Avrupa
Erdoğan-Putin buluşması Batı’yı alarma geçirdi

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in iki ülke arasında birçok alandaki işbirliğinin güçlendirilmesine yönelik Soçi buluşması, tüm dünyada ilgiyle takip edilirken, Batı’yı derinden endişelendirdi.
İki ülkenin, doğalgaz ödemelerinin kısmen Ruble ile yapılmasında anlaştığını duyurması; ticari ve ekonomik ilişkilerin genişletilmesine yönelik kararlar alması; enerji, ulaşım, tarım, turizm, inşaat alanlarında işbirliğini artırma kararlılığı ve Suriye’de terör örgütlerine karşı birlikte mücadele mesajları Batı’yı tedirgin etti.
Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak zirve sonrası yaptığı açıklamada, “çok önemli kararlar alındı” ifadelerini kullanmıştı. Özellikle ikili ticaret hacmini geliştirme doğrultusunda ticarette Ruble ve TL’nin kullanılması ile Rus ve Türk şirketleri için işbirliği koşullarının kolaylaştırılması gündemde. Bankacılık alanında da ortak para birimlerinin kullanılması yönünde mekanizmaların geliştirilmesi görüşülüyor. Rusya’dan dönüş uçağında gazetecilere konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’deki Rusların kartla ödeme yapmasına imkan veren Rusya’nın MIR ödeme kartı sisteminin kullanımı konusunda ‘çok ciddi gelişmeler’ olduğunu söyledi.
Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımları başarısız olan ABD ve Batı ise bu gelişmeler karşısında daha da tedirgin oldu. NATO üyesi bir ülke olarak Rusya’dan S-400 satın alan ve Ukrayna krizinde Rusya’ya yönelik yaptırımlara uymayan Türkiye bu görüşme sonrası NATO içerisinde daha da tartışmalı hale geldi. Zirve sonrası Batı basınında çıkan analizlerde sadece Rusya hedef alınmadı, Türkiye’ye yönelik de ‘yaptırım’ tehditleri öne çıkarıldı.

Türkiye’ye yaptırım tehdidi
İngiliz Financial Times gazetesinde çıkan analizde, Batılı başkentlerin Ankara ile Moskova arasında gittikçe derinleşen ekonomik işbirliğinden endişe duymaya başladığı vurgulanırken, Türkiye’nin “Rusya’nın yaptırımlardan kaçınmasına yardımcı olması halinde misilleme olarak cezalandırıcı önlemlerle karşı karşıya kalabileceği” uyarısında bulunuldu.
Gazeteye demeç veren 6 Batılı yetkili, Türk ve Rus liderlerin, Soçi’deki toplantının ardından ticaret ve enerji alanındaki işbirliğini genişletme anlaşmasından endişe duyduklarını açıkladı. Bir AB yetkilisi, 27 üyeli bloğun Türk-Rus işbirliğini “giderek daha yakından” izlediğini söyleyerek, Türkiye’nin “giderek daha fazla” Rusya ile ticaret için bir platform haline geldiğine dair endişelerini paylaştı. Bir diğer yetkili ise Türkiye’yi Rusya’ya yönelik yaklaşımından ötürü “fırsatçılıkla” suçlayarak, “Türklerin endişelerimize dikkat etmesini sağlamaya çalışıyoruz” uyarısında bulundu.
Avrupa’da bölünme yaratır
Yazıda, Washington’ın Rusya’nın yaptırımlardan kaçmasına yardımcı olan ülkeleri “ikincil yaptırımlarla” vuracağı konusunda defalarca uyardığı hatırlatılarak, AB’nin ise bu konuda daha ketum davrandığı belirtiliyor. Bir diğer üst düzey Batılı yetkili, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’ya verdiği taahhütleri yerine getirmesi halinde Rusya’ya yaptırım uygulayan ülkelerin Ankara’ya karşı harekete geçerek şirketlerini ve bankalarını Türkiye’den çekilmeye çağırabileceklerini öne sürdü. Avrupalı bir yetkili de, “Türkiye Rusya’ya çok yakınlaşırsa, herhangi bir olumsuz eylemi dışlamayacağız” ifadelerini kullandı.
Diğer yandan Türkiye’ye yönelik olası yaptırımların AB içinde bölünmelere neden olacağı ve ekonomik çıkarlara zarar vereceği belirtildi. Yazıda yaptırım koşullarının ise altının boş olduğu göze çarpıyor.
Alarm zilleri çalıyor
Amerikan gazetesi The Washington Post, “Rusya yaptırımların etkisini azaltmak için Türkiye ve diğer ticaret partnerlerine yöneliyor” başlığıyla yayımladığı haberde, Rusya’ya yaptırım uygulamaktan kaçınan bir NATO ülkesinin Kremlin’le ekonomik bağlarını güçlendirmesinin alarm zillerini çaldırdığını belirtti.
Moskova’nın bankacılık, enerji ve sanayi sektörlerindeki yaptırımlardan kaçınmak için Ankara’ya bir teklif sunduğu iddia edilen haberde, Rusya’nın Avrupa Birliği’nin gelecek sene yürürlüğe girecek ambargosundan kurtulmak için Ankara’ya yöneldiği öne sürüldü. Ayrıca, Ankara’nın bu talepleri yerine getirirse, Batı’nın yaptırımlarını açıkça ihlal ederek kendi kurum ve kuruluşlarını riske sokacağı uyarısında bulunuldu.
‘Anlaşmazlık’ beklentisi
Zirve öncesi yayınlanan The Guardian haberinde ise, Putin ve Erdoğan’ın Soçi’de gizli gündemler için bir araya geldikleri iddia edilerek, görüşmenin “Kremlin’in Batı yaptırımlarını atlatmaya yönelik çabalarını” içerebileceği kaydedildi.
The Guardian haberinde, ekonomik işbirliği çabalarına rağmen, iki ülke arasındaki gerilim noktalarına vurgu yapıldı. Türkiye’nin NATO üyesi olduğu ve Ukrayna’ya Bayraktar İHA’larını sattığı hatırlatılırken, Moskova’nın ise Suriye’de Beşar Esad’ı desteklediği ve iki ülkenin Suriye’nin geleceği konusunda anlaşmazlık içinde olduğu belirtildi.
Soçi zirvesi sonrası, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar ve duyurulan ortak kararlar Batı basınının “anlaşmazlık” beklentilerini boşa çıkardı.
Erdoğan, görüşme sonrası yaptığı açıklamada Türk-Rus ilişkilerini şöyle tarif etmişti: “Türk-Rus ilişkileri karşı karşıya kaldığı meydan okumaların üstesinden diyalog ve iş birliği ile gelmeyi hep başarmıştır. Sayın Putin’le tesis ettiğimiz karşılıklı güven ve saygıya dayalı ortak anlayış, ilişkilerimizin teminatıdır. Mevcut şartlar altında önemli olan; ilişkilerimizi ortak çıkarlarımız temelinde ve uluslararası sistem içinde sürdürmek, ileri götürmektir.”
‘Türkiye NATO müttefiklerini kızdırdı’
The New York Times gazetesi görüşmeyi, “Putin ve Erdoğan Soçi buluşmasında işbirliği için daha fazla alan buldu” başlığı ile haberleştirirken, Türkiye’nin “Moskova ve dünyanın geri kalanı arasında ana ticaret köprüsü olduğu bir dönemde ekonomik bağları güçlendirme sözüne” vurgu yapıldı.
Pek çok Batılı ülkenin, “Rusya’nın para birimini zayıflatmayı amaçlayan sert yaptırımlarını körelteceği için” doğalgazda ruble ile ödemeyi kabul etmezken, Türkiye’nin yıllık enerji faturasının önemli miktarda bir kısmını ruble ile ödemeyi kabul ettiğine yer verildi. Rusya’nın ise Türkiye ile işbirliğini ekonomik ve siyasi izolasyonunu hafifletmenin anahtarı olarak gördüğü belirtildi.
İki liderin 3 hafta içinde ikinci kez buluşmasına vurgu yapılırken, Putin’in “Ukrayna’yı işgaline karşı Batı birliğinde çatlaklar bulmaya veya yaratmaya çalışmak için Türkiye ile ilişkileri kullanma ihtimali” olduğu öne sürüldü.
Ankara’nın Rusya’ya karşı Batı yaptırımlarına katılmayı reddederek NATO müttefiklerini kızdırdığı kaydedilirken, ancak diğer yandan Rusya’nın gaz ve tahıl ihraç etmesine yardımcı olan Türkiye’nin Batılı başkentlerin ihtiyacı olan mallar için de faydalı bir çıkış sunduğu itiraf ediliyor.
PKK’ya karşı operasyona destek arayışı
Foreign Policy dergisinin analizinde ise Erdoğan’ın Türkiye’nin Suriye’ye operasyonu konusunda bastırmak için Putin ile görüştüğü öne sürüldü. Diğer yandan iki liderin “iyi bir ilişki sürdürmek için haklı nedenleri olduğu” vurgulanırken, Putin için Erdoğan’ın NATO içinde “güvenilir bir oyunbozan” ve “Rus gazı için istekli bir müşteri” olduğu; Erdoğan içinse Putin’in Türkiye’nin “bağımsız dış politikasını sergilemesine” ve “evde ışıkların açık kalmasını sağlamasına” yardımcı olduğu dile getirildi.
FP analizinde, Türkiye’nin “ABD destekli YPG de dahil olmak üzere bölgedeki Kürt milislere doğrudan bir saldırı” operasyonu düzenlemek istediği kaydedilirken, Erdoğan’ın Soçi buluşmasını bu operasyon öncesi “bazı askeri anlaşmazlıkların giderilmesi” için yaptığı öne sürülüyor. “YPG’yi, Suriye’deki IŞİD’e karşı savaşında önemli bir ortak olarak gören ABD”nin saldırıya karşı Türkiye’yi “defalarca uyardığı” da not ediliyor.
‘Putin ekonomik bağları genişletmek istiyor’
Euronews’in konuyla ilgili haberinde de ekonomik işbirliğine vurgu yapılırken, Erdoğan’ı Soçi’de ağırlayan Putin’in Türkiye ile ekonomik bağları genişletmek istediği kaydedildi. Putin’in, Rus gazının TürkAkım boru hattı üzerinden Avrupa’ya taşınmasında Ankara’nın rolüne dikkat çektiğine değinilen haberde, Rus liderin şu sözlerine de yer verildi, “Avrupalı ortaklar, Rus gazının kesintisiz geçişini sağlayan Türkiye’ye minnettar olmalı”.

Avrupa
Polonya Cumhurbaşkanı Nawrocki’den UPA bayrağını yasaklama sözü

Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Volin Katliamı kurbanlarını anma gününde yaptığı açıklamada, Ukrayna İsyan Ordusu (UPA) bayrağının Polonya sınırları içinde yasaklanması için elinden gelen her şeyi yapacağını duyurdu. Radruż köyündeki anma töreninde konuşan Nawrocki, bu bayrağın geçmişte Polonyalı kadın ve çocukları katleden Ukraynalı milliyetçilerin ideolojisini temsil ettiğini vurguladı.
Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Ukrayna İsyan Ordusu (UPA) bayrağının Polonya topraklarında yasaklanması için elinden gelen her şeyi yapacağını taahhüt etti. Nawrocki, bu açıklamayı Volin Katliamı kurbanlarını anma günü vesilesiyle düzenlenen törende yaptı.
Katledilenlerin anısına yapılan anıta çelenk bırakan Nawrocki, yaklaşık 20 dakika süren bir konuşma gerçekleştirdi.
Rzeczpospolita gazetesinin aktardığına göre, Radruż köyündeki anma etkinliklerinde konuşan Nawrocki, “Bu bayrağın Polonya’da bulunmaması için her şeyi yapacağım. Polonya parlamentosunun bu konuda bir yasayı kabul edeceğine inanıyorum. Çünkü bu bayrak, Nazilerin kendi değerlerini tanımlamak için kullandığı ‘Kan ve Toprak’ sloganını simgeliyor. Geçmişte Polonyalı kadınları ve çocukları katleden Ukraynalı milliyetçilerin tüm ideolojisi bu bayrakta saklıydı ve bugün de bu anlamı taşımaktadır” dedi.
Cumhurbaşkanı Nawrocki, faşizmle suçladığı tarafın Ukrayna halkı olmadığını, “Bandera ideolojisi” olduğunu sözlerine ekledi. Nawrocki’ye göre bu ideoloji yalnızca Polonya’da değil, birleşik Avrupa’da da tamamen ortadan kalkmalıdır. Cumhurbaşkanı, 21. yüzyılda kırmızı-siyah renklerden medet umulmasının kabul edilemez olduğunu dile getirdi.
Ukrayna Milliyetçileri Örgütünün (OUN) ideolojik temelinde suç işlemenin bir eylem yöntemi olarak sunulduğunu hatırlatan Nawrocki, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Soykırımı yüceltmek, yeni soykırımların gerçekleştirilmesini teşvik etmektir. Uzlaşıyı hiçbir zaman hafıza kaybıyla karıştırmayalım. Dünün ölümü, yarının ölümünden daha mı az önemlidir?”
Polonya muhalefetinden Ukrayna’nın AB üyeliğine engel girişimi
Diplomatik ilişkilerde unvan krizi
Haziran ayında Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin bir birliğine UPA kahramanlarının adının verilmesi iki ülke arasında gerilime neden oldu. Bu gelişmenin ardından Cumhurbaşkanı Nawrocki, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’i Polonya’nın en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum etti. Bunun üzerine Ukrayna lideri nişanı Varşova’ya posta yoluyla iade etti.
Zelenskiy’nin ardından Ukrayna’nın Polonya Büyükelçisi Vasil Bodnar, Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga, Zelenskiy’nin Ofis Başkanı Kirilo Budanov ile eski Ukrayna cumhurbaşkanları Leonid Kuçma ve Petro Poroşenko’nun da aralarında yer aldığı çok sayıda Ukraynalı siyasetçi Polonya devlet nişanlarını geri verdi.
Son olarak 9 Temmuz’da Polonyalı Avrupa Parlamentosu Milletvekili Ewa Zajączkowska-Hernik, Avrupa Parlamentosundaki konuşması esnasında Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliğini protesto etmek amacıyla UPA bayrağını yırttı.
Volin Katliamı’nın tarihi arka planı
Volin Katliamı, İkinci Dünya Savaşı sırasında, 1943-1944 yıllarında Batı Ukrayna’da etnik Polonyalıların Ukraynalı milliyetçiler tarafından kitleler halinde öldürülmesini kapsayan olayların genel adıdır. Şiddetin en üst noktaya ulaştığı tarih ise “kanlı pazar” olarak bilinen 11 Temmuz 1943 oldu.
UPA, kuruculuğunu Stepan Bandera’nın üstlendiği OUN’un silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, Sovyet yönetimine karşı savaştı ve faaliyetlerini ağırlıklı olarak Batı Ukrayna topraklarında yürüttü.
OUN-UPA birlikleri, 1942-1943 yıllarında Volin bölgesindeki etnik Polonyalıları kitlesel olarak katletti. Polonyalı tarihçiler, Volin Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısının 50 bin ile 100 bin arasında olduğunu tahmin ediyor. Polonya parlamentosunun alt kanadı Sejm, 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz gününü anma günü ilan etti.
Avrupa
NATO kaynakları Rusya’nın saldırı hazırlığı yaptığına dair iz görmüyor

NATO bünyesinde Rusya ile olası bir çatışmaya hazırlık çağrıları sıklıkla dile getirilirken, ittifakın üst düzey yönetiminde Moskova’nın bir saldırı planladığına dair hiçbir işaret görülmediği belirtildi. The Times gazetesinin üst düzey bir NATO kaynağına dayandırdığı haberde, Rusya ile çatışma söyleminin üye ülkelerin savunma harcamalarını artırmak amacıyla kullanıldığı aktarıldı.
The Times gazetesinin üst düzey bir NATO kaynağına dayandırdığı haberine göre, ittifakın askeri ve siyasi liderliği, Rusya’nın 2030 yılında Baltık ülkelerine yönelik olası bir saldırı hazırlığı içinde olduğuna dair herhangi bir kanıt görmüyor.
Gazeteye açıklama yapan üst düzey kaynak, “Rusya’nın NATO ile herhangi bir çatışmaya girmekle ilgilendiğine dair kesinlikle hiçbir işaret görmüyorum” ifadesini kullandı. Yetkili ayrıca, ittifak bünyesindeki bazı görevlilerin yaptığı gibi olası bir çatışmanın tarihine ilişkin spekülasyonlarda bulunma niyetinde olmadığını da sözlerine ekledi.
The Times, NATO ile Rusya arasında 2030 yılında açık bir askeri çatışma başlayabileceğine yönelik söylemlerin, öncelikle ittifak üyesi ülkelerin kaynaklarını harekete geçirmek için kullanıldığına dikkat çekti. Haberde, bu retoriğin üyeleri 2035 yılına kadar gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yüzde 5’i oranında belirlenen savunma harcaması hedefine ulaşmaya teşvik etmek amacı taşıdığı belirtildi. Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı (SHAPE) Sözcüsü Martin O’Donnell, Ankara’daki NATO zirvesinin kulisinde gazeteye yaptığı açıklamada, müttefiklerin üzerinde uzlaşılan kapasiteleri şimdiden geliştirmek için bir “fırsat penceresine” sahip olduğunu ifade etti.
NATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise Avrupa’nın askerileşmesi sürecinin, ulusal güvenliği garanti altına almak adına Rusya’nın ek önlemler almasını gerektireceğini belirtmişti.
Gelişmelerin askeri sahaya yansımaları sürerken, Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda, 9 Temmuz’da yaptığı açıklamada NATO yönetiminin Baltık ülkelerinin hava sahasını koruma misyonunun yetkisini devriyeden muharebe mandatına dönüştürdüğünü bildirdi.
Bu karardan bir gün önce, Ankara’daki NATO zirvesine katılan liderler ortak bildiride “Rusya’nın Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik oluşturduğu uzun vadeli tehdide” işaret etmişti.
NATO daha önce de Rusya ile olası bir çatışmaya ilişkin endişelerini defalarca dile getirmişti. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, üye ülkelere Rusya’dan gelen tehditler konusunda “saf olmamaları” ve savunma harcamalarını artırmaları çağrısında bulunmuştu. Almanya Kara Kuvvetleri Komutanı Christian Freuding de 12 Haziran’da yaptığı açıklamada, ülkesinin 2029 yılına kadar veya daha erken bir tarihte “Rusya’nın saldırısına hazır olması gerektiğini” savunarak, “Savaşa hazır olmalıyız” ifadesini kullanmıştı.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko ise 22 Haziran’da İzvestiya gazetesine verdiği mülakatta, NATO ve Avrupa Birliği’nin 2030 yılı eşiğinde Rusya ile askeri bir çatışmaya hazırlandığını iddia etti. Gruşko, askeri açıdan NATO ile AB arasında Moskova’ya yönelik agresif emeller noktasında artık çok az fark kaldığını ve ana hedeflerinin Rusya’ya stratejik bir yenilgi yaşatmak olduğunu kaydetti.
Moskova yönetimi, Avrupa’ya saldırmak gibi bir niyetinin olmadığını defalarca vurguladı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ittifakla savaşmak için ne jeopolitik, ne ekonomik, ne de askeri bir neden bulunmadığını açıklamıştı. Bununla birlikte Putin, “tüm NATO ülkelerinin Rusya ile fiilen savaştığını” da ifade etmişti.
Geçen yıl NATO ülkelerinin temsilcileri, 2035 yılına kadar askeri harcamaları GSYİH’nin yüzde 5’i seviyesine çıkarma hedefinde mutabık kaldıkları bir bildiriyi onaylamıştı. Bu hedef doğrultusunda harcamaların yüzde 3,5’inin doğrudan askeri bütçeye, yüzde 1,5’inin ise siber güvenlik ve karayollarının modernizasyonu yoluyla dolaylı olarak savunmaya aktarılması öngörülüyor.
Avrupa
AB’den Çin’e karşı “dayanıklılık fonu” hamlesi

Avrupa Birliği, Çin ile olan ticari bağımlılığı azaltmak ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmek amacıyla yeni bir finansal mekanizma hazırlıyor. Bloomberg’in aktardığına göre “dayanıklılık fonu” olarak nitelendirilen bu adım, olası ticari misillemelere karşı Avrupalı şirketlere koruma sağlamayı hedefliyor.
Avrupa Birliği, Çin ile yaşanan ticari dengesizliği gidermek ve kritik sektörlerde Pekin’e olan bağımlılığı azaltmak amacıyla “dayanıklılık fonu” adıyla yeni bir finansal mekanizma üzerinde çalışıyor.
Bloomberg’in konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre bu mekanizma, Avrupalı şirketlerin tedarik zincirlerini çeşitlendirmelerine destek sağlamayı amaçlıyor.
Diğer yandan projenin, Çin’den gelebilecek olası ticari misillemelere karşı bir güvenlik kalkanı işlevi görmesi öngörülüyor.
Mevcut verilere göre Avrupa Birliği’nin Çin ile olan ticaret açığı 360 milyar avroyu aşmış durumda. Bu açık, birlik üyesi tüm ülkelerin ekonomilerini doğrudan olumsuz etkiliyor.
Üye ülkeler arasında bu alanda en yüksek dış ticaret açığı veren ülke ise Almanya olarak öne çıkıyor.
Bununla birlikte Çin; Avrupa’nın savunma ve otomotiv sanayisi için hayati önem taşıyan nadir toprak elementleri, kritik mineraller ve mikroçipler gibi stratejik kaynakların kontrolünü elinde tutuyor.
Bloomberg’e bilgi veren kaynaklar, Brüksel’in yeni stratejisinin şu başlıkları kapsayacağını ifade ediyor:
- Çin’in Avrupa’dan yaptığı ithalatı artırması yönünde teşvik edilmesi,
- Alternatif tedarikçilerin bulunması için yeni mekanizmalar geliştirilmesi,
- Çin’in devlet sübvansiyonlarına yönelik soruşturmaların daha aktif yürütülmesi,
- Pekin’den gelecek olası ekonomik baskılara karşı tarifeli ve tarifesiz yaptırımların devreye sokulması.
Bununla birlikte, planlanan yeni fon için gereken mali kaynağın net miktarı henüz belirlenmedi.
Tasarının hayata geçirilmesi sürecinde, AB genelinde uygulanan bütçe tasarrufları ve sıkılaştırma politikaları nedeniyle ciddi finansman zorluklarının yaşanabileceği de belirtiliyor.
Müzakerelerde hedef ekim ayı
Brüksel ve Pekin, yürütülen müzakerelerde somut bir ilerleme kaydedilmesi için ekim ayını hedef olarak belirledi. Bu kapsamda, AB Komisyonunun ticaretten sorumlu üyesi Maros Sefcovic’in ekim ayında Çin’e resmi bir ziyaret gerçekleştirmesi bekleniyor.
Bu ziyaretten elde edilecek sonuçlar, Brüksel’de düzenlenecek AB Liderler Zirvesi’nin ana gündem maddelerinden birini oluşturacak.
Geçtiğimiz haziran ayında Financial Times gazetesi, Çin’in AB temsilcileriyle planlanan iki önemli diplomatik görüşmeyi gerekçe göstermeden iptal ettiğini yazmıştı.
Analizlerde, Pekin’in bu tür diplomatik iptalleri genellikle siyasi memnuniyetsizliğini göstermek amacıyla bir taktik olarak kullandığı ifade ediliyor.
Diğer yandan Politico dergisi de AB’nin Çin’e karşı korumacı tedbirleri artırmayı planladığını daha önce sayfalarına taşımıştı. Üzerinde çalışılan seçenekler arasında, ucuz ithalat akınına karşı “özel koruma önlemleri” uygulanacak yeni sektörlerin belirlenmesi yer alıyor.
AB yönetimi, ithalatın yerli sanayiye verdiği zararı analiz ederek gümrük kotası uygulamayı değerlendiriyor. Brüksel, benzer koruma tedbirlerini daha önce çelik ve demir alaşımları ithalatında da devreye sokmuştu.
Avrupa Birliği, mart ayında otomotiv, metalurji ve yeşil teknolojiler gibi stratejik sektörlerde devlet desteği almak isteyen şirketlere belirli oranda yerli parça kullanma zorunluluğu getiren “Avrupa’da Üretildi” yasa tasarısını açıklamıştı.
Bu gelişmenin ardından Pekin yönetimi, Çinli şirketlerin çıkarlarının zedelenmesi durumunda Brüksel’e karşı gerekli karşılığın verileceği konusunda uyarılarda bulunmuştu.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Diplomasi2 hafta önceAB, Çin’e karşı gümrük vergileri koymaktan vazgeçti








