Avrupa
Milano-Cortina 2026 Kış Olimpiyatları’na yolsuzluk soruşturması

İtalya’da 2026 Milano-Cortina Kış Olimpiyatları’nın organizasyonundan sorumlu vakıf hakkında yürütülen yolsuzluk soruşturması, hükümetin çıkardığı “Olimpiyatları Kurtar” kararnamesinin anayasaya aykırılık iddiasıyla yeni bir boyuta evrildi.
İtalya’da mali suçlarla mücadeleden sorumlu kolluk kuvveti Guardia di Finanza’ya bağlı ekipler, Milano-Cortina 2026 Vakfı ve organizasyonun dijital hizmetlerini üstlenen yüklenici firmaların ofislerinde kapsamlı inceleme başlattı.
Milano Cumhuriyet Savcıları Francesco Cajani ve Alessandro Gobbis ile Başsavcı Vekili Tiziana Siciliano tarafından koordine edilen operasyon kapsamında, organizasyonun bilgi işlem sistemleri ve fiziksel belgeleri üzerinde mülkiyet incelemesi yapılıyor.
Soruşturma, Orvieto merkezli bir bilişim firmasına verilen dijital hizmet ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı şüphesi üzerine yoğunlaştı.
Emniyet birimlerinden elde edilen bilgilere göre, soruşturma dosyası yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırma suçlamalarını içeriyor.
Soruşturmanın merkezinde, Milano-Cortina 2026 Vakfı’nın eski icra kurulu başkanı Vincenzo Novari, vakfın eski bir yöneticisi ve dijital hizmet ihalelerini kazanan Vetrya (yeni adıyla Quibyt) şirketinin eski yasal temsilcisi bulunuyor.
Yetkililer, dijital altyapı işlerinin daha sonra devredildiği Deloitte şirketinin ofislerinde de incelemelerin sürdüğünü bildirdi.
Şüpheliler arasında vakfın mevcut yönetim kadrosundan herhangi bir isim yer almazken, geçmiş dönemdeki sözleşme süreçlerinin şeffaflığı mercek altına alınıyor.
Hükümet kararnamesine anayasaya aykırılık itirazı
Milano Ön İnceleme Hakimi Patrizia Nobile, Meloni hükümeti tarafından Haziran 2024’te çıkarılan ve kamuoyunda “Olimpiyatları Kurtar” olarak bilinen kararnameyi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.
Hakim Nobile, 53 sayfalık gerekçeli kararında, hükümetin vakfı “özel hukuk tüzel kişisi” olarak tanımlayan düzenlemesinin anayasal meşruiyetini sorguladı.
Savcılığın talebi üzerine alınan bu karar, organizasyonun hukuki denetim mekanizmalarını doğrudan etkiliyor. Hakim, söz konusu yasal düzenlemenin, mali polisin Mayıs 2024’teki ilk aramalarından yalnızca 20 gün sonra ve belgelerin mahkemeye sunulmasının ardından kabul edilmesine dikkat çekti.
Mahkeme kararında, vakfın özel hukuk statüsüne alınmasının “cezai korumayı zayıflatma” etkisi yarattığı ve kurum çalışanları için “makul olmayan bir serbest bölge” oluşturduğu vurgulandı.
Vakfın kamu kaynaklarını ve çıkarlarını yönetmesine rağmen, bu düzenleme ile çalışanların diğer devlet memurlarına ve yerel yönetim görevlilerine tanınan yasal sorumluluklardan muaf tutulduğu kaydedildi. Kararda, bu durumun “fiili bir dokunulmazlık” anlamına geldiği ifade edildi.
Hukuki statü soruşturmanın geleceğini belirliyor
Vakfın hukuki niteliğine ilişkin uyuşmazlığın çözülmesi, yolsuzluk soruşturmasının devam edebilmesi için temel koşul olarak görülüyor.
Anayasa Mahkemesi, vakfın “kamu hukuku tüzel kişisi” olduğuna hükmederse, eski icra kurulu başkanı Vincenzo Novari ve eski yönetici Massimiliano Zuco “kamu görevlisi” statüsünde değerlendirilecek.
Bu durum, şüphelilere yönelik yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırma suçlamalarının hukuki dayanağını oluşturacak.
Ancak mahkemenin hükümetin yaklaşımını onaması ve vakfı özel bir işletme olarak kabul etmesi halinde, mevcut suçlamaların yasal zemini ortadan kalkacağı için soruşturma dosyasının rafa kaldırılması gündeme gelecek.
Hakim Nobile, hükümet kararının AB’nin 2014/24 sayılı direktifinde yer alan “kamu hukuku kurumu” kriterlerini göz ardı ettiğini ve bu durumun Avrupa ihale hukukuna aykırılık teşkil ettiğini belirtti.
Ayrıca, Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi gibi uluslararası yükümlülüklerin de ihlal edildiği ifade edildi.
Mahkeme, bir yasanın sınırlı sayıda kişiyi etkilemesi durumunda “yasama keyfiyeti” riskinin arttığını ve bu nedenle yargısal denetimin daha sıkı yapılması gerektiğini hatırlattı.
Vakıf finansmanı kamu kaynaklarına dayanıyor
Yargıcın gerekçeli kararında dikkat çeken ana unsurlardan biri, vakfın özel sektör kuruluşu olarak sınıflandırılmasına rağmen, olası zararlarının devlet, bölge yönetimleri ve belediyelerden aktarılan kamu fonlarıyla karşılanması oldu.
Bu durumun vakfı yapısal olarak kamu hukuku tüzel kişilerine bağladığı kaydedildi. Ancak siyasi kanattan bu değerlendirmelere itirazlar yükseliyor.
Lombardiya Valisi Attilio Fontana, yargının müdahalesini eleştirerek vakfın mevcut yapısının operasyonel verimlilik için gerekli olduğunu savundu.
Fontana, savcılığın eylemlerini “olağandışı” olarak nitelendirirken, vakfın özel hukuk statüsünün yönetimde esneklik sağlamak amacıyla başlangıçtan beri planlandığını ifade etti.
Vali, “Olimpiyat gibi büyük organizasyonlarda kamu hukukunun katı kuralları, ihtiyaç duyulan hızı ve manevra kabiliyetini engelliyor” diye konuştu.
Hükümet kanadı, vakfın özel statüsünün korunmasının projenin zamanında tamamlanması için hayati önem taşıdığını iddia ediyor.
Cloudflare dijital desteğini çekme tehdidinde bulundu
Olimpiyat hazırlıkları hukuki krizlerle boğuşurken, organizasyonun teknolojik altyapısı da ciddi bir tehditle karşı karşıya kaldı.
Amerika Birleşik Devletleri merkezli internet hizmetleri şirketi Cloudflare, İtalya’daki dijital korsanlıkla mücadele yasalarını ihlal ettiği gerekçesiyle çarptırıldığı 14 milyon avroluk para cezasına tepki gösterdi.
Şirket, İtalya İletişim Düzenleme Kurumu (Agcom) tarafından verilen bu cezayı “haksız” olarak nitelendirerek, Milano-Cortina 2026 Olimpiyatları’na sağladığı ücretsiz siber güvenlik hizmetlerini durdurabileceğini açıkladı.
Agcom, Cloudflare’in “Piracy Shield” (Korsan Kalkanı) sistemi üzerinden bildirilen yasadışı içerikleri 30 dakika içinde engellemediğini belirterek yaptırım kararı almıştı.
Cloudflare CEO’su Matthew Prince, bu sistemin “interneti sansürleme mekanizmasına” dönüştüğünü ve yargı denetiminden yoksun olduğunu vurguladı.
Prince, İtalyan makamlarının taleplerinin yalnızca İtalya ile sınırlı kalmayıp küresel düzeyde içerik engelleme dayatması içerdiğini ifade etti.
Siber güvenlik altyapısı risk altında
Cloudflare’in İtalya’daki sunucularını çekme ve siber güvenlik desteğini sonlandırma ihtimali, olimpiyatların dijital güvenliği konusunda temel bir endişe kaynağı oluşturuyor.
Dünya genelindeki internet trafiğinin yaklaşık yüzde 20’sini yöneten şirket, organizasyona milyonlarca dolar değerinde siber savunma desteği sağlıyordu.
Matthew Prince, konuyu Washington’da ABD’li yetkililerle görüştükten sonra Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) ile temas kurmak üzere Lozan’a gideceğini duyurdu.
İtalya’da Şubat 2024’te devreye alınan Piracy Shield sistemi, bugüne kadar 65 binden fazla alan adının ve 14 bin IP adresinin engellenmesini sağladı.
Fakat Cloudflare yönetimi, bu sistemin şeffaflıktan uzak olduğunu ve itiraz mekanizması barındırmadığını belirtti. Dijital hizmetlerde yaşanacak olası bir aksama, biletleme sistemlerinden yayın haklarına kadar organizasyonun pek çok kritik noktasını savunmasız bırakabilir.
Soruşturma süreci ve teknolojik krizler, 6-22 Şubat 2026 tarihlerinde yapılması planlanan oyunların kurumsal ve teknik hazırlıklarını zorlaştırmaya devam ediyor.
Avrupa
AB Savunma Komiseri, Ukrayna ordusunun birliğe entegrasyonunu istedi

Avrupa Birliği (AB) Savunma Komiseri Andrius Kubilius, Ukrayna’nın gelecekteki savunma birliğine entegre edilmesi gerektiğini belirterek, iki tarafın askeri sanayilerinin tek bir askeri yapıda birleştirilmesi çağrısında bulundu. Kubilius, AB ülkelerinin askeri güç açısından Rusya’yı geride bırakmak için önümüzdeki 10 yılda silah üretimine yaklaşık 7 trilyon avro harcaması gerektiğini ifade etti.
Avrupa Birliği (AB) Savunma Komiseri Andrius Kubilius, Brüksel’de düzenlenen Avrupa Savunma ve Güvenlik Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, AB’nin Ukrayna’yı gelecekte kurulacak savunma birliğine entegre etmesi gerektiğini söyledi.
Reuters’ın aktardığı açıklamaya göre Kubilius, “Avrupa’da Ukrayna silahlı kuvvetlerini kendi savunma mimarimize entegre etmeyi hayati bir mesele olarak görmezsek, bunu anlamlandırmak zor olurdu” dedi.
Kubilius, Ukrayna’nın askeri doktrinindeki dönüşüm sayesinde şu anda savaş alanında baskın durumda olduğunu vurguladı.
Avrupa askeri sanayisi ile Ukrayna üretim tesislerinin tek bir askeri yapıda birleştirilmesi çağrısında bulunan Kubilius, Ukrayna’nın AB askeri pazarına tamamen entegre edilmesi gerektiğini kaydetti.
Kubilius, Avrupa Komisyonunun önümüzdeki hafta savunma pazarına ilişkin ayrıntılı bir analiz ve sonraki adımları içeren ilk teklifleri sunabileceğini bildirdi.
Savunma Komiseri, daha sonraki aşamada ise savunma tedariki kurallarının ve diğer pazar normlarının değiştirilmesinin önerileceğini belirtti.
Kubilius, AB için stratejik bir hedef de ortaya koydu.
AB ülkelerinin askeri güç ve silah miktarı bakımından Rusya’yı geride bırakmak amacıyla önümüzdeki 10 yılda silah üretimine yaklaşık 7 trilyon avro harcaması gerektiğini savunan Kubilius, bu harcamaların NATO kapsamındaki savunma bütçelerini gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 5’ine çıkarma taahhütleriyle uyumlu olduğunu ifade etti.
Kubilius, Avrupalıları bu bedeli ödemeye hazır olmaya çağırarak bunu “barışın bedeli” olarak nitelendirdi.
Bununla birlikte Kubilius, büyük miktarlarda üretilmesi zor olan yüksek teknolojili silahların üretilmesinden vazgeçilmesini ve bunun yerine Ukrayna’da kullanılan insansız hava araçlarını örnek göstererek “muazzam miktarda tatmin edici silah” üretimine odaklanılmasını önerdi.
AB Savunma Komiseri ayrıca, Ukrayna’nın yenilikçi savunma sanayisinin Avrupa savunma ve teknoloji tabanına entegre edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Avrupa
Macaristan, Ukrayna ve Moldova’nın AB üyeliği mektubuna onay vermedi

Macaristan, Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin tamamının imzasıyla Ukrayna ve Moldova’nın birliğe katılımını desteklemek üzere hazırlanan ortak mektubun Avrupa Konseyi ile Avrupa Komisyonuna gönderilmesine karşı çıktı. Budapeşte’nin vetosu nedeniyle onaylanamayan taslak mektubun önümüzdeki hafta yeniden müzakere edilmesi bekleniyor.
Macaristan, Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne katılımını desteklemek amacıyla 27 üye ülke adına Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonuna gönderilmesi planlanan ortak mektubu reddetti.
Politico’nun konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre Kiev ve Kişinev’in katılım başvurularının bir sonraki aşamaya geçebilmesi için bu belgenin gönderilmesi gerekiyor.
Kaynaklar, Macaristan’ın mektubu desteklemeyen tek üye ülke olduğunu belirtti. Kararın onaylanması için üye 27 ülkenin tamamının rızası gerektiğinden, konunun önümüzdeki hafta tekrar ele alınacağı kaydedildi.
Daha önce Ukrayna’nın katılım müzakerelerini uzun süre engelleyen Macaristan’ın eski Başbakanı Viktor Orban olmuştu. Göreve gelen yeni Başbakan Peter Magyar ise müzakere sürecinin başlatılmasına karşı çıkmadı ancak mektup taslağında yer alan ve Kiev’in katılımına atıfta bulunan “en kısa sürede” ifadesinin metinden çıkarılmasında ısrar etti.
Magyar, Ukrayna’nın üyeliğini hızlandırmak amacıyla tüm müzakere başlıklarının aynı anda açılmasını doğru bulmadıklarını ifade etti. Macaristan Başbakanı bu tutumunu, “Kısmen, ilk başlığa ait belgelerin mürekkebi henüz kurumadığı için, kısmen de bu durum yıllardır Avrupa Birliği’ne üye olmak için çalışan Sırbistan, Arnavutluk, Karadağ ve Kuzey Makedonya gibi Batı Balkan ülkelerine yanlış bir mesaj göndereceği için” sözleriyle gerekçelendirdi.
Avrupa Birliği, haziran ayında Ukrayna ve Moldova ile katılım müzakerelerinin ilk faslını resmen açmıştı. Lüksemburg’da üye ülkelerin dışişleri bakanlarının katılımıyla düzenlenen törenle başlayan süreç, farklı mevzuat ve politika alanlarını kapsayan altı tematik başlığa ayrılıyor.
Hukukun üstünlüğü, demokratik kurumların işleyişi ve kamu yönetimi gibi temel konuları içeren ilk başlığın açılması, hazırlık aşamasından üyelik koşullarına ilişkin pratik çalışmalara geçişi temsil ediyor.
AB’nin Ukrayna Büyükelçisi Katarina Mathernova, Kiev’in 2030 yılına kadar birliğe katılabileceğini ancak nihai takvimin Ukrayna makamlarının yasal ve kurumsal reformları tamamlama hızına bağlı olacağını açıklamıştı.
Mathernova, müzakerelerdeki 33 başlığın tamamının bu yaz açılabilmesini umduğunu da sözlerine eklemişti.
Avrupa
Çekya’da NATO zirvesine kim katılacak krizi

Çekya Başbakanı Andrej Babiš, ülkesinin cumhurbaşkanının önümüzdeki ay Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine katılımını engelledi.
Bu durum, Prag’ı yurtdışında temsil etme yetkisine kimin sahip olduğu konusunda anayasal bir tartışmaya yol açtı.
Eski bir NATO komutanı ve Ukrayna’nın sadık bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Petr Pavel, salı günü yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanının yetkilerini ihlal eden ve “benzeri görülmemiş ve son derece talihsiz bir adım” olarak nitelendirdiği bu durumla ilgili olarak anayasa mahkemesine başvuracağını söyledi.
Bu çatışma, Pavel ile Babiš arasındaki iktidar mücadelesinde yaşanan en son tırmanışı işaret ediyor.
Trump’ın da müttefiki olan milyarder başbakan Babiš, Çek vatandaşlarının Ukrayna’nın silah masraflarını karşılamasına karşı kampanya yürüttükten sonra aralık ayında yeniden göreve dönmüştü.
Pavel, 2023’teki cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Babiš’i mağlup etmişti. Fakat Babiš, geçen yıl ANO partisinin parlamento seçimlerini kazanmasının ardından koalisyon hükümetinin başında yeniden iktidara gelmişti.
Prag’daki bu gergin ortak yaşam ortamına rağmen Pavel, NATO zirvesindeki temsil konusunda hükümetle “aylarca sürecek kamuoyu önünde tartışmaları” önlemek için defalarca çaba gösterdiğini belirtti.
Her ikisinin de Ankara’ya gidebileceğini, kendisinin gayri resmi bir akşam yemeğine katılmakla yetineceğini, resmi müzakereleri ise Babiš’e bırakacağını önerdi.
Pavel şunları söyledi:
“Bu anlaşmazlık aslında tek bir dış toplantıdaki tek bir koltukla ilgili değil. Bu, cumhurbaşkanını, silahlı kuvvetlerin başkomutanını ve eski bir NATO yüksek temsilcisini, Çek Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının güvenliği yararına hayat boyu edindiği uzmanlığını kullanabileceği bir zamanda ittifakın zirvesinden dışlamak için hükümetin bilinçli olarak aldığı bir kararla ilgilidir.”
Pavel, Anayasa Mahkemesi’nden zirveye katılım konusunda kimin karar verebileceğini netleştirmesini ve hükümete cumhurbaşkanını engellememesini, bunun yerine onunla işbirliği yapmasını emretmesini istedi.
Ayrıca, Çek cumhurbaşkanlarının sağlık sorunları nedeniyle bir kez hariç, son 20 NATO zirvesinin 19’unda ülkeyi temsil ettiklerini de belirtti.
Pavel salı günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:
“Bu gelenek herhangi bir nedenle değişecekse, bu yine müzakereler ve mutabakat yoluyla gerçekleşmeli, hükümetin tek taraflı bir kararıyla değil. Başbakan Andrej Babiš geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanının kendisinin üstü olmadığını söyledi. Bu konuda haklı. Ben sadece bunun tersinin de geçerli olduğunu eklemek isterim.”
Babiš, dışişleri ve savunma bakanlarıyla birlikte Ankara’ya gelmeye hazırlanıyor. Çek lider, Prag’ın NATO savunma harcamaları hedeflerini tutturamaması nedeniyle ABD başkanının öfkesinden kaçınmak için Trump’a olan yakınlığına güveniyor.
Babiš geçen ay Financial Times’a verdiği demeçte, hükümetinin bu yıl GSYİH’nın yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini “muhtemelen” tutturamayacağını ama bölgedeki ABD başkanını açıkça destekleyen son liderlerden biri olmanın “avantajına” güvendiğini söylemişti.
Çek başbakanı, Ukrayna’yı silahlandırma konusunda da daha az kararlı bir tutum sergiliyor. Oysa Pavel, 2024 yılında Prag öncülüğünde Kiev’e top mermisi sağlayan uluslararası bir girişimin başlatılmasına yardımcı olmuştu.
Babiš, projeye finansman sağlamayı durdurdu ve projeye katılan ülke sayısı geçen yıldan bu yana yarı yarıya azaldı.
Amerika7 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4












