Amerika
ABD kamuoyundan Donald Trump’ın İran savaşına rekor tepki

The Economist dergisinin haberine göre yapılan son anketler, İran ile yürütülen savaşın anket kayıtlarının tutulmaya başlandığı dönemden bu yana ABD tarihindeki en popülerlikten uzak çatışma olduğunu ortaya koyuyor. Ateşkesin bozulmasıyla birlikte seçmenlerin büyük çoğunluğu savaşın uzun süreceğini öngörürken, tırmanan akaryakıt fiyatları ve net bir çıkış stratejisinin bulunmaması iktidardaki Cumhuriyetçi Partiyi yaklaşan ara seçimlerde ciddi bir yenilgi riskiyle karşı karşıya bırakıyor.
ABD’de, İran ile aeşkes sürecinin bozulmasıyla birlikte Amerikan seçmenlerinin savaşa olan inancı hızla tükeniyor.
Reuters/Ipsos tarafından gerçekleştirilen araştırmaya göre, katılımcıların beş de dördü çatışmaların uzun bir süre daha devam edeceğini öngörüyor.
The Economist/YouGov anketine katılanların yaklaşık yarısı ise savaşın bir yıl veya daha uzun süreceğini tahmin ediyor. Kamuoyunda bu sürece verilen destek hızla erirken, Trump’ın İran’a saldırma kararına yönelik net onay oranı eksi yüzde 30 seviyesine kadar geriledi.
Vietnam Savaşı’nın kamuoyunda bu derece tepki toplaması altı yıl sürmüşken, İran savaşının altı ay içinde aynı seviyede reddedilmesi dikkati çekiyor.
The Economist dergisine konuşan Virginia Üniversitesinden Larry Sabato, savaşın gördüğü tepkinin derinliğinden ziyade bu tepkinin ne kadar hızlı oluştuğuna işaret ediyor.
Sabato, İran savaşının anketlerin yapılmaya başlandığı tarihten bu yana Amerikan halkı nezdinde en az destek bulan çatışma olduğunu ve bu durumun ilk günden itibaren geçerliliğini koruduğunu vurguluyor. Sürecin uzamasının maliyetleri artıracağını belirten Sabato, bu durumun Trump ve Cumhuriyetçi Partiye ara seçimlerde siyasi bir fatura olarak döneceğini öngörüyor.
Geçmişteki askeri müdahalelerde ilk dönemlerde yüksek olan kamuoyu desteği zamanla erime gösteriyordu. Örneğin, ABD’nin 2001 yılında Afganistan’da Taliban’a yönelik başlattığı operasyon ilk başta halkın yaklaşık yüzde 90’ının desteğini almıştı.
Dönemin Başkanı George W. Bush, 11 Eylül saldırılarını gerçekleştiren teröristleri barındırdığı gerekçesiyle Taliban’a karşı net bir gerekçe sunmuştu.
Gallup verilerine göre, 2 binden fazla ABD askerinin öldüğü ve 20 bin askerin yaralandığı bu işgale verilen desteğin yüzde 50’nin altına düşmesi 13 yıl sürmüştü.
Ekonomik etkiler seçmenin cebini doğrudan vuruyor
Trump’ın İran savaşında şimdiye kadar 17 ABD askeri hayatını kaybetti. Bu sayı askeri açıdan düşük görünse de savaşın ekonomik yansımaları seçmenlerin günlük yaşamını doğrudan ve hızlı bir şekilde etkiledi.
Operasyonlar öncesinde açık olan Hürmüz Boğazı’nın kapanması akaryakıt fiyatlarını tırmandırdı. Trump, bölgedeki askeri ablukayı kırmak adına ordu gücü sayesinde petrol akışının her zamankinden daha yoğun olduğunu ileri sürse de somut veriler bu iddiayı desteklemiyor.
Brent petrolün varil fiyatı temmuz başından bu yana 72 dolardan 88 dolara kadar tırmandı. ABD’de savaş öncesinde 3 dolar olan galon başına benzin fiyatı da yaklaşık 4 dolar seviyesine ulaştı.
Gallup verilerine göre, geçmişte yoğun Amerikan kara birliklerinin katıldığı Vietnam Savaşı seçmenler tarafından ülkenin en önemli sorunu olarak görülüyordu.
İran savaşı için doğrudan bu tanımlama yapılmasa da seçmenler anketlerde en büyük endişelerinin yüksek yaşam maliyeti ve yetersiz liderlik olduğunu belirtiyor. Bu durum, görece az can kaybı yaşanmasına rağmen İran savaşının Cumhuriyetçiler için büyük bir seçim problemine dönüşebileceğini gösteriyor.
Savaşa yönelik destek siyasi eğilimlere göre de keskin bir şekilde ayrışıyor. Demokrat seçmenler arasında savaşı onaylama oranı net eksi yüzde 84, bağımsızlar arasında ise eksi yüzde 52 seviyesinde seyrediyor.
Girişimi destekleyen tek büyük grup olan ve Trump’ı destekleyen “MAGA” Cumhuriyetçileri arasında onay oranı yüzde 72 olsa da bu grupta da kırılmalar yaşanıyor.
Washington Post/Ipsos anketine göre, Trump destekçilerinin yarıdan fazlası ilk kez onun çalışma performansını “güçlü” yerine sadece “kısmen” onayladığını belirtiyor.
Kendini bu grubun dışında tanımlayan Cumhuriyetçiler arasında ise savaşa destek nisan ayındaki artı yüzde 26 seviyesinden net eksi yüzde 25’e geriledi.
Kongre’de bütçe tartışmaları
Demokrat siyasetçiler, yaşanan bu gelişmeler üzerine muhalefet tonunu sertleştiriyor. Pentagon’un bütçesini denetlemek üzere aday gösterilen Jules Hurst’ün 14 Temmuz’daki onay oturumunda Demokrat senatörler, hükümeti savaşın maliyetini düşük göstermekle suçladı.
Pentagon savaşın maliyetini, büyük kısmı harcanan mühimmat ve yakıt masraflarından oluşan 30 milyar dolar civarında açıklıyor.
Michigan Senatörü Elissa Slotkin ise Amerikan üslerinin onarım maliyetleri ve tüketicilerin uğradığı zararlar eklendiğinde gerçek maliyetin bu rakamın altı katından fazla olduğunu tahmin ettiğini belirtti. Slotkin ayrıca, Pentagon’un Trump’ın oğullarının çıkarlarının bulunduğu şirketlerle olan ticari ilişkilerini de eleştirdi.
New York’taki çekişmeli bir bölgeden seçilen ve koltuğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Kongre Üyesi Mike Lawler ise muhalefetin eleştirilerini “saçmalık” olarak nitelendiriyor.
Lawler, Trump’ın İran’ın nükleer programı ve terör gruplarına verdiği desteğin oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak için zor ama gerekli bir karar aldığını savunuyor.
Sürecin ne kadar süreceğini bilmediğini söyleyen Lawler, İran rejiminin güvenilmez olduğunu ve sadece askeri güçten anlayacağını ileri sürüyor. Lawler’ın seçimlerdeki Demokrat rakibi olan eski asker Cait Conley ise Trump’ın ABD’yi net askeri hedefleri ve çıkış stratejisi olmayan bir çatışmanın içine sürüklediğini ifade ediyor.
The Economist dergisinin ara seçim tahmin modeline göre, Lawler’ın kasım ayındaki seçimlerde koltuğunu kaybetme olasılığı yüzde 68 olarak hesaplanıyor.
Aynı model, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu ele geçirme ihtimalini yüzde 82, Senato’yu kontrol etme şansını ise yüzde 45 olarak öngörüyor.
Carnegie Vakfından Aaron David Miller, Trump’ın İran’dan çıkış konusunda yaşadığı zorlukların, eski ABD Başkanı Lyndon Johnson’ın Vietnam Savaşı için sarf ettiği “Kendimi Teksas otoyolunda dolu fırtınasına yakalanmış bir otostopçu gibi hissediyorum. Kaçamıyorum, saklanamıyorum ve bunu durduramıyorum” sözlerini anımsattığını belirtiyor.
Amerika
San Francisco’da yapay zeka sermayesi kiraları artırdı

San Francisco’da yapay zeka sektörünün tetiklediği kira artışları nedeniyle kent genelinde tahliye tebligatları yüzde 44 yükseldi. Ortalama tek yatak odalı daire kirasının 4 bin 400 dolara ulaştığı kentte Belediye Başkanı Daniel Lurie acil durum ilan etti.
ABD’nin San Francisco kentinde yapay zeka sektörünün yarattığı sermaye akışı konut kiralarını rekor seviyelere taşırken, tahliye tebligatları geçen yıla kıyasla yüzde 44 arttı.
Yüksek maaşlar ve teknoloji şirketlerinin halka arz beklentileri kentteki konut piyasasında maliyetleri hızla yukarı çekiyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre kentte tek yatak odalı bir dairenin ortalama aylık kirası geçen yıla göre yüzde 25’in üzerinde artışla 4 bin 400 dolara çıktı.
Bu tutar ABD genel ortalamasının yaklaşık üç katına denk geliyor. İki yatak odalı dairelerde ortalama kira 6 bin doları bulurken, merkezi noktalardaki dört odalı aile konutlarında rakam 10 bin doları aşıyor.
Nüfusunun yaklaşık üçte ikisi kiracı olan San Francisco’da 160 binden fazla konut kira denetimi kapsamında yer alıyor.
Mülk sahipleri ise yüksek karlı satışlar ya da piyasa rayicinden yeni sözleşmeler yapabilmek için yasal boşluklardan faydalanıyor.
San Francisco Belediye Başkanı Daniel Lurie, yapay zeka sektörünün tetiklediği maliyet artışları gerekçesiyle eylül ayında “kira acil durumu” ilan etti.
Lurie, tahliye davaları için adli yardım bütçesi ayrılmasını, yerinden edilen kiracılara yapılan ödemelerin artırılmasını ve boşalan kira kontrollü konutlardaki zam oranlarına tavan getirilmesini önerdi.
Tahliye bildirimleri ve yasal boşluklar kiracıları zorluyor
Sektör şirketlerinden Anthropic ve OpenAI gibi kuruluşların merkezlerinin yer aldığı SoMa ile Mission Bay bölgelerinde baskı belirginleşiyor.
Turizm ve hizmet sektörü sendikası Unite Here temsilcisi Anand Singh, son aylarda yüzde 40’a varan kira artışlarıyla karşılaşıldığını aktardı.
Ev sahipleri, 1979 yılından önce inşa edilen binalardaki uzun süreli kiracıları çıkarmak için eyalet yasalarındaki Ellis Yasası gibi düzenlemelerden yararlanıyor.
Düzenleme, kiralama faaliyetini sonlandıran mülk sahiplerine tüm binayı boşaltma ve ardından mülkü satma hakkı tanıyor.
Yapay zeka sektöründe çalışan alıcıların gayrimenkullere talep edilen fiyatın 1 milyon dolara kadar üzerinde teklif vermesi, bu yolla yapılan tahliyeleri artırıyor.
North Beach bölgesinde onlarca yıldır aynı kiracıların yaşadığı yedi birimli bir yapının yeni sahipleri, daireleri birleştirerek lüks konutlara dönüştürmeyi amaçlıyor.
Mülk sahipleri ayrıca kira tahsilat yöntemlerini tek taraflı değiştirerek kiracıları ödeme kusuruna düşürme ya da tadilat süreçlerini rahatsızlık verici hale getirerek tahliyeye zorlama yöntemlerini kullanıyor.
San Francisco Konut Hakları Komitesi Direktörü Maria Zamudio, onarımlarla bağlantılı anlaşmazlıklarda geçen yıla göre yüzde 23 artış yaşandığını, yardım hatlarına haftada ortalama 200 çağrı geldiğini kaydetti.
Göçmenler ve dar gelirliler kentten uzaklaşıyor
Özellikle kentin Çin Mahallesi bölgesinde yaşlı ve sınırlı İngilizce konuşan sakinlerin tahliye baskısıyla karşılaştığı bildiriliyor.
San Francisco Tahliye Karşıtı Koalisyon Direktörü Molly Goldberg, bazı ev sahiplerinin kiracıları sınırdışı edilme tehdidiyle sindirmeye çalıştığını aktardı.
Yerinden edilen çalışanlar, 80 ila 140 kilometre mesafedeki Central Valley, Tracy veya Modesto gibi uzak yerleşimlere taşınarak kente gidiş geliş yapmak zorunda kalıyor.
San Francisco İşçi Konseyi Direktörü Kim Tavaglione, hemşire, öğretmen ve itfaiyecilerin de dahil olduğu sendika üyelerinin yalnızca yüzde 7’sinin son zamlardan önce kent sınırları içinde yaşayabildiğini dile getirdi.
Kentteki demografik çeşitliliğin daraldığına işaret eden Ulusal Konut Hukuku Projesi Üst Yöneticisi Shamus Roller, 1970’te yüzde 13 seviyesinde olan siyah nüfus oranının bugün yüzde 5 civarına gerilediğini belirtti.
UCSF Benioff Evsizlik ve Konut Girişimi Direktörü Margot Kushel ise aşırı kalabalık yaşam koşullarının ruh sağlığını bozduğunu, bazı kişilerin kirayı ödeyebilmek için gıda harcamalarından ve temel tedavilerinden feragat ettiğini bildirdi.
Amerika
ABD rafinerileri küresel arz daralmasıyla rekor kâra hazırlanıyor

Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşlar küresel akaryakıt arzını daraltırken ABD merkezli rafinerilerin rekor çeyreklik kâr açıklaması bekleniyor. Sene başından bu yana piyasa değerleri 224 milyar dolar artan şirketlerin tesisleri tam kapasiteye yakın çalışıyor.
ABD merkezli petrol rafinerisi şirketlerinin, Ortadoğu ve Ukrayna’daki savaşların küresel akaryakıt arzını daraltması ve ürün fiyatlarını artırması nedeniyle rekor düzeyde çeyreklik kâr elde edebileceği değerledirmeleri yapılıyor.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre Wall Street analistleri; Valero Energy, Marathon Petroleum ve Phillips 66 şirketlerinin, neredeyse rekor seviyelere ulaştıkları ikinci çeyrek sonuçlarını geride bırakmasını bekliyor.
Rafineriler, ham petrol maliyeti ile rafine ürün fiyatları arasındaki farkı gösteren ve “crack spread” olarak adlandırılan marjın genişlemesinden faydalanıyor.
Söz konusu marj, Ortadoğu’daki rafinerilerin operasyonel sorunları ve İran savaşı nedeniyle yükseliyor.
Bu süreçte Çin ile diğer Asya ülkelerinin akaryakıt ihracatını düşürdüğü, analiz şirketi Industrial Info Resources verilerine göre eylül ayı itibarıyla küresel rafineri kapasitesinin yaklaşık yüzde 12,1’inin devre dışı kaldığı kaydedildi.
Rafinerilerin kâr beklentileri ve hisse performansları yükseldi
JPMorgan tahminlerine göre Valero’nun üçüncü çeyrekteki vergi öncesi kârı, bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 50, 2022 ortasındaki rekor seviyeye göre ise yüzde 24 artışla 8,95 milyar dolara ulaşabilir.
Piper Sandler ise Marathon’un hisse başına kârının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yedi kattan fazla artmasını bekliyor.
Şirketlerin mali sonuçlarının ekim sonu ile kasım başında açıklanması öngörülüyor.
Novi Labs petrol ürünleri piyasası analisti John Auers, şirketlerin mevcut elverişli ortamdan yararlandığını ifade etti.
Her üç üreticinin hisseleri perşembe gününü rekor seviyelerde tamamladı. 2026 başından itibaren değerleri iki katından fazla artan bu şirketlerin toplam piyasa değeri yaklaşık 224 milyar dolar yükseldi. Aynı dönemde S&P 500 endeksindeki artış ise yüzde 13 seviyesinde kaldı.
Auers, şirketlerin yüksek kâr marjlarını geçici gördüklerini, bu nedenle üretimi genişletmek amacıyla yatırıma yönelmekte acele etmediklerini aktardı.
ABD Başkanı Donald Trump ise temmuz ayında petrol şirketlerini aşırı yüksek gelirleri gerekçesiyle eleştirerek bu kazancın bir kısmını tüketicilere iade etmelerini talep etmişti.
Küresel arz açığı ABD ihracatını rekor seviyeye taşıdı
ABD rafinerileri, diğer ülkelerden yapılan sevkiyatlardaki aksamalar üzerine yaz aylarında akaryakıt ihracatını artırdı.
Reuters’ın aktardığı verilere göre, 7 Ağustos ile biten haftada ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
ABD ve Hindistan, daha önce Ortadoğu ile Rusya’dan sağlanan ürünlere bağımlı olan pazarlara yönelik sevkiyatlarını yükseltti.
Tesislerin tam kapasiteye yakın çalıştığı ABD’de yüksek üretim seviyesi küresel açığın dengelenmesine yardım ediyor.
Financial Times, temmuz ayındaki değerlendirmesinde yüksek kapasite kullanımının piyasayı kasırga, arıza ve beklenmedik gelişmelere karşı kırılgan hale getirdiğini, herhangi bir aksamanın ağır sonuçlar doğurabileceğini yazmıştı.
Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Financial Times tarafından aktarılan verilerine göre, ağustos ayı itibarıyla Ortadoğu’daki büyük rafinerilerden yapılan dizel ihracatı savaş öncesi dönemin dörtte birine geriledi; küresel petrol ürünleri üretimi ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla günlük 4 milyon varilden fazla azaldı.
İşlenmiş akaryakıt piyasasının, rafineri kapasitesi açığı ve yüksek taşımacılık maliyetleri nedeniyle baskı altında kaldığı vurgulandı.
Amerika
Díaz-Canel: Küba teslim olmayacak

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel Bermúdez, Barbados bombalaması anmasında yaptığı konuşmada, “Küba teslim olmayacak, Küba satılık değil” dedi.
Küba Komünist Parti Merkez Komitesi Birinci Sekreteri de olan Díaz-Canel, 6 Ekim sabahı Devrim Meydanı’ndaki José Martí Anıtı’nda düzenlenen toplantıyı bir anma etkinliği olarak nitelendirirken, bunun aynı zamanda bir direniş eylemi olduğunu da vurguladı.
Granma’da yer alan habere göre etkinlik, 73 insanın hayatına mal olan Barbados bombalı saldırısının kurbanlarına saygı olarak tertiplendi.
Cubana de Aviación’ın 455 numaralı uçuşu, Barbados’tan Jamaika’ya giden bir Küba uçuşuydu ve uçak 6 Ekim 1976’da düzenlenen bir bombalı saldırı sonucu düşürüldü.
Etkinlikte, Küba’ya yönelik diğer terör saldırılarının kurbanlarının aile üyeleri ve meslektaşlarının yanı sıra ulusal eskrim takımının genç üyeleri, FAR (Devrimci Silahlı Kuvvetler) ve Minint (İçişleri Bakanlığı) mensupları, akademisyenler ve toplumun çeşitli kesimlerinden önde gelen isimlerle bir toplantı düzenledi.
Küba lideri, “Bu, tarihsel hafızayı ön plana çıkardığımız bir buluşma; cezasızlığı kınadığımız bir an ve şu anda içinde bulunduğumuz karmaşık bağlamda inançlarımızı yeniden gözden geçirip pekiştirdiğimiz bir zaman,” dedi.
Díaz-Canel, bu olayın Küba halkına bıraktığı mirası inceleyerek, bunun bir ilham kaynağı olduğunu vurguladı.
Küba liderine göre bu miras, “zorluklar karşısında Devrimi savunmaya devam etmek, imparatorluğun emellerini reddetmek, bu soykırımcı ve terörist politikayı aşmak ve Küba Devrimi’nin kalıcı zaferini pekiştirmeye devam etmek için gereken direnişi ve cesareti güçlendirir.”
6 Ekim 1976’da Cubana de Aviación uçağının havada bombalanmasının ardından halkın yaşadığı “hüzünlü ama destansı” günleri hatırlatan Díaz-Canel, “bu iğrenç eylemin ardından kurbanların ailelerinin yaşadığı deneyimlerin yürek burkan niteliğini” vurguladı.
Küba lideri, “Bunca yıldır kalplerinizde ve zihninizde taşıdığınız o tanıklıklar, o deneyimler ve o yaşam öyküleri gerçekten yürek burkucu,” diye vurguladı.
Ona göre, José Martí Anıtı’nda gerçekleşen bu paylaşım, tüm Küba için, ama özellikle de Kübalı gençler için bir buluşmaydı; “çünkü gerçeklerimiz paylaşılmalı; tekrar tekrar dile getirilmeli. Cevapları bulabilmemiz için bunları yaşadığımız şu ana taşımalıyız.”
Küba lideri şöyle konuştu:
“Fakat gerçek şu ki, saldırıya uğrayanlar yenilgiye uğratılamadı; çünkü ne teslim oldular ne de teslim olacaklar. Savaştılar, savaşıyorlar ve savaşmaya devam edecekler. İşte bu nedenle, bu tarihsel hafızayı ve gerçekleri zihinlerimizde, kalplerimizde ve duygularımızda eksiksiz bir şekilde muhafaza etmenin ve bunları çocuklarımıza, torunlarımıza ve gelecek nesillere aktarmaya, paylaşmaya ve beslemeye devam etmenin önemi budur.”
Kurbanların ailelerine seslenen Díaz-Canel, “Sizin acınız bizim acımızdır; yalnız değilsiniz; anınız bizim anımızdır ve davanız tüm Küba’nın davası olmaya devam etmektedir. Elli yıl önce olduğu gibi aynı kararlılıkla Küba teslim olmaz, Küba satılık değil ve Küba unutmaz,” sözlerini yineledi.
Küba, Barbados saldırısının CIA ve ABD tarafından planlanıp uyguladığını savunuyor.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor








