Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya’da ‘üçüncü nesil’ RAF üyelerine karşı sürek avı

Yayınlanma

Alman polisi ve yargısı, otuz yıldır yeraltında yaşadığı ve arandığı ileri sürülen Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) üyesi Daniela Klette’nin yakalandığını ilan etti.

RAF’ın ‘üçüncü nesil’ yöneticilerinden olduğu öne sürülen Klette’nin Berlin Kreuzberg’de bir evde gözaltına alındığı açıklandı. Sonrasında müfettişler başka bir kişiyi daha gözaltına aldı. Fakat bu kişinin kimliği hâlâ belirsiz. Aşağı Saksonya Eyaleti Ceza Soruşturma Bürosu başkanı Friedo de Vries düzenlediği basın toplantısında, “Şu anda kim olduğunu söyleyemeyiz,” dedi. Tutuklanan kişinin erkek ve ‘aranan yaş diliminde’ olduğu söyleniyor.

Klette ile birlikte ‘üçüncü kuşak’ RAF üyeleri olduğu söylenen Ernst-Volker Staub ve Burkhard Garweg’in de Aşağı Saksonya polisi tarafından arandığı belirtiliyordu. Fakat bugün savcılıktan yapılan açıklamada, gözaltına alınan kişinin Staub veya Garweg olmadığı, işlemlerin ardından serbest bırakıldığı söylendi.

Der Dpiegel’in ‘üç eski solcu terörist’ olarak adlandırdığı kişiler, cinayete teşebbüsün yanı sıra çok sayıda soygun ile suçlanıyor. Geçimlerini yeraltında finanse etmek için, süpermarket nakit taşıyıcılarını defalarca soydukları ve bazı durumlarda altı haneli meblağlar ele geçirdikleri iddia ediliyor.

Alman siyasetçiler mutlu: ‘Kıskıvrak yakalandı’ öyküsü

Verden savcılığı, Klette’nin herhangi bir direniş göstermediğini söyledi. Aşağı Saksonya’dan müfettişler, Klette’nin Kreuzberg’deki dairesinde ‘mühimmat’ bulunduğunu açıkladılar. İddiaya göre Klette parmak izleriyle tanımlanırken, sahte bir isim ve İtalyan pasaportu kullanıyordu.

‘Claudia Ivone’ ismini kullanan Klette’nin, komşuları tarafından ‘çekingen ve her zaman çok arkadaş canlısı’ olarak tarif edildiği yine Der Spiegel tarafından bildiriliyor. 

Der Spiegel, hazırladığı Daniela Klette haberinde, Aşağı Saksonya’daki polis ve yargı şeflerinin salı günü ‘gururlu ve rahatlamış durumda’ olduklarına işaret ediyor: “SPD’li İçişleri Bakanı Daniela Behrens, alelacele düzenlenen bir basın toplantısında bir ‘başyapıt’ hakkında övgüler yağdırdı. Gözaltı, ‘Alman suç tarihinde bir dönüm noktasıydı.’ Adalet Bakanlığı başkanı Yoldaş Kathrin Wahlmann, ‘eşsiz bir soruşturma başarısından’ bahsetti.”

Behrens, bunun terörle mücadelede ‘önemli bir sinyal’ olduğunu söyledi. SPD’li politikacı, “Teröristler asla kendilerini güvende hissedemezler. Unutmuyoruz. Bıkmadan usanmadan araştırmaya devam ediyoruz,” dedi.

Federal İçişleri Bakanı Nancy Faeser de Peru’nun başkenti Lima’ya yaptığı ziyaretin sırasında bir demeç vererek, Klette’nin gözaltına alınmasını ‘Aşağı Saksonya eyaletinin polis ve soruşturma makamları ile federal hükümet için büyük bir başarı’ olarak nitelendirdi.

Faeser sözlerine şöyle devam etti: “Hukukun üstünlüğü azmini ve kalıcı gücünü göstermiştir. Kimse yeraltında kendini güvende hissetmemeli.”

ARCHIV – 19.01.2016, —: HANDOUT – Die undatierten Handouts des Bundeskriminalamtes (BKA) zeigen Fahndungsfotos (oben) und Alterssimulationen (unten) von Burkhard Garweg (l-r), Ernst-Volker Staub und Daniela Klette, Mitglieder der inzwischen aufgelösten terroristischen Vereinigung RAF (Rote Armee Fraktion). Die frühere Terroristin der Roten Armee Fraktion (RAF), Daniela Klette (65), ist in Berlin gefasst worden. Das erfuhr die Deutsche Presse-Agentur am Dienstag aus Sicherheitskreisen. Foto: BKA/dpa +++ dpa-Bildfunk +++

Örgüt yok, üyesi var; eylemler ‘siyasi’ değil, ama ‘terör’

İçişleri Bakanı Behrens, 20 Nisan 1998’de RAF’ın kendi kendini feshettiğini ilan etmesine rağmen, şu anda 65 yaşında olan Klette’nin, 55 yaşındaki Burkhard Garweg ve 69 yaşındaki Ernst-Volker Staub ile birlikte üçüncü RAF nesline ait olduğunu iddia etti.

SPD’li bakana göre, iddia edilen eylemler artık siyasi amaçlı olmasa bile, ‘vicdansızlığa ve şiddete’ tanıklık ettiler ve devletin elinden kaçmak için işlendiler.

Behrens, tüm bunları gerekçe göstererek, Klette’nin tutuklanmasının yine de ‘terörle mücadele bağlamında’ değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor.

Kızıl Yardım’dan açıklama: Devletin intikam ihtiyacının sonucu

Dayanışma örgütü Rote Hilfe (Kızıl Yardım) salı günü bir açıklama yaparak, Klette’nin tutuklanmasının, ‘onlarca yıllık zulmün ve devletin intikam ihtiyacının sonucu’ olduğunu savundu.

Kızıl Yardım, devletin mümkün olan en yüksek hapis cezasını elde etmek ve ‘pişmanlık ifadeleri elde etmek’ için ‘bu yeni RAF davasında da hukukun üstünlüğünün tüm standartlarının askıya almasından’ korkulması gerektiğini kaydetti.

Açıkalamada, “Bugün Türk ve Kürt sol aktivistlerinin yanı sıra anti-faşist gruplara karşı sıklıkla olduğu gibi, siyasi güdümlü bir mahkumiyet süreci beklenebilir,” denildi.

70’li ve 80’li yıllara damga vuran RAF ve eylemleri

Karlsruhe’de büyüyen Klette’nin 1970’lerde ilk olarak nükleer enerji protestolarına katıldığı ve sonrasında ve RAF mahkumları için kampanya yürüten Kızıl Yardım’da faaliyet yürüttüğü belirtiliyor.

Öncesinde de ses getiren eylemlere imza atan RAF, ilk nesil liderleri Andreas Baader’in hücresinde ensesinden tek kurşunla öldürülmüş halde bulunması ve Gudrun Ensslin ve Ulrike Meinhof’un hapishanelerdeki şüpheli ölümlerinin ardından 1980’li yıllarda da eylemlerine devam etmişti. RAF gerillaları, 1986’da üst düzey Batı Alman diplomat Gerold von Braunmühl’ü, 1989’da Deutsche Bank başkanı Alfred Herrhausen’i ve 1991’de Treuhand Detlev başkanı Karsten Rohwedder’i öldürdü.

Federal Başsavcı’nın Klette’ye yüklediği suçlar arasında 1990 yılında Eschborn’daki Deutsche Bank’a yapılan başarısız bir bombalı saldırı, ertesi yıl Bonn’daki ABD Büyükelçiliğine ateş açmak ve 1993’te Staub ve Garweg ile birlikte Hessen, Weiterstadt’taki yeni hapishane binasını havaya uçurmak yer alıyor.

RAF, 1998’de resmen dağıldığına ilan etmişti. O tarihten bu yana örgütün üstlendiği herhangi bir eylem yok.

1980’lerde, Susanne Albrecht ve Silke Maier-Witt de dahil olmak üzere bir dizi RAF üyesi Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR) tarafından korunup saklanmıştı.

Avrupa

Fransa’daki eylemler göç tartışmasını tekrar tetikledi

Yayınlanma

Fransa’daki protestolardan hafta sonu boyunca gelen sarsıcı görüntüler, Avrupa’da göç konusunda yaşanan şiddetli tartışmaları tekrar alevlendirdi.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar dün X platformunda yaptığı açıklamada, birçok Fransız şehrini kasıp kavuran kaosun “Macaristan’ın göç konusunda neden mümkün olan en sert yaklaşımı savunduğunu herkese açıkça gösterdiğini” söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump da Truth Social’da paylaşım yaparak duruma müdahil oldu ve “Sınırlarınızı kapatın ve çok geç olmadan kontrolü ele alın!” dedi.

AB liderlerinin yorumları, kritik bir seçim yılına girilirken Avrupa Konseyi masasında bu konudaki bölünmelerin arttığına işaret ediyor.

Magyar ve Polonya Başbakanı Donald Tusk, Brüksel’deki geçen hafta yapılan liderler zirvesinde, bir diplomatın “korkunç” olarak nitelendirdiği göç oturumunda pozisyonlarını savundular.

Liderler arasındaki kapalı kapılar ardındaki görüşmeleri ele almak üzere isimlerinin açıklanmasını istemeyen iki AB diplomatı, cuma günkü göç tartışmasının “ateşli”, “çirkin”, “çok doğrudan” ve “bir Avrupa Konseyi ortamına yakışmayacak düzeyde” geçtiğini söyledi.

Diplomatlardan biri, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın araya girerek tartışmayı erken sonlandırması gerektiğini belirtti.

Avrupa Konseyi toplantısında sert tartışma

Ne söylendiğine dair anlatımlar farklılık gösterse de iki diplomat, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile Çek Başbakanı Andrej Babiš’in göç politikalarını “Avrupa medeniyetinin savunulması” ile ilişkilendiren “duygu yüklü bir dille” konuştuğu konusunda hemfikir oldu.

Üçüncü bir diplomat ise tartışmaların tutkulu ama “siyasi” olduğunu ve “tartışmanın seçmenlerin gerçek kaygılarına daha yakınlaştırılması için gerekli” olduğunu söyledi.

Bu tartışma, Danimarka, İtalya ve Polonya öncülüğünde, zirve sonuç bildirgesindeki göç ifadelerinin sert bir şekilde ağırlaştırılması yönündeki girişimin ardından geldi.

Üç diplomatın aktardığına göre bu hamle bir düzineden fazla ülkeden destek gördü fakat Emmanuel Macron, Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden ve İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in imzalamayı reddetmesiyle nihayetinde başarısızlığa uğradı.

Bu anlamda, Magyar ve Tusk’un (her ikisi de daha sert çizgiyi desteklemişti) dün yaptığı sosyal medya paylaşımları, tam da AB liderlerinin bloğun uzun vadeli bütçesi ve Ukrayna’ya finansman konusunda bir anlaşmaya varması gerektiği bir dönemde gerilimleri açıkça gözler önüne seriyor.

Fransız hükümetinin alanı daralıyor

POLITICO’ya göre bu nedenle göç, Avrupa için bir barut fıçısı: Fransa’dan Almanya ve İspanya’ya kadar liderler cesaretlenmiş “sağ ve aşırı sağcı” rakiplerle karşı karşıyayken bu durum daha da belirginleşiyor.

Ayaklanmalar ve yağmalar, sağı iktidara taşıyacak kıvılcımı sağlayabilir.

Macron dün gece ulusa sesleniş konuşmasında sükûnet çağrısında bulunarak, hayat pahalılığına karşı düzenlenen kitlesel gösterilerin nasıl kundaklama, yağma ve polisle çatışmalara dönüştüğünü hükümetinin soruşturduğunu belirterek “tam şeffaflık” sözü verdi.

Fakat şiddet, suçun kimde olduğuna dair şiddetli bir siyasi tartışmaya yol açtı: “Aşırı sol” huzursuzluğu körüklemekle suçlanırken, Macron yönetimi de kontrolü kaybetmekle eleştiriliyor.

Macron için siyasi fırtına sadece iç politika ile sınırlı değil. Hafta sonu protestoları, iki diplomatın POLITICO’ya aktardığına göre, Fransa Cumhurbaşkanının Avrupa Konseyi masasındaki konumunu daha da zayıflatıyor. Diplomatlardan biri, “Bu durum sadece onun hareket kabiliyetini kısıtlıyor,” dedi.

Macron, ‘yasadışı’ protestoları yasakladı

Macron dün yaptığı açıklamada, Macron, önümüzdeki günlerde “yasadışı” gösterilerin yasaklanacağını söyledi.

İstihbarat yetkilileri ve üst düzey bakanlarla yaptığı toplantının ardından perşembe günü (22 Ekim) açıklamalarda bulunan Fransa Cumhurbaşkanı, tanınmış gruplar tarafından düzenlenen gösterilere izin verileceğini ama güzergâhlarının değiştirilebileceğini belirtti.

Macron, “meşru yetkisi olmayan kişi veya gruplar” tarafından talep edilen protestoların yasaklanacağını söyledi. 

Bu önlemlerin şehir merkezlerini, işyerlerini ve kamu binalarını korumak için gerekli olduğunu belirten Macron, sözlerine şöyle devam etti:

“Kurallar basit ve bence sağduyuya dayalı. Genel tavsiye, önümüzdeki günlerde herhangi bir gösteri yapılmaması yönünde.”

Macron, geçen hafta sonu yaşanan kargaşa ve yağmalamaların büyük bir kısmını, açıkça yağmalamak amacıyla gelen isyancılara yükledi fakat şiddetin en kötü kısmının “cumhuriyeti yıkmayı amaçlayan aşırı sol grupların siyasi ve kışkırtıcı eylemlerinden” kaynaklandığını savundu.

“Önceliğimiz sükûnetin yeniden sağlanmasıdır,” diyen Cumhurbaşkanı, cumartesi günü ve sonrasında yapılması çağrısı yapılan yeni ülke çapındaki gösteriler için somut “sonraki adımları” belirlemek üzere cuma günü (23 Ekim) kilit bakanların katılacağı bir savunma konseyi toplantısına başkanlık edeceğini de sözlerine ekledi.

Paris’te sarı yelekliler ile öğrencilerin eylemi yasaklandı

Perşembe günü Paris’te planlanan bir öğrenci protestosuna ilişkin polisin ilk olarak getirdiği yasak bir mahkeme kararıyla kaldırıldı; ancak aynı gün Grenoble, Rouen, Le Havre ve Toulon’da da planlanan yürüyüşler durduruldu.

Yetkililer, geçen hafta sonu 200 ila 300 dükkânın yağmalandığı ve turizm ofisinin ateşe verildiği Fransa’nın üçüncü büyük şehri Lyon’un merkezinde cumartesi günü “tüm protestolar”a yasak getirildiğini duyurdu.

Marsilya, Nice ve Toulon’daki yetkililer de cumartesi günü için benzer yasaklar açıkladı. Paris’te ise Cumartesi günü başkentin doğusunda, Bastille Meydanı’ndan başlayacak şekilde planlanan bir yürüyüşe izin verildi ama şehir merkezine doğru ilerlemesi yasaklandı.

Fakat başkent yetkilileri, 2018 ve 2019 yıllarında akaryakıt fiyatlarına karşı protestolarıyla Fransa’yı sarsan gilets jaunes (sarı yelekliler) hareketinin bazı üyeleri ile öğrenciler tarafından cumartesi günü başkentte düzenlenmesi planlanan ayrı bir yürüyüşe izin verilmeyeceğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Palantir: Avrupalı rakiplerimizin savaş tecrübesi yok

Yayınlanma

İngiltere’deki Palantir yöneticisi, Avrupa’da bulunan savunma alanındaki rakiplerinin savaş tecrübesine sahip olmadığını söyledi.

Avrupalı savunma yazılım şirketlerinin henüz savaş alanında yeteneklerini kanıtlamadığını öne süren şirketin Birleşik Krallık ve Avrupa sorumlusu Louis Mosley, Palantir şirketinin teknolojisinin ise halihazırda Ukrayna’da ve İran’da Batılı ordular tarafından kullanıldığını söyledi.

Rapporteur’de yayınlanan mülakatında, “Sözde Avrupalı rakipler şu anda… şey, bunların işe yarayıp yaramadığını kimse tam olarak bilmiyor,” diyen Mosley, Palantir’in operasyonel deneyiminin Avrupalı alternatiflere karşı şirkete benzersiz bir avantaj sağladığını savundu.

Mosley, Avrupa hükümetlerinin teknolojik egemenliği sanayi politikasıyla karıştırma riski taşıdığını savunarak, asıl sorunun tedarikçinin merkezinin nerede olduğu değil, müşterilerin kullandıkları teknolojiyi kontrol edip edemediği olması gerektiğini söyledi:

“Egemenliği şirketin merkezinin bulunduğu yer açısından tanımlayacaksanız, o zaman egemenlik politikasını sanayi politikasıyla karıştırıyorsunuz demektir.”

Mosley, egemenliğin kontrol ile ilgili olduğunu ve “kontrol ile mülkiyetin iki farklı şey olduğunu” ekledi.

Palantir bağlantılı Mandelson ve Mosley BBC’de boy gösterdi

Palantir’in bir Amerikan şirketi olmasına rağmen Avrupa’nın teknolojik kontrol gerekliliklerini karşılayabileceğini savunan Mosley, bir Avrupa kurumunun hassas operasyonları bir ABD’li tedarikçiye emanet edebileceğinin kanıtı olarak, şirketin Fransa’nın iç istihbarat servisi DGSI ile uzun süredir devam eden ilişkisini gösterdi:

“Bu kuruluş, Fransa’daki en hassas ve egemenlik niteliğindeki verileri korumakla görevli ve on yılı aşkın bir süredir iç güvenlikleri için Palantir’e güveniyor.”

Mosley, Palantir’in şu anda hiçbir AB kurumu ile doğrudan çalışmadığını doğruladı.

Yine de şirket, Rapporteur’e verdiği bilgiye göre, Birleşik Krallık, İsveç, Hollanda ve Fransa dahil olmak üzere Avrupa genelinde hükümetlerle sözleşmeler imzalamış durumda. Ayrıca NATO ile de bir anlaşması bulunuyor.

Şirket, ulusal hükümetlerle olan bazı ilişkilerini gizli tutsa da diğer AB ülkelerinde de faaliyet gösteriyor.

Kritik teknolojinin nihai olarak kim tarafından kontrol edildiği sorusu, tartışmanın merkezinde yer almaya devam ediyor.

Mosley, askeri operasyonların özel sektör altyapısına bağlı olduğu durumlarda ortaya çıkabilecek belirsizliğin bir örneği olarak, Ukrayna’nın Elon Musk’ın SpaceX şirketiyle ilişkili uydu iletişim hizmeti Starlink ile ilgili deneyimini gösterdi.

Avrupa’nın Palantir bağımlılığı

“Ukraynalıların vurguladığı nokta, Starlink’i kontrol etmedikleri,” diyen Mosley, kontrolün nihai olarak Musk’ta mı, Pentagon’da mı yoksa her ikisinin birleşiminde mi olduğu sorusunu gündeme getirdi.

Hizmetin uzaktan yavaşlatılıp yavaşlatılamayacağı sorulduğunda Mosley, Palantir’in sistemlerinin, yabancı bir gücün bir müşterinin yeteneklerini uzaktan devre dışı bırakmasını önleyecek teknik güvenlik önlemleriyle yapılandırılabileceğini söyledi.

Mosley, Palantir’in savunma alanında güçlü bir büyüme kaydettiğini belirtirken, yapay zeka (AI) benimseme konusunda Amerikan ve Avrupalı şirketler arasındaki uçurumun ciddi bir iktisadi soruna dönüşebileceği uyarısında bulundu.

“Gelirimiz, yapay zekanın uygulanmasından kaynaklanıyor,” diyen Mosley, Palantir’in iş modelini her sektördeki benimseme hızının potansiyel bir göstergesi olarak tanımladı.

Mosley, Amerikan şirketlerinin yapay zekayı “ışık hızında” benimsediğini savundu ve yapay zekayı başarıyla entegre eden Amerikan şirketlerinin, Avrupalı rakiplerine kıyasla önemli ölçüde daha üretken ve daha güçlü bir sermaye yapısına sahip hale gelebileceği konusunda uyarıda bulundu.

NATO, Rusya ordusunu Palantir sistemiyle izleyecek

Yönetici, “Avrupalı rakipleri bu yapay zeka devriminden aynı hızla yararlanamazlarsa, dört ya da beş yıl içinde artık rekabet edemez hale gelecekler,” dedi.

NATO’nun Palantir’in Maven Akıllı Sistemi’ni yedi ayda tedarik edip benimsemesini örnek gösteren Mosley, “Yapay zekada her gün, her hafta ilerleme kaydedildiğini görüyoruz,” diye konuştu.

Yeni yetenekleri benimseme aciliyetinin özellikle belirgin olduğunu ve Rusya’ya yakınlığın güvenlik endişelerini artırdığı Doğu Avrupa’da şirket için bir dizi iş fırsatı yarattığını belirtti ve şöyle devam etti:

“En son teknolojinin öncüsü olmalısınız ve bu da yapay zeka. İnternet devrimini kaçırdık. Bunu da mı kaçıracağız?”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Nokia, Ukrayna’ya uydu desteği sağlayacak

Yayınlanma

Nokia ve ICEYE, kontrolü doğrudan Kiev yönetimine ait olacak bağımsız bir uydu haberleşme sistemi kurmak üzere Ukrayna Savunma Bakanlığı ile niyet mektubu imzaladı. Finlandiya Başbakanının Kiev ziyaretinde duyurulan adım, Amerikan Starshield terminallerine getirilen hız kısıtlamaları ve Avrupa’daki tepkilerin hemen ardından geldi.

Nokia ve uzay teknolojileri şirketi ICEYE, Ukrayna Savunma Bakanlığı ile Kiev yönetiminin kendi kontrolünde olacak bir uydu haberleşme ağı kurulması konusunda mutabakat zaptı imzaladı.

Nokia’dan yayımlanan basın bülteninde, tarafların Ukrayna denetimindeki haberleşme sisteminin hayata geçirilme olanaklarını ortaklaşa inceleyeceği kaydedildi.

Anlaşma, Finlandiya Başbakanının Ukrayna ziyareti sırasında 22 Ekim’de duyuruldu. İşbirliğinin temel hedefi, öncelikle ülkenin kendi bağımsız uydu iletişim kapasitesini güçlendirerek savunma kabiliyetlerine katkı sağlamak olarak açıklandı.

ICEYE ve Nokia, ekim ayı başında kamu kurumlarına yönelik alçak dünya yörüngesinde çalışacak güvenli geniş bant iletişim sistemlerini ortaklaşa geliştireceklerini açıklamıştı.

Savunma, sınır güvenliği, acil durum birimleri ve afet müdahale ekipleri için tasarlanan bu Avrupa menşeli teknolojilerin, devletlere kendi uydularına, yer altyapılarına ve terminallerine doğrudan sahip olma ve bunları bağımsız yönetme imkanı tanıdığı belirtiliyor.

ICEYE Üst Yöneticisi ve Kurucu Ortağı Rafal Modrzewski, konuya dair açıklamasında Ukrayna’nın kontrolü tamamen kendisinde olan güvenli, egemen ve yüksek kapasiteli uydu haberleşme sistemlerine ihtiyaç duyduğunu dile getirdi.

Nokia Jeopolitik ve Hükümet İlişkileri Direktörü ve Nokia Savunma Yönetim Kurulu Başkanı Mikko Hautala ise uydu ağlarının karasal iletim altyapısı zarar gördüğünde bile iletişimin sürmesini sağladığına dikkat çekti.

Hautala, güvenilir ve egemen bir uydu haberleşmesinin Ukrayna’nın direncini nasıl artırabileceğini ve bağımlı olduğu iletişim üzerinde Kiev yönetimine nasıl kontrol sağlayabileceğini ICEYE ile birlikte araştıracaklarını söyledi.

Finlandiya merkezli bir uzay şirketi olan ICEYE, radar uyduları geliştirip üretiyor ve bu uydulardan elde edilen verileri kullanıma sunuyor.

Şirketin aktardığı bilgilere göre geliştirdiği teknolojiler savunma ve istihbaratın yanı sıra çevre izleme, sigortacılık ve acil durum müdahalelerinde de kullanılıyor.

Ukrayna ordusunun kullandığı Amerikan uydu bağlantısına kısıtlamalar getirildiğine yönelik haberler, bu anlaşmanın hemen öncesinde gündeme gelmişti.

Eski Ukrayna Savunma Bakanı Danışmanı Serhiy Sternenko, 14 Ekim gecesi yaptığı paylaşımda terminallerin saatte 160 kilometre hızla hareket ederken bağlantıyı kaybettiğini, ilerleyen süreçte bu kesintilerin saatte 60 ila 70 kilometre hızlarda da yaşandığını aktarmıştı.

SpaceX yöneticisi Elon Musk, Starlink’in askeri versiyonu olan Starshield’ın mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu, bu sebeple kısıtlama kararlarının Amerikan makamlarınca alındığını savunmuştu.

Beyaz Saray ise kısıtlamalarla bir ilgisi olmadığını açıklamıştı.

The Wall Street Journal gazetesinin 22 Ekim’de Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, Musk’tan bizzat söz konusu sınırlamaları kaldırmasını istedi.

Amerikalı ve Ukraynalı yetkililer, yapılan görüşmenin ardından sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını ifade etti; kimi Ukraynalı temsilciler ise işlevlerin henüz bütünüyle eski haline dönmediğini dile getirdi. Trump, Ukrayna’nın Starshield erişiminin yeniden sağlandığını doğruladı.

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Söz konusu kısıtlamalar Avrupa tarafında tepkiyle karşılandı.

Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, Musk’ı siyasi oyunlar oynamakla suçlayarak X platformunda “Biz senin Avrupalı müşterileriniz, seni izliyoruz” paylaşımını yaptı.

Polonya, 2022 yılından bu yana Ukrayna için yaklaşık 25 bin Starlink terminali satın aldı ve Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin uydu bağlantı masraflarını karşılamayı sürdürüyor.

Gelişmelerin ardından Avrupa Komisyonu da Ukrayna’nın Govsatcom programına dahil edilmesinin değerlendirildiğini açıkladı.

AB üyesi ülkelerin mevcut uydu kapasitelerini bir araya getiren güvenli iletişim programının, Brüksel tarafından 2027 yılının başında ticari hizmetlerle genişletilmesi planlanıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English