Dünya Basını
Economist, zengin ülkelere yeni bir iltica sistemi çağrısında bulundu
Britanya’nın ünlü dergisi Economist, zengin ülkelere yeni ve daha iyi bir iltica sistemi kurmalarını ve iltica hakkını işgücü göçünden ayırmalarını önerdi.
BM Mülteciler Sözleşmesinin tarihinden kısaca bahseden dergi, günümüzde bu sözleşmeye uyan ülke sayısının gitgide azaldığına işaret etti.
Batının tutumunun sertleştiğini, Avrupa’da sosyal demokratların ve sağcı popülistlerin görüşlerinin yakınlaştığını belirten Economist, iltica sisteminin artık işlemediğini savundu.
“Savaş sonrası Avrupa için tasarlanan sistem, çatışmaların yaygınlaştığı, seyahatin ucuzladığı ve ücret eşitsizliklerinin büyük olduğu bir dünyayla başa çıkamıyor,” diyen dergi, yaklaşık 900 milyon insanın kalıcı olarak göç etmek istediğini, yoksul bir ülkenin vatandaşının zengin bir ülkeye yasal olarak göç etmesi neredeyse imkansız olduğundan, çoğunun izinsiz olarak göç ettiğini yazdı.
Economist, “Son yirmi yılda birçok kişi, sığınma hakkının bir arka kapı olduğunu keşfetti. Eskiden olduğu gibi gizlice sınırı geçmek yerine, sınır muhafızlarına yaklaşıp sığınma talebinde bulunuyorlar. Bu talebin karara bağlanmasının yıllar alacağını ve bu süre zarfında gölgelere karışıp iş bulabileceklerini biliyorlar,” dedi.
“Seçmenlerin”, sistemin suistimal edildiğini düşünmekte haklı olduğunu savunan Economist, Avrupa Birliği’nde sığınma taleplerinin çoğununu artık doğrudan reddedildiğini hatırlattı.
“Sınır kaosundan duyulan korku”ya işaret eden dergi, Brexit’ten Donald Trump’a kadar bu korkunun “popülizmin yükselişini beslediğini” ve “yasal göçle ilgili tartışmaları zehirlediğini” ileri sürdü.
Economist, “İhtiyacı olanlara güvenlik ve aynı zamanda makul bir işgücü göçü akışı sağlayan bir sistem oluşturmak için, politika yapıcılar bu iki konuyu birbirinden ayırmalı,” diye yazdı.
Çatışma, afet veya zulüm nedeniyle yaklaşık 123 milyon insan yerinden edildiğini ve bu rakamın, “kısmen savaşların daha uzun sürmesi nedeniyle” 2010’a göre üç kat daha fazla olduğunu belirten Econonmist, tüm bu insanların güvenli bir yaşam arayışında olma hakkına sahip bulunduğunu, fakat bunun “güvenlik” zengin bir ülkenin işgücü piyasasına erişim anlamına gelmediğini savundu.
Economist’e göre, “Zengin ülkelere yeniden yerleşim, çözümün çok küçük bir parçası olmaktan öteye geçemez. 2023 yılında OECD ülkeleri 2,7 milyon sığınma başvurusu aldı. Bu rakam rekor düzeyde olsa da, sorunun büyüklüğüyle karşılaştırıldığında çok küçük bir rakam.”
Bu noktada dergi, özellikle AB ülkelerinin bir süredir uygulamaya çalıştığı “üçüncü ülkelerle geri kabul anlaşması” seçeneğinin “en pragmatik seçenek” olduğunu yazdı.
“Daha fazla mülteciye evlerine yakın bir sığınak sunmak” olarak nitelendirilen bu plan kapsamında, sığınmacılar “ayak bastıkları ilk güvenli ülke veya bölgesel blokta” kalacak.
Economist şöyle devam etti:
“Daha kısa mesafeler kat eden mültecilerin bir gün evlerine dönme olasılığı daha yüksek. Ayrıca, kültürel olarak kendilerine yakın olan ve bir felaketten kaçarak ilk buldukları sığınağa sığındıklarının farkında olan ev sahipleri tarafından daha kolay kabul edilme olasılıkları da daha yüksek. Bu nedenle Avrupalılar Ukraynalıları büyük ölçüde kabul etmiş, Türkler Suriyelilere ve Çadlılar Sudanlılara cömert davranmıştır.”
“Evlerine yakın yerlerdeki mültecilere bakmak genellikle çok daha ucuz,” iddiasında bulunan dergi, BM mülteci ajansının, Çad’daki her mülteciye günde 1 dolardan az harcadığına işaret ederek, “Sınırlı bütçeleri göz önüne alındığında, zengin ülkeler mültecileri birinci dünya ülkelerindeki pansiyonlarda barındırmak veya davalarını savunmak için ordularca avukat tutmak yerine, mülteci ajanslarına yeterli finansman sağlayarak çok daha fazla insana yardım edebilirler,” iddiasında bulundu.
Dergi ayrıca, ev sahibi ülkelere “cömertçe yardım etmeyi” ve mültecilerin giderek artan bir şekilde yaptığı gibi, “çalışarak kendilerini geçindirmelerine izin vermelerini teşvik etmesini” istedi.
“Şefkatli Batılıların”, kıyılarına gelen mültecilere “yardım etme dürtüsü” hissedebileceğini yazan Economist, “Fakat yolculuk uzun, zorlu ve maliyetliyse, bu yolculuğu tamamlayanlar genellikle en çaresiz olanlar değil, erkek, sağlıklı ve nispeten varlıklı olanlardır,” iddiasında bulundu.
Economist şöyle devam etti:
“Suriye savaşından kaçarak komşu ülke Türkiye’ye ulaşan mülteciler, Suriyelilerin geniş bir kesimini temsil ediyordu; Avrupa’ya ulaşanların ise üniversite diplomasına sahip olma olasılığı 15 kat daha yüksekti. Almanya 2015-16’da Suriyelilere kapılarını açtığında, Türkiye’de güvenli bir yaşam kurmuş 1 milyon mülteci, daha yüksek ücretler için Avrupa’ya göç etmeye karar verdi. Birçoğu üretken bir yaşam sürdürdü, fakat aynı fırsatı değerlendirmek isteyen, bazen daha nitelikli olan diğer mültecilere göre neden öncelikli oldukları açık değil.”
“Seçmenlerin” kimi kabul edeceklerini kendilerinin seçmek istediklerini açıkça belirttiğini ve bunun, “gelen ve sığınma talebinde bulunan herkesi kabul etmek” anlamına gelmeyeceğini savunan dergi, zengin ülkelere bir öneride bulunarak, bu tür göçleri durdurmak istiyorlarsa, teşvikleri değiştirmeleri gerektiğini vurguladı.
Güvenli bir ülkeden daha zengin bir ülkeye göç edenlerin sığınma hakkı için değerlendirilmemesi gerektiğini ve gelenlerin de işlemleri için üçüncü bir ülkeye gönderilmesini savunan Economist, “Hükümetler uzak yerlerden gelen mültecileri barındırmak istiyorsa, BM’nin savaş bölgelerinden kaçanları kaydettiği kaynaklarda onları seçebilirler,” dedi.
Üçüncü ülke hükümetlerinin işbirliğini kazanmak için anlaşmalar yapılabileceğini kaydeden Economist, zengin ülkelerin AB’nin başlattığı gibi birlikte hareket etmelerini tavsiye etti ve “Davetsiz olarak gelenlerin hiçbir avantajı olmadığı anlaşıldığında, bu şekilde gelenlerin sayısı düşecektir,” diye ekledi.
Bunu “mümkün olanın siyaseti” olarak nitelendiren dergi, bu şekilde sınırda düzenin yeniden sağlanacağını ve böylece işgücü göçünün daha sakin bir şekilde tartışılması için siyasi alan yaratılacağını ileri sürdü.
Zengin ülkelerin daha fazla yabancı beyinden faydalanacağını da savunan dergi, bu ülkelerin çoğunun “çiftliklerde ve bakım evlerinde çalışacak genç işgücü” istediğini, düzenli bir “yetenek akışının”, hem ev sahibi ülkeleri hem de göçmenlerin kendilerini daha müreffeh hale getireceğini öne sürdü.
Economist değerlendirmesi şöyle son buldu:
“Daha önce gelen düzensiz göçmenlerin birikmiş sorunlarıyla başa çıkmak yine de zor olacaktır. Trump’ın toplu sınır dışı etme politikası hem acımasız hem de pahalıdır. Kök salmış olanların kalmasına izin verirken, sınırları güvenli hale getirmek ve gelecekteki göçmenler için teşvikleri değiştirmek çok daha iyi bir çözüm olacaktır. Liberaller daha iyi bir sistem kurmazlarsa, popülistler daha kötü bir sistem kuracaktır.”