Bizi Takip Edin

Asya

Tayvan’da ABD yerine Pekin’e iyi niyet gösterilmesini destekleyenlerin oranı daha yüksek

Yayınlanma

Ankete göre, Tayvan’da ABD ile savunma bağları yerine Pekin’e iyi niyet gösterilmesini destekleyenlerin oranı daha yüksek.

Tayvanlılara ada güvenliğini ve Tayvan Boğazı’nda barışı korumak için en iyi yaklaşım sorulduğunda en çok tercih edilen seçenek “öz yeterlilik” oldu.

Tayvan’da, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen ay Pekin’i ziyaret etmesinden kısa süre sonra yapılan bir ankete göre, halk ABD ile iş birliğini derinleştirmekten ziyade Çin ana karasına iyi niyet gösterilmesine daha fazla değer veriyor.

Salı günü Taipei’de hükümet destekli Ulusal Savunma ve Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü tarafından yayımlanan ankete, 28-31 Mayıs tarihleri arasında 1.127 Tayvan sakini katıldı.

Katılımcılara, adanın güvenliğini ve Tayvan Boğazı’nda barışı korumak için en önemli yaklaşımın ne olduğu soruldu. Yüzde 44,9’u “öz savunma kapasitesinin güçlendirilmesini” seçerken, yüzde 29,7’si “Çin ana karasına iyi niyet gösterilmesini”, yüzde 11,8’i ise “ABD ile işbirliğinin derinleştirilmesini” tercih etti.

Geri kalanlar “diğer” veya “bilmiyorum” seçeneklerini işaretledi ya da yanıt vermedi.

Enstitü, “Bu sonuç, Xi-Trump görüşmesi sonrasında oluşan bölgesel güvenlik ortamında, halkın çoğunluğunun güvenlik ve barışı korumak için dış iş birliğini veya Boğaz’ın iki yakası arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesini öncelemekten ziyade, kendi savunma kapasitesini artırmayı temel dayanak olarak gördüğünü göstermektedir,” değerlendirmesinde bulundu.

Anket, parti destekçileri arasında görüş farklılıklarının belirgin olduğunu gösteriyor.

İktidardaki Demokratik İlerleme Partisi’nin destekçileri arasında yüzde 74, önceliğin öz savunma kapasitesinin güçlendirilmesine verilmesi gerektiğini söylerken, yalnızca yüzde 4 Çin ana karasına iyi niyet gösterilmesini tercih etti. Buna karşılık Kuomintang (KMT) destekçilerinin yüzde 65’i Çin ana karasına iyi niyet gösterilmesini seçerken, yalnızca yüzde 22’si daha güçlü öz savunmayı öncelik olarak gördü.

Tayvan Halk Partisi destekçilerinin görüşleri ise KMT destekçilerinin görüşlerine daha yakın çıktı. Bu grubun yüzde 55’i Çin ana karasına iyi niyet gösterilmesini, yüzde 28’i ise öz savunma kapasitesinin güçlendirilmesini seçti.

Tayvan, hem Pekin hem de Birleşmiş Milletler ve bağlı devletler tarafından Çin’in bir parçası olarak görülüyor, Pekin gerekirse güç kullanarak yeniden birleşmenin sağlanacağını belirtmişti. ABD dahil çoğu ülke Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor. Ancak Washington, Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak adaya silah tedarik etme taahhüdünü sürdürüyor.

Mayıs ayında ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmeler sırasında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Pekin’in Washington ile ilişkilerinde Tayvan’ı “en önemli mesele” olarak tanımladı ve Tayvan’ın kırmızı çizgi olduğu konusunda Trump’ı uyardı.

Trump, ziyaretinin ardından Fox News’te Bret Baier’in sunduğu Special Report programına yaptığı açıklamada, ABD’nin bir savaş için “9.500 mil uzağa” gitmesini istemediğini belirtti.

Bu açıklama, Tayvan’da Washington’ın adaya ilişkin tutumunu değiştirip değiştirmedi konusunda tartışma başlattı.

Trump’ın sözlerinin ardından Tayvan lideri Lai Ching-te sosyal medyada yaptığı paylaşımda, adanın herhangi bir çatışmayı kışkırtmayacağını yazdı.

Lai ayrıca adanın statüsüne ilişkin tutumunu yineledi.

“Tayvan, Boğaz’ın iki yakasındaki statükonun her zaman kararlı bir savunucusu olmuştur; onu değiştiren taraf değildir,” ifadelerini kullandı.

Trump ise Tayvan’a yönelik yeni bir silah satış paketini onaylayıp onaylamama konusunda henüz karar vermedi. Taipei’deki yetkililer ise gecikmelerin askeri hazırlık durumunu etkileyebileceğine dair endişelerini defalarca dile getirdi.

Asya

JPMorgan, Hong Kong’daki çalışanlarının Anthropic’e erişimini engelledi

Yayınlanma

JPMorgan, Hong Kong’daki çalışanlarının Anthropic’in yapay zeka modellerine erişimini engelledi.

Bu durum, ABD dışında bu teknolojinin kullanımına yönelik yoğun denetimin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Durumu yakından bilen üç kaynağın Financial Times’a (FT) aktardığına göre, Asya’nın finans merkezinde faaliyet gösteren bu Wall Street bankasının çalışanları artık, kurum içinde kullanılabilen onaylı büyük dil modelleri (LLM’ler) listesinden “açılır menü” yoluyla Claude modellerine erişemiyor.

Bu hamleye ilişkin bilgi sahibi bir kişi, kararın Anthropic’in JPMorgan ile imzaladığı lisans sözleşmesindeki kullanım şartlarının ifadesine dayandığını belirtti.

Dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine erişimin engellenmesi, bu modellerin dünyanın diğer bölgelerinde, özellikle de kodlama alanında hızla benimsenmesi göz önüne alındığında, Hong Kong’un uluslararası bir finans merkezi olarak yeniden canlanmasına yönelik bir tehdit teşkil ediyor.

Anthropic’e ihracat yasağının arkasından Amazon çıktı

Bu yılın başlarında Financial Times, Goldman’ın Hong Kong’daki bankacılarının Anthropic’i kullanmasını engellediğini bildirmişti.

Karara yakın bir kaynağa göre, banka, eski İngiliz toprağı da dahil olmak üzere Büyük Çin bölgesinde kullanımı hariç tutan Anthropic’in kullanım şartlarını katı bir şekilde yorumladı.

ChatGPT ve Claude gibi Batılı yapay zeka modelleri, ülke dışından gelen bilgileri kısıtlayan “Büyük Güvenlik Duvarı”nın bir parçası olarak Çin anakarasında yasaklandı.

Hong Kong, uzun süredir Çin sansüründen büyük ölçüde muaf olarak faaliyet göstermiş; kullanım kısıtlamaları ise ABD’li yapay zeka şirketleri tarafından kendileri uygulanmıştır.

Bu modellere Hong Kong’dan doğrudan erişim mümkün değil ama uluslararası kuruluşlar, küresel sözleşmeler yaparak ve faaliyetlerini Çin dışında barındırarak coğrafi kısıtlamaları aşabilmişti.

Yapay zeka şirketlerinin CEO’ları G7 liderlerine sunum yaptı

ABD’li yapay zeka grupları, modellerinin Çin’de kullanılmasından çekiniyor. Bunun nedeni kısmen, yerel aktörlerin yabancı örnekleri yoğun bir şekilde kullanarak yeni modeller eğitebileceği “distilasyon” tehdidi.

Geçen hafta, ABD hükümeti ulusal güvenlik endişelerini gerekçe göstererek yabancı vatandaşların erişimini sınırlamasını talep ettikten sonra, Anthropic, en son teknolojiye sahip yapay zeka modeli Fable’a tüm erişimi askıya almak zorunda kaldı.

Hükümet yetkilileri ve finans yöneticileri, bu yapay zeka laboratuvarının Mythos modeli ve bu modelin küresel finans sistemindeki siber güvenlik açıklarından yararlanma potansiyeli konusunda endişelerini dile getirmişlerdi.

Anthropic, yorum talebine hemen yanıt vermedi. Şirket daha önce FT’ye, Claude modellerinin Hong Kong’da hiçbir zaman resmi olarak “desteklenmediğini” belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Asya

DeepSeek 7,4 milyar dolar yatırım topladı

Yayınlanma

Çinli yapay zeka girişimi DeepSeek, ilk yatırım turunda 50 milyar yuanın üzerinde kaynak sağlayarak değerlemesini 50 milyar doların üzerine çıkardı. Reuters ve The Information’ın aktardığı bilgilere göre şirket, böylece Çin’in en değerli yapay zeka girişimi haline geldi. Yatırım yapısı, kurucu Liang Wenfeng’in şirket üzerindeki kontrolünü korumasına olanak sağlıyor.

Çinli yapay zeka girişimi DeepSeek, ilk yatırım turunda 50 milyar yuanın (7,4 milyar dolar) üzerinde kaynak sağladı. Reuters’ın, The Information’a dayandırdığı habere göre şirketin değerlemesi 50 milyar doların üzerine çıktı.

The Wall Street Journal (WSJ), sağlanan kaynağın maliyeti yüksek yapay zeka geliştirme çalışmalarında kullanılacağını yazdı.

WSJ’nin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre yatırımcılar şirketi 50 milyar doların üzerinde değerlendirdi. Bu değerleme, DeepSeek’i Çin’in yapay zeka alanındaki en değerli girişimi konumuna taşıdı.

Şirketin kurucusu Liang Wenfeng’in yatırım turundan önce DeepSeek hisselerinin yaklaşık yüzde 90’ına sahip olduğu belirtildi. Liang’ın yatırım sürecinde yaklaşık 3 milyar dolar koyduğu, bunun da turdaki en büyük katkı olduğu aktarıldı.

Reuters’ın haberine göre işlem, Liang’ın şirket üzerindeki kontrolünü korumasını sağlayan alışılmadık bir yapıyla gerçekleştirildi.

Yatırımcıların DeepSeek’e doğrudan yatırım yapmak yerine, girişimin üst yöneticisi tarafından yönetilen sınırlı sorumlu ortaklığa yatırım yapması şart koşuldu. Bu yapı kapsamında yatırımcılara oy hakkı verilmedi. Ayrıca yatırılan fonların beş yıl boyunca kullanımının sınırlandırıldığı belirtildi.

Bu uygulamanın tek istisnası, Çin Ulusal Yapay Zeka Sanayi Yatırım Fonu oldu. Fonun DeepSeek’e doğrudan yaklaşık 150 milyon dolar yatırım yaptığı, böylece hem oy hakkını hem de payı üzerinde serbest tasarruf imkanını koruduğu kaydedildi.

Yatırım turundaki diğer büyük yatırımcılar arasında yaklaşık 1,5 milyar dolar yatırım yapan Tencent ile yaklaşık 740 milyon dolar yatırım yapan Contemporary Amperex Technology yer aldı.

Bloomberg daha önce söz konusu işlemi Çinli girişimler açısından en büyük yatırım turlarından biri olarak nitelendirmişti. Ajansa göre yatırım, yapay zeka alanında öne çıkan Çinli şirketlerin Amerikan rakipleriyle rekabet etme hedeflerinde yeni bir aşamaya işaret ediyor.

DeepSeek yönetimi, potansiyel yatırımcılara kısa vadeli ticarileşmeden ziyade yapay zeka alanındaki temel ve dönüştürücü araştırmalara öncelik vereceğini bildirdi.

Çin’in Hangzhou kentinde faaliyet gösteren DeepSeek, bir yıldan uzun süre önce daha güçlü ve daha düşük maliyetli bir model sunmasının ardından Pekin’in ABD ile yapay zeka rekabetinde öne çıkan şirketlerden biri olarak görülüyor. WSJ, şirket etrafındaki ilginin Çin’de yapay zeka kullanımını hızlandırdığını ve yerli girişimlere yönelik yatırımcı ilgisini artırdığını yazdı.

Liang Wenfeng daha önce açık kaynaklı yapay zeka modelleri geliştirmeyi sürdüreceğini ve uzun vadeli hedef olarak yapay genel zekaya (AGI) ulaşmayı amaçladığını açıklamıştı. Bloomberg’e göre bu yaklaşım, açık modellerin yaygınlaşmasına katkı sağlayan ve Çin yapay zeka pazarında, aralarında Alibaba’nın Qwen platformunun da bulunduğu şirketleri etkileyen stratejinin devamı niteliğinde.

Bloomberg, küresel rakipler arasında yer alan OpenAI ve Anthropic halka arz ve gelir yaratma seçeneklerini değerlendirirken DeepSeek’in “önce araştırma” yaklaşımını koruduğunu aktardı.

Okumaya Devam Et

Asya

Japon sanayiciler ve yöneticiler, ABD’ye ‘sonu gelmez’ yatırımlar konusunda uyardı

Yayınlanma

Japonya’nın üst düzey sanayicileri ve iş yöneticileri, ülke şirketlerinin ABD’ye “sonu gelmez” biçimde yatırımlar yapması konusunda alarm zillerini çaldı. Bu uyarı, Japonya’da düşük seyreden verimliliği artırmak için ihtiyaç duyulan yurt içi yatırımların yetersizliğine ilişkin kaygıların büyüdüğü bir dönemde geldi.

Japonya Verimlilik Merkezi adlı ekonomik düşünce kuruluşunun başkanı Yoshimitsu Kobayashi’nin uyarısı, Tokyo’nun geçen yıl Trump yönetiminin uyguladığı cezalandırıcı tarifeleri savuşturmak amacıyla baskı altında kabul ettiği, ABD’ye yatırım için oluşturulan 550 milyar dolarlık fonu ilerletmeye çalıştığı bir sırada yapıldı.

Aynı zamanda Japonya’nın en büyük elektrik şirketi Tokyo Electric Power’ın görev süresi dolmak üzere olan başkanı ve Mitsubishi Chemical’ın eski başkanı olan Kobayashi, “Bu gerçekten sonsuza kadar sürebilir mi? 550 milyar dolar ölçeğinde para aktarılırken ve yurt içi yatırımlar kururken? Bu unsurları nasıl değerlendirmemiz gerektiği bir sorun,” dedi.

Kobayashi, Financial Times’a verdiği mülakatta, ABD Başkanı Donald Trump’ın tarife tehditleri karşısında Japonya’nın bu devasa meblağı taahhüt etmekten “başka seçeneği olmadığını” söyledi. Ayrıca yeni fonun, Japon şirketlerinin ABD’de genişleme arzusuyla uyumlu olduğunu savundu. Bu hevesin en somut örneklerinden biri, Nippon Steel’in geçen yıl US Steel’i 15 milyar dolara satın almasıydı.

Kobayashi, hem fonun uygulanabilirliğini hem de bunun yurt içi yatırımlar açısından doğuracağı sonuçları açıkça sorgulayan ilk Japon yöneticilerden biri oldu. Bu, G7 içindeki zengin ülkeler arasında en düşük üretkenliğe sahip ekonomi konumunu değiştirmeye çalışan Japonya açısından kritik bir mesele.

Japonya, Başbakan Sanae Takaichi’nin büyümeyi teşvik etmeye yönelik daha geniş çabasının bir parçası olarak, nisan ayında işgücü verimliliğini beş yıl içinde yüzde 15 artırmayı hedeflediğini açıklamıştı.

Japonya Verimlilik Merkezi, 2008 mali krizinden bu yana zayıf seyreden yurt içi yatırımları, Japonya’daki durgun işgücü verimliliğinin başlıca nedeni olarak tanımlıyor. Bu dönemde şirketler yurt dışında büyümeye yönelirken, çok uluslu şirketler de ülkenin küçülen nüfusu nedeniyle Japonya’ya yatırım yapmaktan caydı.

Ancak ABD’ye 550 milyar dolar akıtma taahhüdü, sanayi çevrelerinde hükümetin daha fazla yurt içi yatırım hedeflerinin gerçekçi olmadığına ilişkin kaygıları artırdı.

Geçen eylülde nihai halini alan 550 milyar dolarlık yatırım fonunun şartlarına göre, devlet destekli kredi kuruluşu Japonya Uluslararası İşbirliği Bankası (JBIC), hükümetin ihracat finansmanı kurumu Nexi tarafından desteklenen ticari bankalarla birlikte ABD altyapısına finansman sağlayacak.

Program, dengesiz yapısı nedeniyle eleştiriliyor; zira yatırımları seçme konusunda nihai yetki Trump’ta olacak. Bu yatırımlardan elde edilen kârlar, Tokyo parasını geri alana kadar Japonya ve ABD arasında yüzde 50-50 paylaşılacak. Bundan sonra ise kârın yüzde 90’ı ABD’ye gidecek.

Japonya, nükleer ve doğal gaz santrallerinin finansmanı dahil olmak üzere 109 milyar dolara kadar ulaşan iki tur proje açıkladı. Ancak Tokyo’daki yetkililer, bir yandan Trump’ı memnun etmek için yeni anlaşmalar duyurma baskısı altında kalırken, diğer yandan kredi kuruluşlarını riskli ve uygulanabilirliği zayıf projelere bağlamamaya çalışıyor.

Kobayashi, “JBIC ve üç mega banka yine de belli bir noktaya kadar, diyelim ki her biri en az 5 trilyon ila 10 trilyon yen, yani 31 milyar ila 62 milyar dolar yatırım yapacaktır; ancak bunun sonsuza kadar sürdürülemeyeceği yönündeki görüşü tamamen anlıyorum,” dedi.

Kobayashi, ABD’de yaşanabilecek değişimlerin bu programa duyulan ihtiyacı ortadan kaldırabileceğini öne sürüyor.

“Cumhuriyetçi Parti’nin Trump çizgisinde ilerlemeye devam edip etmeyeceğini görmek zor,” diyen Kobayashi, bunun nihayetinde “siyasi bir karar” olacağını ekledi.

Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre Japonya’da çalışılan saat başına ekonomik çıktı, satın alma gücü paritesine göre yalnızca 53 dolar değerinde. Bu rakam, G7 ortalaması olan 75 doların oldukça altında.

Ekonomist ve uzun yıllardır Japonya’yı izleyen Richard Katz, ülkenin düşük verimliliğinin, birçok sektörün onlarca yıl boyunca sürekli olarak kötü performans gösterdiği “son derece sert bir ikili ekonomi” yapısının sonucu olduğunu söyledi.

Katz, “Japonya’nın verimlilik sorunu sermaye tahsisiyle ilgilidir. Normalde emek ve sermayenin zaman içinde başarısız olan sektörlerden yükselen sektörlere doğru hareket etmesi gerekir; ancak Japonya’da bu gerçekleşmedi,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English