Bizi Takip Edin

Diplomasi

AB Enstitüsü uyardı: Avrupa Rusya’ya karşı askeri yükü üstlenmeli

Yayınlanma

Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü tarafından hazırlanan raporda, Rusya’nın askeri gücünü hızla artırdığı belirtilerek Avrupa ülkelerine NATO içindeki sorumluluklarını artırma ve savunmada ABD’ye olan bağımlılığı azaltma çağrısı yapıldı. Raporda, Rusya’nın 2027 yılına kadar ittifak üyeleri için ciddi bir tehdit haline gelebileceğine dikkat çekildi.

Avrupa Birliği Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (EUISS) tarafından yayımlanan “Avrupa’yı Korumak, Rusya’yı Caydırmak” başlıklı raporda, Avrupa ülkelerinin askeri alanda daha yakın işbirliği yapması ve NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği belirtildi.

Raporda, Avrupa’nın ABD’den gelecek askeri desteğin azalma ihtimaline karşı hazırlıklı olması ve kendi güvenliği için daha fazla yükümlülük alması gerektiği vurgulandı.

Rusya’nın ordusunu, silah üretimini ve askeri altyapısını aktif bir şekilde güçlendirdiğine işaret edilen raporda, Moskova’nın 2027 yılına kadar NATO ülkeleri için ciddi bir tehdit oluşturabileceği kaydedildi.

Yazarlara göre, Avrupa artık ABD’nin önceki düzeydeki askeri desteğine güvenemez. Bu nedenle AB’nin daha bağımsız bir savunma sistemi kurması gerektiği ifade edilen raporda; savunma harcamalarının artırılması, silah ve mühimmat üretiminin genişletilmesi, ortak alımların etkinleştirilmesi, askeri sanayinin geliştirilmesi ve Avrupa ülkelerinin orduları arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi önerildi.

Raporda, “NATO’nun Avrupalılaştırılması” kavramına özel bir önem atfedildi. Uzmanlar, Avrupa ülkelerinin şu anda büyük ölçüde ABD tarafından yürütülen görevlerin önemli bir kısmını kademeli olarak devralması gerektiğini savunuyor.

Bu kapsamda sadece silah tedariki değil; askeri komuta, planlama, istihbarat ve operasyon yönetimi gibi alanlarda da sorumluluk alınması gerektiği aktarılırken NATO’nun Avrupa’nın kolektif savunmasındaki kilit rolünü koruması gerektiği vurgulandı.

Ayrıca raporda, kritik altyapıların korunmasının güçlendirilmesi, siber saldırılara ve diğer hibrit tehditlere karşı dayanıklılığın artırılması ile AB ülkelerinin güvenlik alanındaki işbirliğinin geliştirilmesi çağrısı yapıldı.

Son aylarda Avrupa Birliği genelinde, savunmanın güçlendirilmesi ve güvenlik alanında ABD’ye olan bağımlılığın azaltılması konuları daha sık tartışılıyor.

Nisan ayında Financial Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı haberde, Avrupa’nın yeniden silahlanma programı konusunda AB ile NATO arasında görüş ayrılıkları yaşandığı aktarılmıştı.

Brüksel’in Avrupa savunma sanayisinin geliştirilmesini ve askeri malzemelerin Avrupalı üreticilerden alınmasını savunduğu, buna karşılık NATO’nun savunma politikasının transatlantik niteliğini koruması ve Amerikan askeri sanayisinin katılımını sınırlandırmaması gerektiğini düşündüğü belirtilmişti.

Eski Genel Sekreter Rasmussen’den sistemin yeniden düşünülmesi çağrısı

Eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen de daha sonra yaptığı açıklamada, Avrupa Birliğinin mevcut güvenlik sistemini kökten yeniden düşünmesi gerektiğini ifade etti.

Rasmussen, bu sistemin Rusya’nın Batı’nın ortağı olarak görüldüğü ve ABD’nin Avrupa’nın kesin müttefiki olduğu eski dünya düzeni koşullarında kurulduğunu belirtti. Rasmussen, mevcut koşullarda AB’nin güvenlik alanında daha hızlı kararlar alması ve kurumlarını yeni tehditlere uyarlaması gerektiğini kaydetti.

Haziran ayında ise NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa Birliği ülkelerinde Rusya ile diyaloğun yeniden başlatılması ihtimalinin tartışıldığını bildirmiş, ancak ittifak düzeyinde bu konunun henüz gündemde olmadığını vurgulamıştı.

Rusya ise AB ve NATO’nun askeri kapasitelerini artırma yönündeki adımlarını defalarca eleştirdi.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko, Avrupa Birliği ve Kuzey Atlantik İttifakı’nın 2030 yılına doğru Rusya ile olası bir askeri çatışmaya hazırlandığını ve Moskova’ya karşı stratejik bir yenilgi yaşatmayı amaçladığını beyan etti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de daha önce yaptığı açıklamalarda, Moskova’nın NATO ülkeleriyle bir savaş yürütmekte çıkarı olmadığını ve bu ülkelere karşı herhangi bir toprak talebi bulunmadığını dile getirmişti.

Diplomasi

Vance: İran ile kalıcı bir anlaşma için temel atıldı

Yayınlanma

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre’nin Bürgenstock kasabasında yürütülen İran müzakerelerinin nihai bir anlaşma için sağlam bir temel oluşturduğunu açıkladı. Vance, İran’ın nükleer tesislerine Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı denetçilerini yeniden davet etmeyi kabul ettiğini duyurdu.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre’nin Bürgenstock kasabasında İran ile yürütülen müzakerelerin nihai bir anlaşmaya varılması için sağlam bir temel oluşturduğunu bildirdi.

Düzenlediği basın toplantısında konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Vance, başarılı bir nihai anlaşma için çok iyi bir temel attıklarını belirterek, “Nihai anlaşma bir evdir, biz ise temelini attık. Henüz evi inşa etmedik ama iyi bir temel oluşturduk” ifadesini kullandı.

İran yönetiminin, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetçilerini yeniden nükleer tesislerine davet etmeyi kabul ettiğini açıklayan Vance, bu gelişmenin ABD tarafı için özellikle büyük önem taşıdığına dikkat çekti.

Vance, “İranlılar UAEA denetçilerini ülkelerine yeniden davet etmeyi kabul etti. Bu, nihai nükleer silahsızlanmaya veya İran’daki nükleer programın sonlandırılmasına yönelik ilk adımdır. Bu tam olarak istediğimiz, talep ettiğimiz şeydi” dedi.

Vance, UAEA denetçilerinin 22 Haziran gibi erken bir tarihte İran’a gelebileceklerini, ABD tarafının pazartesi gecesi denetçilerle iletişime geçmeye çalıştığını da sözlerine ekledi.

Müzakerelerde Hürmüz Boğazı konusunun da ele alındığını kaydeden Vance, boğazın şu an açık olduğunu belirtti.

Vance, “Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasını sağlayacak bir mekanizma oluşturmak istiyorduk ve boğaz açık. Gaz ve petrol fiyatlarının düştüğünü, daha önce olmayan bir şekilde milyonlarca varil petrol ve doğalgazın Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini görüyoruz. Ancak aynı zamanda, Hürmüz Boğazı’ndaki mayınları temizleyebilmemiz için gerçekten bir koordinasyon mekanizması kurduğumuzdan da emin olmak istedik” diye konuştu.

ABD ile İran arasındaki teknik müzakerelerin önümüzdeki günlerde veya haftalarda yeniden başlayacağını ifade etti.

Lübnan’daki duruma da değinen Vance, İsrail ile Lübnan arasındaki çatışmanın çözülmesi için sürekli olarak müzakereler yürütüldüğünü kaydetti.

Bölgede bir ateşkese ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Vance, “Bir şeyler başlasa bile daha geniş bir gerilimin önüne geçmek istiyoruz. Bir olay yaşandığında tarafların birbirleriyle konuşabileceği bir mekanizmaya ihtiyacımız var. Bunu dün tartıştık ve bence sadece 24 saat öncesine göre çok daha fazla mesafe katettik. Bu çalışma henüz tamamlanmadı” değerlendirmesinde bulundu.

FT: ABD ile İran arasındaki anlaşma İsrail için felaket oldu

Vance ayrıca, İran’ın dondurulan varlıklarının serbest bırakılmasının ABD’nin de yararına olacağını söyledi.

Serbest kalan varlıkların Amerikalı çiftçilerin kalkınmasında kullanılacağını, İran halkına Amerikan soyası, tahılı ve buğdayı sağlanacağını ifade eden Vance, bu durumu “Trump tarzı, çok iyi ve klasik bir anlaşma” olarak nitelendirdi.

Açıklamalar öncesinde, İran heyeti ABD ile yürütülen yaklaşık 18 saatlik yoğun müzakerelerin ardından İsviçre’den ayrılmıştı.

İsviçre Federal Dışişleri Departmanı, arabulucuların yanı sıra İran ve ABD temsilcilerinin katıldığı Bürgenstock turizm merkezindeki görüşmelerin 21 Haziran’ı 22 Haziran’a bağlayan gece boyunca sürdüğünü bildirdi.

Bern yönetimi, müzakerelerin sonuçlarını ve tarafların anlaşma üzerindeki çalışmaları sürdürmek amacıyla özel bir komite kurmasını olumlu değerlendirdiğini açıkladı.

ABD ve İran, 18 Haziran gecesi bir mutabakat zaptı imzalamıştı. “İslamabad Memorandumu” olarak adlandırılan ve Pakistan’ın arabuluculuğunda ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından uzaktan imzalanan belge; çatışmaların durdurulmasını, 60 gün içinde nihai anlaşma için müzakerelerin yürütülmesini, ABD yaptırımlarının kademeli olarak kaldırılmasını, Hürmüz Boğazı’nın bloke edilmemesini ve İran’ın nükleer programının ele alınmasını öngörüyordu.

Ancak Tahran yönetimi, 20 Haziran’da ABD’yi anlaşmaları ihlal etmekle suçlayarak ve İsrail’in Lübnan’a yönelik devam eden saldırılarına işaret ederek Hürmüz Boğazı’nı kapattığını duyurmuştu.

İran makamları, Washington’ın acilen İsrail üzerinde nüfuzunu kullanması gerektiğini, aksi takdirde mutabakat zaptının tehlikeye gireceğini belirtmişti.

Yaşanan bu gelişmenin ardından iki ülke heyetlerinin İsviçre’de yüz yüze görüşmesi kararlaştırılmış, başlangıçta 19 Haziran olarak planlanan buluşma ertelenmişti.

Müzakerelerin devam ettiği sırada ABD Başkanı Donald Trump, kendisine ait sosyal medya platformu Truth Social üzerinden paylaştığı mesajda, Lübnan’da “sorun çıkaran” vekil güçlerini durdurmaması halinde İran’ı “çok güçlü bir darbe vurmakla” tehdit etmişti.

İran heyeti ise bu tehditlere tepki göstererek, ABD’li müzakerecilerden Başkan Trump’ın tehditleri nedeniyle özür dilemesini ve İsrail güçlerinin Lübnan’dan çekilmesini talep etmişti.

İran nihai anlaşma için Lübnan’da ateşkes şartını koştu

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avrupa, LNG için Asya ile kıyasıya rekabete girmek zorunda

Yayınlanma

Avrupa, yaz aylarında ulusal rezervlerin azalması ve talebin hızla artmasıyla birlikte, sınırlı doğal gaz kaynakları konusunda Asya’dan gelen artan rekabetle karşı karşıya kalıyor.

POLITICO’nun aktardığına göre analistler ve yetkililer, AB’nin bu rekabeti kazanmakta zorlanacağı konusunda uyarıyor.

Çin, Vietnam ve Güney Kore gibi merkezi planlamalı Asya ekonomileri, spot piyasada gaz alımı için anlaşmalar yapmak konusunda daha donanımlı durumda; bu da serbest piyasa odaklı Avrupa’yı dezavantajlı konuma düşürüyor.

AB, Ukrayna savaşının ardından toplu enerji alımlarını koordine etmek için Avrupa Komisyonu’na yetki vermişti ama bu politika pek işe yaramadı.

Bu da, ABD ile İran arasındaki barış anlaşması yürürlükte kalsa bile, Avrupa’nın önümüzdeki aylarda yine de daha yüksek doğalgaz ve elektrik fiyatlarıyla karşı karşıya kalabileceği anlamına geliyor.

TotalEnergies CEO’su Patrick Pouyanné, bu hafta başında Fransız milletvekillerine yaptığı açıklamada, “Gergin bir dönem bizi bekliyor” dedi ve AB’nin Katar’dan gelen tedarikleri hızla yeniden başlatmazsa zor durumda kalacağını savundu.

Pouyanné, “Fiyatların 2022 seviyelerine çıkacağını sanmıyorum fakat yakıt fiyatlarında olduğu gibi düşmesini de beklemiyorum,” diye ekledi.

AB kuralları uyarınca, üye ülkeler Aralık ayına kadar gaz rezervlerini ulusal kapasitelerinin en az yüzde 80’ine kadar doldurmak zorunda.

Normalde bu işlem, talep ve fiyatların daha düşük olduğu yaz aylarında gerçekleştirilir.

Enerji tüccarları genellikle yaz aylarında bu düşük fiyatlardan yararlanarak gaz satın alıp depolar, ardından talep ve fiyatların yükseldiği kış aylarında kâr elde etmek üzere satarlar.

Ne var ki bu yıl, yaz aylarındaki yüksek fiyatlar bu teşviki ortadan kaldırdı ve bloğun depolama seviyelerini beş yıllık ortalamanın altında bıraktı.

Asya’daki gelişmeler durumu daha da kötüleştirebilir. Analistler, Asya’da daha sıcak geçecek bir yazın klima kullanımını artıracağı ve bu durumun Asya’daki gaz talebini yukarı çekeceği konusunda uyarıyor.

Asya ülkeleri öncelikle uzun vadeli tedarik anlaşmalarına güveniyor fakat artan talep ve azalan rezervler, onları fiyatların günlük olarak belirlendiği ve talep aniden yükseldiğinde hemen artma eğiliminde olan spot piyasadan gaz satın almaya giderek daha fazla itebilir.

Bu durum, Asya ülkelerini, tedarik güvenliğini sağlamak için bu yıl spot piyasaya olağanüstü derecede bağımlı hale gelen Avrupa ile doğrudan rekabete sokacaktır.

Artan Asya talebi, Avrupa’nın yaz sonundaki panik alımlarıyla çakışırsa enerji yükü üzerinde kıtalararası bir mücadeleye yol açabilir.

Montel Energy’nin baş analisti Tobias Federico, AB’nin depolama hedeflerine ulaşmak için spot piyasada Asya’dan daha yüksek teklifler vermek zorunda kalabileceğini söyledi.

AB enerji ajansı ACER’e göre, bu yıl bu hedeflere ulaşmak için 2025 yılına kıyasla LNG ithalatında yüzde 13’e varan bir artış gerekebilir.

Bu, mevcut koşullar altında, özellikle de Basra Körfezi’ndeki üretim toparlanmazsa, başarılması zor bir hedef.

Bu durum, gaz fiyatları üzerindeki baskıyı yeniden alevlendirebilir ve Avrupa rezervlerini hızla tüketecek ek çekimlere yol açabilir.

Analitik şirketi Energy Flux’un kurucusu Seb Kennedy, “Küresel piyasaları sıkılaştıracak daha çaresiz LNG alımları görebiliriz; bu durumda, belki de Avrupa gaz depolama yenileme çabalarından tamamen vazgeçip sorunu kışa erteleyecektir,” dedi.

Bir üst düzey AB yetkilisine göre, bu risk Avrupa Komisyonu tarafından da yakından izleniyor.  İşler şiddetli bir mücadeleye dönüşürse, AB kendini dezavantajlı bir durumda bulabilir.

2021’de spot piyasadan agresif bir şekilde LNG satın alan Çin gibi merkezi ekonomiye sahip Asya ülkelerinin aksine, Avrupa’nın farklı önceliklere sahip ve 27 farklı üye devlete yayılmış enerji ithalatçıları üzerinde çok az etkisi var.

Ukrayna savaşının ardından AB, özel şirketlerin uluslararası piyasada gaz için daha iyi anlaşmalar yapabilmelerini sağlayacak bir platform (AggregateEU) kurmaya çalıştı.

Kaynakları daha kısıtlı olan küçük ithalatçılar arasında popüler olsa da, platformda kaç anlaşma yapıldığına dair net bir bilgi yok.

Büyük oyuncular, genellikle bu platformdan uzak durduklarını ve tek başlarına hareket etmeyi tercih ettiklerini söylüyor.

Alman enerji devi SEFE’nin iletişim başkanı Christoph Gottstein, POLITICO’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Birkaç müzakere başlatılmış olsa da, bunlar tamamlanmış işlemlerle sonuçlanmadı. Bu deneyim, gaz piyasasının müdahaleye gerek kalmadan etkili bir şekilde işleyişini sürdürdüğü yönündeki değerlendirmemizi pekiştiriyor.”

İki AB yetkilisi, POLITICO’ya, gaz koordinasyon platformunun hizmet dışı bırakıldığını fakat Komisyon’un İran savaşının ardından platformu yeniden faaliyete geçirmeyi düşündüğünü söyledi.

Fakat yetkililer, AB’nin şirketleri bu platformları kullanmaya fiilen zorlamak için pek bir şey yapamayacağını da belirtti.

İlk yetkili, ithalatçıların platform üzerinden koordinasyonun bir tür gizli anlaşma olabileceğinden endişe duyduğunu ve Komisyon’un da şirketlerin karmaşık rekabet kurallarını ihlal etmediklerinden emin olmalarına yalnızca gayri resmi olarak yardımcı olabileceğini belirtti.

Avrupalı yetkililer, rakiplerle doğrudan müzakere de edemez. İki yetkili, savaşın patlak vermesinden bu yana Komisyon ve Asyalı muhataplarının piyasaları karıştırmamak için enerji politikalarına ilişkin güncellemeleri doğrudan paylaştıklarını fakat hangi yüklerin nereye gideceği konusunda pazarlık yapamayacaklarını belirtti.

İkinci bir yetkili, “Herkes kendi başının çaresine bakıyor,” dedi.

Bu, Asya ülkelerinin Avrupa’ya göre bir avantaj sahibi olabileceği anlamına geliyor.

İkinci AB yetkilisi, “Kriz durumlarında, otorite odaklı piyasalar birkaç şirkete ‘Sadece işinizi yapın’ diyebilir. Koordinasyon sağlayabiliriz, teşvik edebiliriz, fakat Çin’in yaptığı gibi hareket edemeyiz,” dedi.

Analistler, ABD-İran barış anlaşmasının bu baskıları hafifletebileceği konusunda uyarıda bulunsa da, Asyalı alıcıların spot piyasaya girmeye başladığına dair işaretler şimdiden var.

Kpler LNG analisti Charles Costerousse, Güney Kore, Tayland ve Vietnam’ın yaz boyunca spot piyasadan LNG tedariki arayışına girmelerinin beklendiğini belirtti.

Nihayetinde dengeleri değiştirebilecek olan Çin. İran savaşının patlak vermesinden bu yana, normalde dünyanın en büyük enerji ithalatçısı olan ülke, ithalatını azaltıp muazzam rezervlerine güvenerek küresel piyasada dengeleyici bir güç olarak hareket etti.

Fakat Costerousse’a göre, mart ayından bu yana LNG rezervlerini beş yıllık ortalamanın çok altına düşüren Çin’in yakında spot alımlarını yeniden artırması gerekebilir.

AB yetkilileri için bu, savaşın sona erme belirtileri göstermesine rağmen devam eden bir endişe kaynağı. Yetkililerden biri, “Çin’in büyük çapta geri dönmesi anında… bu önemli bir faktör olacak,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, BAE’ye süpersonik BrahMos füzesi satmak için görüşmeler yürütüyor

Yayınlanma

Dört Hint kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre Hindistan hükümeti, Orta Doğu’daki savaşın ardından silah tedarikini artıran Körfez ülkesi Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE), süpersonik seyir füzesi BrahMos da dahil olmak üzere bazı amiral gemisi savunma sistemlerini satmak için görüşmeler yürütüyor.

Daha önce haberleştirilmeyen görüşmeler, Hindistan’ın hava savunma sistemi Akashteer’in muhtemel satışını da kapsıyor. Konuya doğrudan vakıf iki kaynağın Reuters’a bu bilgiyi verdiği kaydedildi.

Konuya doğrudan vakıf üçüncü bir kaynak, “BAE, BrahMos ve Akashteer de dahil olmak üzere birçok silah sistemimize ilgi gösterdi. Hindistan ile BAE arasındaki görüşmeler ilk aşamada ve hızla ilerliyor” dedi.

Hint yetkililer ve BAE Dışişleri Bakanlığı, yorum taleplerine yanıt vermedi.

Hindistan ve Rusya tarafından ortak geliştirilen BrahMos, dünyanın en hızlı seyir füzeleri arasında yer alıyor ve kara, deniz ve hava platformlarından fırlatılabiliyor. Akashteer ise Hindistan devlet şirketi Bharat Electronics Ltd ve Hindistan Ordusu tarafından geliştirilen tam otomatik bir hava savunma sistemi.

BAE, savaş sırasında İran tarafından saldırılara uğramasının ve ortaya çıkan tehditlere yanıt verme kabiliyetini güçlendirme çabalarının ardından Hindistan’dan ve başka kaynaklardan savunma teçhizatı satın almayı değerlendiriyor. Ülkenin ayrıca enerji ihracatı açısından kritik bir geçiş hattı olan Hürmüz Boğazı ile ilgili endişeleri sürüyor.

BAE bu yılın başlarında, değeri 35 milyar doları aşacak savunma işbirliğini teşvik etmek amacıyla Güney Kore ile bir mutabakat zaptı imzaladı.

Çatışma izleme grubu Armed Conflict Location & Event Data’nın Güney Asya kıdemli analisti Pearl Pandya, “Çeşitlendirilmiş bir tedarikçi tabanı BAE’ye daha fazla stratejik özerklik sağlar. Hindistan ile daha yakın bağların ek faydası ise, ülkeler müttefik olmaya devam ettiği için ABD’yi karşısına almamasıdır” dedi.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) verilerine göre ABD, 2021-2025 yılları arasında Orta Doğu’ya en fazla silah ihraç eden ülke oldu ve ithalatın yüzde 54’ünü karşıladı. ABD’yi yüzde 12 ile İtalya ve yüzde 11 ile Fransa izledi.

Hindistan’ın BAE’ye herhangi bir BrahMos satışı gerçekleştirmeden önce Rusya’nın onayını alması gerekecek; zira 290 kilometre, yani 180 mil menzilli füze ortak geliştirildi. Bir kaynak, Moskova’nın Abu Dabi ile yakın ilişkileri göz önüne alındığında bunun bir engel oluşturmasının beklenmediğini söyledi.

SIPRI’nin silah transferleri programında kıdemli araştırmacı olan Siemon Wezeman, Körfez ülkelerine silah satmak için uluslararası rekabet artsa ve BAE’nin başka tedarikçilerle deneyimi bulunsa da hem BrahMos füzesinin hem de Akashteer sisteminin BAE’nin ihtiyaçlarına potansiyel olarak hizmet edeceğini söyledi.

Hindistan ile BAE arasında daha sıkı bağlar

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’ne göre BAE’nin hâlihazırda azami menzili 300 kilometre olan ABD yapımı MGM-168 ATACMS balistik füzesi bulunuyor. Hava savunmasında ise gelişmiş ABD yapımı THAAD ve Patriot sistemlerine sahip.

Savunma uzmanlarına göre Akashteer, hava tehditleriyle mücadelede farklı cihazlardan gelen bilgilerin bir araya getirilmesine yardımcı olacak.

Hindistan’ın geçmişte her zaman sonuç vermeyen silah ihracatı anlaşmaları haberleriyle anılan bir sicili olsa da Wezeman, BAE’ye ve diğer Körfez ülkelerine yaklaşan satışların mümkün olduğunu söyledi.

Son yıllarda Hindistan ile BAE arasında yakınlaşan ilişkiler, ticaret ve enerji alanlarında çok sayıda anlaşmaya ve askeri donanımın ortak geliştirilmesine yönelik bir mutabakata yol açtı.

Hindistan’ın amiral gemisi silah sistemlerini satmaya yönelik görüşmeler, bölgedeki değişen hizalanmaların bir başka göstergesi. İki Hint hükümet kaynağına göre Hindistan, BAE ile derinleşen ortaklığını Suudi Arabistan ile Pakistan arasında kısa süre önce imzalanan savunma paktına karşı bir denge unsuru olarak görüyor.

Pandya, “Büyüyen ilişkiler, daha geniş bölgesel jeopolitik dinamikler; özellikle de Riyad ile Abu Dabi arasındaki bölgesel liderlik rekabeti arka planında da anlaşılmalıdır” dedi.

Pandya ayrıca, “Hindistan ile BAE arasındaki genişleyen savunma bağları, esasen her iki ülkenin de ortaklıklarının gücünü ve derinliğini sergilemesine imkân tanıyan bir stratejik mesaj verme biçimi işlevi görüyor” ifadelerini kullandı.

Hindistan’ın savunma ihracatı artıyor

Hint kaynaklardan ikisine göre, Hindistan’ın BrahMos da dahil olmak üzere bazı silah sistemlerini ilk kez savaşta kullandığı Hindistan ile Pakistan arasındaki geçen yılki dört günlük savaş, başka ülkelerden alıcı ilgisini artırdı.

İki kaynağa göre Hindistan o tarihten bu yana BrahMos’u Vietnam ve Endonezya’ya satmak için anlaşmalar imzaladı. Ayrıca Tayland, Güney Afrika, Brezilya ve Şili’den de ilgi gördü.

BrahMos’un önceki tek satışı 2022’de Filipinler’e yapılmıştı.

Hindistan hükümetine göre ülkenin savunma ihracatı, Mart 2026’da sona eren yılda 4 milyar doların üzerine çıktı. Bu rakam 2013-2014 döneminde yalnızca 7,26 milyon dolardı.

SIPRI’ye göre Hindistan aynı zamanda küresel silah ithalatının yüzde 8’inden fazlasını gerçekleştirerek dünyanın en büyük ikinci silah alıcısı konumunda.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English