Avrupa
Barones Rothschild’i kim öldürdü?

Eski eşi Barones Evelyn de Rothschild olan Jeannette May’in yaklaşık yarım yüzyıl önce İtalyan Alpleri’nde gizemli ölümü, Avrupa’yı sarsmıştı. İtalyan polisinin geçen yıl soruşturmayı yeniden başlatmasıyla komplo teorileri tekrar gündeme geldi.
Karlarla kaplı İtalyan dağları, dünyanın en etkili finans ailelerinden biriyle bağlantılı olan da dahil olmak üzere birçok sır saklıyor. Yaklaşık yarım yüzyıl önce, Barones Evelyn de Rothschild’in eski eşi Jeannette May’in cansız bedeni bu dağların soğuk kollarında bulunmuştu.
Ölümünün gizemi tüm Avrupa’yı sarsmış ve resmi soruşturmadaki boşluklar, Dan Brown romanlarını aratmayan komplo teorilerine yol açmıştı. Jeannette’in bir gün önce aldığı gizemli telgraf ne anlama geliyordu? İtalyan polisi neden geçen yıl eski Leydi de Rothschild’in esrarengiz kayboluşuyla ilgili soruşturmayı yeniden başlattı?
Model ve televizyon sunucusundan baronesliğe
Jeannette Bishop, 1940 yılında Kent’te küçük bir köyde doğdu. Babasını, bomba imha ederken trajik bir şekilde hayatını kaybettiğinde henüz birkaç aylıkken yitirdi.
Jeannette’in çocukluğu hakkında çok az şey biliniyor. Bazı kaynaklara göre bir manastırda yaşadı ve gençlik yıllarında baleye merak saldı. 16 yaşına geldiğinde Jeannette, modellik yaparak yeni bir yeteneğini keşfetti. Ardından televizyona geçerek popüler İngiliz televizyon programı Spot the Tune’u sundu.
26 yaşında Jeannette’in hayatı kökten değişti. 30 Eylül 1966’da dünyanın en zengin ailelerinden biriyle akraba oldu ve Baron Evelyn de Rothschild ile evlendi.
Genç kadın, sosyeteye oldukça hızlı ve doğal bir şekilde uyum sağladı: Dünyayı dolaştı, Imelda Marcos ve Henry Ford II gibi isimlerle davetlerde yan yana oturdu, iç mekan dekorasyonu ve antika koleksiyonculuğuyla uğraştı.
Dağlara gittiler ve geri dönmediler
Ancak evlilikleri uzun sürmedi; 1971’de çift oldukça barışçıl bir şekilde ayrıldı. Jeannette, 25 bin sterlin ve Chelsea’de şirin bir şehir evi gibi oldukça mütevazı bir nafaka aldı, ancak görünüşe göre bu durum onu tatmin etmişti.
Boşanmanın ardından Jeannette uzun süre yalnız kalmadı ve John Lewis mağazalar zincirinin yöneticisi olan iş insanı Stephen May ile görüşmeye başladı. Çift, İtalya’nın Macerata ilinde eski bir çiftlik evi satın aldı ve Jeannette buranın restorasyonuyla hevesle ilgilenmeye başladı.
Ancak bu pastoral yaşam uzun sürmedi. 29 Kasım 1980’de Jeannette, Rothschildlerin evinde yaşarken mutfakta çalışan ve orada tanıştığı arkadaşı Gabriella Geren ile birlikte inşaat işlerinin ilerleyişini kontrol etmek için Sarnano’ya doğru yola çıktı. Yaklaşan kar fırtınası uyarısı onları durdurmadı ve dağlara doğru gittiler. Onları bir daha canlı gören olmadı.
Gizemli ipuçları
Arama çalışmaları hemen başladı, ancak kar yağışı çalışmaları büyük ölçüde zorlaştırdı. Ancak birkaç hafta sonra kadınların arabası neredeyse tamamen kar altında gömülü olarak bulundu. Fakat kadınların kendileri ne arabanın içinde ne de yakınında bulunamadı.
Ancak iki yıl sonra bir avcı tesadüfen arabalarından birkaç kilometre uzakta kalıntılarına rastladı. Adli tıp uzmanları şaşırtıcı bir sonuca ulaştı: Kadınlar kayboldukları andan itibaren bir ay daha hayattaydı.
Müfettişler, ölenlerin kişisel eşyalarını incelerken bir başka tuhaflık daha keşfettiler. Hem Jeannette’in hem de Gabriella’nın kol saatleri vardı. Her iki mekanizma da saat 17.52’de durmuştu. Ancak aynı gün değil, tam bir hafta arayla durmuş olmaları, saatlerden birinin kasıtlı olarak “kurcalandığına” işaret edebilirdi.
Jeannette adına yerel bir otele gelen telgraf da polise tuhaf göründü. Telgrafta sadece üç kelime vardı: “Seni bekliyorum.”

Fidye için kaçırılma mı, mafyayla dostluğun kurbanları mı?
Olayla ilgili ilk tutarlı versiyonu, iki yıl sonra polis değil, gazeteciler ortaya koydu. Londra merkezli Sunday Times gazetesinden Gitta Sereny ve Dalbert Hallenstein, ölenlerin planlı bir kaçırılmanın kurbanı olduğu sonucuna vardılar. O dönemde fidye için kaçırma olayları yaygındı ve hâlâ Rothschild soyadını kullanan bir kadın, suçluların hedefinde olabilirdi. Ancak Rothschild ailesi, herhangi bir fidye talebi almadıklarını açıkladı.
Bir sonraki teori, kadınların ölümünü, Jeannette’in kaybolmasından sonraki gün Navona Meydanı’ndaki Christie’s müzayede evinde meydana gelen büyük soygunla ilişkilendiriyor. Polis, Sergio Vaccari adında İtalyan bir kaçakçı ve antika satıcısını öldürülmüş olarak buldu. Aramada, Christie’s soygununda çalınan eşyaların fotoğrafları bulundu ve Vaccari’nin Jeannette ile tanıştığı tespit edildi.

İpuçları “Tanrı’nın Bankerine” ulaştı
Ancak kısa süre sonra soruşturma daha da ilginç bir hal aldı: Vaccari’den elde edilen ipuçları, dedektifleri Vatikan’a yakınlığıyla bilinen ve Vaccari’nin ölümünden üç ay önce Londra’daki Blackfriars Köprüsü’nde asılı bulunan, “Tanrı’nın Bankeri” olarak da tanınan İtalya’nın en büyük özel bankalarından birinin başkanı Roberto Calvi’ye götürdü.
Polis, bunun bir kiralık cinayet olduğundan şüphelenmiyordu. Calvi’nin öldürülmesinden kısa süre önce bankası iflas etmiş ve müfettişler mafyanın para aklama faaliyetlerine karıştığına dair bilgilere ulaşmıştı. Wojtyla Segreto adlı gazetecilik araştırmasına göre, bankacı İtalya’dan kaçmış ve Katolik Kilisesi’nin yasa dışı mali operasyonlarını ifşa etmekle tehdit ederek Vatikan’a şantaj yapmaya başlamıştı.
Ancak Jeannette, Vaccari ve Calvi’nin ölümlerinin birbiriyle bağlantılı olabileceği ve Vatikan, İtalyan mafya grubu ya da başka ciddi bir örgüt olsun, tek bir azmettiricisi olabileceği teorisi, müfettişlere yetersiz göründü ve 1989 yılının sonunda dosya arşive kaldırıldı.
2024 yılında İtalyan polisi, eski Leydi de Rothschild’in gizemli kayboluşuyla ilgili soruşturmayı yeniden başlattı, ancak dava hakkında henüz yeni bir bilgi bulunmuyor.

Avrupa
Palantir: Avrupalı rakiplerimizin savaş tecrübesi yok

İngiltere’deki Palantir yöneticisi, Avrupa’da bulunan savunma alanındaki rakiplerinin savaş tecrübesine sahip olmadığını söyledi.
Avrupalı savunma yazılım şirketlerinin henüz savaş alanında yeteneklerini kanıtlamadığını öne süren şirketin Birleşik Krallık ve Avrupa sorumlusu Louis Mosley, Palantir şirketinin teknolojisinin ise halihazırda Ukrayna’da ve İran’da Batılı ordular tarafından kullanıldığını söyledi.
Rapporteur’de yayınlanan mülakatında, “Sözde Avrupalı rakipler şu anda… şey, bunların işe yarayıp yaramadığını kimse tam olarak bilmiyor,” diyen Mosley, Palantir’in operasyonel deneyiminin Avrupalı alternatiflere karşı şirkete benzersiz bir avantaj sağladığını savundu.
Mosley, Avrupa hükümetlerinin teknolojik egemenliği sanayi politikasıyla karıştırma riski taşıdığını savunarak, asıl sorunun tedarikçinin merkezinin nerede olduğu değil, müşterilerin kullandıkları teknolojiyi kontrol edip edemediği olması gerektiğini söyledi:
“Egemenliği şirketin merkezinin bulunduğu yer açısından tanımlayacaksanız, o zaman egemenlik politikasını sanayi politikasıyla karıştırıyorsunuz demektir.”
Mosley, egemenliğin kontrol ile ilgili olduğunu ve “kontrol ile mülkiyetin iki farklı şey olduğunu” ekledi.
Palantir’in bir Amerikan şirketi olmasına rağmen Avrupa’nın teknolojik kontrol gerekliliklerini karşılayabileceğini savunan Mosley, bir Avrupa kurumunun hassas operasyonları bir ABD’li tedarikçiye emanet edebileceğinin kanıtı olarak, şirketin Fransa’nın iç istihbarat servisi DGSI ile uzun süredir devam eden ilişkisini gösterdi:
“Bu kuruluş, Fransa’daki en hassas ve egemenlik niteliğindeki verileri korumakla görevli ve on yılı aşkın bir süredir iç güvenlikleri için Palantir’e güveniyor.”
Mosley, Palantir’in şu anda hiçbir AB kurumu ile doğrudan çalışmadığını doğruladı.
Yine de şirket, Rapporteur’e verdiği bilgiye göre, Birleşik Krallık, İsveç, Hollanda ve Fransa dahil olmak üzere Avrupa genelinde hükümetlerle sözleşmeler imzalamış durumda. Ayrıca NATO ile de bir anlaşması bulunuyor.
Şirket, ulusal hükümetlerle olan bazı ilişkilerini gizli tutsa da diğer AB ülkelerinde de faaliyet gösteriyor.
Kritik teknolojinin nihai olarak kim tarafından kontrol edildiği sorusu, tartışmanın merkezinde yer almaya devam ediyor.
Mosley, askeri operasyonların özel sektör altyapısına bağlı olduğu durumlarda ortaya çıkabilecek belirsizliğin bir örneği olarak, Ukrayna’nın Elon Musk’ın SpaceX şirketiyle ilişkili uydu iletişim hizmeti Starlink ile ilgili deneyimini gösterdi.
“Ukraynalıların vurguladığı nokta, Starlink’i kontrol etmedikleri,” diyen Mosley, kontrolün nihai olarak Musk’ta mı, Pentagon’da mı yoksa her ikisinin birleşiminde mi olduğu sorusunu gündeme getirdi.
Hizmetin uzaktan yavaşlatılıp yavaşlatılamayacağı sorulduğunda Mosley, Palantir’in sistemlerinin, yabancı bir gücün bir müşterinin yeteneklerini uzaktan devre dışı bırakmasını önleyecek teknik güvenlik önlemleriyle yapılandırılabileceğini söyledi.
Mosley, Palantir’in savunma alanında güçlü bir büyüme kaydettiğini belirtirken, yapay zeka (AI) benimseme konusunda Amerikan ve Avrupalı şirketler arasındaki uçurumun ciddi bir iktisadi soruna dönüşebileceği uyarısında bulundu.
“Gelirimiz, yapay zekanın uygulanmasından kaynaklanıyor,” diyen Mosley, Palantir’in iş modelini her sektördeki benimseme hızının potansiyel bir göstergesi olarak tanımladı.
Mosley, Amerikan şirketlerinin yapay zekayı “ışık hızında” benimsediğini savundu ve yapay zekayı başarıyla entegre eden Amerikan şirketlerinin, Avrupalı rakiplerine kıyasla önemli ölçüde daha üretken ve daha güçlü bir sermaye yapısına sahip hale gelebileceği konusunda uyarıda bulundu.
Yönetici, “Avrupalı rakipleri bu yapay zeka devriminden aynı hızla yararlanamazlarsa, dört ya da beş yıl içinde artık rekabet edemez hale gelecekler,” dedi.
NATO’nun Palantir’in Maven Akıllı Sistemi’ni yedi ayda tedarik edip benimsemesini örnek gösteren Mosley, “Yapay zekada her gün, her hafta ilerleme kaydedildiğini görüyoruz,” diye konuştu.
Yeni yetenekleri benimseme aciliyetinin özellikle belirgin olduğunu ve Rusya’ya yakınlığın güvenlik endişelerini artırdığı Doğu Avrupa’da şirket için bir dizi iş fırsatı yarattığını belirtti ve şöyle devam etti:
“En son teknolojinin öncüsü olmalısınız ve bu da yapay zeka. İnternet devrimini kaçırdık. Bunu da mı kaçıracağız?”
Avrupa
Nokia, Ukrayna’ya uydu desteği sağlayacak

Nokia ve ICEYE, kontrolü doğrudan Kiev yönetimine ait olacak bağımsız bir uydu haberleşme sistemi kurmak üzere Ukrayna Savunma Bakanlığı ile niyet mektubu imzaladı. Finlandiya Başbakanının Kiev ziyaretinde duyurulan adım, Amerikan Starshield terminallerine getirilen hız kısıtlamaları ve Avrupa’daki tepkilerin hemen ardından geldi.
Nokia ve uzay teknolojileri şirketi ICEYE, Ukrayna Savunma Bakanlığı ile Kiev yönetiminin kendi kontrolünde olacak bir uydu haberleşme ağı kurulması konusunda mutabakat zaptı imzaladı.
Nokia’dan yayımlanan basın bülteninde, tarafların Ukrayna denetimindeki haberleşme sisteminin hayata geçirilme olanaklarını ortaklaşa inceleyeceği kaydedildi.
Anlaşma, Finlandiya Başbakanının Ukrayna ziyareti sırasında 22 Ekim’de duyuruldu. İşbirliğinin temel hedefi, öncelikle ülkenin kendi bağımsız uydu iletişim kapasitesini güçlendirerek savunma kabiliyetlerine katkı sağlamak olarak açıklandı.
ICEYE ve Nokia, ekim ayı başında kamu kurumlarına yönelik alçak dünya yörüngesinde çalışacak güvenli geniş bant iletişim sistemlerini ortaklaşa geliştireceklerini açıklamıştı.
Savunma, sınır güvenliği, acil durum birimleri ve afet müdahale ekipleri için tasarlanan bu Avrupa menşeli teknolojilerin, devletlere kendi uydularına, yer altyapılarına ve terminallerine doğrudan sahip olma ve bunları bağımsız yönetme imkanı tanıdığı belirtiliyor.
ICEYE Üst Yöneticisi ve Kurucu Ortağı Rafal Modrzewski, konuya dair açıklamasında Ukrayna’nın kontrolü tamamen kendisinde olan güvenli, egemen ve yüksek kapasiteli uydu haberleşme sistemlerine ihtiyaç duyduğunu dile getirdi.
Nokia Jeopolitik ve Hükümet İlişkileri Direktörü ve Nokia Savunma Yönetim Kurulu Başkanı Mikko Hautala ise uydu ağlarının karasal iletim altyapısı zarar gördüğünde bile iletişimin sürmesini sağladığına dikkat çekti.
Hautala, güvenilir ve egemen bir uydu haberleşmesinin Ukrayna’nın direncini nasıl artırabileceğini ve bağımlı olduğu iletişim üzerinde Kiev yönetimine nasıl kontrol sağlayabileceğini ICEYE ile birlikte araştıracaklarını söyledi.
Finlandiya merkezli bir uzay şirketi olan ICEYE, radar uyduları geliştirip üretiyor ve bu uydulardan elde edilen verileri kullanıma sunuyor.
Şirketin aktardığı bilgilere göre geliştirdiği teknolojiler savunma ve istihbaratın yanı sıra çevre izleme, sigortacılık ve acil durum müdahalelerinde de kullanılıyor.
Ukrayna ordusunun kullandığı Amerikan uydu bağlantısına kısıtlamalar getirildiğine yönelik haberler, bu anlaşmanın hemen öncesinde gündeme gelmişti.
Eski Ukrayna Savunma Bakanı Danışmanı Serhiy Sternenko, 14 Ekim gecesi yaptığı paylaşımda terminallerin saatte 160 kilometre hızla hareket ederken bağlantıyı kaybettiğini, ilerleyen süreçte bu kesintilerin saatte 60 ila 70 kilometre hızlarda da yaşandığını aktarmıştı.
SpaceX yöneticisi Elon Musk, Starlink’in askeri versiyonu olan Starshield’ın mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu, bu sebeple kısıtlama kararlarının Amerikan makamlarınca alındığını savunmuştu.
Beyaz Saray ise kısıtlamalarla bir ilgisi olmadığını açıklamıştı.
The Wall Street Journal gazetesinin 22 Ekim’de Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, Musk’tan bizzat söz konusu sınırlamaları kaldırmasını istedi.
Amerikalı ve Ukraynalı yetkililer, yapılan görüşmenin ardından sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını ifade etti; kimi Ukraynalı temsilciler ise işlevlerin henüz bütünüyle eski haline dönmediğini dile getirdi. Trump, Ukrayna’nın Starshield erişiminin yeniden sağlandığını doğruladı.
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi
Söz konusu kısıtlamalar Avrupa tarafında tepkiyle karşılandı.
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, Musk’ı siyasi oyunlar oynamakla suçlayarak X platformunda “Biz senin Avrupalı müşterileriniz, seni izliyoruz” paylaşımını yaptı.
Polonya, 2022 yılından bu yana Ukrayna için yaklaşık 25 bin Starlink terminali satın aldı ve Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin uydu bağlantı masraflarını karşılamayı sürdürüyor.
Gelişmelerin ardından Avrupa Komisyonu da Ukrayna’nın Govsatcom programına dahil edilmesinin değerlendirildiğini açıkladı.
AB üyesi ülkelerin mevcut uydu kapasitelerini bir araya getiren güvenli iletişim programının, Brüksel tarafından 2027 yılının başında ticari hizmetlerle genişletilmesi planlanıyor.
Avrupa
İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.
Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.
Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.
Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.
Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.
İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.
İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.
Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.
Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler
Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.
Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi












