Bizi Takip Edin

Amerika

ABD Savaş Bakanlığından yeni nükleer strateji hazırlığı

Yayınlanma

ABD Savaş Bakanlığının, küçük menzilli taktik nükleer silahların olası kullanımına özel önem veren yeni bir nükleer strateji geliştirdiği bildirildi. NBC kanalının haberinde, yeni yaklaşımın ABD Başkanı için eylem seçeneklerini genişletmeyi amaçladığı aktarıldı. Öte yandan Kongre ve askeri çevrelerdeki bazı eleştirmenler, planın askeri hazırlık seviyesini düşürebileceği ve nükleer caydırıcılığa zarar verebileceği yönünde endişelerini dile getirdi.

ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), taktik ve daha kısa menzilli nükleer silahların olası kullanımına özel önem veren yeni bir nükleer strateji hazırlıyor.

NBC’nin konuya vakıf beş bilgilendirilmiş kaynağa dayandırdığı haberine göre, hazırlanan yeni strateji on yıllardır sarsılmaz kabul edilen nükleer silah yaklaşımını sorguluyor.

Haberde, bakanlığın sunduğu önerilerin ABD Başkanı için hiçbir hareket seçeneğini dışarıda bırakmayacağı, aksine kendisine gerçekçi ve güvenilir seçenekler sunarak “karar alanını genişletmeyi ve böylece caydırıcılığı güçlendirmeyi” hedeflediği öne sürüldü.

Pentagon’dan bir kaynak, yaptığı açıklamada, “Nükleer silahların kullanımı konusunda güvenilir seçeneklere ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz” ifadesini kullandı.

Yeni strateji çalışması, Pentagon Siyasi Müsteşarı Elbridge Colby tarafından yürütülüyor. Sürecin, genellikle her yeni başkan döneminde gerçekleştirilen düzenli gözden geçirme kapsamında sürdürüldüğü kaydedildi.

Taktik silahların rolünün artırılmasını uzun süredir savunan Colby, ABD’nin rakiplerinin, Washington’ın yürürlükteki stratejide öngörüldüğü şekliyle düşmanın nükleer güçlerini yok etmek amacıyla uzun menzilli nükleer silahları gerçekten kullanabileceğine inandıklarını ileri sürüyor.

Colby’nin önerdiği strateji, bazı ABD’li milletvekilleri arasında endişeye yol açtı. Eleştirmenler, bu yaklaşımın nükleer silah kullanımını daha az tehditkar gösterebileceğini veya belirli senaryolarda askeri hazırlık seviyesinin düşmesine neden olabileceğini savunuyor.

Ayrıca bazı çevreler, askerlerin eğitimindeki odağın daha kısa menzilli silahların kullanımını içeren yeni stratejiye kayması nedeniyle ABD Silahlı Kuvvetlerinin harbe hazırlık durumunun olumsuz etkilenebileceğini değerlendiriyor.

Bu görüşü dile getirenler, olası bir felaket senaryosunda ABD ordusunun nükleer silah kullanımı konusunda yeterli uzmanlığa sahip olamayacağı için sürece daha az hazırlıklı olacağını iddia ediyor.

ABD Kongresinden bir kaynak NBC’ye yaptığı değerlendirmede, “Başkan Donald Trump’ın nükleer caydırıcılık sistemimizi yeniden harika yapmamız gerektiği yönünde beyan ettiği pozisyonla bu kadar çelişen başka bir çalışma hayal etmek zor. O açıkça daha az değil, daha fazla imkana sahip olmak istiyor. Bu çalışma tam bir fiyaskodur” dedi.

Kanala konuşan kaynaklar, Colby’nin yürüttüğü çalışmaları ABD nükleer güçlerini denetleyen ABD Silahlı Kuvvetleri Stratejik Komutanlığına yapacağı ziyaret sırasında, Nebraska’da basına kapalı düzenlenecek askeri bir etkinlikte sunacağını aktardı.

ABD’nin nükleer stratejisi son olarak 2024 yılında güncellenmişti.

Amerikan Bilim İnsanları Federasyonunun (FAS) Şubat 2026 tarihli araştırmasına göre, ABD Savaş Bakanlığının elinde balistik füzeler ve stratejik bombardıman uçaklarıyla sevk edilmek üzere tasarlanmış yaklaşık 3 bin 700 nükleer harp başlığı stoku bulunuyor.

Dünyadaki toplam nükleer silah stokunun yaklaşık yüzde 90’ı ortaklaşa olarak Rusya ve ABD’nin kontrolünde yer alıyor. Rusya’nın nükleer cephaneliğinin ise 4 bin 300’den fazla harp başlığından oluştuğu tahmin ediliyor.

Amerika

ABD Kongresi’nden yapay zeka milyarderlerine: “Susun ve işinizi yapın”

Yayınlanma

Yapay zeka sektörü yöneticilerinin sürekli varoluşsal tehlike ve felaket senaryoları dile getirmesi, Beyaz Saray ve Kongre çevrelerinde rahatsızlık yarattı. Washington’daki siyasiler, şirketlerin halka teknolojinin yararını anlatmakta yetersiz kaldığını ve siyasi istikrarsızlığı körüklediğini savunuyor.

Yapay zeka sektörünün önde gelen şirket liderleri, Washington’da siyasetçiler ve düzenleyici kurumlar için giderek “siyasi bir yüke” dönüşüyor.

Axios’un Beyaz Saray ve Kongre’ye yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre, sektör liderlerinin kamuoyuna teknolojinin faydalarını anlatmak yerine sürekli felaket senaryoları çizmesi siyasi çevrelerde tepki çekiyor.

Kongre üyelerine göre yöneticiler, aynı konuşma içinde dahi yapay zekanın vadettiği refah ile varoluşsal tehlike uyarıları arasında gidip geliyor.

Yetkililer, kamuoyundaki hoşnutsuzluğun arttığı bir ortamda bu çelişkili anlatıların siyasi istikrarsızlığı beslediğini savunuyor.

Washington’daki siyasiler, yapay zeka geliştiricilerinin felaket tellallığını bırakıp diğer büyük şirket yöneticileri gibi sessizce işlerine odaklanmasını istiyor.

Utah Senatörü Cumhuriyetçi John Curtis, Axios’a yaptığı değerlendirmede, yöneticilerin teknolojinin değerini halka anlatırken kendi ayaklarına dolandıklarını belirtti.

Curtis, “Sıradan Amerikalıların hayatından yapay zeka endüstrisinden daha kopuk başka bir kesim hayal etmek güç” dedi.

Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Ro Khanna ise şirket yöneticilerinin toplumsal güvenliği tehlikeye attığı görüşünde.

OpenAI Üst Yöneticisi Sam Altman’ı örnek gösteren Khanna, “Altman gibi isimler, teknolojinin faydaları hatırına dünyanın bazı olumsuzluklara katlanması gerektiğini söylüyor. Güvenliğimizi ilgilendiren kararları milyarderlerin keyfine bırakamayız” ifadelerini kullandı.

Ohio Senatörü Cumhuriyetçi Bernie Moreno da Anthropic Üst Yöneticisi Dario Amodei’ye hitaben kaleme aldığı mektupta benzer bir eleştiriyi dile getirdi.

Moreno, Amodei’nin açıklamalarını panik yaratıcı olarak niteleyerek, “Sizin refleksiniz, yapay zeka tartışmalarında kargaşa tohumları ekmek” dedi.

Connecticut Senatörü Demokrat Chris Murphy ise meselenin istihdam boyutuna işaret etti.

Murphy, yapay zekanın iş alanlarını tehdit ettiği bir dönemde Başkan Donald Trump’ın “teknoloji milyarderleriyle kurduğu sıcak temasın” seçmende tepki topladığını savundu.

Kongre çalışanlarıyla yapılan görüşmelere değinen bir kaynak, Washington’daki genel havayı “İnsanlar sabah kalkıp ‘Bu adamlardan artık gına geldi’ diyor” sözleriyle aktardı.

Başkentteki gerilimin merkezinde şirketlerin güvenlik karnesi ve düzenlemelere yönelik tutumu da yer alıyor.

Anthropic’e duyulan tepkide, Amodei’nin eylül sonunda Başkan Trump ile yaptığı görüşmede resmi internet sitelerini etkileyen model arızalarından bahsetmemesi etkili oldu.

Şirket söz konusu güvenlik açıklarını yetkililere ancak 8 Ekim’de bildirdi, ertesi gün de kurumsal blogunda paylaştı. OpenAI ise sektörün eyaletler düzeyinde yasal denetime tabi tutulmasını engellemeye çalışmakla suçlanıyor.

OpenAI cephesi suçlamalara karşı, ülke genelindeki yerel yöneticilerle temas halinde olduklarını ve halka yapay zekanın getireceği kazanımları anlattıklarını savunuyor.

Anthropic lideri Amodei, OpenAI ajanlarının karıştığı güvenlik açıklarının ardından geliştirme sürecinin yavaşlatılması çağrısında bulunmuş, Altman da bu öneriye destek vermişti.

Öte yandan Amodei, kamuoyundaki güven kaybının sektörün kendi hatası olduğunu kabul ediyor. İnsanların çoğunun yapay zekayı bir aldatmaca olarak gördüğünü kaydeden Amodei, “Kansere somut bir çare bulmak gibi çıktılar işe yarar. Başta Anthropic olmak üzere şirketlere yöneltilen en haklı eleştiri, dünyaya fayda sağlama sözümüzü henüz tutamamış olmamızdır” değerlendirmesini yaptı.

Başkan Donald Trump başlangıçta sektöre katı kurallar getirilmesine karşı çıkmıştı. Ancak Trump daha sonra yaptığı açıklamalarda, yapay zekanın “fazla süper” hale gelebileceğini belirterek gelişmelerin yakından izlenmesi çağrısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’nin eski Hazine Bakanı Rubin uyardı: Seçime müdahale ekonomiyi sarsar

Yayınlanma

ABD’nin eski Hazine Bakanı Robert Rubin, Trump yönetiminin ara seçimlere yönelik olası müdahalelerinin piyasalarda büyük bir ekonomik krize yol açabileceğini belirtti. Rubin, 10 yıllık Hazine tahvili getirisinin yüzde 5,36’ya çıktığı bir ortamda siyasi kaosun tüketici kredilerinden kamu borcuna kadar her alanda maliyeti tırmandıracağını vurguladı.

ABD’nin 1995-1999 yılları arasındaki Hazine Bakanı ve Centerview Partners Kıdemli Danışmanı Robert Rubin, The New York Times için kaleme aldığı makalede, Başkan Donald Trump yönetiminin kongre ara seçimlerinin sonucuna müdahale etme girişimlerinin geniş çaplı ekonomik sarsıntılara yol açabileceğini yazdı.

Rubin’e göre 3 Kasım’da yapılacak seçimler kaosa, en kötü senaryoda ise tamamen hukuksuzluğa sürüklenebilir.

Trump yönetiminin şimdiden serbest ve adil seçimlerin önüne birçok engel çıkardığını savunan Rubin, süreci doğrudan eleştirdi:

“Trump yönetimi; sahtekarlıkla ilgili asılsız iddialar yaymaktan yabancı müdahalesine karşı korumayı zayıflatmaya, eyaletleri seçmen kütüklerinden vatandaşları çıkarmak için güvenilmez veri tabanları kullanmaya zorlama girişimlerine kadar serbest ve adil ara seçimlerin yapılması önünde pek çok engel yarattı.”

Eski bakan, yönetimin daha da ileri gidebileceğinden endişe duyuyor. Rubin’in sıraladığı ihtimaller arasında oy verme merkezlerine federal ajanların gönderilmesi, oy sandıklarına el konulması veya Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü ele geçirmek amacıyla usule ilişkin bir yasal boşluktan yararlanılması yer alıyor.

Rubin, bu tür bir hamlenin 3 Ocak’ta yeni Kongre toplandığında hukuka uygun şekilde seçilen Demokratların göreve başlamasını engellemeye yarayacağını belirtti.

Seçim sürecini baltalama girişimlerinin uzun vadeli ekonomik faturalar çıkaracağı uyarısında bulunan Rubin, seçimlerin dürüst ve şeffaf olmasının ABD refahının temel dayanakları arasında yer aldığını kaydetti.

Rubin, hukukun üstünlüğünün dolara küresel rezerv para birimi statüsü kazandırdığını, yatırımcıların ülkeye güvenini pekiştirdiğini ve kamu borçlanma faizlerinin düşük kalmasını sağladığını vurguladı.

Siyasi kriz doğrudan tahvil ve hisse senedi piyasalarını vurabilir

Siyasi kaosun tahvil ve hisse senedi piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açabileceğini belirten Rubin, 10 yıllık Hazine tahvillerinin getirisinin kısa süre önce yüzde 5,36 seviyesine ulaştığına dikkat çekti.

Bu oranın 2008 küresel finans krizinden sonraki seviyelerin üzerinde olduğunu hatırlatan eski Hazine Bakanı, seçim etrafındaki gelişmelerin yatırımcılarda siyasi sistemin mali sorunları çözme kabiliyetine dair kaygıları artırabileceğini ve tahvil getirilerini daha da yukarı çekebileceğini yazdı.

Rubin bu tablonun gündelik hayata yansımasını da özetledi: Hükümet için kamu borcunu çevirme maliyetleri artarken, tüketiciler için konut kredisi faizleri yükselecek ve kredi kartı borçları katlanacak.

Focaldata tarafından yapılan bir anketin sonuçları da seçmen cephesindeki hoşnutsuzluğu gösteriyor.

Verilere göre Amerikalı seçmenlerin yarısından fazlası, Trump’ın göreve gelmesinden sonra mali durumunun kötüleştiğini düşünüyor. Katılımcıların yaklaşık yüzde 55’i Beyaz Saray liderinin performansını onaylamazken, yüzde 64’ü Trump’ın enflasyon ve yaşam maliyeti politikalarını olumsuz değerlendiriyor.

Öte yandan Axios, ABD’nin parasını bu ülkede tutan, silah satın alan ve öğrencilerini oraya gönderen müttefikler için artık “varsayılan tercih” olma özelliğini kaybettiğini aktarmıştı.

Haberde, yaşanacak küçük değişimlerin dahi Amerikan ekonomik gücünü on yıllardır ayakta tutan avantajlara zarar verebileceği kaydedilmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Cumhuriyetçi vekilden Rus dizeli tasarısı: Lisanslar iptal edilsin

Yayınlanma

ABD Kongresine sunulan yeni yasa tasarısı, Hazine Bakanlığının Rus dizel yakıtı sevkiyatına tanıdığı yaptırım muafiyetini kaldırmayı amaçlıyor. Cumhuriyetçi Brian Fitzpatrick imzalı teklif, Rus petrol ürünlerine OFAC üzerinden yeni lisans verilmesini de yasaklıyor.

ABD Kongresine, Rus enerji ürünlerine yönelik ithalat muafiyetlerini engellemeyi hedefleyen yeni bir yasa tasarısı sunuldu.

ABD yasama organının internet sitesinde yayımlanan düzenleme, Rus mazotunun uluslararası piyasalara ulaşmasını sağlayan izinleri doğrudan hedef alıyor.

Tasarıyı hazırlayan Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Brian Fitzpatrick, ABD Hazine Bakanlığının Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) üzerinden bu tür lisanslar vermesini engellemeyi amaçlıyor.

Metin, Rus dizel yakıtıyla bağlantılı işlemlere izin veren 135 numaralı genel lisansın iptal edilmesini ve gelecekte benzer yetkilerin tanımlanmasının yasaklanmasını öngörüyor.

Tasarı metninde, “Hazine Bakanı, Rusya Federasyonu menşeli ham petrol veya petrol ürünlerinin satışı, sevkiyatı ya da boşaltılması için mutat ve zorunlu sayılan, yasaların aksi halde yasakladığı hiçbir işleme izin veremez” ifadesi yer alıyor.

ABD Kongresindeki parlamenterler, bu ay içinde ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya ile vardığı dizel uzlaşmasını durdurmayı amaçlayan başka bir yasa tasarısını daha gündeme taşımıştı.

Söz konusu ilk tasarı, ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Kurumunun (DFC) Rusya enerji sektörüne yatırım yapmasını yasaklamayı, OFAC tarafından verilen genel lisansları geçersiz kılmayı ve yeni lisans çıkarılmasını önlemeyi amaçlıyor.

Girişim aynı zamanda Washington yönetimini Rusya enerji sektörüne dönük yaptırımları devreye sokmakla yükümlü kılıyor.

Trump anlaşmayı duyurmuş, yaptırımlar ertelenmişti

Donald Trump, 9 Ekim tarihinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Rus dizel yakıtının dünya piyasalarına çıkmasını sağlayan bir mutabakata vardıklarını açıkladı.

Bu açıklamayla eşzamanlı olarak ABD Hazine Bakanlığı, Rus mazotu sevkiyatını Nisan 2027’ye kadar yaptırımların kapsamı dışına çıkardı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Washington’ın aldığı bu kararı “haksız ve dürüstlükten uzak” sözleriyle eleştirdi. Trump ise Zelenskiy’nin dile getirdiği eleştiriye yalnızca “Tamam” yanıtını verdi.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, ABD yönetiminin Rus dizeline dönük yaptırımları kaldırmasını eleştirdi. Slovakya Başbakanı Robert Fico ise AB’nin bu başlıktaki tutumunu saflık olarak nitelendirdi.

Fico, “ABD daha ucuz petrole kavuşacak, Rusya ise bütçesine gelir sağlayacak. Bize ise AB içinde nefret dolu savaş politikasının, yaptırımların ve verilen ahlak derslerinin ödülü olarak 3 avroluk dizel, hatta belki de yakıt kıtlığı düşüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Batı yaptırımlarını kınayan Moskova, bu adımları meşru görmüyor. Putin, Rusya’ya karşı yürürlükte olan yaptırım sayısının 30 bini aştığını, bu miktarın dünyadaki diğer bütün ülkelere uygulananların toplamının neredeyse iki katı olduğunu dile getirdi.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da Rus ekonomisinin bu kısıtlamalara uyum sağladığını ve yaptırımlara karşı “belirli bir bağışıklık” kazandığını savundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English