Bizi Takip Edin

Avrupa

Dassault, FCAS projesinin ilerlemesini engelliyor

Yayınlanma

Almanya ve Fransa’nın ortaklaşa yürüttüğü yeni nesil savaş uçağı programı, orta ölçekli bir Fransız savunma sanayi şirketi olan Dassault Aviation engeline takıldı.

Aile tarafından kontrol edilen Dassault Aviation, 1950’lerden bu yana Fransa’nın yerli savaş uçağı filosunun ana tedarikçisi olarak uzun süredir bağımsız bir çizgi izliyor ve büyük bir etkiye sahip.

Şirket 1980’lerde, tasarım liderliği ve üretimin büyük kısmını üstlenmek istediği için, Britanya, İtalya, Almanya ve İspanya tarafından daha sonra inşa edilen Eurofighter Typhoon adlı başka bir sınır ötesi savunma projesinden çekilmesiyle ünlü.

Financial Times’a göre bu seferki durum da neredeyse aynı. Dassault ve sert tavırlı CEO’su Éric Trappier, ortakları Airbus’ın şiddetli muhalefetine rağmen, 100 milyar avroluk Geleceğin Muharebe Hava Sistemi’nin (FCAS) savaş uçağı kısmı üzerindeki kontrolünü elinde tutmaya kararlı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile tekrar tekrar yaptığı görüşmelerde projeyi uçurumun kenarından geri çekmeye çalıştı.

Bu karışıklık, Dassault ile ana müşterisi olan Fransız hükümeti arasındaki karmaşık ilişkiye yeniden dikkat çekti ve kimin gerçekten kararları verdiğine dair soruları yeniden gündeme getirdi.

Eski Airbus üst düzey yöneticisi ve sektörün deneyimli ismi Marwan Lahoud, yüzyıllık geçmişi, sadık aile sahipleri ve mühendis odaklı kültürüyle Dassault’un tavrını değiştirmeyeceğini öngörüyor.

Lahoud, FT’ye şunları söyledi:

“Herkes tüm kararları hükümetin verdiğini düşünüyor, ancak gerçekte durum daha karmaşık. Bir al gülüm ver gülüm ilişkisi var. Mesele, Fransa’nın bir savunma şirketinden ne beklediğine geliyor: itaat etmelerini mi, yoksa mümkün olan en iyi silah sistemlerini üretmelerini mi bekliyorlar?”

Başka bir sektör yöneticisi daha sert bir ifadeyle, “Bakanlar gelir gider, cumhurbaşkanları gelir gider ama Dassault kalır,”dedi.

Tüm savunma şirketleri gibi, Dassault da devleti çok fazla görmezden gelemez, çünkü Fransız ordusu, gelirinin büyük bir kısmını oluşturan Rafale savaş uçaklarının en önemli alıcısı ve tüm ihracatlar da devlet onayından geçmek zorunda.

Bunun yanı sıra Fransız cumhurbaşkanları, Dassault’un baş pazarlamacıları olarak öne çıkıyorlar: Macron, şubat ortasında Hindistan’ı ziyaretinde yaklaşık 100 adet Rafale satın almak üzere bir sözleşme imzalamaya çalışacak.

Macron, 2017 yılında dönemin Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile birlikte FCAS projesini büyük bir coşkuyla duyurmuştu.

Program, insansız hava araçları, yeni nesil silahlar ve gelişmiş iletişim sistemleriyle sorunsuz bir şekilde çalışacak bir savaş uçağı olarak tasarlandı.

Dassault, uçağın üretimini üstlenirken, Almanya merkezli Airbus’ın savunma kolu geri kalan kısımları üstlendi.

Şirketler, uçağın özellikleri, yönetimi ve tedarikçi seçimi konusunda anlaşmazlığa düşünce bu plan yavaş yavaş bozuldu. Berlin, Dassault’u hedefleri değiştirerek suçladı ve orijinal anlaşmanın yerine getirilmesi gerektiğini savundu.

Eurofighter’da olduğu gibi, Fransa ve Almanya’nın ihtiyaçları uyuşmuyordu: Fransa, uçak gemisine sığabilecek daha hafif ve daha çevik bir jet istiyordu.

Geçen eylül ayında Trappier, Dassault’un “A’dan Z’ye” tek başına devam etmek için gerekli bilgi birikimine sahip olduğu konusunda uyarıda bulunmuştu.

Trappier, bir fabrika açılışında, “Almanlar da dahil olmak üzere ortaklarla çalışmaya oldukça istekliyiz, fakat buna ihtiyacımız yok,” demişti.

Dassault’un uçak üretimindeki geçmişi tartışılmaz ve bu, Fransız devleti üzerindeki etkisini destekliyor, fakat halka açık şirketin yüzde 66’sına sahip olan ailenin başka türden etkileri de var.

Aile, muhafazakâr günlük gazete Le Figaro’nun ve Bordeaux’daki şarap bağlarının sahibi.

Trappier, kısa süre önce gazete için Fransız milyarderler ve politikacıların katıldığı görkemli bir yıldönümü partisi düzenledi.

1916 yılında yüksek performanslı uçak pervanesinin mucidi Marcel Bloch tarafından kurulan şirket, bugün ABD’li Lockheed Martin gibi rakiplerine rakip olan, savaş uçakları üreten birkaç küresel liderden biri.

Rafale sadece Fransız hava kuvvetleri tarafından değil, Mısır, Hindistan ve Katar tarafından da kullanılıyor. Dassault ayrıca Falcon özel jetini de üretiyor.

Mühendislik eğitimi alan Trappier, Birleşik Arap Emirlikleri de dahil olmak üzere Mirage jetlerinin ihracat satışlarında elde ettiği başarılarıyla adını duyurdu.

On yıllar boyunca devlet müdahalesi ile defalarca çatışmaya girmesine rağmen, yöneticilerin hepsi havacılık grubunun bağımsızlığını korumaya kararlı görünüyor. Bugün, Fransız devleti Dassault’ta sadece sembolik bir hisseye sahipken, Airbus ise %10,6 hisseye sahip.

Bir askeri tedarik uzmanı, hükümetin Dassault’un teknik departmanına uzmanlığını korumak için sürekli finansman ve projeler sağladığını söyledi.

Fakat görüşmelere yakın kaynaklar, Macron’un Dassault’u FCAS’ı yapmaya ikna etme olasılığının düşük olduğunu, özellikle de cumhurbaşkanının görev süresinin bitmesine 15 ay kala zayıflamış konumunu göz önünde bulundurmak gerektiğini belirtti.

Kasım ayında, Fransız-Alman projesi uçurumun eşiğindeyken Macron, “başarılı olma yükümlülüklerinin bulunduğunu… [çünkü] bunun, Avrupa’nın güvenilirliğinin bir sınaması” olduğunu tekrar vurgulamıştı.

Macron, Merz ile düzenlediği basın toplantısında, şirketlerin uzlaşma için yeniden müzakereye oturmaları gerektiğini söylemişti.

Fakat Dassault’un pozisyonunu değiştirmeyi reddetmesi üzerine müzakereler yine sonuçsuz kaldı. 

Trappier, FT’ye e-posta ile yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Dassault Aviation’ın kültürü, kabul edilemez bulduğu şeyleri kabul etmemektir. Fransa’nın çıkarı, Dassault Aviation’ın kolunu bükmek değil, aksine şirketin başarısından gurur duymaktır.”

Trappier, grubun FCAS’ı batırmaya çalışmadığını, fakat liderliğinin “tam olarak projenin çıkarlarına uygun” olduğuna inandığını da sözlerine ekledi.

Dassault içerisindeki kaynaklar ve Fransız yetkililer, Alman tarafının da esnek davranmadığını ve sorumluluk taşıdığını söyledi.

Fransız CEO Guillaume Faury yönetimindeki Airbus, Merz hükümetinin desteklediği daha agresif bir tutum benimsedi.

Berlin de yeni nesil jet konusunda tek başına hareket edebileceğini veya başka ortaklar bulabileceğini söyledi.

Avrupa

İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

Yayınlanma

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.

Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.

Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.

Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.

Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.

İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.

İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.

Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.

Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler

Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.

Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Yayınlanma

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.

Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.

Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.

Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.

Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.

Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.

Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.

Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.

Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.

Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.

S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.

PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.

Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.

Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.

Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.

Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:

“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”

ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Yayınlanma

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.

Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.

Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.

Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.

Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.

Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.

Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:

“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”

Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.

Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.

Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.

Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor

Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.

Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.

ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.

Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.

Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.

Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.

Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.

Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English