Görüş

Amerika’nın geri çekilme yılı: Trump’ın ilk yılı nasıl geçti?

Yayınlanma

2025 boyunca tüm dünya ABD’yi tabiri yerindeyse “yürekler ağızda” izledi. İlk dönemine nazaran müesses nizam ve ülke teamüllerinden daha da bağımsız halde koltuğa oturan Trump’ın her ekran önüne çıkışı potansiyel bir skandal, hatta diplomatik restleşmelerin şiddete evrilebileceği bir krizin başlangıcı demekti.

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, Amerikan Başkanı’yla sıradan bir görüşme sandığı toplantıda tuzağa çekilmiş, ülkesindeki beyazlara işlendiği iddia edilen zulümle ilgili kısa bir film izlemek zorunda kalmıştı. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, aynı odada J.D Vance ve Trump’ın arasında uzunca bir fırça yemiş, savaştaki Amerikan desteğinden tamamen olmamak için kırk dereden su getirmeye çalışıyordu. Artık Beyaz Saray’a gelen bütün liderler başına benzer bir facianın gelme ihtimalini düşünerek gelecek, kimse pek rahat davranamayacaktı. Bu, neredeyse tüm diplomatik ilişkilere sıfırdan başlamak isteyen Trump’ın vermek istediği bir mesajdı. Artık eski ABD yoktu.

Trump’ın her restleşmesi, “işte şimdi savaş başlıyor!” algısı yaratıyor ancak savaş asla başlamıyordu. İran’daki nükleer zenginleştirme tesisleri vurulduğunda İsrail tarafı mutluluktan havalara uçmuş, İran’da rejim değişikliği arzularının sonunda gerçekleşeceğini sanmışlardı. Ancak Trump, saldırı sonrası “bu konu burada kapandı” demeyi tercih etti. Venezuela krizinde de benzer bir görüntü oluştu. Botlara yapılan saldırılar ve havalarda uçuşan tehditler savaşın yaklaştığını düşündürse de asla düğmeye basılmadı. Rusya’yla olan ilişkiler bile hep bu seviyede kaldı. Yıl boyu tazelenen deadlinelar, “Putin 60 güne kabul etmezse Ukrayna’ya Tomahawk vereceğim!” gibi tehditler asla bir gerçekliğe dönüşmedi.

Artık bu havuç / sopa stratejisinin örüntüsü herkesçe tanınmıştı.

Tatmin etmeyen bilanço

Trump’ın iç siyaset performansı ise tartışmalı. Trump yönetimi, 2025 yılında 605 bin yasadışı göçmeni sınır dışı ettiği gibi toplam 1.9 milyon göçmenin ise kendi isteğiyle ülkeyi terk ettiğini duyurdu. Trump’ın yılda “1 milyon göçmeni sınır dışı etme” hedefi göz önünde bulundurulduğunda Trump destekçileri açısından memnuniyet verici olsa gerek. Ona kıyasla, Obama’nın en yüksek yıllık deportasyonu 438 bin, Biden’ın ise 271 bin idi. Yani Trump, toplam 2.5 milyon göçmeni göndererek sözünü fazlasıyla tuttu.

Trump’ın bir diğer iç politika sözü liberal kimlik siyaseti Wokeism ile mücadeleydi. Ordu başta olmak üzere tüm devlet kurumlarında Biden döneminde getirilen cinsiyet ve ırk kotaları kaldırıldığı gibi özel sektöre de bu konuda baskı yapıldı. Medyadaki woke etkisinin de azaldığı düşünüldüğünde Trump buradan kendisine kısmen pay çıkarabilir. Tabii muhafazakarların hedefi 2028’e kadar woke etkisini tamamen bitirmek. Demokratların woke ideolojisini hala sahiplendiği düşünüldüğünde bu hedef ne kadar gerçekçi olacak onu zaman gösterecek.

Tam Trump’ın sözü olmasa da devlet harcamalarını kısmak biraz da Elon Musk’ın etkisiyle bir hükümet politikası halini almıştı. Hükümet Verimliliği Bakanlığı’nın (DOGE) kurulması sonrası Musk devletin her alanına karışır olmuş, hükümetin diğer bakanlıklarında bir tepki oluşmuştu. Yine de DOGE, harcamaları kısarak 214 milyar dolarlık bir tasarruf ettiğini duyurdu. Tabii bir sorun vardı; 2025 içinde ABD’nin borcu tam 2.23 trilyon dolar artmıştı. Bunda, Trump’ın “büyük güzel yasa” dediği vergi kesintileri içeren yeni bütçenin kabul edilmesi de büyük rol oynadı. Zaten ikilinin ayrılmasına da bu bütçe sebep olmuştu.

Ekonomi ise karışık. Büyüme rakamları yılın ikinci yarısı toparlasa da Amerikan halkı ekonomik açıdan rahat hissetmiyor. Tıpkı Biden’ın son dönemi gibi, alım gücü konusunda Amerikalıların şikayetleri büyük. İşsizlik, 2021 pandemi dönemleri seviyesine yaklaşırken Trump’ın küresel çapta getirdiği tarifeler enflasyonu durdurma politikalarını etkisiz kıldı. Bu tarifeler açıklanırken Trump şirketlerin ülkeye dönüşüyle çok sayıda iş de getireceğini iddia etmişti. Tabii bu gerçek olsa bile uzun vadede karşılık verecek bir politika.

Tüm bunların yanında Amerikan tarihinin en büyük devlet kapanması yaşandı. 43 gün süren kapanma, Obama dönemi çıkan sağlık hizmetleri yasasının tarihinin geçmek üzere olmasıyla ilgiliydi.

Halk ne diyor?

Trump’ın genel kamuoyundaki onayı tahmin edildiği üzere düşük. Amerikalıların yüzde 60’ı, Trump’ı şu anda onaylamıyor. En çok eleştirildiği alan ekonomide yalnızca yüzde 33, dış politikada yüzde 37, suçla mücadelede ise yüzde 51 destek alıyor. Göç ve suç konusunda Amerikalılarda hala Trump’a karşı bir sempati var. Demokratların yerel siyasette iyi sonuçlar almaya başlamaları sonrası 2024’te neyi yanlış yaptıklarını ortaya çıkaracak “otopsi raporunu” iptal etmeleri hala aynı politikalarda ısrarcı olacaklarını gösteriyor. Bu da göç meselesini önemseyen Amerikalılarda Trump’ın kredisini doğal olarak arttırıyor.

Belki parti içinde değil ama kamuoyu gözünde giderek büyüyen bir iç savaş var. Amerikan politik tartışmalarının kalbinde devam eden bu iç savaş Önce Amerika ile Önce İsrail diyen muhafazakarları karşı karşıya getirdi. Daha önce İsrail desteğinin tartışılamaz bir norm olduğu muhafazakar düzlemde artık bir çok fikir önderi daha da gür sesle İsrail’i eleştiriyor. Platform sahipleri lobi gruplarından ağır baskılara maruz bırakılıp bu eleştirileri susturmaları talep ediliyor. Bu kavga dövüş, kamuoyundan siyasilere henüz tam sıçramadı. Kongredeki aykırı birkaç ses hızlı biçimde susturuldu. Ancak özellikle gençlerdeki bu muhalif tavır kontrol altına alınamıyor. Nick Fuentes gibi bir çok noktada aşırı sağ ve faşizme varan söylemler kullananlar, genç muhafazakarlar üzerinde yoğun etki sahibi oluyor.

2026’dan ne beklenmeli?

2016 ABD’de bir seçim yılı olacak. Trump’ın hem iç hem de dış politikada kurmak istediği politikalarının çerçevesini oturttuğu ve sonuç almayı beklediği bir dönem yaklaşıyor. Bu, Amerikan dış politikasının yeni ilgi alanlarının ısınması demek olacak.  Grönland, Kanada, Meksika, Venezuela ve tabii ki AB’den bahsediyorum. Trump’ın strateji metninde hem ABD’ye hem de Avrupa’ya bir tehdit olarak tanınan AB’nin dağıtılması için çeşitli politikalar gündeme gelebilir. Bunun yanı sıra, Trump’ın artık kapanmasını beklediği Ortadoğu gibi eski nüfuz alanlarında tekrar çatışma hali oluşabilir. İsrail’in Lübnan ve İran üzerindeki talepleri, Suriye’deki kördüğüm derken ABD Ortadoğu defterini ne kadar kapatacak 2026’da anlayacağız.

İç siyasette ise epey gürültü kopacak. Trump’ın başı ne zamandır Epstein davası yüzünden ağrıyor. O üzerini örttükçe kongredeki komiteden yeni belgeler çıkıyor. Sadece muhalif demokratlar değil aynı zamanda Trump’ın kendi seçmeni de Epstein meselesinin arka planını merak ediyor. Belli ki 2026’da da Epstein konusunu epey duyacağız.

Anketlere bakılırsa Cumhuriyetçilerin ara seçimde Temsilciler Meclisi’ni kaybetmesi olası gözüküyor. Kongredeki tartışmasız kontrol kaybedilirse Trump’ın yönetimdeki radikal tutumu da bu şekilde değişecektir.

Ukrayna Savaşı, Trump yönetiminin defalarca söylediği üzere politikaların temelini oluşturmuyor. Trump, barış getirmede başarısız olursa masadan kalkacağını söyledi. Yani Biden dönemi silahlandırma politikasına dönüş pek olası gözükmüyor.

Başta söylediğim üzere Trump’ın dış politika stratejileri artık dünya kamuoyunda anlaşıldı. Blöfleri daha ne kadar başarılı olabilir emin değilim. Eninde sonunda Trump, istediği radikal değişimleri gerçekleştirmek adına şiddete başvurabilir. Şu anda Venezuela’da şiddet parça parça tırmanıyor. Eğer gizli operasyonlar ve hava saldırılarından fayda sağlanmazsa askeri bir operasyona bile soyunabilirler. Dahası, arkada bekleyen bir Kolombiya ve hatta Meksika var. ABD’nin Venezuela’daki başarısı, diğerlerinin akıbetini de belirleyecek.

2025, Amerikan dış politikası için “Stratejik Geri Çekilme” yılıydı. ABD, tüm dünyaya yayılmak yerine gücünü belli bölgelerde yoğunlaştırmayı seçiyor. 2026 ise bu yoğunlaşmanın meyve vermesini bekledikleri yıl olacak.

Son olarak ABD’de herkesin merak ettiği bir soru var; Trump’dan sonra MAGA’ya ne olacak? 2026’da bunun cevabını alamasak bile çeşitli ipuçları edineceğiz. Bir çok figür Trump sonrası için hazırlanıyor. Cumhuriyetçi Parti yeniden müesses nizama mı yanaşacak yoksa MAGA kendi yolunu çizmeye devam mı edecek bunu göreceğiz. Trump’ın önceden veliahtı olacağı sanılan ama ara seçimler sonrası kaybolup giden Florida Valisi Ron DeSantis tekrar başını kaldırmaya çalışıyor. Müesses nizamın favori figürlerinden Teksas’lı Senatör Ted Cruz da belli ki J.D Vance’in karşısına rakip çıkacak. Tabii Trump, yine bir inatla 2028’e üçüncü dönem için hazırlanmaya başlamazsa! Herkese mutlu yıllar.

Çok Okunanlar

Exit mobile version