geliştirilmesi çağrısı yapıldı.
Son aylarda Avrupa Birliği genelinde, savunmanın güçlendirilmesi ve güvenlik alanında ABD’ye olan bağımlılığın azaltılması konuları daha sık tartışılıyor.
Nisan ayında Financial Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı haberde, Avrupa’nın yeniden silahlanma programı konusunda AB ile NATO arasında görüş ayrılıkları yaşandığı aktarılmıştı.
Brüksel’in Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesini ve askeri malzemelerin Avrupalı üreticilerden alınmasını savunduğu, buna karşılık NATO’nun savunma politikasının transatlantik niteliğini koruması ve Amerikan askeri sanayisinin katılımını sınırlandırmaması gerektiğini düşündüğü belirtilmişti.
Eski Genel Sekreter Rasmussen’den sistemin yeniden düşünülmesi çağrısı
Eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen de daha sonra yaptığı açıklamada, Avrupa Birliğinin mevcut güvenlik sistemini kökten yeniden düşünmesi gerektiğini ifade etti.
Rasmussen, bu sistemin Rusya’nın Batı’nın ortağı olarak görüldüğü ve ABD’nin Avrupa’nın kesin müttefiki olduğu eski dünya düzeni koşullarında kurulduğunu belirtti. Rasmussen, mevcut koşullarda AB’nin güvenlik alanında daha hızlı kararlar alması ve kurumlarını yeni tehditlere uyarlaması gerektiğini kaydetti.
Haziran ayında ise NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa Birliği ülkelerinde Rusya ile diyaloğun yeniden başlatılması ihtimalinin tartışıldığını bildirmiş, ancak ittifak düzeyinde bu konunun henüz gündemde olmadığını vurgulamıştı.
Rusya ise AB ve NATO’nun askeri kapasitelerini artırma yönündeki adımlarını defalarca eleştirdi.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko, Avrupa Birliği ve Kuzey Atlantik İttifakı’nın 2030 yılına doğru Rusya ile olası bir askeri çatışmaya hazırlandığını ve Moskova’ya karşı stratejik bir yenilgi yaşatmayı amaçladığını beyan etti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de daha önce yaptığı açıklamalarda, Moskova’nın NATO ülkeleriyle bir savaş yürütmekte çıkarı olmadığını ve bu ülkelere karşı herhangi bir toprak talebi bulunmadığını dile getirmişti.