Dünya Basını

AB Yeşil Mutabakatı’nda büyük geri dönüş: 2025, iklim hedeflerinin esnetildiği yıl oldu

Yayınlanma

Avrupa Birliği, 2025 yılı boyunca jeopolitik baskılar ve ekonomik rekabet kaygılarıyla, daha önce taahhüt ettiği Yeşil Mutabakat kapsamındaki kritik çevre düzenlemelerini erteleme ya da esnetme yoluna gitti. İçten yanmalı motorlardan ormansızlaşma yasasına, pestisit kullanımından yaban hayatının korunmasına kadar pek çok alanda geri adımlar atıldığı görüldü.

Uluslararası jeopolitik dengelerin değişimi, dev şirketlerin lobi faaliyetleri, rekabet gücünü kaybetme korkusu, Ukrayna’daki savaş ve tarım sektörünün protestoları, Avrupa Birliği’nin (AB) çevre politikalarında ani bir fren yapmasına neden oldu.

Birlik, 2050 yılında dünyanın ilk “sıfır emisyonlu” kıtası olma ve on yıl önce imzalanan Paris Anlaşması’na uyma hedefleriyle yola çıkmış, bu kapsamda bir dizi düzenlemeyi onaylamıştı.

Ancak içten yanmalı motorlar, pestisitler, ithalata dayalı ormansızlaşma, şirketlerin çevresel zorunlulukları ve doğanın restorasyonu konusundaki normlar zayıflatıldı ya da ertelendi.

Kurtların koruma statüsü düşürülürken, ABD ve Çin’in yarattığı baskı karşısında endüstriyel rekabetçiliği artırmak adına bürokratik süreçler sadeleştirildi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 2019’da onaylanan Yeşil Mutabakat’ın askıya alınmadığını savunsa da önceliklerin değiştiği görülüyor.

Daha önce odak noktası emisyon taahhütlerini yerine getirmekken, ibre artık endüstriyel rekabet gücüne dönmüş durumda.

Her ne kadar 2040 yılı için yüzde 90 emisyon azaltım hedefi korunsa da, bu hedefe ulaşmayı zorlaştırabilecek şekilde çevre yönetmelikleri ve prosedürleri basitleştiriliyor.

“Çin liderliği ele geçirdi, AB fırsatı kaçırdı”

İspanyol La Vanguardia gazetesinin incelemesine göre çevre çevrelerinde endişe yaratan 2025’in son kararlarından biri, aralık ayında içten yanmalı motorlu araçlara yönelik 2035 yasağının esnetilmesi oldu.

Üreticilerin satışlarında CO2 emisyonlarını yüzde 100 yerine yüzde 90 oranında düşürmesi yeterli görüldü; kalan yüzde 10’luk kısım ise telafi edilebilir hale getirildi.

Bu durum, benzinli veya dizel araçların sınırlı sayıda da olsa satılmaya devam edebileceği anlamına geliyor.

Toplam satışların en az yüzde 10’unun içten yanmalı motorlu olabilmesine olanak tanıyan bu hamle, Alman otomotiv endüstrisini koruma girişimi olarak değerlendiriliyor.

Gazeteye konuşan siyaset bilimci Cristina Monge, “La gran oportunidad” (Büyük Fırsat) adlı denemesini tanıtırken, “AB, 20 yıl önce elektrikli mobiliteye yatırım yapma fırsatını kaçırarak büyük bir hata yaptı ve şimdi Çin liderliği ele geçirdi” ifadelerini kullandı.

Greenpeace, Ecologistas en Acción ve Transport & Environment (T&E) gibi kuruluşlar ise bu karara tepki gösterdi.

Avrupa Çevre Ajansı verilerine göre Avrupa, gezegenin en hızlı ısınan kıtası konumundayken, sivil toplum örgülleri hükümetlerden iklim hedeflerini korumalarını ve sıfır emisyonlu ulaşıma gerçek bir geçişi garanti etmelerini talep ediyor.

IEA Başkanı Birol: Dünya resmen elektrik çağına giriyor

Ormansızlaşma yasasında erteleme kararı

Aralık ayında, yürürlüğe girmesine kısa bir süre kala, AB dışındaki ormansızlaşmaya neden olan ürünlerin ithalatını engellemeyi amaçlayan yönetmelik de bir yıl ertelendi.

Başlangıçta 2024 sonunda, ardından 2025’te yürürlüğe girmesi planlanan düzenlemenin uygulanması 2026 sonuna bırakıldı. Bu karar şirketler tarafından memnuniyetle karşılanırken, çevre savunucularının tepkisini çekti.

Söz konusu yasa; hayvancılık, kakao, kahve, palmiye yağı, kauçuk, soya ve kereste gibi hammaddelerin üretimi için tropikal ormanların yok edilmesini önlemeyi amaçlıyor.

Uygulama başladığında şirketlerin, ithal ettikleri ürünlerin kökenini coğrafi olarak takip etmesi ve ekosistem tahribatını önleyerek emisyonları düşürmesi gerekecek.

Fakat şu an için bu süreç işlemiyor. Avrupa’ya soya ithal eden Cargill firmasının, Amazon’daki ormansızlaşmayla mücadele paktından çekildiği bildirildi.

Mighty Earth örgütünden Carlos Bravo, “Şimdilik Lula yönetimde olduğu için süreç yavaşlayabilir ancak bu senaryoda Avrupa’nın erteleme kararı korkunç bir haber” değerlendirmesinde bulundu.

Berlin’den AB’ye Mercosur resti

Pestisit kontrolleri gevşetildi

Yeşil Mutabakat, 2030 yılına kadar AB çiftçilerinin kullandığı en tehlikeli tarım kimyasallarını ve pestisitleri yarı yarıya azaltmayı hedefliyordu. Ancak tarım sektörünün yoğun tepkisi, bu taahhüdün esnetilmesiyle sonuçlandı.

Yıl sonunda Komisyon, bilimsel tavsiyelerin aksine, toksik ürünlerin yüzde 90’ı üzerindeki denetimi kaldırmaya ve bunlara süresiz yetki vermeye çalıştı.

Gelen itirazlar üzerine kısmi bir geri adım atılsa da tehlikeli pestisitler üzerindeki kontroller gevşetildi. Geçmişte 162 zararlı bileşiğin piyasadan çekilmesini sağlayan mekanizmaların zayıflatılması, Avrupa Çevre Ajansı (AEMA) ve bağımsız araştırmaların biyoçeşitlilik kaybının ana nedeni olarak gösterdiği bu maddelerin kullanımını sürdürebilir kılıyor.

SEO/BirdLife Çevre Yönetişim Koordinatörü Eva Hernández, “Düzenli değerlendirmeler olmadan mancozeb, klorpirifos, fosmet, metolaklor, klorotalonil veya neonikotinoidler gibi son derece tehlikeli maddeler tarlalara, su kaynaklarına ve toprağa karışmaya devam edecek; piyasada kalarak sağlığı ve çevreyi etkilemeyi sürdürecek” uyarısında bulundu.

Dikkat çekici bir diğer örnek ise arılar ve su canlıları için oldukça zehirli olan ve 2029’a kadar kullanım izni bulunan sentetik pestisit sipermetrin oldu.

Geçtiğimiz aralık ayında Avrupa Adalet Divanı, yıllar süren bir sürecin ardından 2021’de verilen izni, maddenin ciddi toksik etkileri nedeniyle yasa dışı ilan etti. Buna rağmen ürün henüz piyasadan toplatılmadı, ancak önümüzdeki aylarda kullanımının kısıtlanması veya yasaklanması gündemde.

Doğa koruma fonlarında belirsizlik

Doğa koruma projeleri de bütçe kesintisi tehdidiyle karşı karşıya. 2025’te yapılan açıklamada, bir sonraki Avrupa bütçesinde LIFE projeleri için özel bir kalem ayrılmayacağı duyuruldu.

Oysa geçtiğimiz yıl, sunulan 1.095 proje ve onaylanan 358 milyon avro finansmanlı 132 proje ile rekor kırılmıştı. İklim değişikliğine uyum ve koruma projelerinin, yeni oluşturulacak “Avrupa Rekabetçilik Fonu”na devredilmesi planlanıyor

Bilim insanları bu durumu, “İber vaşağı gibi türleri korumak yerine daha fazla endüstriyel getiri sağlayan projelerle rekabet etmek zorunda kalacaklar” sözleriyle eleştiriyor.

WWF, SEO/BirdLife ve Client Earth gibi kuruluşların sözcüleri ise bu adımı, “1992’den beri çok iyi sonuçlar veren LIFE programının idam fermanı” olarak nitelendiriyor.

Avrupa’da ve İspanya’da koruma statüsü 2025 yılında zayıflatılan sembolik türlerden biri de kurtlar oldu. Kurt ve insan çatışmasını önlemeyi amaçlayan ve yedi ülkeyi kapsayan LIFE WILD WOLF projesi devam etse de, türün koruma kalkanı inceldi. AB genelinde kurt nüfusunun 2016’dan bu yana yüzde 35 arttığı tahmin ediliyor.

İspanya’da ise son on yılda yüzde 12’lik bir artış kaydedilirken, koruma statüsünün düşürülmesiyle avlanmanın önü açıldı; yasal izinle Cantabria bölgesinde dokuz kurt öldürüldü.

Doğa restorasyonu yönetmeliği ve Habitat Direktifi gibi ekosistemleri korumayı amaçlayan diğer düzenlemeler şimdilik yürürlükte kalsa da üzerlerindeki baskı artıyor.

İtalya ve Romanya’da “ayı” tartışması

Denizlerde çelişkili politikalar

Okyanusların korunması konusunda da çelişkili adımlar atılıyor. 2025’te deniz yaşamını korumayı amaçlayan ve ileride bir Okyanus Yasası’nı beraberinde getirecek olan Avrupa Okyanus Paktı kabul edildi.

Ancak diğer yandan, 2026 yılı için Akdeniz’de trol avcılığına 143 gün izin verilmesi kararlaştırıldı. AB’nin kendi bilimsel raporları, bu durumun analiz edilen tür popülasyonlarının yüzde 55’i için sürdürülemez bir aşırı avlanma anlamına geldiğini ortaya koyuyor.

2019 tarihli topluluk yönetmeliğine göre aşırı avlanmanın geçen yıl sona erdirilmesi gerekiyordu, ancak balıkçılık sektörünü koruma adına bu hedef gerçekleşmedi.

Bilim insanlarına göre bu durum ekosistemlerin sürdürülebilirliğini riske atıyor.

Brezilya İklim Zirvesi’nde de emisyon azaltımı konusunda bir tutum değişikliği gözlendi. 2040 yılına kadar emisyonların yüzde 90 azaltılması taahhüdü onaylansa da, bu hedefin yüzde 5’ine kadar olan kısmının ağaç dikimi gibi telafi projelerini kapsayan ‘karbon kredileri’ ile karşılanmasına izin verildi.

G20 zirvesinde Avrupa lideri von der Leyen’in Arap ülkeleriyle aynı çizgide durarak, “Fosil yakıtlarla değil, onların emisyonlarıyla savaşıyoruz” demesi, son yıllarda sürdürülen politikada keskin bir değişime işaret etti.

“Bu bir inkarcılık değil, oyalama stratejisi”

Siyaset bilimci Cristina Monge, yaşanan geri adımları çevresel veya bilimsel inkarcılıktan ziyade, “oyalama” (retardism) olarak tanımlıyor.

Monge’ye göre bu tutum, özellikle iklim değişikliği konusunda net siyasi kararlar alınması gereken bir dönemde “adil ve etkili bir geçişi” engelliyor. Monge, “Ekonomi, gezegenin işleyişinden bağımsız olarak gelişemez” değerlendirmesini yapıyor.

Ecologistas en Acción örgütü de benzer endişeleri paylaşıyor. “Fosil lobisi bilimi zayıflattığında: 2040’a doğru AB’nin iklim değişikliğinde kuralsızlaştırma ve kurumsal ele geçirme” başlıklı son raporlarında, 2025 boyunca onaylanan torba yasaların etkisini analiz eden örgüt şu açıklamayı yaptı:

“İklim mücadelesinde ilerlemek ve aciliyete yanıt vermek için Avrupa Bilimsel Danışma Komitesi’nin tavsiyelerine bütünüyle dönmek, yüksek riskli teknolojik çözümler yerine talep yönetimini önceliklendirmek, karbon kredisi kullanımını kaldırmak, ekosistemler ve insanlar üzerinde güvenceler oluşturarak iklim bütünlüğünü sağlamak ve bizi mevcut krizlere getiren mantıktan uzaklaşarak gerçek bir dönüşüme odaklanmak şart.”

Sosyalist Avrupa Parlamentosu Milletvekili Nicolás González Casares ise durumu şöyle özetliyor:

“Avrupa sağının, aşırı sağın etkisiyle girdiği bu yönelim korkunç. Yeşil Mutabakat’tan geri adım atmanın AB’yi savunmak olmadığını, aksine petrole bağımlılığımızı derinleştirdiğini biliyoruz. Bu durum ne rekabetçiliği artırır ne de Avrupalıların refahıyla ilgilidir.”

Fakat Casares yakın gelecek için iyimser değil:

“İklim değişikliğinin etkilerini artık sadece felaketlerle değil, her alanda biliyoruz. Ancak Avrupa sağı, sürdürülebilirliği garanti eden önlemlerde ısrar etmek yerine Trump’ı veya popülistleri memnun etmek için Yeşil Mutabakat’tan vazgeçtiği sürece bu eğilimi değiştirmek zor.”

Çin ekonomisinde temiz enerji devrimi

Çok Okunanlar

Exit mobile version