Avrupa
AB Komisyonu, yeni yasa tasarılarını azaltarak uygulamaya odaklanacak

Avrupa Komisyonu, sağcı liderlerin ve merkez sağın baskısıyla yeni yasa tasarılarını azaltarak kabul edilmiş kuralların uygulanmasına odaklanma kararı aldı. Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in ekibi bürokratlara çalışmaları yavaşlatma talimatı verdi.
Avrupa Komisyonu, gelecek yıla ait yıllık çalışma programında yeni yasa tasarılarının sayısını azaltarak kabul edilmiş mevcut kuralların uygulanmasına odaklanmayı planlıyor.
Rapporteur portalının haberine göre bu yönelim, çarşamba günü kamuoyuna açıklanacak çalışma programında resmiyet kazanacak.
Haberde, Brüksel kaynaklı yasal düzenleme akışını durdurmak isteyen sağcı ulusal liderlerin yanı sıra Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in kendi siyasi ailesinden gelen baskıların bu kararda etkili olduğu kaydedildi.
Komisyonun böylelikle ağırlığı yeni tasarılar hazırlamak yerine yürürlükteki mevzuatın hayata geçirilmesine vereceği belirtildi.
Komiserlerin özel kalemlerine yavaşlama talimatı verildi
Aktarılan bilgilere göre Von der Leyen’in ekibi, 27 Ekim’de Avrupa Birliği (AB) komiserlerinin özel kalem müdürlerine yeni yasa hazırlıklarını yavaşlatma talimatı iletti.
Avrupa mevzuatının sadeleştirilmesini savunan AB’nin ekonomiden sorumlu komiseri Valdis Dombrovskis de bu girişime destek verdi.
Düzenlemelerin kapsamı konusunda ise kurum içinde tam bir görüş birliği sağlanamadı. Bazı yetkililer yeni yasa tasarılarına yönelik eksiksiz bir moratoryum uygulanmasını talep ederken, kendi projelerinden vazgeçmek istemeyen diğer yetkililer bu yaklaşıma karşı çıktı.
Portala konuşan bir yetkili, Komisyon içindeki bu durumu “kurumsal atalet” olarak niteledi.
Von der Leyen için siyasi miras arayışı
Açıklanacak çalışma programı, görev süresi bakımından Von der Leyen’in Komisyon başkanlığındaki sondan bir önceki programı olacak.
Rapporteur’a konuşan kaynaklardan biri, Komisyon Başkanı’nın siyasi mirası açısından yalnızca yeni girişimler sunmanın değil, bunları uygulamaya geçirmenin de önem taşıdığına işaret etti.
Von der Leyen, eylül ayında birliğin 2027 yılına kadarki önceliklerini açıklamıştı. Bu hedefler arasında Avrupa ekonomisinin rekabet gücünün artırılması, güvenlik ve savunmanın güçlendirilmesi ile demokrasinin korunması yer alıyordu.
Komisyon Başkanı yıllık konuşmasında ayrıca üçüncü ülkelerle ortaklık yaklaşımlarının gözden geçirilmesi ve yeni bir AB güvenlik stratejisi hazırlanması gerektiğini ifade etmişti.
Avrupa
IEA: AB’deki stok açığı, küresel gaz fiyatlarını yükseltebilir

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), kış sezonu öncesinde Avrupa’daki gaz depolama seviyelerinin son on yılın en düşük seviyesinde olması nedeniyle küresel gaz piyasasının “2027’nin ilerleyen dönemlerine kadar” sıkışık kalabileceğini belirtti.
IEA, “2026 Küresel Doğal Gaz Güvenliği İncelemesi” raporunu sunarken, düşük stok seviyelerinin, özellikle beklenenden daha soğuk bir kış yaşanması durumunda, Avrupa’nın en yüksek talebi karşılamak için küresel sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedarikine olan bağımlılığını artıracağını belirtti.
Raporda, “Ortalamadan daha soğuk hava koşulları ve Hürmüz Boğazı üzerinden sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) akışındaki kesintilerin devam etmesi durumunda, AB’nin gaz depolama seviyeleri Mart 2027 sonuna kadar çalışma kapasitesinin %10’unun altına düşebilir,” denildi.
Düşük stok seviyeleri, mevcut az sayıdaki esnek LNG kargoları için sınırlı depolama seçeneklerine sahip Asya ve Güney Amerika ülkeleriyle rekabeti şiddetlendirebilir ve bu kış fiyatlar üzerinde baskı yaratabilir.
IEA, “Avrupa’daki düşük depolama seviyeleri, 2027 yazına kadar stokları yenilemek için gaz enjeksiyon ihtiyacını da önemli ölçüde artırabilir; bu da küresel piyasadaki sıkışıklığı önümüzdeki yıla kadar uzatabilir,” dedi.
Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılması, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen arzı 60 milyar metreküpten fazla azalttığı için, Asya ve Avrupa fiyatları şimdiden 2022-23 gaz arz krizinden bu yana en yüksek seviyelerine ulaşmış durumda.
Raporda, özellikle Kuzey Amerika’dan gelen LNG arzındaki artış ve daha esnek ticaret düzenlemelerinin Hürmüz arz şokunun etkisini sınırlamaya yardımcı olduğu belirtildi.
Raporda, küresel LNG arzının 2026 yılında 2025’e kıyasla rekor düzeyde %3, yani yaklaşık 20 milyar metreküp azalacağı öngörülüyor.
Küresel gaz talebinin, Orta Doğu’daki talep kaybı, Avrupa’daki endüstriyel gaz tüketiminin azalması ve Asya’daki birçok ülkede enerji sektöründe gazdan kömüre geçiş nedeniyle yaklaşık %1,5, yani 65 milyar metreküpe yakın bir oranda düşmesi bekleniyor.
IEA, “Bu bulgular, küresel piyasalar daha esnek hale gelse bile, gaz arz güvenliği konusunda uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır,” dedi.
AB’nin kış öncesi yeraltı gaz depolarını en az %90 oranında doldurması bekleniyordu.
Fakat devam eden kriz nedeniyle bu şartın gevşetilmesi sonucunda, 1 Kasım itibariyle ortalama doluluk oranı sadece %74,6 olarak gerçekleşti.
Bu durumun başlıca nedeni, Almanya ve Hollanda’daki stokların normalin altında olmasıydı.
IEA, bu mevsim için stok seviyesinin 2013’ten bu yana en düşük seviyede olması nedeniyle AB’nin özellikle LNG sevkiyatlarına bağımlı hale geldiğini belirtti.
Özellikle soğuk bir kış yaşanması durumunda, Mart ayına gelindiğinde AB depolarının doluluk oranı %10’un altına düşebilir ve bu da bloğu “ek soğuk dalgaları, teknik arızalar veya diğer tedarik kesintileri” karşısında riskli bir duruma sokabilir.
Fakat Paris merkezli enerji güvenliği ajansı, sorunların kışın ötesine de uzayabileceğini ekledi.
Avrupa
Brüksel, Trump’ın yenilgi ihtimaline kayıtsız

Brüksel, ABD ara seçimlerinde Demokratların zaferinin transatlantik ilişkileri düzelteceğine dair bir umut beslemiyor.
Amerikalılar, Donald Trump’ın başkanlığının ikinci yarısında Kongre’nin kontrolünü belirleyecek seçimler için bugün (3 Kasım) sandık başına gidecek.
Rapporteur’e göre AB’nin başkentinde diplomatlar ve yetkililer, Washington’daki güç dengesindeki bir değişikliğin Avrupa için daha güvenilir ya da dostane bir Amerika anlamına geleceğine ikna olmuş değil.
Trump’ın ABD’nin güvenlik taahhütlerini defalarca sorgulaması, Grönland konusunda Avrupalı müttefikleriyle yaşadığı anlaşmazlıklar ve Ukrayna’ya destek verme konusundaki kararsız tutumu, bloğun Washington’a olan güvenini sarstı.
Rapporteur’e konuşan bir AB diplomatı şunları söyledi:
“Son birkaç yılda tahrip edilen şey bir anda yeniden inşa edilemez ve Demokratların zaferi buradaki durumumuzu pek değiştirmeyecek. Avrupa karşıtlığı, ABD’li seçkinlerin düşünce yapısında oldukça belirgin hale geldi.”
Avrupa başkentleri, ABD’nin Ukrayna’ya sağladığı askeri ve mali desteğin artık kesin olarak garanti edilemeyeceği bir geleceğe yönelik planlamalara çoktan başladı.
Ulusal hükümetler, Washington’un bıraktığı boşluğu doldurmak için katkılarını artırdı.
AB, Ukrayna’ya 97,3 milyar avroluk askeri destek sağlarken, Avrupa ülkeleri toplamda tahsis edilen yardımın en büyük sağlayıcısı olarak ABD’yi geride bıraktı.
İnsani ve mali destek de dahil olmak üzere, kıta Avrupası ülkelerinden Ukrayna’ya sağlanan toplam yardım, Şubat 2022’den Ağustos 2026’ya kadar 137 milyar avroya ulaştı.
Kiel Enstitüsü’nün izlediği verilere göre, ABD ise bu süre zarfında toplam 115 milyar avro yardım sağlamıştı.
Geçen ay düzenlenen liderler zirvesinde, AB liderleri ayrıca gelecek yıl Ukrayna’nın 70 milyar avroluk ek finansman ihtiyacını karşılamayı da kararlaştırdı.
Trump’ın gümrük vergisi tehditleri ve Brüksel’in nihayetinde imzalamak zorunda kaldığı ticaret anlaşması, Avrupa’nın Washington üzerindeki etkisinin sınırlarını ortaya koydu.
Bir başka AB diplomatı, Cumhuriyetçilerin yenilgisinin, başkanın liderliği konusunda parti içinde giderek artan hoşnutsuzluğu körükleyebileceğini ve yönetimin ya daha içe dönük bir yaklaşıma ya da dikkatleri kendilerinden başka yöne çekmek amacıyla yurtdışında daha fazla çatışmaya yönelmesine neden olabileceğini belirtti.
Avrupa Parlamentosu’nun ABD ile İlişkiler Heyeti Başkanı Brando Benifei’ye göre, ikinci seçenek “endişe verici bir olasılık.”
Benifei, Ocak ayında göreve başlayacak yeni Kongre’nin yine de ticaret, güvenlik, NATO ve yapay zeka güvenliği konusunda işbirliği dahil olmak üzere Avrupa için önemli konularda daha sesini yükseltebileceğini belirtti.
Benifei, “Her zaman daha fazla istikrar ve öngörülebilirlik olacağını umuyoruz,” dedi ve ekledi:
“Fakat Trump’ın Kongre üzerindeki kontrolünü kaybetmesi durumunda dış politikalara daha da fazla odaklanabileceğini biliyoruz.”
Washington’daki CSIS düşünce kuruluşunun Avrupa direktörü Max Bergmann, Demokratların büyük bir zaferinin muhtemelen Trump’ın gücüne daha fazla denetim getirilmesi anlamına gelmeyeceğini söyledi.
Fakat bunun Brüksel’deki stratejik hesaplamaları değiştireceğini ve AB’yi, değerlerini ve çıkarlarını korumak için Trump’a karşı çıkmaya daha istekli hale getireceğini ve ABD’den daha fazla bağımsızlık yolunda ilerlemeye devam edeceğini belirtti:
“Bu durum, Avrupa’nın Trump döneminin sonunun başlangıcında olduğumuzu fark etmesini sağlıyor ve muhtemelen belirli tavizler vermeme ve o kadar çok boyun eğmeme konusunda daha güçlü bir kararlılığa yol açıyor.”
Bu durumda buradaki düşünce, “bunu bir yıl daha atlatabiliriz” şeklinde olacak.
Brüksel’deki Avrupa Politika Merkezi’nde politika analisti olarak görev yapan Javier Carbonell, ara seçimlerin Avrupa ile ilişkiler üzerindeki pratik etkisinin muhtemelen sınırlı olacağını belirtti.
Carbonell, “Gerçekten önemli konular, yani ticaret ve Ukrayna’daki savaş konusunda, Demokratlar Senato’yu kazansa bile büyük bir değişiklik olacağını sanmıyorum,” dedi.
Bu politikaların büyük bir kısmının yürütme organı tarafından belirlendiğini belirten Carbonell, Demokratların önemli yasalar üzerindeki kurumsal kısıtlamaları aşmak için gerekli olan üstün çoğunluğu elde etme ihtimalinin düşük olduğunu da ekledi.
Bununla birlikte, İspanya’dan Danimarka’ya kadar Sosyalist partilerin daha popülist-sol bir platform ile daha sağ eğilimli politikalar arasında farklı yollar seçtiği bir dönemde, seçim sonuçları zor günler geçiren Avrupalı sol partiler için dersler çıkarılabilir:
“Önümüzdeki yıllarda Demokrat Parti’nin karakteri ne olacak? Bu büyük bir bilinmez ve bence en büyük etkiyi bu yaratacak. Bu, Avrupalı liderlerin kimi örnek alacağına büyük ölçüde etki edecek.”
Avrupa
Fransa’nın nükleer caydırıcılık girişimine katılan ülke sayısı 10 oldu

Finlandiya, Fransa öncülüğündeki nükleer caydırıcılık girişimine katılarak resmi uygulama çalışmalarına geçen hafta başladı. Finlandiya’nın adımıyla girişime dahil olan ülke sayısı 10’a yükseldi.
Finlandiya, Fransa’nın öncülüğünde yürütülen nükleer caydırıcılık girişimine katılarak resmi düzeydeki uygulama çalışmalarına geçen hafta başladı.
Gelişmeyi duyuran Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Fransa ile kurulan bu ortaklığın kolektif caydırıcılığı güçlendireceğini söyledi.
Cumhurbaşkanlığının açıklamasına göre Stubb, “Fransa gibi bir nükleer güçle yürütülen derinlemesine görüşmeler, büyük güçlerin mevcut güvenlik ortamında eylemlerinin sonuçlarını nasıl değerlendirdiğine dair bize yeni bir anlayış da kazandırıyor.” dedi.
Stubb değerlendirmesinde ayrıca, “Bu işbirliği anlayışımızı geliştirecek ve her şeyden önce kolektif caydırıcılığımızı güçlendirecektir.” ifadelerini kullandı.
Açıklamada, gelinen aşamada işbirliğinin tam kapsamının henüz şekillenme sürecinde olduğu kaydedildi.
Helsinki yönetiminin bu konuda herhangi bir nihai adım atmadan önce farklı seçeneklerin doğuracağı sonuçları etraflıca değerlendireceği belirtildi.
Finlandiya Savunma Bakanlığı basın servisi, ülkenin Fransa öncülüğündeki nükleer caydırıcılık girişimine dahil olduğunu eylül ayında duyurmuştu.
Finlandiya Savunma Bakanı Antti Häkkänen, sürecin ikili bir işbirliği formatında ilerleyeceğini ve hem Finlandiya’nın hem de genel olarak Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmeyi hedeflediğini kaydetmişti.
Finlandiya ordusu, ekim ayında NATO’nun her yıl düzenlediği “Steadfast Noon” adlı nükleer caydırıcılık tatbikatına da katıldı.
Bakan Häkkänen tatbikata katılımlarının ülkenin ulusal hedefleriyle tam uyum sağladığını söyledi.
Häkkänen tatbikatın önemine değinerek, “Nükleer caydırıcılık tatbikatları, NATO’nun nükleer caydırıcılığının güvenilirliğini, emniyetini ve etkinliğini sağlamayı amaçlıyor.” dedi.
Bakan sözlerini, “Nükleer caydırıcılık, Finlandiya da dahil olmak üzere tüm ittifakın korunmasının en üst düzeydeki güvencesidir.” diyerek sürdürdü.
Girişime katılan ülke sayısı 10’a ulaştı
Finlandiya’nın katılımıyla birlikte, Fransa’nın önerdiği nükleer caydırıcılık girişiminde yer alan ülkelerin sayısı 10’a yükseldi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron mart ayında İngiltere, Almanya, Polonya, Hollanda, Belçika, Yunanistan, İsveç ve Danimarka’nın girişime dahil olduğunu duyurmuştu.
Sürece mayıs ayında Norveç de katılmıştı.
Rusya’nın Almanya Büyükelçisi Sergey Neçayev, mayıs ayında yaptığı açıklamada Avrupa nükleer şemsiyesini güçlendirme planlarının Rusya açısından stratejik düzeyde doğrudan bir tehdit oluşturduğunu savunmuştu.
Neçayev, bu planların Rusya’nın askeri ve siyasi planlamalarında mutlaka dikkate alınması gerektiğini söylemişti.
Moskova, söz konusu girişimlerin nükleer silahların yayılmasını önleme rejimine yönelik riskler barındırdığına da defalarca işaret etti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Özel Yetkili Büyükelçisi Andrey Belousov, mayıs ayında ABD, İngiltere ve Fransa’yı Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı hiçe sayarak nükleer kapasitelerini artırmakla suçlamıştı.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi2 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Asya7 gün önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı











