Avrupa
Alman hükümetinde Suriye tartışması

Alman Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Suriye’nin bazı bölgelerinin Almanya’da yaşayan yaklaşık bir milyon Suriyelinin geri dönmesi için çok harap durumda olduğunu söyleyince kendi partisini böldü.
Geçen cuma günü savaşın yıkıma uğrattığı Şam’ın Harasta banliyösünde konuşan Wadephul, “Kısa vadede geri dönmeleri mümkün değil. Şahsen bu kadar büyük bir yıkım görmedim ve hayal bile edemedim. İnsanların burada gerçek anlamda onurlu bir yaşam sürmesi neredeyse imkansız,” demişti.
Wadephul, Almanya’da yaşayan Suriyelilerin geleceklerini özgürce belirleyebileceklerini ekleyerek, topluma katkıda bulunanların kalmaya devam edebileceklerini vurgulamış ve Berlin’in, ağır suçluların zorla geri gönderilmesi için Şam ile temas halinde olduğunu söylemişti.
Bu yorum, geri dönüşleri hızlandırma sözü veren Şansölye Friedric Merz’in açıklamasıyla çelişiyor gibi görünüyor. Bazı anketlerde öne görünen Almanya için Alternatif (AfD), “tersine göç” çağrısında bulunuyor ve Merz yönetimi de göç karşıtı platforma gitgide daha fazla entegre oluyor.
Hükümet verilerine göre, şu anda Almanya’da yaklaşık 951.406 Suriyeli vatandaş kayıtlıdır. Bu sayı, Türkler ve Ukraynalılardan sonra en büyük üçüncü yabancı grup demek.
Bunların çoğu, savaş ve zulümden kaçan mülteciler olarak oturma iznine sahip. Bu rakam, Alman vatandaşlığı almış kişileri içermiyor. Toplamda, yaklaşık 1,3 milyon Suriye kökenli kişi Almanya’da yaşıyor.
Almanya, Suriyelilerin sığınmacı statüsünü yeniden değerlendiriyor
Kamu yayıncısı ARD’ye göre, Beşar Esad’ın düşüşünden bu yana yüz binlerce Suriyeli Türkiye, Lübnan, Ürdün, Mısır ve Irak’tan evlerine dönmesine rağmen, Almanya’dan gönüllü olarak geri dönen Suriyeli sayısı sadece 4.000 civarında. Berlin, geri dönenlere kişi başına 1.000 avro veya aile başına 4.000 avroya kadar ödeme yapıyor.
Çalışma yaşındaki Suriyeli erkeklerin istihdam oranı, Almanya’da kaldıkları süre uzadıkça sürekli artıyor ve Federal Cumhuriyet’te en az yedi yıldır bulunan Suriyeliler arasında yüzde 71’e ulaşıyor. Alman nüfusu arasındaki istihdam oranı ise yüzde 77 ile sadece biraz daha yüksek.
Buna ek olarak, bağımlı istihdamdaki tüm Suriyelilerin üçte birinden fazlası, bir uzman makalesinde “şu anda doldurulması özellikle zor olan” meslekler olarak tanımlanan, “darboğaz mesleklerinde” çalışıyor.
Bu meslekler arasında “sosyal ve sağlık meslekleri” de yer alıyor; yaklaşık 5.300 Suriyeli, hekim olarak istihdam ediliyor. Suriyeliler ayrıca, lojistik veya inşaat elektrik mühendisliği gibi vasıflı işçi sıkıntısı çeken meslek alanlarında da sıklıkla çalışıyor.
Tartışma, hükümetin reform gündeminden dikkatleri başka yöne çekti ve hem CDU içinde hem de koalisyon ortağı olan merkez sol SPD ile arasındaki uçurumu derinleştirdi. Örneğin SPD, Wadephul’un sözlerini övdü.
Bu tartışma, Merz’in göçmenlik bağlamında “şehirlerimizin görünüşündeki bu sorun” ifadesini kullanmasının ardından, ırkçılıkla suçlandığı son tartışmanın ardından geldi.
Bu anlaşmazlık, hükümetin göç planlarının ne olduğu konusunda da kafa karışıklığına yol açtı. Bazı yetkililer suçluların sınır dışı edilmesine odaklanılmasını savunurken, diğerleri sığınma statüsü şüpheli olan genç Suriyeli erkeklerin daha geniş çaplı geri gönderilmesini destekliyor.
Diğerleri ise Suriyelilerin gönüllü olarak geri dönüp ülkelerinin yeniden inşasına yardımcı olmanın “vatanseverlik görevi” olduğunu savunuyor.
Hafta sonu sessizliğini koruyan Alman Şansölyesi Merz, pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Artık Almanya’da sığınma hakkı için herhangi bir gerekçe kalmadı ve bu nedenle geri gönderme işlemlerine de başlayabiliriz,” dedi.
Merz, birçok Suriyelinin gönüllü olarak geri döneceğini beklediğini de sözlerine ekledi: “Bu insanlar olmadan yeniden inşa mümkün olmayacak. Almanya’da bulunan ve ülkesine dönmeyi reddedenler de elbette yakın gelecekte sınır dışı edilebilir.”
Fakat yasal kısıtlamalar, zorla geri dönüşleri zorlaştırıyor. Bu engelleri azaltmak için Merz, bu hafta HTŞ lideri Ebu Muhammed el-Colani’yi (Ahmed Şara), Almanya’da sabıka kaydı bulunan Suriyeli vatandaşların sınır dışı edilmesine ilişkin olası bir anlaşmayı görüşmek üzere davet etti.
Wadephul, salı günü CDU/CSU parlamento toplantısında yaptığı açıklamaları savunmasının ardından parti arkadaşlarından yeniden eleştiri aldı.
Der Spiegel, Wadephul’un Suriye’de gördüğü yıkımın 1945 Almanya’sından daha kötü olduğunu söylemesinin ardından bazı CDU milletvekillerinin istifasını istediğini bildirdi.
Wadephul, Şam’da yaptığı açıklamalara atıfta bulunarak, “Bir Hıristiyan Demokrat olarak bile bunu söyleyebilirim. Bu beni yumuşak başlı biri yapmaz,” dedi.
CDU/CSU parlamento grubu başkanı Jens Spahn ise, Wadephul’u yaptığı açıklamayla hükümet koalisyonunun kamuoyundaki imajına “zarar vermekle” suçladı.
CSU bölge grubu başkanı Alexander Hoffmann, Suriyelilerin sınır dışı edilmesine “devam etmek istediklerini” ve “devam edeceklerini” açıkladı.
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı












