Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran nihai anlaşma için Lübnan’da ateşkes şartını koştu

Yayınlanma

İran ile ABD arasında İsviçre’nin Bürgenstock kasabasında başlayan yeni tur müzakerelerde Lübnan’da ateşkesin kalıcı hale getirilmesi öncelikli gündem maddesi oldu. El-Ahbar gazetesine konuşan kaynaklara göre Tahran yönetimi, Washington ile nihai anlaşma müzakerelerine geçilmesi için İsrail’in Lübnan’dan çekilmesinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.

Lübnan’da İsrail’i dizginleyecek adımların Beyrut veya Tel Aviv’den ziyade, İranlı ve Amerikalı müzakerecileri bir araya getiren kapalı kapılar ardındaki görüşmelerde belirlendiği yönündeki değerlendirmeler, İsviçre’nin Bürgenstock kasabasındaki müzakereler öncesinde yaşanan gelişmelerle yeniden gündeme geldi.

Lübnan’daki mevcut yönetim anlayışının aksine İran, sahadaki nüfuz unsurlarını kullanarak diplomatik kazanımlar elde etme stratejisini sürdürüyor.

Lübnan hükümeti ise sahada elde edilemeyen tavizlerin Washington’daki masada İsrail’e verilmesine zemin hazırlayan ayrı bir müzakere hattında ısrar ediyor.

Yeni tur görüşmelere katılmak üzere İsviçre’ye gelen ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Lübnan’da ateşkesin kalıcı hale getirilmesine yönelik adımların bu müzakerelerin öncelikli başlıklarından biri olduğunu doğruladı.

CNN’in konuya yakın diplomatik bir kaynağa dayandırdığı habere göre, ABD ve İran heyetlerinin ilk olarak ele alacağı konu olarak Lübnan’daki durum için acil bir oturum düzenlenmesi kararlaştırıldı ve bu başlık gündemin ilk sırasına yerleştirildi.

ABD İsrail’in çekilmesi konusunda zorluklar yaşandığını bildirdi

El-Ahbar gazetesine konuşan diplomatik kaynaklara göre ABD tarafı, İsrail hükümetini Lübnan’dan tamamen çekilmeye ikna etmek için yoğun çaba sarf ettiğini ancak bu süreçte ciddi zorluklarla karşılaşıldığını İran tarafına iletti.

Amerikalı yetkililer, İsrail’in çekilmesini kolaylaştırmak amacıyla Hizbullah’ın Lübnan’ın güneyinden çekilmesi konusunda İran’ın destek vermesini talep etti.

İran heyeti ise Hizbullah konusunun Lübnan’ın bir iç meselesi olduğunu vurguladı. Tahran’ın, Lübnan yönetiminin İsrail’in hızlı bir şekilde geri çekilmesini öngören bir takvim üzerinde anlaşmaya varmasına karşı olmadığını belirten heyet, kendi sorumluluk alanlarına ilişkin değerlendirmede bulundu.

İran tarafı, hem kendilerinin hem de ABD’nin, Lübnan dahil olmak üzere bölge genelinde savaşın sonlandırılmasına yönelik önlemleri uygulama taahhüdü bulunduğunu, bunun için de ABD’nin İsrail üzerinde sadece ateşkes için değil, hızlıca geri çekilmesi yönünde baskı kurması gerektiğini kaydetti.

İran nihai anlaşma için Lübnan şartını yineledi

İranlı bir yetkili de CNN’e yaptığı açıklamada, Lübnan’daki çatışmaların sonlandırılmasının İran heyetinin gündemindeki en önemli madde olduğunu doğruladı.

Görüşmeler sırasında ABD Başkan Yardımcısı Vance, Washington’ın Lübnan ile İsrail arasında barışın tesisi için çalışmaya devam ettiğini belirterek, geçici ateşkesin uzun vadeli istikrarı sağlayacak kalıcı bir anlaşmaya dönüştürülmesini umduklarını ifade etti.

Oturum öncesinde açıklama yapan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, ABD-İran mutabakat zaptında öngörüldüğü üzere Lübnan’daki savaş durdurulmadığı sürece Tahran’ın Washington ile nihai anlaşma müzakerelerine başlamayacağını bildirdi.

Bekai, X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, “Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın sonlandırılmasını öngören ilk madde başta olmak üzere, bu hükümler uygulanmadan nihai bir anlaşmaya varılması için müzakere aşamasına geçilmesi mümkün değildir” ifadesini kullandı.

Bürgenstock’taki müzakere turu öncesinde taraflar arasındaki uzlaşıyı tehlikeye atan askeri ve diplomatik gelişmeler yaşandı. İsrail’in ABD-İran mutabakatını ihlal eden askeri gerilimi tırmandırması ve Lübnan’da gerçekleştirdiği saldırıların ardından İran, Hürmüz Boğazı’nı trafiğe kapattığını duyurmuştu.

İran’ın Hatemül Enbiya Karargahı’ndan yapılan açıklamada, boğazın kapatılmasının Tahran’ın planladığı bir dizi önlemin yalnızca ilk adımı olduğu belirtilmiş, ardından İran Dışişleri Bakanlığı ABD ile yürütülen Cenevre müzakerelerini askıya aldığını açıklamıştı.

Bu gelişmeler üzerine ABD’nin devreye girerek İsrail üzerinde baskı oluşturduğu ve bunun sonucunda İsrail askeri komutasının 24 saat içinde ikinci kez güney Lübnan’da askeri operasyonların tamamen durdurulması yönünde kesin talimat verdiği bildirildi.

İsrail medyasında yer alan haberlerde, bu kararın tamamen Tel Aviv’in kendi inisiyatifiyle alınmadığı, İran’ın Hürmüz Boğazı hamlesinin ardından ABD’den gelen yoğun baskı neticesinde askeri operasyonların sınırlandırıldığı aktarıldı.

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English