Dünya Basını

CIA’in eski Rusya analisti Beebe: Nükleer savaş korkusunu kaybetmek en büyük tehdittir

Yayınlanma

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) eski Rusya Analiz Direktörü ve Quincy Enstitüsü Büyük Strateji Direktörü George Beebe, Ukrayna’daki savaşı askeri gerilimi tırmandırarak çözme arayışlarının Batı adına büyük bir yanılgı olduğunu belirtti. Savaşın ancak iki tarafın da taviz vereceği bir uzlaşıyla sonlanabileceğini vurgulayan Beebe, nükleer caydırıcılık algısının aşınmasının dünyayı felaketin eşiğine getirdiğini kaydetti.

Norveçli siyaset bilimci Profesör Glenn Diesen’ın gerçekleştirdiği mülakata konuk olan eski CIA Rusya Analiz Direktörü ve Quincy Enstitüsü Büyük Strateji Direktörü George Beebe, Soğuk Savaş sonrası dönemden bugüne uzanan süreçte Batı dünyasının Rusya politikasında içine düştüğü stratejik hataları, Ukrayna’daki çatışmanın tarihsel arka planını ve tırmanan nükleer savaş risklerini ayrıntılı değerlendirmelerle ele aldı.

Beebe, Batı ittifakının jeopolitik gerçekliklerden koparak ideolojik bir körlüğe sürüklendiğini ve bu durumun küresel güvenliği tehdit ettiğini belirtti.

“Batı toplumu olarak boyumuzdan büyük işlere kalkıştık”

Soğuk Savaş’ın sona ermesi, Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Washington ve Avrupa başkentlerinde dış politikanın yeni yönünün ne olacağına dair büyük bir boşluk doğduğunu anlatan George Beebe, bu süreçte Batı’nın kendi sistemini küreselleştirme yanılgısına düştüğünü ifade etti.

Beebe, o dönemde karar alıcıların içine düştüğü iyimserliği şu sözlerle aktardı:

“Batı toplumu olarak Soğuk Savaş döneminde inşa ettiğimiz yapının çok başarılı olduğu hükmüne vardık. Bu yapı bünyesindeki halkların refahını ve güvenliğini başarıyla sağladı. Soğuk Savaş’ın bitiş şekliyle kendi ideolojimizin üstünlüğünü kanıtladığımızı düşündük. Bu doğrultuda, bu Batılı topluluğu genişleterek küresel bir topluluk haline getirmeyi kararlaştırdık. Eski Varşova Paktı üyelerini dönüştürecek, onları içeriden reforme ederek liberalleştirecektik. Aynı şeyi Rusya için de düşündük. Rusya’yı sosyal ve siyasi olarak Batı’ya benzeyecek şekilde yeniden tasarlayabileceğimizi varsaydık. Hatta bu yaklaşımı Ortadoğu’ya da teşmil ederek, oradaki devletlerin liberalleşmesinin bölgeye istikrar getireceğini ve onlarca yıldır süren kronik güvensizliği bitireceğini umduk. Fakat bu plan işe yaramadı. Batı toplumu olarak boyumuzdan büyük işlere kalkıştık. Gerçekte muktedir olmadığımız işleri yapmaya yeltendik.”

Yabancı kültürlerde sosyal mühendislik yapmanın imkansızlığına dikkat çeken Beebe, kendi ülkesinde bile son derece zor olan bu sürecin, tarihi ve siyasi kodları bilinmeyen coğrafyalarda felaketle sonuçlandığını vurguladı.

NATO ve Avrupa Birliği’nin genişlemesinin bu ülkeleri batılılaştırma amacı güttüğünü ancak Rusya’nın bu sürece tamamen karşı bir pozisyon aldığını kaydetti.

“Rusya için önerilen şey eşit ortaklık değil, ikincil bir statüydü”

Batı’nın genişleme hamlelerine karşı Rusya’nın gösterdiği tepkinin tamamen öngörülebilir olduğunu belirten Beebe, Moskova’nın eşit bir ortak olarak kabul edilmeyi beklerken sistemin dışına itildiğini ifade etti.

Eski CIA yöneticisi, Rusya’nın o dönemki bakış açısını şu cümlelerle özetledi:

“Ruslar durup, ‘Bir dakika, bizim hayal ettiğimiz şey bu değildi’ dediler. Onlar, Soğuk Savaş bittiğinde Batı topluluğuna eşit bir ortak olarak kabul edileceklerini düşünüyorlardı. Oysa kendilerine sunulan şey, ABD ve diğerlerinin yanında kural koyucu bir ortak olmak yerine, kuralları dikte edilen bir küçük ortak, yani ikincil bir statüydü. Ruslar, Batı’nın inşa ettiği bu genişleyen Avrupa topluluğunda kendilerine uygun bir rol görmediler. Bu yapının işleyişinde hiçbir söz hakları yoktu. Kendilerinden sadece söylenenleri yapmaları ve bunun da ötesinde sınırlarında bir NATO askeri varlığını kabul etmeleri isteniyordu. Bu, Rusya açısından kabul edilebilir bir anlaşma değildi. Bu şartlar Rusya için hiçbir cazibe taşımıyordu.”

Beebe, 1990’lı yıllarda Washington’da görev yapan ve Sovyetler Birliği sistemini iyi bilen eski kuşak uzmanların tamamının, NATO’nun Rusya sınırlarına yaklaşmasının Moskova’da büyük bir tehdit algısı ve tepki yaratacağı konusunda uyarılarda bulunduğunu hatırlattı.

“Ukrayna’yı NATO’ya dahil etme düşüncesi o dönem tamamen hayal edilemez bir şeydi”

1990’ların ortalarında Washington’da yürütülen tartışmalarda, eski Varşova Paktı ülkelerinin ötesine geçilerek Ukrayna gibi eski Sovyetler Birliği’nin çekirdek unsurlarının NATO’ya alınmasının tamamen gayriresmi ve imkansız bir senaryo olarak görüldüğünü belirten Beebe, bugün gelinen noktadaki zihniyet değişimine dikkat çekti:

“1994, 1995 ve 1996 yıllarında, Rusya uzmanları arasında Ukrayna’yı NATO’ya dahil etme düşüncesi o dönem tamamen hayal edilemez bir şeydi. Bugün geriye dönüp Washington’daki o tartışmaları hatırladığımda, Ukrayna’yı NATO’ya alma fikrinin o günlerde ne kadar kesin bir şekilde akıl dışı görüldüğünü düşünmek gerçekten hayret verici. Şimdiyse bu durum neredeyse sorgulanamaz bir genel kabul haline geldi. Ukrayna’nın kendi askeri ittifaklarını seçme hakkı olduğu, ev sahibi ülkenin kendi topraklarında hangi askeri güçleri barındıracağına kendisinin karar verebileceği söyleniyor. Bu durum neredeyse hiç kimsenin sorgulamadığı kutsal bir ilke haline getirildi. Bana göre bugün yaşadığımız çatışmanın kökeninde tam olarak bu dinamik yatıyor.”

Bu dinamikleri anlamanın, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik askeri müdahalesini meşrulaştırmayacağını, bu işgalin yasadışı ve haksız olduğunu vurgulayan Beebe, buna karşın olayın tamamen kışkırtmasız olduğunu savunmanın tarihi ve gerçekleri görmezden gelmek anlamına geleceğini ekledi.

Beebe, “Eğer bu dinamikleri anlamazsanız, içinde bulunduğumuz savaştan çıkış yolunu da bulamazsınız. Barış yapma çabalarınız sonuçsuz kalır” uyarısında bulundu.

“Farklı bir uzman kuşağı dış politikada coğrafya ve güç dengesini unuttu”

Mülakatı gerçekleştiren Glenn Diesen’ın, 2008 yılındaki Bükreş Zirvesi öncesinde eski CIA Direktörü William Burns’ün ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Ukrayna’nın üyeliğinin Rusya tarafından bir savaş ilanı olarak algılanacağına dair net uyarılarını hatırlatması üzerine Beebe, Batı’daki uzman ve bürokrat profilinin zamanla nasıl dönüştüğünü anlattı.

Eski kuşağın sahneden çekilmesiyle birlikte yerine gelen yeni neslin klasik jeopolitik kurallardan habersiz olduğunu söyleyen Beebe, durumu şöyle açıkladı:

“Batı’da yeni bir Rusya uzmanları kuşağı yetişti. Bu insanlar, benim klasik reel politik, güç dengesi ve dış politika olarak adlandıracağım ekolden eğitim almadılar. Onlar, hepimizin bu ülkeleri dönüştürebileceğimizi, komünist totaliterlik ve otoriterlikten liberal piyasa demokrasilerine geçişlerini hızlandırabileceğimizi düşündüğümüz bir dönemde lisansüstü eğitim aldılar. Büyük Rusya araştırmaları programlarındaki müfredatın büyük kısmı bu demokratik geçiş sürecine odaklanmıştı. Dolayısıyla jeopolitikle ilgilenmek zorunda kalmadılar. Onlara göre jeopolitik zaten kendi başının çaresine bakardı. Rusya değişecek, bize benzeyecek ve demokratik barış teorisi gereği uluslararası sistemde tam bir uyum sağlanacaktı; çünkü liberal demokrasiler birbiriyle savaşmazdı. Sorun çözülmüştü. Ukrayna’nın jeopolitik yöneliminin yol açabileceği türden çatışmalar konusunda endişelenmelerine gerek yoktu. Sonuçta ortaya, yaşananların sorumluluğunu üstlenmek istemeyen bir kadro ile dış politikayı tamamen ülkelerin iç rejimlerinin niteliğine bağlayan ideolojik bir uzman topluluğu çıktı. Coğrafya ve güç dengesinin devlet davranışları üzerinde neredeyse hiçbir etkisi olmadığına inandılar. Kısacası bu durumu anlamadılar.”

“Avrupa Birliği jeopolitik bir aktör olmak yerine değer ihraç eden düzenleyici bir güce dönüştü”

Avrupa’nın Soğuk Savaş sonrasında büründüğü kimliğin de bu krizde büyük rol oynadığını belirten Beebe, Avrupa Birliği’nin genişleyerek kendi kendini felç ettiğini ve ortak bir jeopolitik irade gösteremediğini ifade etti.

Beebe, Avrupa’nın mevcut çıkmazına ilişkin şu tahlilde bulundu:

“Avrupa Birliği jeopolitik bir aktör olmak yerine değer ihraç eden düzenleyici bir güce dönüştü. Avrupa’nın sınırları dışındaki ülkeleri liberalleştirme ve Batı topluluğunu genişletme fikri, Avrupa Birliği’nin temel varlık sebebi haline geldi. Durum böyle olunca, Rusya ortaya çıkıp ‘Sizin bu yaptığınız bizim hayati çıkarlarımızı tehdit ediyor ve biz bunu durdurmak için savaşa girmeye hazırız’ dediğinde, Avrupa varoluşsal bir soruyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Bizim amacımız ne, dünyadaki rolümüz ne? Soğuk Savaş sonrasında uzlaştıklarını düşündükleri o rol artık geçerli değil. Bu şartlar altında ne yapacaksınız? Avrupalıların şu an karşı karşıya olduğu ikilem tam olarak budur. Ukrayna’daki bu savaşın diplomatik bir uzlaşıyla sonlanmasını istememelerinin bir nedeni de budur. Çünkü Ukrayna’da tavizlere dayalı bir barış, onları bu soruyla yüzleşmeye ve otuz yılı aşkın süredir taşıdıkları vizyonun iflas ettiğini kabul etmeye zorlayacaktır.”

“Rusya için bu, Ukrayna’nın askeri olarak fiilen NATO’laştığı bir süreçti”

2014 yılında Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in devrilmesinden sonraki süreci değerlendiren Beebe, Rusya’nın güvenlik kaygılarının anlık kararlarla değil, adım adım biriken gelişmelerle şekillendiğini belirtti.

Batı’nın Rusya’ya sürekli olarak NATO’nun savunma amaçlı bir ittifak olduğu güvencesini verdiğini ancak bu iddianın Kosova savaşıyla çöktüğünü ifade eden Beebe, Rusya’nın buradaki çelişkiyi nasıl okuduğunu anlattı.

Bucharest Zirvesi kararlarından sonra Ukrayna’nın resmi olarak ittifaka girmese dahi fiilen entegre edildiğini belirten Beebe, Rusya’nın askeri müdahale kararının arkasındaki mantığı şu sözlerle aktardı:

“Ukrayna’nın yakın zamanda ittifaka resmi olarak katılma ihtimalinin bulunmadığı doğrudur ancak Rusya için bu, Ukrayna’nın askeri olarak fiilen NATO’laştığı bir süreçti. NATO orduları ile Ukrayna arasındaki eğitim, teçhizat, standardizasyon, operasyonel prosedürler ve istihbarat işbirliği gibi bağlar her geçen gün derinleşiyordu. Ruslar bu sürece bakıp haklı olarak şu tahlili yaptılar: Eğer bu eğilim beş on yıl daha devam ederse, Ukrayna NATO ile o kadar iç içe geçecektir ki, Rusya sadece Ukrayna ile değil doğrudan NATO ile savaşı göze almadıkça bu resmi üyeliği engelleyecek askeri bir seçeneğe sahip olamayacaktır. Moskova yönetimi bu fırsat penceresinin kapanmakta olduğunu gördü. Bu durum ya Ukrayna’nın nihai üyeliğini kabul etmek ya da doğrudan savaşa girmek anlamına geliyordu. Putin bu ikilemle karşı karşıya kalmamak için önleyici ve yasadışı bir şekilde harekete geçti.”

“Eğer Rusya NATO toprağına vurursa Washington çok acı verici bir kararla baş başa kalacaktır”

Mülakatta tırmanan askeri gerilime ve Ukrayna’nın Batı yapımı uzun menzilli füzelerle Rusya içlerini hedef almasına da değinen Beebe, Kiev yönetiminin savaşa doğrudan NATO kuvvetlerini çekmek istediğini, bunun onlar için sahada ayakta kalmanın tek yolu olduğunu kaydetti.

Rusya’nın nükleer caydırıcılık unsurlarına yönelik saldırıların son derece tehlikeli provokasyonlar olduğunu vurgulayan Beebe, şöyle devam etti:

“Eğer Rusya bir NATO toprağına vurursa Washington çok acı verici bir kararla baş başa kalacaktır. Örneğin Letonya veya bir başka ülke beşinci maddeyi devreye soktuğunda ne yapacaksınız? Bu müttefiki korumak adına Rusya ile ucu nükleer bir felakete varabilecek bir savaşı mı göze alacaksınız, yoksa ‘Ayıyı çok fazla dürttünüz, bu sizin sorununuzdur’ diyerek NATO ittifakının içini mi boşaltacaksınız? Bu, iki ucu keskin ve son derece yıkıcı bir tercihtir. Bu yüzden ABD’nin diplomatik olarak devreye girmesi, bu savaşı bir uzlaşıyla sonlandırması ve bu tarz kararlarla asla yüzleşmemesi hayati önem taşımaktadır.”

“Biz Batı olarak nükleer savaşa yönelik korkumuzu büyük ölçüde kaybettik”

Nükleer caydırıcılık algısının Batı’da tamamen aşındığına dair endişelerini dile getiren George Beebe, Soğuk Savaş dönemindeki rasyonel korkunun yerini bugün tehlikeli bir lakayıtlığın aldığını belirtti:

“Biz Batı olarak nükleer savaşa yönelik korkumuzu büyük ölçüde kaybettik ve asıl büyük sorun da budur. Nükleer savaş korkusu, her iki taraf üzerinde de caydırıcı ve dizginleyici bir etki yaratır. Kararlara ciddiyet kazandırır. Şimdiyse sanki bu tehdit Soğuk Savaş’ta kalmış, artık böyle bir şey yaşanamazmış gibi bir hava var. Rusların bizi korkutmasına izin vermememiz gerektiği söyleniyor. Bu psikolojik iklim, nükleer savaşın dehşetini bilen eski dönemlerden çok farklıdır. Rusya tarafında da bu korkuyu yeniden tesis etmek isteyen Sergey Karaganov gibi sertlik yanlılarının sesinin yükselmesi bu yüzdendir. Korkuyu geri getirmeye çalışmak, kontrolü kolayca kaybedilebilecek bir tırmanış sarmalına yol açabilir.”

“Ukrayna’nın savaşı kazandığı yönündeki iddialar tamamen propagandadır”

Batı medyasında son dönemde yeniden dolaşıma sokulan “Ukrayna savaşı kazanıyor” yönündeki anlatıları da değerlendiren Beebe, bu iddiaların sahadaki askeri gerçeklerle uyuşmadığını ifade etti.

Beebe, Batı’nın stratejik çıkmazını şu sözlerle özetledi:

“Ukrayna’nın savaşı kazandığı yönündeki iddialar tamamen propagandadır. Bu, işgalin başlangıcından beri Rusya’ya karşı uygulanan ve başarısız olan stratejiyi ayakta tutma çabasıdır. Amaç, Rusya üzerinde o kadar büyük bir askeri ve ekonomik baskı kurmaktı ki, sonunda Moskova pes edip geri çekilecekti. Rus rublesini çökertme, Rus siyasetçilerini dünyadan tecrit etme ve askeri kayıplarla Putin’i dize getirme planlarının hiçbiri çalışmadı ve çalışmayacak. Bu kazanma anlatıları sadece zaman kazanmaya yöneliktir. Uzlaşıya karşı çıkanlar Rusya’nın tamamen teslim olmasını istiyorlar ancak bu bir fantezidir. Sahadaki gerçekler bu fanteziyi çürütmektedir. Savaşın sona ermesi için her iki tarafın da önemli ödünler vereceği bir uzlaşı masasına oturulması kaçınılmazdır. Aksi takdirde süreç ya küresel bir savaşa evrilecek ya da Ukrayna’nın işlevsel bir devlet olarak tamamen çöküşüyle sonuçlanacaktır.”

Çok Okunanlar

Exit mobile version