Bizi Takip Edin

Asya

APEC zirvesinde buluşan Xi ve Kishida ‘farklılıkları yönetme sözü’ verdi

Yayınlanma

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Japonya Başbakanı Fumio Kishida ile bir yıl sonra ilk kez bir araya gelirken Pekin ve Tokyo, aralarındaki çok sayıdaki sürtüşme kaynağını hafifletme sözü verdi.

İki lider cuma sabahı San Francisco’da düzenlenen yıllık Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi çerçevesinde bir araya geldi ve 65 dakikalık bir görüşme yaptı.

Gözlemciler Asya-Pasifik’te gerginlik devam ederken Xi’nin Kishida ile görüşmesinin her iki ülke ve bölgesel istikrar için özellikle önemli olduğunu vurguladı.

Açılış konuşmasında Xi, her iki ülkenin de “farklılıkları uygun şekilde ele alması” ve stratejik bağlarını yeniden teyit etmesi gerektiğini söylerken, Kishida da farklılıklarına rağmen birlikte çalışmaları ve “komşular olarak bir arada var olmaları ve gelişmeleri” gerektiğini ifade etti.

Kishida, “Gelecek nesillerin iyiliği için Japonya-Çin ilişkilerine daha parlak bir gelecek yaratmak üzere sizinle birlikte çalışmak istiyorum” dedi ve ekledi: “Samimi görüşmeleri dört gözle bekliyorum.”

Çin devlet televizyonuna göre Xi, son 45 yıldaki iniş çıkışlara rağmen ikili ilişkilerin “genel olarak bir gelişme ivmesini koruduğunu” söyledi.

“Şu anda uluslararası durum kaos ve olaylarla iç içe geçmiş durumda ve riskler ve zorluklar birbiri ardına ortaya çıkıyor” diyen Xi, “Her iki taraf da tarihin genel eğilimini kavramalı… ortak çıkarlara odaklanmalı, farklılıkları uygun şekilde ele almalı, Çin ve Japonya arasındaki dört siyasi belgede belirtilen ilkelere bağlı kalmalı, stratejik karşılıklı yarar ilişkisinin konumunu yeniden teyit etmeli ve ona yeni bir anlam kazandırmalı ve yeni çağın gerekliliklerini karşılayan bir Çin-Japon ilişkisi inşa etmek için çaba göstermelidir” ifadelerini kullandı.

Xi’nin sözünü ettiği “ortak stratejik çıkarlara dayalı karşılıklı yarar sağlayan ilişki” kavramı, iki ülke arasındaki ilişkiler için en son yol gösterici ilkeyi temsil ediyor. Dönemin Japonya Başbakanı Shinzo Abe’nin 2006 yılındaki Çin ziyareti sırasında ortaya atılmış ve 2008 yılında dönemin Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun Japonya’yı ziyareti sırasında resmiyet kazanmıştı.

Ancak bu vizyon ciddi bir baskı altında kaldı ve her iki taraf da ilişkilerin bozulması nedeniyle birbirlerini suçladı.

Xi ve Biden askeri iletişimi yeniden başlatmak üzere anlaştı

‘Biden’la görüşme etkili oldu’

Xi’nin altı yıldan uzun bir süre sonra gerçekleştirdiği ilk ABD gezisinde Biden ile ABD-Çin ilişkilerini istikrarlı hale getirme, askerden askere iletişimi yeniden başlatma ve fentanil ve iklim değişikliği konularında işbirliği yapma konusunda anlaşmasından bir gün sonra Japon mevkidaşı ile bir araya geldiler.

Pekin’deki Tsinghua Üniversitesi’nde bölgesel ilişkiler uzmanı olan Liu Jiangyong, South China Morning Post’a verdiği demeçte, Xi’nin Kishida ile görüşmesinin, Çin ve ABD’nin bir yıl sonra ilk liderler zirvesini gerçekleştirmeyi ve ilişkileri istikrara kavuşturmak için bazı önemli uzlaşmalara varmayı başarması nedeniyle gerçekleştiği yorumunu yaptı.

Liu, “Bu çerçevede Japonya’nın da Çin ile ilişkilerini ılımlı hale getirmesi gerekiyor” dedi.

Ancak Liu’ya göre, Japonya’nın giderek daha düşmanca ve Çin karşıtı olarak nitelendirdiği tutumunun, özellikle Japonya’da Senkaku Adaları olarak bilinen tartışmalı Diaoyu Adaları ve Tayvan gibi hassas konularda, Xi-Kishida görüşmesi öncesinde dilin yumuşamasına rağmen değişmesi olası değil.

“Bu daha çok Çin ve ABD’nin aralarındaki gerilimi azaltmaya çalışmasının ardından taktiksel bir değişiklik” dedi Liu.

Tokyo, Washington’ın peşine takıldı

Kishida ve Xi en son bir yıl önce Bangkok’ta düzenlenen APEC toplantısında bir araya gelmiş ve bu görüşme iki ülke liderleri arasında üç yıl sonra gerçekleşen ilk yüz yüze görüşme olmuştu. Ancak ilişkileri düzeltme niyetlerine rağmen Asyalı rakipler arasındaki ilişkiler, özellikle Kishida yönetiminin aralık ayında Japonya’nın yeni savunma stratejisini açıklayarak Çin’i tehdit ilan etmesinden sonra gerilemeye devam etti.

Son aylarda Tokyo, Tayvan ve çip ihracat yasağı gibi konularda Washington’a yakınlaştı ve Çin’den gelebilecek tehditleri savuşturmak için fiili bir üçlü askeri ittifak oluşturmak üzere Güney Kore ile bağlarını onardı.

Fukushima krizi

Cuma günkü görüşmede Kishida  ayrıca Xi’yi Fukushima’daki su salınımının ardından Japonya’nın deniz ürünleri ithalatına getirdiği yasakları derhal kaldırmaya çağırdı.

Kishida toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, “Arıtılmış … suyun okyanusa boşaltılmasıyla ilgili olarak, bilimsel kanıtlara dayalı sakin bir yanıt verilmesini ve Japon gıda ürünlerinin ithalatı üzerindeki kısıtlamaların derhal kaldırılmasını şiddetle talep ettim” dedi.

Çin’den yapılan açıklamada “iki tarafın Fukushima meselesine müzakereler yoluyla uygun çözümler bulma konusunda mutabık kaldığı” belirtildi.

Xi, Japonya’yı deşarjı sorumlu ve yapıcı bir şekilde ele almaya çağırdı ve bunun küresel kamu yararını ilgilendiren bir mesele olduğunu söyledi.

Doğu Çin Denizi ve Tayvan gündemi

Kishida görüşmede ayrıca diğer tartışmalı konuları da gündeme getirdi. Çin’in Doğu Çin Denizi’nde, Japonya tarafından yönetilen Senkaku Adaları da dâhil olmak üzere, yürüttüğü faaliyetlere ilişkin “ciddi endişelerini” dile getiren Japon başbakan, Japonya’nın münhasır ekonomik bölgesine yerleştirilen şamandıraların derhal kaldırılmasını talep etti.

Ayrıca Çin’in Japonya’nın çevresinde Rusya ile koordineli askeri faaliyetlerde bulunmasını eleştirdi.

Kishida Çin’de casusluk suçlamasıyla tutulan Japon vatandaşlarının serbest bırakılması çağrısında bulundu. İlaç üreticisi Astellas Pharma’nın bir çalışanı mart ayında casusluk şüphesiyle gözaltına alınmış ve geçen ay resmen tutuklanmıştı. Çin tarafından yapılan açıklamada askeri faaliyetlerden ya da Japon vatandaşlarının gözaltına alınmasından açıkça bahsedilmedi.

İki lider aynı zamanda yanlış anlamaları ortadan kaldırmak için sıcak konulardaki tutumlarını açıklamaya çalıştı. Tayvan konusunda Xi Çin’in temel pozisyonunu ortaya koyarken, Kishida Tayvan Boğazında barış ve istikrarın uluslararası toplum için önemini yineledi ve “Japonya’nın Tayvan konusundaki pozisyonu 1972 tarihli Japonya-Çin Ortak Bildirisinde belirtildiği gibi değişmemiştir” dedi.

1972 tarihli bildiride Japonya’nın Çin’in Tayvan’ın kendi topraklarının devredilemez bir parçası olduğu yönündeki duruşunu “tamamen anladığı ve saygı duyduğu” kaydedilmişti.

Xi, Tayvan’ın Japonya-Çin ilişkilerinde temel bir mesele olduğunu ve Tokyo’nun pozisyonuna sadık kalması ve Çin-Japonya ilişkilerinin temelinin zarar görmemesini veya sarsılmamasını sağlaması gerektiğini söyledi.

Ekonomik diyalog toplantısı

İki taraf, yeşil ekonomi, enerji verimliliği ve sağlık hizmetleri gibi alanlarda işbirliğinde somut sonuçlar elde etmek amacıyla Japonya ve Çin arasında üst düzey bir ekonomik diyaloğu uygun bir zamanda yeniden toplama konusunda anlaştı.

Xi, endüstriyel tedarik zincirleri de dahil olmak üzere Çin ve Japonya’nın ekonomik çıkarlarının derinden iç içe geçtiğini belirterek, “küçük bahçe, yüksek çit” ekonomisine ya da “zincirleri ayrıştırma ve kırmaya” girişmenin kimsenin çıkarına olmadığını sözlerine ekledi.

Asya

Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yayınlanma

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.

Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.

Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.

Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.

Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.

Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.

Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.

Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.

Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.

Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”

Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın

Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor

Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.

Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.

Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.

Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.

Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.

Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.

Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.

Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.

Washington’ı bekleme stratejisi

Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.

Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.

Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.

Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.

Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.

Hindistan’da Hamamböceği Partisi’nin protestoları sürüyor

Okumaya Devam Et

Asya

Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Yayınlanma

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.

Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.

Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.

The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”

Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü

Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.

Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.

Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.

Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.

Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.

Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.

Avrupa pazarında rekabet endişesi

The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.

Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.

Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.

Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşımasını protesto etti

Yayınlanma

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşıması ve bazı ülkelerle yayımladığı ortak bildiri nedeniyle sert girişimde bulundu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Asya İşleri Dairesi’nden sorumlu bir yetkili, pazar günü Japonya’nın Çin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı bakanlığa çağırdı. Görüşmede, Japonya Dışişleri Bakanı’nın, sözde “Güney Çin Denizi Tahkim Kararı”nı yayımlanmasının 10. yılında yeniden gündeme taşıması ve Japonya’nın bazı ülkelerle işbirliği içinde ortak bir bildiri yayımlaması nedeniyle sert girişimde bulunuldu; Çin’in güçlü memnuniyetsizliği ve protestosu iletildi.

Yetkili, Çin’in Japonya’nın “provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceğini”, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını “kesin biçimde koruyacağını” belirtti.

Çin Dışişleri Bakanlığına göre Çin tarafı, Japonya’nın Güney Çin Denizi ile bağlantılı tarihsel suçlarının hesabını açık biçimde vermediğini ve bu nedenle konu hakkında sorumsuzca açıklamalar yapma hakkına sahip olmadığını ifade etti.

Çin tarafı, Japonya’nın “bu çirkin söz ve eylemlerinin savaş sonrası uluslararası düzene ve uluslararası ilişkilerde hukukun üstünlüğüne meydan okuduğunu, çifte standart uyguladığını, ülkeler arasında ayrılık yaratmaya çalıştığını ve Güney Çin Denizi’ndeki barış ve istikrarı baltaladığını” bildirdi. Bu tutumun, bölge ülkelerinin ortak çıkarları ve beklentileriyle de çeliştiği kaydedildi.

Bakanlık, bu tür adımların Çin dahil uluslararası toplumda, Japonya’nın modern tarihteki saldırganlık eylemleri ve sömürgeci vahşeti konusunda tarihsel kaygıları yeniden canlandırdığını ve güçlü öfkeye yol açtığını açıkladı.

Açıklamada, Çin’in Japonya’nın provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceği, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kesin biçimde koruyacağı yinelendi.

Bakanlık ayrıca Çin tarafının, Japonya’yla bağlantılı çeşitli olumsuz gelişmeler konusunda da sert girişimlerde bulunduğunu bildirdi. Bunlar arasında, “Tayvan meselesi, Japonya’nın Çin’de bıraktığı terk edilmiş kimyasal silahlar, Japon parlamento üyelerinin Çin’in etnik politikalarına ilişkin uygunsuz açıklamaları ve Japonya’nın askeri ve güvenlik alanındaki olumsuz adımları” yer aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English