Bizi Takip Edin

Amerika

ABD Senatosu’ndaki “YOLO grubu” Trump’ın atama kararlarını zora sokuyor

Yayınlanma

ABD Senatosunda haziran ayındaki ön seçimleri kaybeden veya emeklilik kararı alan Cumhuriyetçi senatörlerin oluşturduğu “YOLO grubu” (Yalnızca Bir Kez Yaşarsın), önümüzdeki haftalarda Trump yönetiminin üst düzey adaylarının kaderini belirleyecek. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri Direktörlüğüne aday gösterilen Erica Schwartz ile Adalet Bakanı adayı Todd Blanche, komisyon oturumlarında kendi partilerinden senatörlerin sert sorularıyla karşılaştı.

ABD’de Donald Trump yönetiminin en çok tartışılan bazı adayları, önümüzdeki haftalarda Senato komisyonlarında yapılacak kritik oylamalarda görev sürelerinin sonuna gelen Cumhuriyetçi senatörlerin bağımsızlık ve denetim iradesini test edecek.

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) direktör adayı Erica Schwartz ile Adalet Bakanı adayı Todd Blanche, geride kalan hafta düzenlenen onay oturumlarında soğuk bir kabulle karşılaştı.

Bu direnç, kendi partilerinde gayriresmi olarak “YOLO (Yalnızca bir kez yaşarsın) grubu” diye adlandırılan senatörlerden geldi.

Grubun üyeleri arasında haziran ayındaki ön seçimlerde Başkan Trump’ın desteklediği rakiplerine kaybeden Cumhuriyetçi Senatörler John Cornyn ve Bill Cassidy ile geçen yıl emekli olacağını duyuran Senatör Thom Tillis yer alıyor.

Komisyonlardaki dengeler açısından kritik öneme sahip bu isimlerden Cassidy, Schwartz’ın adaylığını inceleyen komisyonun başkanlığını yürütürken; Cornyn ve Tillis ise Blanche’ın adaylığını karara bağlayacak komisyonda kararsız oyları elinde tutuyor.

Kabine düzeyindeki diğer iki aday olan Çalışma Bakanı adayı Keith Sonderling ve Ulusal İstihbarat Direktörü adayı Jay Clayton da geçen hafta komisyonların önüne çıktı. Bu isimlerin adaylıklarının da önümüzdeki günlerde oylanması bekleniyor.

Seçim yenilgileri ve emeklilik kararları sonrası daha özgürce konuşmaya başlayan senatörler, Trump ile Senato Cumhuriyetçileri arasında yaz başında tırmanan gerilimin ardından ilk kez bu kadar çok sayıda önemli adayı sorguluyor.

Cassidy, Cornyn ve Tillis; Trump’ın tartışmalı adımlarına karşı bir barikat oluşturan ılımlı Cumhuriyetçi Senatörler Lisa Murkowski ve Susan Collins ile ortak hareket ediyor.

“Sadece emir alan bir direktör istemiyoruz”

Geçmişte yönetimin sağlık politikalarına eleştiriler yönelten ancak geçen yıl aşı karşıtı söylemlerine yönelik endişelerine rağmen Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.’ın onaylanması yönünde oy veren Senatör Cassidy, tıp doktoru kimliğiyle bu kez daha seçici davranıyor.

Eski bir cerrah yardımcısı ve hekim olan Schwartz, CDC liderliği için ana akım bir isim olarak görülse de Cassidy’nin, adayın aşı güvenliği konusunda Trump veya Kennedy’ye boyun eğmeyip bağımsız kalacağına dair verdiği yanıtlardan tatmin olmadığı görüldü.

Oturum esnasında tepkisini dile getiren Cassidy, “CDC direktörü olup sadece emirleri yerine getirebilirsiniz. Ancak bizim, aşılara olan inancı sarsan çılgınca ve aptalca iddialara karşı gerçekten dik duracak bir CDC direktörüne ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

Demokratların tamamının beklendiği gibi aşı kararına karşı oy kullanması durumunda, komisyondan tek bir Cumhuriyetçi üyenin “hayır” oyu vermesi Schwartz’ın adaylığının genel kurula sunulmasını engellemeye yetiyor. Cassidy ise oyunun yönüne dair henüz renk vermedi.

Benzer şekilde, Adalet Bakanı adayı Todd Blanche için Yargı Komisyonunda düzenlenen iki günlük oturumlar da Cornyn ve Tillis’i ikna etmekte yetersiz kaldı. Blanche’ın adaylığının komisyonda bloke edilmesi için de yine tek bir Cumhuriyetçi üyenin ret oyu yeterli bulunuyor.

“Mağdur fonu” tartışması

Trump’ın eski kişisel avukatı olan Blanche, Demokratların sert muhalefetinin yanı sıra kendi partisinden de ciddi çekincelerle karşı karşıya.

Cornyn ve Tillis, Blanche’ın vekil adalet bakanı olarak son aylardaki bazı uygulamalarından rahatsızlık duyduklarını belirtti. İki senatör, Blanche’a verecekleri desteğin, devlet mekanizmalarının kendilerine karşı “silah olarak kullanıldığını” iddia eden kişilere yönelik kurulması planlanan yasal savunma fonunun tamamen iptal edilmesine bağlı olduğunu vurguluyor.

Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında büyük tartışma yaratan bu fon projesi, mayıs ayında göçmenlik yasası fon paketinin geçmesini de engellemişti.

Blanche, söz konusu fon projesinin “bittiğini” ve yeniden canlandırılamayacağını söylese de bu güvenceyi henüz yazılı olarak sunmadı. Senatör Cornyn, Blanche’ın bu konudaki sözlü açıklamalarının ikna edici olmadığını belirterek çarşamba günü oturum çıkışında gazetecilere, “Argüman bu fonun öldüğü yönündeydi ancak kendisi aslında ölmediğini doğrulamış oldu” dedi ve oyuna dair kararını henüz vermediğini ekledi.

Blanche’ın adaylığına genel olarak olumlu bakan Tillis ise duruşmayı, Adalet Bakanlığının Jeffrey Epstein dosyalarını ele alış biçimini sorgulamak için kullandı.

Tillis, Blanche’ın bakanlıktan randevu talep eden ancak yanıt alamayan bazı Epstein kurbanlarıyla görüşmemesi halinde adaylığına onay vermeyeceğini beyan etti.

Bu uyarının ardından Blanche, perşembe öğleden sonra kurbanlarla bir araya gelse de görüşme mağdurları memnun etmedi. Kurbanlardan Annie Farmer, yaptığı açıklamada Blanche’ı “hırpalayıcı, tepeden bakan ve kasıtlı olarak net yanıtlar vermekten kaçınan” biri olarak tanımladı.

Blanche ise mağdurlara, kamuoyu önünde yaptığı gibi adalet arayışları için FBI’a başvurmalarını tavsiye ettiğini söyledi.

Tillis, Blanche’a bu görüşmeyi gerçekleştirdiği için teşekkür etmekle birlikte, iki hafta içinde yapılması planlanan oylamadaki tavrını açıklamadı.

Seçim güvenliği çıkmazı

Ulusal İstihbarat Direktörü adayı Jay Clayton’ın önünde ise daha az engelli bir yol uzanıyor. Ancak ABD istihbarat servislerinin yabancı tehditleri yurt dışında izlemesine olanak tanıyan gözetleme yasasının (FISA) Clayton yönetiminde yeniden yürürlüğe girip girmeyeceği belirsizliğini koruyor.

Geçen ay süresi dolan yasanın uzatılması çabaları, Trump’ın istihbarat topluluğunun başına geçici olarak Bill Pulte’u atamasıyla Senatoda kesintiye uğramıştı.

Pulte, Federal Konut Finansmanı Ajansı direktörüyken Trump’ın siyasi rakiplerini soruşturmak için konut kredisi kayıtlarını kullandığı iddiaları nedeniyle hem Demokratlar hem de bazı Cumhuriyetçiler arasında tartışmalı bir figür olarak görülüyor.

Senatörler, New York’ta eski Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro gibi profili yüksek sanıkları ve terör zanlılarını yargılamış olan Clayton’a karşı daha sıcak yaklaşıyor.

Ancak Trump yönetiminin seçim güvenliği odaklı ajandası, Clayton’ın varlığına rağmen FISA yasasının yenilenmesini zorlaştırabilir.

Oturumda Demokrat senatörler, Clayton’ı 2020 başkanlık seçimlerini Trump’ın değil Joe Biden’ın kazandığını açıkça kabul etmediği için eleştirdi. Eski Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’ın, Georgia eyaletinin Fulton ilçesindeki seçim ofislerine düzenlenen FBI baskınlarında yer alması da tartışma konusu oldu.

Clayton bu baskınlar hakkında detaylı bilgisi olmadığını iddia edince Senato İstihbarat Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Mark Warner duruma tepki göstererek, “Size güveniyorum ve sizi tanıyorum; fakat Direktör Gabbard’ın Fulton’daki yerel seçim faaliyetlerine müdahalesinden ve bunun yarattığı büyük endişeden haberiniz olmadığını düşünmek inandırıcılık sınırlarını zorluyor” dedi.

İstihbarat Komisyonu, pazartesi akşamı Clayton’ın adaylığını oylayacak. FISA konusu oturumda doğrudan gündeme gelmemiş olsa da senatörler, Pulte’un yerine Clayton’ın getirilmesinin yasanın uzatılması sürecini yeniden başlatabileceğine dair umut taşıyor.

Amerika

Pentagon’un 1,5 trilyon dolarlık rekor bütçe talebine Kongre engeli

Yayınlanma

ABD Kongresi, Trump yönetiminin talep ettiği 1,5 trilyon dolarlık rekor savunma bütçesini derinleşen siyasi ayrılıklar nedeniyle onaylamama noktasına geldi. İran savaşı ve askeri mühimmat tedariki için harcamaların yüzde 40 artırılmasını isteyen Pentagon, acil ihtiyaç duyulan 67 milyar dolarlık ek kaynağı da kapsayan pakette partilerin direnciyle karşılaşıyor.

ABD Kongresi, Donald Trump yönetiminin 2027 mali yılı için talep ettiği 1,5 trilyon dolarlık rekor savunma bütçesini büyük olasılıkla onaylamayacak.

The Washington Post gazetesinin Kongre kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, bütçe müzakereleri partiler arasındaki uzlaşmazlık yüzünden kilitlendi.

Gazetenin görüştüğü yaklaşık 30 ABD’li parlamenter, savunma politikası ve bütçe yasa tasarılarının partiler üstü mutabakatın tamamen çökmesi ve Kongre üyeleriyle ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth arasındaki kişisel sürtüşmeler nedeniyle “çıkmaza girdiğini” aktardı.

Trump yönetimi talep ettiği finansmanı iki parçaya ayırarak 1,15 trilyon dolarlık ilk dilim için Demokratların bir kısmının desteğini almayı, 350 milyar dolarlık ikinci dilimi ise yalnızca Cumhuriyetçilerin oylarıyla geçirmeyi hedefliyor.

Haberde aktarılana göre, Cumhuriyetçi Parti içinde bu 350 milyar dolarlık ikinci paketi kabul ettirecek bir iç uzlaşı dahi sağlanabilmiş değil.

ABD’nin 2026 savunma bütçesi, Kongre’nin geçen yıl ileri silah sistemlerinin geliştirilmesinden Amerikan savunma sanayisinin teşvik edilmesine kadar bir dizi öncelikli hedef için onayladığı 150 milyar dolarlık tek seferlik kaynak dahil olmak üzere yaklaşık 1 trilyon dolar seviyesinde seyrediyor.

Yönetimin talep ettiği yeni bütçe, savunma harcamalarında yüzde 40 artış öngörürken yeni silahların finanse edilmesini ve İran ile yaşanan savaş sırasında tüketilen hassas güdümlü füzelerin stoklarının yenilenmesini kapsıyor.

Savunma Bakanı Hegseth, İran çatışmasını da kapsayan askeri operasyonlar için Kongre’den 67 milyar dolarlık ilave kaynak ayrılmasını da istedi.

The Washington Post, Kongre’nin yıl sonuna kadar yalnızca 20 iş günü kaldığı için parlamenterlerin bu krizi çözmek üzere son derece kısıtlı bir zamana sahip olduğunu belirtiyor.

Ortadoğu’daki askeri operasyonların faturası kabarıyor

ABD, savunma harcamalarının NATO bünyesindeki ayrıcalıkların dağıtımında hesaba katılmasını teklif etti.

The Hill’in ABD Merkez Komutanlığının (CENTCOM) değerlendirmesine dayandırdığı haberine göre, Washington’ın İran’a yönelik askeri operasyonlara harcadığı tutar son bir ayda 3 milyar dolardan fazla artışla 47 milyar dolara yükseldi.

CENTCOM belgesine göre askeri harcamalardaki en büyük kalemi 29 milyar dolarla mühimmat tedariki oluşturuyor.

Doğrudan muharebe operasyonlarının yürütülmesine bağlı ek maliyetler yaklaşık 12 milyar doları bulurken, kaybedilen askeri teçhizat ve donanımın ikamesi için 6,1 milyar dolara ihtiyaç duyuluyor.

Bölgeye konuşlandırılan personelin desteklenmesi, hava taşımacılığı, muhabere ve harekat alanındaki lojistik nakliye giderleri 7,6 milyar dolar olarak hesaplanıyor.

Bu resmi maliyet dökümüne ABD’nin Ortadoğu’daki askeri üslerinin onarımı ve yeniden inşası için gereken harcamalar dahil edilmedi.

Temsilciler Meclisi, temmuz ayında 1,15 trilyon dolarlık savunma bütçesi tasarısını 212’ye karşı yalnızca 216 oyla güçlükle geçirmişti.

Oylamada altı Demokrat vekil tasarıya onay verirken yedi Cumhuriyetçi vekil kendi partisinin aleyhinde oy kullanmıştı.

The Washington Post daha önce de Pentagon’un ciddi bir kaynak sıkıntısıyla karşı karşıya kaldığını yazmıştı.

Beyaz Saray askeri harcamaların karşılanması için Kongre’den acil koduyla 67 milyar dolar talep etmişti.

Gazete, parlamenterlerin adım atmaması durumunda ordunun yakın zamanda çok daha sancılı tavizler vermek zorunda kalacağını kaydetmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Saniyenin yirmide biri 100 bin dolar: Trump’ın paylaşımlarına erken erişim

Yayınlanma

ABD Başkanı Trump’ın sosyal medya platformu Truth Social, başkanın paylaşımlarını işlem yazılımlarına daha hızlı aktaran özel veri hizmetini Bloomberg ile yüksek frekanslı işlem şirketleri Susquehanna ve Jump Trading’e satmaya başladı. Ayda 60 bin ila 100 bin dolar ödeyen abonelere yaklaşık 50 milisaniyelik zaman avantajı sağlayan uygulama, Demokrat senatörlerin inceleme çağrısına ve resmi açıklamalara eşit erişim davasına konu oldu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın kurduğu sosyal medya platformu Truth Social, başkanın paylaşımlarına herkesten önce ulaşma imkânı tanıyan özel hizmetini haber ve veri sağlayıcısı Bloomberg ile iki Wall Street şirketine satmaya başladı.

Reuters’a konuşan ve konuyu doğrudan bilen kaynaklara göre, aboneler arasında algoritmik ve otomatik alım satıma odaklanan yüksek frekanslı işlem şirketleri Susquehanna International Group ile Jump Trading yer alıyor.

Truth API adı verilen bu ürün, sıradan kullanıcıların platformda gezinmesini sağlayan standart bir abonelik değil.

Farklı yazılımların birbirine bağlanmasına yarayan API arayüzü üzerinden çalışan sistem, Trump’ın paylaşımlarını uygulama ekranına düşmesini beklemeden doğrudan abone şirketlerin bilgisayar sistemlerine aktarıyor.

Böylece alım satım yazılımları, piyasaları hareketlendirebilecek başkanlık açıklamalarını daha erken yakalayıp otomatik işlem kararları verebiliyor.

Saniyenin yirmide biri için ayda 100 bin dolar ödüyorlar

Truth Social’ın çatı şirketi Trump Media and Technology Group, paylaşımlara doğrudan ve hızlı erişim sağlayan bu ürünü temmuz ayında duyurarak işlem şirketlerine ve diğer finans kuruluşlarına pazarladı.

Şirket, ağustosta yatırımcılara yaptığı açıklamada 10’dan fazla müşteriyle sözleşme imzaladığını bildirdi; ancak Reuters bu sayıyı bağımsız olarak doğrulayamadı.

Müşterilerinin kimliğini açıklamayan Trump Media, abonelerin ağırlıklı olarak Wall Street işlem şirketlerinden oluştuğunu ve hizmet için ayda 60 bin ila 100 bin dolar ödediklerini belirtti.

Trump Media yetkililerine göre bu doğrudan bağlantı yaklaşık 50 milisaniyelik, yani saniyenin yirmide biri kadar bir zaman avantajı sağlıyor.

Bir insanın fark etmesi güç olan bu süre, haberleri saniyenin binde biri içinde okuyup analiz edebilen ve anında işlem emri verebilen algoritmalar için büyük değer taşıyor.

Nitekim Trump’ın nisan ayında İran savaşında ateşkes ilan ettiği Truth Social paylaşımının ardından petrol vadeli işlemlerinin düşmesi, başkanın mesajlarının piyasalar üzerindeki etkisine örnek gösteriliyor.

Hizmetin müşterileri arasında adı geçen Bloomberg, Jump Trading ve Susquehanna konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti.

Bloomberg’in finans haberciliğindeki rakiplerinden Reuters ise hizmeti değerlendireceğini ancak şu anda abone olma planı olmadığını açıkladı.

Trump Media cephesi ise Truth Social’ın farklı sektörlerden yoğun talep gören, sektör standartlarına uygun bir API ürünü sunduğunu bildirdi.

Müşteri gizliliğini önemsediklerini vurgulayan şirket, haberin kendilerine, müşterilerine ve hissedarlarına zarar vermeyi amaçlayan anonim kaynakların aktardığı yanıltıcı bilgilere dayandığını savundu.

Şirket zarar ederken gelirler Trump’ın aile fonuna akıyor

Görevdeki bir başkanla bağlantılı bir işletmenin, başkanın açıklamalarına erişimi parayla satmasının ilk örneği olabilecek bu anlaşmalar hukuki ve etik tartışmaları da beraberinde getirdi.

Trump’ın aile fonu, Trump Media’nın yüzde 41’ine sahip. Bu hisselerden doğan gelirlerin tek hak sahibi bizzat Trump olurken, fonun yönetimi ve oy yetkisi oğlu Donald Trump Jr.’ın elinde. Donald Trump Jr. yorum talebini yanıtsız bıraktı; işletmedeki rolüne ilişkin soruların yönlendirildiği Trump Organization da açıklama yapmadı.

Diğer yandan şirketin mali tablosu parlak değil; Trump Media hisseleri yıl başından bu yana yüzde 50’den fazla değer kaybetti.

Mart 2024’te borsaya açıldığı ilk günü yaklaşık 8 milyar dolar değerle kapatan şirketin piyasa değeri bugün yaklaşık 1,8 milyar dolara geriledi.

Üstelik şirket, nakit çıkışı gerektirmeyen muhasebe giderleri de dahil olmak üzere 2024’ten bu yana yaklaşık 1,76 milyar dolar zarar yazdı.

Beyaz Saray Sözcüsü Davis Ingle, Trump ve ailesinin portföy yatırımlarına ilişkin kararlara doğrudan katılmadığını söyledi, ancak başkanın makamını uygunsuz biçimde kullandığı iddialarına yanıt vermedi.

Senatörler inceleme istedi, basın örgütleri yargıya taşıdı

Uygulama Kongre ve yargı koridorlarına da taşındı. Demokrat senatörler Elizabeth Warren ve Adam Schiff, temmuz ayında ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonuna (SEC) başvurarak hizmetin menkul kıymetler yasalarını ihlal edip etmediğinin incelenmesini istedi.

İki senatör, bu satışı başkanın kişisel kazanç uğruna makamını “şoke edici biçimde kötüye kullanması” diye nitelendirdi; SEC ise yorum yapmayı reddetti.

Trump Media sözcüsü, Demokratların serbest piyasalara ideolojik karşıtlıkları yüzünden veya kamuya açık bilgiyle kamuya açık olmayan bilgi arasındaki farkı anlayamadıkları için hizmeti yanlış tanıttıklarını ileri sürdü.

Ağustos ayında ise Intercept Media ve basın özgürlüğü kuruluşu Freedom of the Press Foundation, Trump’a dava açtı.

Davacılar, ücretli veri akışı hizmeti sürerken Beyaz Saray’ın resmi hükümet açıklamalarını yalnızca Truth Social üzerinden yayımlamasının engellenmesini talep ediyor.

Süren davada, kamu bilgisine mali engel konulmasının anayasaya aykırı olabileceği ve varlıklı Wall Street şirketlerine ayrıcalık tanıdığı savunuluyor.

Ücretli hizmeti “derinden yozlaşmış” bir uygulama olarak tanımlayan davacılar, bilgiye eşit erişimi olmayan kamuoyunun Anayasa’nın Birinci Değişikliği kapsamındaki haklarının çiğnendiğini, yasayla güvenceye alınan eşit erişim için “makul olmayan tutarlar” istenmesinin de Beşinci Değişikliği ihlal ettiğini öne sürüyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Ingle, açılan davaya ve iddialara doğrudan yanıt vermek yerine, Trump’ın yalnızca Amerikan halkının çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini söylemekle yetindi.

Okumaya Devam Et

Amerika

“ICE, ABD tarihinin en büyük sol karşıtı izleme operasyonlarından birini yürütüyor”

Yayınlanma

Hukukçulara göre, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE), ABD tarihinde görülmemiş düzeyde bir “sol karşıtı” izleme operasyonu yürütüyor.

WIRED’da yer alan habere göre avukatlar, federal komplo suçlamalarıyla karşı karşıya kalan Minnesota sakinleri adına, ICE tarafından Minnesota ve ötesindeki solcu sosyal hareketlere karşı yürütülen, geniş kapsamlı ve muhtemelen anayasaya aykırı bir casusluk operasyonuna dair kanıtlar elde etti.

Gündemi meşgul eden “Minnesota 15” davası, federal fonlar ve yeni personel ile donanmış İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS), artık Başkan Donald Trump’ın muhalefete karşı başlıca aracı olduğunu ve 11 Eylül sonrası elde edilen güçlü soruşturma yetkilerini, topluluklarını örgütleyen sıradan Amerikalılara karşı kullandığını açıkça ortaya koyuyor.

Uzmanlara göre, 1960’lar ve 1970’lerde federal hükümetin Yeni Sol ve savaş karşıtı harekete karşı yürüttüğü isyan bastırma operasyonlarından bu yana ABD’de bu ölçekte bir olay görülmemişti.

Bu davalarda delil toplama süreci sırasında ortaya çıkan belgeler arasında onlarca rapor, ses kaydı transkripti, e-posta, ele geçirilen Signal sohbetleri, fotoğraflar, veritabanı sorguları ve daha fazlası yer alıyor.

Bu belgeler, tartışmalı 7 Numaralı Ulusal Güvenlik Başkanlık Memorandumu (NSPM 7) ile yetkilendirilen ve “Project Whipple Shield” ile “Operation Puppet Master” isimleri altında yürütülen iç terör soruşturmalarının iç işleyişini ortaya koyuyor.

Geçen yılın Eylül ayında Charlie Kirk’ün suikastının ardından yayınlanan NSPM 7, federal kolluk kuvvetlerine, yönetimin politikalarını eleştiren ve “Hıristiyanlık karşıtı” fikirleri savunan örgüt ve kişilere karşı mevcut her türlü aracı kullanma talimatı veriyor.

Bu belgenin yetki verdiği soruşturmaların tam kapsamı ve boyutu hâlâ bilinmiyor.

Minnesota 15’in savunma avukatları, bu davanın Trump yönetiminin göçmenlik politikalarına karşı çıkanları hedef alan, ülke çapında yürütülen daha geniş kapsamlı bir gözetim operasyonundan kaynaklandığını iddia ediyor.

Davaya bakan avukatlardan biri, DHS tarafından yürütülen bu kampanyayı, 1950’lerden 1970’lerin başlarına kadar ırk adaleti, sivil haklar ve savaş karşıtı hareketleri anayasaya aykırı bir şekilde gözetleyen, içlerine sızan ve şantaj uygulayan FBI’ın kötü şöhretli Karşı İstihbarat Programı (COINTELPRO) ile karşılaştırıyor.

Dosyaları inceleyen üç eski kolluk görevlisi de bu görüşe katılıyor ve WIRED’e, bu davanın, yönetimin Aralık 2025’te Minnesota’yı işgal etmesinden çok önce başlayan daha geniş çaplı bir istihbarat toplama operasyonunun neredeyse kesin olarak bir parçası olduğunu belirtiyor.

DHS’nin gözetleme programının ortaya çıkarılmasına ilişkin davada sunulan karşılıklı dilekçeler, ICE’ın iki biriminden biri olan İç Güvenlik Soruşturmaları (HSI) personelinin, ciddi cezai soruşturmalar için ayrılmış finansman mekanizmalarını ve soruşturma araçlarını başka amaçlarla kullanarak bunları yurt içi muhaliflere yönelttiğini ortaya koyuyor.

Minnesota 15 davasının finansmanını sağlayan HSI’nin gizli operasyonu “Operation Keyhole”, 2008 yılına kadar uzanıyor.

Haziran 2026 itibarıyla, bu program Minneapolis–Saint Paul bölgesinde devam eden yarım düzine gizli soruşturmayı finanse ediyordu.

Aralarında 11 gizli ajan da olmak üzere, Beyaz Saray’ın askeri nitelikli göçmenlik denetim operasyonlarının ön saflarında görev yapmış, ülke çapındaki özel birimlerden gelen yaklaşık 120 HSI ajanı bu vakaya atandı.

Bu ajanlar, genellikle kara para aklama ve terör soruşturmalarıyla sınırlı olan Reaper insansız hava araçlarının kullanımı ve Vatanseverlik Yasası (Patriot Act) araçları da dahil olmak üzere son derece müdahaleci gözetim teknikleri kullandılar.

Gizli ajanlar ayrıca, bir mahkeme kararını açıkça ihlal ederek kiliselere sızdılar.

Minnesota 15 iddianamesi, geçen kış gerçekleştirilen “Operation Metro Surge” sırasında cemaat tepki ağlarına karşı sert önlemler alınması için Trump yönetiminin Adalet Bakanlığı’ndan “büyük ve gürültülü hareket etmesini” talep etmesinden kaynaklanıyor.

Twin Cities’deki (yani Minneapolis ve St. Paul’deki) aktivistler, şifreli Signal grupları, kendi geliştirdikleri araç veritabanları ve merkezi bir sevk sistemi kullanarak DHS ajanlarını ve araçlarını izlemek üzere gönüllüler organize ettiler.

Eyalet savcıları, bunun göçmenlik uygulamalarını engellemek, federal ajanları yasadışı olarak tespit edip takip etmek ve hatta onlara saldırmak amacıyla kurulan bir komplo olduğunu iddia ediyorlar.

Savunma avukatları, Minnesota 15’e yöneltilen ağır suçlamaların, sanıkların iddia edilen davranışlarıyla uyuşmadığını belirtiyor.

Sanık Isaac Sant’ı temsil eden Kevin Riach, “Komplo kurmakla suçlanan ve bunun üzerine bir konuşma turuna çıkan bir müvekkilim ilk kez oluyor”, diyor.

Minneapolis 15’in iddianamesine yol açan “Operation Puppet Master”nun kapsamını ortaya koyan bir ICE iç belgesi, şu notla sona eriyor: “Bu dava, CUC Op Keyhole kapsamında da kabul edilmiştir.”

Savcılara göre, “Operation Keyhole”, HSI’nın Saint Paul ofisi tarafından Minnesota, Kuzey ve Güney Dakota, Iowa ve Nebraska’yı kapsayan bir bölgede “gizli faaliyetler”e (özellikle ekipman alımları ve personel masraflarına) finansman sağlamak amacıyla oluşturulan uzun soluklu bir program.

Program, Aralık 2008’de başladığından bu yana “uyuşturucu kaçakçılığı, çocuklara yönelik cinsel istismar, mali soruşturmalar ve silahların yayılmasının önlenmesi” alanlarında en az 77 soruşturmaya finansman sağladı.

2008 tarihli bir DHS iç el kitabına göre “CUC” kısaltması öneki, “Sertifikalı Gizli Operasyonlar” (Certified Undercover Operations) anlamına geliyor.

Bu, açıkça tanımlanmış denetim mekanizmaları, prosedürleri ve raporlama gerekliliklerine sahip resmi bir tanımlama.

Operation Keyhole’un parametreleri, Adalet Bakanlığı (DOJ) ve DHS’nin üst düzey yetkililerinden oluşan bir komite tarafından her altı ayda bir gözden geçirilir.

En son Haziran 2026’da yenilendiğinde, Keyhole, Şubat ayında DHS ajanlarına ve diğer federal çalışanlara yönelik saldırı, taciz ve kişisel bilgilerin ifşa edilmesi iddialarını araştırmak üzere başlatılan ve Minnesota 15 iddianamesinin temelini oluşturan “Project Whipple Shield” dahil olmak üzere altı aktif soruşturmaya fon sağlamıştı.

“Operation Keyhole” kapsamında görev yapan en az 11 gizli ajan, Twin Cities’deki ICE karşıtı aktivistlerin arasına sızarak dövüş sanatları ve “haklarını bil” eğitimlerine, yürüyüşlere, genel grevlere ve topluluk toplantılarına katıldı.

Ayrıca, olası gizli ICE araçlarını tespit etmek ve aktivistleri bu araçları Twin Cities genelinde takip etmeleri için görevlendirmek amacıyla aktivistlerin iletişim ağına da sızdılar.

Signal üzerinden yürütülen çeşitli aktivist grup sohbetlerine girerek, bu sohbetlerin içeriğini analiz ve nihayetinde iddianameye dahil edilmek üzere diğer HSI meslektaşlarına ilettiler.

Soruşturma kapsamında Seattle, Michigan, Chicago ve New York City gibi uzak yerlerdeki aktivist konferansları gözetim altına alındı.

HSI ekipleri, toplantı mekanlarının otoparkında park etmiş veya aktivistleri taşıyan her aracın fotoğrafını çekti ve plaka numaralarını kaydetti.

Ayrıca, Gümrük ve Sınır Koruma Birimi’ne ait silahsız Reaper insansız hava araçlarından, Twin Cities bölgesinde dolaşan aktivistlerin görüntülerine de rastlanıyor.

Gizli ajanlar, sanıkların hem dijital ortamda hem de yüz yüze olarak soruşturulmasına ve gözetlenmesine katılan, 50’den fazla HSI ajanından oluşan çok daha geniş bir grubun parçasıydı.

Bu grubun içinde HSI’nın pek bilinmeyen Özel Operasyonlar Grubu’ndan en az iki düzine ajan da yer alıyordu.

Karmaşık mali suçlar, uyuşturucu kartelleri soruşturmaları, insan kaçakçılığı ve organize suçlar konusunda onlarca yıllık deneyime sahip federal ajanlar, “Minnesota 15” soruşturmasına dahil edildi.

Eski DHS avukatı ve terörle mücadele uzmanı olan ve şu anda NAACP Hukuki Savunma Fonu’nda çalışan hukukçu Spencer Reynolds şunları söyledi:

“Bu operasyon hiçbir şekilde Minnesota ile sınırlı görünmüyor. Sokaklarda görev yapan ekiplerde gördüğümüz gibi, Greg Bovino’nun önderliğinde CBP ve Sınır Devriyesi özel kuvvet birimlerinin ülke çapında geniş çaplı baskınlar düzenlemesi, bu kapı kırma operasyonlarıyla paralel olarak işleyen istihbarat ve gizli soruşturma mekanizması.”

11 Eylül sonrası federal kolluk kuvvetlerinin sert bir eleştirmeni haline gelmeden önce yıllarca gizli görevde iç terör davalarında çalışan emekli FBI ajanı Mike German, Minnesota 15 davasını, federal kolluk kuvvetlerinin solcu sosyal hareketleri bastırma konusundaki uzun geçmişine benzetiyor.

Buna, Vietnam Savaşı sırasında yabancı etkilerin kanıtlarını bulmak amacıyla savaş karşıtı hareketi gözetleyen CIA’in MH/Chaos Operasyonu da dahil. Aradaki farklardan biri ise olayın muazzam ölçeği: Bu seferki çok daha büyük.

Eski CIA ajanı Frank Rafalko’nun 2011 yılında yayımlanan kitabına göre, Yeni Sol ve Vietnam Savaşı karşıtı hareket üzerinde şüphelenilen yabancı etkilerle ilgili CIA’nın gizli soruşturmasında, en yoğun döneminde 42 ajan görev almıştı.

Mahkeme kayıtları, yalnızca Minnesota 15 davasında 119 HSI ajanının görev yaptığını gösteriyor.

German’a göre, günümüzde en önemli fark, federal yetkililerin elinde bulunan muazzam veri havuzu.

HSI, soruşturma kapsamındaki kişileri tespit etmek için, banka havalelerinin, PayPal geri ödemelerinin ve diğer finansal işlemlerin incelenmesi; web sitesi trafiğinin adli dijital analizi; ele geçirilen 15 terabaytlık Signal sohbetleri; ve ticari bir veri aracısından elde edilen bilgiler dahil olmak üzere son derece müdahaleci önlemler uyguladı.

Yerel bir aktivistin, geliştiricilere yönelik bir kamu bulut platformu olan Fly.io’da bulunan bir plaka arama aracını, sızdırılmış bir Signal sohbetine yüklemesinin ardından, HSI ajanları, ticari bir aracıdan satın alınan verilerin yanı sıra web sitesinin DNS sorgularını ve Stripe verilerini inceledi.

Bu sayede HSI, SSH oturum günlüklerine, giden bağlantı kayıtlarına, Fly.io hesabının kayıt IP adresine ve hiç ödeme gerçekleştirilmemiş bir hesaba ait Stripe kart parmak izine erişim sağladı.

Ajanlar, bu bilgileri Minnesota DVS kayıtları ve Thomson-Reuters CLEAR platformundan elde edilen ticari verilerle birleştirerek sürücü belgesi numarası, Sosyal Güvenlik numarası özeti, yıllara ait adres geçmişi, telefon numaraları, mülk kayıtları ve ortak kayıtlı araçları tespit ettiler.

WIRED’in incelediği, Los Angeles ve Arizona’da görev yapan birkaç HSI ajanı arasında geçen e-postalar, bu soruşturmalar kapsamında bir dizi kaydın teslim edildiğini ortaya koyuyor.

Bunlar arasında, Minnesota’da görevli kıdemli bir HSI ajanının, “bu kayıtların saklandığı her yerde” dosyalanması amacıyla Los Angeles’ta görevli bir meslektaşına gönderdiği, SEIU (Hizmet İşçileri Uluslararası Sendikası) ile ilgili bazı kayıtlar da bulunuyor.

Komplo soruşturmasında görev alan diğer ajanlar da son dönemde gündeme gelen bazı olaylara karışmışlar.

Örneğin HSI Özel Operasyon Grubu (SOG) ekibinin “ekip lideri” Tim Gerber, bir ICE ajanının papazlık yaptığı Minneapolis’teki bir kilisede düzenlenen protesto hakkında haber yapan eski CNN sunucusu Don Lemon’a yönelik soruşturmayı yönetti.

SOG’dan meslektaşı Yue Her ise, 2025 yılında Renee Good’un katili olan ICE Özel Müdahale Ekibi ajanı Johnathan Ross’un, yakalamaya çalıştığı bir adamın arabası tarafından sürüklendiği olayın yerinde bulunmuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English