Amerika
Demokratlar: Trump gelecek seçimlere müdahale hazırlığında
ABD Başkanı Donald Trump’ın 2020 başkanlık seçimlerine ilişkin bazı gizli belgeleri kamuoyuna açıklaması ve yaptığı konuşmanın etkileri devam ediyor. Demokratlar, Trump’ın bu adımlarla gelecek seçimlere müdahale etmek için zemin hazırladığını savunurken istihbarat uzmanları sunulan belgelerin seçim sonuçlarının değiştiğine dair hiçbir kanıt sunmadığını belirtiyor. Federal hükümet ile eyaletler arasında yetki tartışmasına yol açan gelişmede, İç Güvenlik Bakanlığı eyaletlere yönelik baskıyı artıracağını duyurdu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın 2020 başkanlık seçimlerine ilişkin bazı gizli belgeleri seçici bir şekilde kamuoyuna açıklaması, istihbarat topluluğunun “seçimde tek bir oyun bile değiştirilmediği” yönündeki temel tespitini değiştirmedi.
Buna karşılık Demokrat partililer, Trump’ın bu adımlarla gelecek seçimlere müdahale etmenin zeminini açıkça hazırladığını ifade ediyor.
Trump’ın konuşmasında Çin’in 18 eyaletteki seçmen verilerine eriştiğini açıklaması bazı kesimlerce eleştirildi. Siyasi kampanyaların seçmenlere ulaşmak amacıyla bu tür verileri piyasadan yasal olarak sıklıkla satın alabildiği biliniyor.
Demokratlar ise Trump’ın açıklamalarını, gelecek seçimlere yönelik bir müdahale sinyali olarak değerlendiriyor. Temsilciler Meclisi İstihbarat Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Bu gece ne olduğunu iyi anlamak gerekiyor. Başkan bir zemin oluşturuyor. Seçim günü gece yarısı ortaya çıkıp ‘Sizi temmuz ayında Çinlilerin ve Venezuelalıların şunları yapacağı konusunda uyarmıştım, işte bu gece gerçekleşti’ demek için hazırlık yapıyor. Ardından yedi eyalete İç Güvenlik Bakanlığı federal görevlilerini konuşlandırıp oy sandıklarına el koyacaklarını söyleyecek.”
Seçim makineleri ve eyaletlere baskı tartışması
İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin, cuma sabahı düzenlediği basın toplantısında, ABD istihbarat kurumlarının raporlarının aksine oy verme makinelerinin hacklenebileceğini ileri sürdü.
Mullin, eyaletlerin seçmen bilgilerini bakanlık ile paylaşması yönünde baskıyı artıracaklarını belirterek yasadışı oyları tespit etmek için “maksimum baskı” uygulayacaklarını kaydetti.
Trump ise ulusa sesleniş konuşmasında, açıkladığı belgelerin seçim altyapısındaki büyük açıkları ortaya koyduğunu savundu.
Trump, “Bu kanıtlar, sahip olduğumuz seçim sisteminin hackleme, istismar ve dış müdahalelere daha önce hiç düşünülmemiş düzeyde açık olduğunu gösteriyor” dedi.
Ancak Trump yönetiminin açıkladığı e-posta, analiz ve raporlardan oluşan belgeler, istihbarat topluluğunun Trump’ın başkanlığı döneminde, 2021 yılında ulaştığı “2020’de hiçbir oy değişmedi” sonucunu çürütecek bir veri sunmadı.
Trump’ın Çin’e dair paylaştığı bilgilerin büyük bölümü, o dönem istihbarat birimleri tarafından gazetecilerle paylaşılan ve Pekin’in diğer ülkelerin etki çabalarını taklit etmeye yeni başladığını belirten raporlarda yer alıyordu.
İstihbarat birimleri o dönem seçimleri etkilemeye çalışan başat aktörlerin Rusya ve İran olduğunu açıklamıştı.
Gizli statüsü kaldırılan belgeler arasındaki bir şemada Çin, Rusya ve İran’ın faaliyetleri karşılaştırıldı. Şema, üç ülkeden yalnızca Rusya’nın ABD seçim süreçlerini doğrudan hedef almaya çalıştığını ortaya koydu.
İstihbarat uzmanlarından “cımbızlama” eleştirisi
İstihbarat uzmanları, Trump yönetimini geniş iddialarda bulunmak için belirli istihbarat verilerini cımbızlayarak kullanmakla eleştirdi.
Trump’ın ilk başkanlık döneminde Ulusal İstihbarat Direktör Yardımcısı olarak görev yapan Sue Gordon, CNN ekranlarında yaptığı değerlendirmede konuşmayı eleştirdi:
“Son derece önemli bir konuda, oldukça şüpheli çözüm önerileri sunan tehlikeli bir konuşmaydı. Başkan istihbarata kesin bir yargı gibi yaklaşıyor ancak istihbarat bir yargı değil, bir sürecin başlangıcıdır. Yeni veriler açıklansa bile bu hiçbir şeyi kanıtlamaz. Niyet eylem değildir, eylem etki yaratmaz ve etki de sonucu belirlemez.”
Eski CIA yöneticisi ve Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Analiz Direktör Yardımcısı Brian O’Neill ise Just Security için kaleme aldığı değerlendirmede, belgelerin Trump’ın iddialarını desteklemediğini kaydetti.
O’Neill, meselenin önceki değerlendirmelerin yanlış olup olmaması değil, yeni istihbaratın Çin veya diğer rakiplerin sadece veri toplamaktan seçim sürecinin kendisine yönelik daha agresif adımlara geçip geçmediğini göstermesi olduğunu belirtti. O’Neill, incelenen belgelerde bu yönde yeni ve koordineli bir istihbarat değerlendirmesinin yer almadığını yazdı.
O’Neill ayrıca, ham istihbarat verilerinin tek başına bir iddianın daha sonra doğrulanıp doğrulanmadığını, reddedilip edilmediğini veya daha geniş bir analize dahil edilip edilmediğini göstermeyeceğini vurguladı.
Ödenekleri kesme tehdidi
Bakan Mullin, anayasaya göre eyaletlerin yetkisinde olan seçim yönetimine federal hükümetin dahil olması gerektiğini savunurken Trump’ın açıkladığı belgeleri buna gerekçe gösterdi.
Eyaletlerin seçmen listelerine erişim taleplerinin daha önce mahkemeler tarafından reddedildiğini hatırlatan Mullin, İç Güvenlik Bakanlığının taleplerine uymayan eyaletlerin federal fonlarını kesme tehdidinde bulundu. Bakanlık, seçmenlerin vatandaşlık durumunu doğrulamak için sosyal yardım programlarında kullanılan tartışmalı bir veri tabanının kullanılmasını talep ediyor.
Mullin gazetecilere yaptığı açıklamada, “Makinelerin güvenli hale getirilmesi ve seçmen kayıt listelerinin temizlenmesi gerektiğini söylüyoruz. Bu konuda maksimum baskı uygulayacağız. Erken oylama sürecini ve seçim sonrasını aktif olarak inceleyeceğiz” dedi.
Mullin, yasadışı oy kullananların peşine düşeceklerini de sözlerine ekledi.
İç Güvenlik Bakanlığı, cuma günü yaptığı açıklamada dört eyaletteki seçmen listelerinde 250 bin kadar ABD vatandaşı olmayan kişinin yer aldığını iddia etti.
Ancak The Hill tarafından yapılan incelemede, bakanlığın kayıtlarındaki yabancılarla sadece 118 bin seçmenin isim ve doğum tarihinin eşleştiği belirlendi.
Siyasi eğilimleri farklı kuruluşların yaptığı araştırmalar, ABD’de son yıllarda vatandaş olmayan kişilerin oy kullandığı vakaların sayısının 30’un altında olduğunu gösteriyor.
Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) Seçim Hakları Projesi Direktörü Sophia Lin Lakin, ABD seçimlerinin güvenli olmasının arkasındaki temel nedenin merkeziyetçi olmayan yapı ve federal müdahalenin bulunmaması olduğunu vurguladı.
Lakin, “Anayasa hiçbir başkana kendi siyasi iradesini seçmenlerin oylarının yerine koyma yetkisi vermez. Seçim görevlileri ve mahkemeler, seçimlerin çok katmanlı güvenceler ve şeffaflık sayesinde güvenli olduğunu uzun süredir kanıtlamıştır” dedi.
Temsilciler Meclisi İdare Komisyonunun kıdemli Demokrat üyesi Joseph Morelle ise Trump’ın bu adımla iki amaca hizmet ettiğini savundu:
“Bence ilk olarak, 2020 seçimlerini kaybettiği gerçeğini duygusal olarak kabullenemiyor ve tüm kanıtlara karşı çıkmanın yollarını arıyor. İkincisi ise ‘Bakın, artık Amerika’daki seçimlere güvenmemelisiniz’ diyebileceği bir ortam yaratmaya çalışıyor. Amerikan halkının seçimlere olan güvenini ne kadar sarsabilirse o kadar kaos yaratır ve bence asıl niyeti de bu.”