Bizi Takip Edin

AVRUPA

‘AB üyeliği uzak olduğundan Rusya ve Çin’i ihmal etmemeye çalışıyoruz’  

Yayınlanma

Ankara ziyaretinde bulunan Sırbistan Savunma Bakan Yardımcısı Nemanja Starović Harici’ye konuştu. Esra Karahindiba’nın sorularını yanıtlayan Starović, NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in Sırbistan ziyaretini, ülkesinin NATO ve AB ile görüşmelerini, Kosova krizini ve Türkiye ile ilişkileri değerlendirdi.

Batı Balkan turuna çıkan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Bosna Hersek ve Kosova’nın ardından Sırbistan’a geçti. Belgrad’da Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ile ortak basın toplantısı düzenleyen Stoltenberg görüşmede, Sırbistan ile Kosova arasında devam eden gerginliği ele aldıklarını ifade ederek barış ve güvenliğin korunmasında Kosova’daki Barış Gücü’nün (KFOR) önemine işaret etti.

Kosova’nın kuzeyinde Sırplarla NATO gücü ve Kosova polisi arasında yaşanan son gerilimin ardından, NATO KFOR güçleri artırma kararı almıştı.

Stoltenberg, “KFOR, tüm toplulukların güvenliğinin garantisi. Sırbistan’ın da NATO ile koordinasyonu bizi son derece memnun ediyor. İki tarafa da gerginliği tırmandırmama çağrısında bulundum. Sırp Belediyeler Birliğinin kurulmasını da destekliyoruz” dedi.

Vucic ise, “Gelecek dönemde NATO ile daha iyi bir iletişim kurmaya çalışacağız. Ancak Sırbistan, kendi ordusunu nereye ve ne zaman konuşlandıracağına karar verir” ifadelerini kullandı.

NATO ile ilişkilerinden memnun olduğunu aktaran Vucic, ülkesinin askeri tarafsızlık tutumunu ise devam ettireceğini vurguladı.

Sırbistan ve Kosova, sık sık karşı karşıya gelirken Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda bekleyen Belgrad’a, AB’ye katılmak için Kosova ile ilişkilerini normalleştirme şartı konulmuştu.

Öte yandan Sırbistan, Batı’nın baskısına rağmen Rusya’ya yaptırım uygulamayı reddederken, Avrupa’dan da kopmamaya çalışıyor.

Sırbistan Savunma Bakan Yardımcısı Nemanja Starović ile NATO ve AB ile ilişkilerini, Kosova gerginliğini ve Türkiye ziyaretini konuştuk.

‘AB üyeliği sürecinde bazen hareketli bir hedefi kovalıyormuş gibi hissediyoruz’

*Kosovalı Arnavut yöneticiler batılıları Sırbistan’ı ‘pasifleştirmekle’ suçluyor. Kosova ise Sırp Belediyeler Birliği yasasını geçirmeye direniyor. Mevcut gerginlikler göz önüne alındığında Sırbistan’ın Kosova ile ilişkileri ve olası AB üyeliği ne durumda?

Uluslararası kamu hukuku göz önüne alındığında, Kosova ve Metohija’nın güneyindeki eyaletimizin geçici rejimi, BM Güvenlik Konseyi’nin 1999 yılı 1244 sayılı kararıyla tanımlanmış olup, nihai çözüm beklenmektedir. Böyle bir çözümün ancak diyalog yoluyla bulunabileceğine ve tek taraflı dayatılmaması gerektiğine inancımız tamdır. 2013’ten bu yana Belgrad ile Priştine arasında AB’nin arabuluculuğuyla ilişkileri normalleştirmeyi amaçlayan birçok anlaşma yapıldı. Ancak diğer taraf, 10 yıldan fazla bir süre önce imzalanan Birinci Brüksel Anlaşması’nın uygulanmasını ve Sırp Belediyeler Topluluğu’nun kurulmasını hâlâ reddediyor. Ayrıca, Albin Kurti’nin Priştine’de geçici Başbakan olmasından bu yana geçen son iki yılda, 400’den fazla saldırı ve diğer olaylarla birlikte eyalette yaşayan Sırplara yönelik etnik amaçlı şiddette keskin bir artışa tanık olduk. Kosova ve Metohija’da yaşayan Sırplar, çağdaş Avrupa’da haklarından en çok mahrum bırakılmış etnik gruptur. Şiddet kullanımını kesinlikle reddediyoruz, ancak günümüzde asıl sorun, tek etnik gruptan oluşan Arnavut özel polisi tarafından yerel Sırplara karşı uygulanan kurumsallaşmış şiddettir. Tam da bu nedenle, diyalog sürecinde herhangi bir ilerlemenin sağduyulu bir önkoşulu olduğundan, mümkün olan en kısa sürede gerilimi düşürmeye ihtiyacımız var.

AB üyeliğine gelince, üyeliğin halkımıza getireceği tüm faydaların bilincinde olarak bu stratejik hedefe bağlı kalıyoruz. Ancak bu, AB’nin kendisinin “hazmetme kapasitesi” eksikliğiyle mücadele ettiğini ve herhangi bir yeni genişlemenin Brüksel’deki gerekli kurumsal reformlara bağlı olduğunu görmediğimiz anlamına gelmiyor. Bazen hareketli bir hedefi kovalıyormuş gibi hissetsek de gelecekteki AB üyeliğine yönelik kendi kapasitemizi geliştirmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Bu hedef hâlâ oldukça uzak olduğundan, Rusya ve Çin gibi geleneksel uluslararası ortaklarımızı da ihmal etmemeye, Güneydoğu Asya ülkeleri veya Arap dünyası ile işbirliği gibi yeni ufuklar keşfetmeye çalışıyoruz.

‘Halkta bir katılım yorgunluğu oldu’

*Kamuoyu yoklamalarına göre Sırbistan’da AB üyeliğine destek şu anda yüzde 50’nin altında. Ancak Belgrad’a yönelik ültimatomlar durmadı. Brüksel’den gelen tehditleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunları tam olarak tehdit olarak adlandıramam ama Brüksel’den sürekli bir şartlanma geliyor, bazen çok da yapıcı olmayan bir şekilde ve bu yüzden nüfusumuzun bir kısmı “katılım yorgunluğu” yaşıyor veya tıpkı AB ülkeleri gibi bir nevi “genişleme yorgunluğu” yaşıyor.

27 AB üye ülkesinden 22’sinin Kosova’nın tek taraflı bağımsızlık ilanını tanıdığı bir sır değil ve bizden de aynısını yapmamızı beklemeleri mantıklı. Ancak bunu resmi bir talep olarak tanımlamak çeşitli nedenlerden dolayı pek kolay değil. AB içinde tanınmayan 5 üye devletin bulunmasının yanı sıra, Kıbrıs’ın kendi toprak sorunlarını tam olarak çözmeden AB’ye kabul edilmesi her zaman bir emsal olmuştur ve günümüzde Ukrayna, Moldova ve Gürcistan’ın AB’ye geçiş süreci hızlandırılmıştır. Bunların her biri benzer sorunlara sahip ülkeler. Son olarak, AB üyeliğinin önkoşulu olarak bizden talep edilse bile, Kosova’nın tek taraflı olarak ilan edilen bağımsızlığını asla tanımayacağımız devlet liderliğimiz tarafından o kadar çok kez tekrar edildi ki.

‘Kosova BM üyesi olursa, Kosova’nın Büyük Arnavutluk’a birleşmesini engelleyebilecek hiç kimse olmayacaktır’

*Büyük Bulgaristan, Büyük Sırbistan, Büyük Yunanistan, Büyük Hırvatistan ve hatta Büyük Makedonya’nın savunucuları, komşularından toprak alma hırsında birleşiyor. Ancak Arnavutların hırsı retorik düzeyinde değil; pratikte çok şey yapıyorlar. Kosova iyi bir örnektir. Brüksel’in bu hedefe nasıl baktığını düşünüyorsunuz?

Dürüst olmak gerekirse, zaman zaman Büyük Arnavutluk ideolojisinin tezahürlerinin sözlü olarak kınandığını görüyoruz. Bununla birlikte, büyük AB başkentlerinde çok az insan, Kosova’nın tek taraflı olarak ilan edilen bağımsızlığına verdikleri desteğin, sözde Büyük Arnavutluk’u arzulayan Arnavut aşırıcıların hedeflerine kusursuz bir şekilde hizmet ettiğini kabul etmeye istekli. Basitleştirmek gerekirse, eğer Kosova’nın BM üyesi olacağı güne tanık olursak, Tanrı esirgesin, uluslararası toplumda Arnavutluk ve Kosova’nın Büyük Arnavutluk’a birleşmesini engelleyebilecek hiç kimse olmayacaktır.

‘AB yaptırım rejimine katılmak Sırbistan’a Rusya’dan çok daha fazla zarar verecektir’

*Belgrad NATO üyeliğini ‘stratejik bir hedef’ olarak görmüyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de Batı Balkanlar turu sırasında ülkenizi ziyaret etti. Rusya-Sırp ilişkileri masada mı? Sırbistan Rusya karşıtı yaptırımlara katılmayı reddetmeye devam edecek mi?

Dış politikamızın temel ilkeleri siyasi bağımsızlık ve askeri tarafsızlıktır ve biz her ikisini de sakınarak koruyoruz. Bu her zaman kolay bir iş olmayabilir ancak uzun vadede karşılığını almanın tek doğru yolunun bu olduğuna inanıyoruz. Bunu söyledikten sonra, Barış için Ortaklık programı çerçevesinde birçok ortak faaliyet yürüttüğümüz için NATO’yu düşman olarak değil, ortak olarak algıladığımızı da belirtmeliyim. Komşularımızın birçoğunun NATO üyesi olması nedeniyle diğer türlü herhangi bir yaklaşım sorumsuzluk olacaktır.

Aynı zamanda Rusya ile halklarımız arasında uzun yıllarca dostluğa dayanan yapıcı bir çalışma ilişkimiz var. Son iki yılda böyle bir ilişkiyi sürdürmenin oldukça zor olduğu bir sır değil, zira neredeyse tüm Avrupa ülkeleri Rusya’ya karşı yaptırım rejimine katılmış durumda. Biz böyle bir yaklaşıma inanmıyoruz ve genellikle ekonomik yaptırımları bir dış politika aracı olarak kullanmaktan kaçınıyoruz. Çünkü ekonomik yaptırımların her zaman sıradan insanlara zarar verdiğini kendi tarihi deneyimimizden biliyoruz. Üstelik AB yaptırım rejimine katılmak Sırbistan’a Rusya’dan çok daha fazla zarar verecektir ve AB üye ülkelerinin aksine Brüksel tarafından sağlanan AB güvenlik ağlarından yoksunuz.

‘Stoltenberg’in çoçukluğu Belgrad’da geçti’

*Stoltenberg’in Sırbistan ziyaretinden beklentiler nelerdi ve sonucu ne olacaktı? Stoltenberg’in diğer Balkan ülkelerine yaptığı ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Stoltenberg’in Belgrad ziyareti her zaman ilgi çekicidir, çünkü çocukluğunun bir kısmını başkentimizde geçirmiştir. Daha objektif bir açıdan bakarsak, askeri tarafsızlığımıza tam saygısını yinelemesi ve Sırbistan ile NATO arasındaki ortaklığa verdiği değeri vurgulaması nedeniyle bu çok önemliydi. Stoltenberg’in hem Priştine hem de Belgrad’daki mesajları tutarlıydı. Kendisi, sözde Kosova Güvenlik Güçlerinin Sırpların yaşadığı kuzey bölgesine giremeyeceği yönünde bilinen gerçeği tekrarladı. Üstelik Stoltenberg, Sırp Belediyeler Topluluğu’nun kurulmasını kesin ve şüphesiz bir şekilde destekledi ve bunu çok takdir ediyoruz.

‘Türkiye’nin rolünü takdir ediyoruz’

*Türkiye geçen ay NATO’nun Kosova Barış Gücü’nün (KFOR) komutasını devraldı. Türkiye’nin KFOR’daki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

KFOR’un rolünün, tıpkı BM Güvenlik Konseyi’nin 1244 sayılı kararıyla KFOR’a verilen yetkide olduğu gibi, güney ilimizde yaşayan tüm insanlara güvenli ve emniyetli bir ortam sağlama konusunda hayati önem taşıdığına inanıyoruz. Bunu aklımızda tutarak, çeşitli ülkeler tarafından KFOR’a verilen tüm katkıların ve Türkiye’nin son dönemde üstlendiği rolün arttığının bilincindeyiz ve takdir ediyoruz. Türkiye’den gelen yeni KFOR Komutanı tarafından, yerel Sırp nüfusuna yönelik gelecekteki tutum ve KFOR ile Sırp Ordusu arasında devam eden işbirliği konusunda bize belirli güvenceler verildi ve bunun yerine getirileceğine inanmayı diliyoruz.

‘Balkanlar’ın istikrarı ve refahı açısından Sırp-Türk işbirliğinin önemi açık’

 *Şu anda Ankara’da, Türkiye’de olduğunuzu biliyoruz. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı ile gündeminiz ve görüşmeleriniz neler? Ankara’ya yönelik girişimleriniz ve aldığınız yanıtlar hakkında bilgi verir misiniz?

Ankara ziyaretim, Türk Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler’in Belgrad’a yaptığı başarılı ziyaretten hemen birkaç hafta sonra gerçekleşti. Ziyaretim, Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanlıkları işbirliği kapsamındadır, ancak aynı zamanda son zamanlarda Belgrad’da tartışılan bazı konuları takip etmek için de harika bir fırsattı. Bölgenin ekonomik ve askeri süper gücü olan Türkiye’nin Balkanlar’da oynadığı doğal ve önemli rol hakkında derin bir anlayışına sahibiz. Sırbistan ise yarımadanın merkezi konumunda olup 8 farklı ülkeye sınırı bulunmaktadır. Bu iki gerçek, Balkanlar’ın istikrarı ve refahı açısından Sırp-Türk işbirliğinin önemini açıkça ortaya koyuyor. Bu, farklılıklarımızın olmadığı anlamına gelmiyor ancak bunları her zaman açık, samimi ve yapıcı bir şekilde tartışabildiğimiz için gerçekten çok mutluyum. Bunun ötesinde bizi bir araya getiren daha büyük bir amaç olduğuna inanıyorum; bu da Balkanlar’da barış ve istikrarın korunmasına yönelik ortak kararlılığımızdır. Özellikle mutluyum çünkü iki büyük lider olan Kemal Paşa Atatürk ve Yugoslavya Kralı I. Aleksandar’ın bir asır önce bize verdiği misale dayanarak Ankara’da kaldığım süre boyunca Anıtkabir’de Atatürk’e saygılarımı sunabileceğim. Dostlukları ve karşılıklı anlayışları, kendi örnekleriyle ülkelerimizin işbirliğinin gidişatını belirleyen iki cumhurbaşkanımız olan Recep Tayyip Erdoğan ve Aleksandar Vučić arasındaki güçlü bağlara da yansıyor.

AVRUPA

Ukrayna tavukçuluğuna AB desteği çiftçileri kızdırdı

Yayınlanma

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Ukrayna savaşından bu yana tavuk çiftliklerine ve diğer büyük Ukrayna gıda işletmelerine yaklaşık 1 milyar dolar verdi ve son zamanlarda AB genelinde çiftçi protestolarının artmasına neden olan ucuz ihracatı finanse etti. 

Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre, EBRD, 2022’den bu yana Ukrayna’nın yumurta, kümes hayvanları ve şeker üreticilerine 890 milyon dolar borç verdi. Fakat EBRD, yakında AB’deki istihdamı korumak için kota kararları ile karşı karşıya kalacaklarını söyledi. 

AB’nin en büyük tavuk üreticisi Polonya’da çiftçiler, Brüksel’in Kiev’den ithalata yönelik kısıtlamaları kaldırma kararına karşı aylarca süren protestolara öncülük etti. Polonyalı tarım işletmeleri, son iki yılda EBRD’nin tüm kredilerinin beşte birinden fazlasını alan Ukrayna’nın en büyük kümes hayvanı şirketi MHP’nin finansmanı konusunda özellikle endişeli.

Önceki Polonya hükümetinde tarımdan sorumlu devlet bakanı olan muhalefet (Hukuk ve Adalet, PiS) milletvekili Janusz Kowalski, FT’ye verdiği demeçte, “Polonya’daki kümes hayvanı endüstrisi çöküyor ve bir şirket, MHP zenginleşiyor. Ukrayna’dan gümrüksüz tavuk ve diğer tarım ürünleri ithalatı derhal durdurulmalıdır,” dedi.

MHP Başkanı John Rich, şirketinin tek başına Polonya’nın üretimini baltaladığı iddiasını reddetti. Başkan, hoşnutsuz çiftçilere sempati duyduğunu, fakat bunun yakıt sübvansiyonlarındaki kesintiler ve iklimle ilgili düzenlemeler gibi karşılaştıkları daha ciddi sorunlar nedeniyle olduğunu söyledi.

Rich, “Çiftçi olsaydım, ben de gösteri yapardım,” dedi fakat Ukrayna’nın ihracatını kısıtlamanın ‘politika açısından mantıklı olmadığını’ ileri sürdü. Rich, Ukrayna tarım ticaretinin yaklaşan AB çapında seçimler, ortak tarım politikasındaki değişiklikler ve sağa doğru siyasi bir hareket arasında kaldığını söyledi.

Bununla birlikte Rich, ihracatının AB fiyatları üzerinde önemli bir etkisi olmadığını, çünkü şirketinin diğer ihracatçılar Brezilya ve İngiltere’den pazar payı aldığını söyledi.

Rich, Brüksel’in Ukrayna ihracatına yeniden kısıtlamalar getirmesinin sadece ‘şezlongları değiştirmek’ ve Brezilya’nın ihracat liderliğini yeniden kazanmasına yardımcı olmak anlamına geleceğini savundu. Başkan ayrıca MHP’nin Suudi Arabistan’a ve talebin arttığı diğer pazarlara daha fazla ihracat yapacağını tahmin ettiğini söyledi.

AB istatistik ofisi Eurostat’a göre, AB’nin Ukrayna’dan yıllık kümes hayvanı ithalatı, savaştan bu yana iki kattan fazla arttı.

Polonya kümes hayvanı yetiştiricileri ve üreticileri birliği başkanı Andrzej Danielak, AB’nin aynı hayvan refahı standartlarına veya AB işgücü ve üretim kurallarına uymak zorunda olmayan MHP gibi dev Ukraynalı üreticilerin finansmanına yardımcı olarak kendi çiftçiliğini baltaladığını söyledi. Rich ise, kümes hayvanı çiftliklerinin AB normlarına göre kurulduğunu söyledi.

MHP, 28.000 kişiyi istihdam ediyor ve Ukrayna’da yaklaşık 360.000 hektarlık bir alanı kontrol ediyor ki bu, AB üyesi Lüksemburg’dan daha büyük bir alan. Şirket 2022’de 2,64 milyar dolar gelir elde etti. 

Şirketin kurucusu ve CEO’su Yuriy Kosiuk, eski bir emtia komisyoncusu ve eski Ukrayna cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’nun eski danışmanı. Londra borsasında da işlem gören hisselerin yüzde 60’ını elinde tutuyor. Savaştan önce şirketi 600 milyon dolar temettü ödedi.

MHP’nin Kıbrıs’ta kayıtlı olmasına rağmen Rich, şirketin Ukrayna’da vergi ödediğini ve geçen yıl devlet kasasına 160 milyon dolar katkıda bulunduğunu söyledi.

Ekim ayında EBRD, MHP’ye 480 milyon dolarlık uluslararası finansman paketinden 100 milyon dolar sağladı ve şirketin ‘Ukrayna’nın ve küresel gıda güvenliği için hayati öneme sahip olduğunu’ ve ‘Ukrayna’da çok önemli bir sosyal ve ekonomik rol oynadığını ve bunun ülke savaştayken özellikle önemli hale geldiğini’ söylemişti.

Avrupa Parlamentosu’ndaki merkez sağ Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) başkan yardımcısı Siegfried Mureşan FT’ye verdiği demeçte, kredinin Kiev’in tarımsal ihracatını desteklemek için gerekli olduğunu söyledi. Mureşan, “Ukrayna’nın ekonomik güvenliği Avrupa’nın çıkarınadır. Afrika ve Ortadoğu’da Ukrayna gıdasına ihtiyaç var,” dedi.

Okumaya Devam Et

AVRUPA

Romanya ordusunun Çin yapımı gözetleme sistemlerini kullandığı ortaya çıktı

Yayınlanma

ABD ve Birleşik Krallık’ın ‘casusluk için kullanıldığından’ şüphelendiği Çin yapımı gözetleme ekipmanının Romanya ordusu tarafından stratejik yerlerde kullanıldığı tespit edildi.

ABD bağlantılı Radio Free Europe tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Romanya’da SRI gizli servisi, polis, jandarma, gümrükler, valilikler ve hatta parlamento sarayında bulunan Senato da dahil olmak üzere çok sayıda kurum, Çinli şirket Hikvision ve bir başka Çinli gözetleme ekipmanı üreticisi olan Dahua tarafından üretilen ekipmanları kullanıyor.

Habere göre bu iki şirket birkaç yıldır Romanya’da video gözetim ekipmanı satıyor. ABD’de yasaklanmış ve Britanya ve Avustralya gibi ülkeler tarafından güvenlik nedenleriyle, çevrimdışı kullanım için bile ‘işaretlenmiş’ olsalar da, Rumen makamları herhangi bir kısıtlama getirmedi. Hikvision, ürünlerinin hiçbir zaman herhangi bir güvenlik tehdidi göstermediğini belirterek iddiaları reddetti.

Romanya Savunma Bakanlığı, Romanya pazarında kısıtlamaların bulunmadığına işaret ederek, Çinli şirketlerden tedarikin yasal olduğunu savundu.

ABD veya Britanya’dan farklı olarak, Romanya’da devlet kurumlarında bile bu tür kameraların kullanılması yasaklanmış değil. Savunma Bakanlığı, askeri birliklerdeki Çin teçhizatının internete değil, verilerin gizliliğini garanti eden dahili güvenli ağlara bağlı olduğu konusunda ısrar ediyor.

Okumaya Devam Et

AVRUPA

“İsveç’in NATO üyeliği müzakere konusu değil”

Yayınlanma

İsveç Savunma Bakanı Pål Jonson, Euractiv’e verdiği demeçte, ülkesinin NATO üyeliğini elinde tutan Macaristan ile görüşmeye hazır olduklarını fakat ittifak üyeliğinin ‘müzakere konusu olmadığını’ söyledi.

Jonson, “Macar meslektaşımdan aldığım mesaj, Macar parlamentosunun bizi mümkün olan en kısa sürede onaylayacağı yönünde,” dedi.

Jonson, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın talep ettiği gibi görüşmeler için Budapeşte’ye gitmeyi planlayıp planlamadığı sorulduğunda, İsveç’in NATO üyeliğinin ‘müzakere konusu olmadığını’ söyledi.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da Orban’la buluşmayı ‘dört gözle beklediğini’ söylemiş ve “Gelecekteki müttefikler olarak bir diyalog kurabiliriz (…) ve daha sonra hangi işbirliği konularını keşfetmekle ilgileneceklerini daha ayrıntılı olarak göreceğiz. Örneğin, Macarlar [İsveç] Gripen [savaş uçakları] sistemini işletiyorlar ve iyi bir askeri-askeri işbirliğimiz var, bu yüzden kesinlikle bir diyalog kurabiliriz,” dedi.

İsveçli bakan ise, “İttifaka katılmaya hazırız. [Diğer NATO üyeleriyle] yüksek düzeyde birlikte çalışabilirliğe sahibiz ve özellikle İsveç’in stratejik derinlik sağlayabileceği savunma bölgesel planlarının güçlendirilmesinde bir güvenlik sağlayıcısı olabiliriz ve bir hazırlık ve üs alanı sağlayabiliriz,” dedi.

İsveç Sivil Savunma Bakanı Carl-Oskar Bohlin’in vatandaşlarına ‘Rusya ile yaklaşmakta olan bir savaşa hazırlanmaları’ yorumu da sorulan Jonson, şu anda İsveç’in dahil olduğu bir savaşın ‘yakın olmadığını, ancak güvenlik ortamının son dört veya beş ay içinde daha da kötüleştiğini’ söyledi. 

Bakan, “Rusya’nın ekonomisini ve savunma sanayii tabanını bir savaş zeminine oturttuğunu görüyoruz. Aynı zamanda, uzun vadeli askeri destek için hem AB hem de ABD içinde sallantıda,” dedi.

Jonson, Ukrayna’daki savaşın Rusya’nın lehine gelişmesi durumunda Avrupa’da ‘çok fazla sorun yaşıyor olacaklarını’ öne sürerken, Rusya’nın ‘siyasi ve askeri riskler alma konusunda büyük bir iştahı olduğunun farkında olmaları gerektiğini’ savundu.

Jonson, “Bu nedenle Ukrayna’yı desteklemek, güvenliğimize yapılan bir yatırımdır,” diye konuştu.

AB’nin savunma üretim kapasitesini geliştirmesi söz konusu olduğundaysa İsveçli bakan, AB dışındaki ortakların da kendileri için hayati önemde olduğunu belirtti ve Norveç’in ve transatlantik desteğin önemine işaret etti.

Jonson, “Savunma sanayi temelimiz oldukça atlantikçidir ve ABD ile güçlü bir teknik işbirliği olmadan savaş uçakları inşa edemezdik,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English