Bizi Takip Edin

Diplomasi

FP: NATO, Rusya’nın Kuzey Kutbu’ndaki tehditlerine hazırlıksız

Yayınlanma

Foreign Policy’de (FP) yer alan bir değerlendirmeye göre, NATO ülkeleri Kuzey Kutbu’nda Rusya’dan gelecek ‘tehditlere’ karşı hazırlıklı değil.

FP, “NATO’nun Soğuk Savaş’tan bu yana gerçekleştirdiği en büyük askeri tatbikat olan Steadfast Defender 2024’e katılan üyeler bile ittifakın Rusya’nın Kuzey Kutbu’ndaki askeri yeteneklerine karşı hazırlıksız olduğunu açıkça ortaya koyuyor,” iddiasında bulundu.

Ocak ayında başlayan ve mayıs ayına kadar sürecek tatbikat, Atlantik’in ötesinden Kuzey Kutbu’na kadar 90.000’den fazla asker katılıyor.

FP’ye göre Rusya dışında hepsi NATO üyesi olan Arktik devletlerinin kabiliyetlerine daha yakından bakıldığında yeterli askeri kapasite olmadığı görülüyor. Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya yakın zamanda üye olması kuzeyde Rusya’ya karşı caydırıcılık konusunda bir dönüm noktası olarak lanse edilse de, bu ülkelerin kuzeybatı Rusya’ya yakınlığı, stratejik odaklarının öncelikle Rusya’nın NATO’nun doğu kanadına yönelik bir askeri yığınak yaptığı Baltık Denizi bölgesine yönelik olduğu anlamına geliyor.

NATO’nun Kuzey Kutbu’ndaki askeri kapasitesi sınırlı

FP’nin aktardığına göre, hiçbir NATO üyesi ülkede hem uçaksavar hem de denizaltısavar yeteneklerine sahip buza karşı güçlendirilmiş gemiler bulunmuyor.

ABD, Kanada, Danimarka, Finlandiya ve İsveç Hint-Pasifik ve Baltık Denizi bölgeleri gibi diğer bölgeler için tasarlanmış yeteneklere öncelik vermiş durumda. Daimi ordusu olmayan İzlanda sadece sahil güvenlik gemileri işletiyor. Norveç’in buza karşı güçlendirilmiş sahil güvenlik gemileri var ama bunlar askeri operasyonlar için tasarlanmadı.

Rusya’nın ise Kuzey Amerika’ya saldırı düzenleme kapasitesine sahip nükleer denizaltıları Barents Denizi’nden İskandinavya ile Norveç’in Svalbard bölgesi arasındaki Ayı Geçidi’ne ve Grönland’ın doğusundaki buzulların altına tespit edilmeden ulaşabiliyor.

Bunun NATO’nun savunma pozisyonunda büyük boşluklar bıraktığına işaret eden FP, NATO kuvvetlerini doğu kanadı boyunca yoğunlaştırarak Arktik caydırıcılığının bir kenara itilmesine izin vermemesi gerektiğini savunuyor ve NATO’nun ‘acilen harekete geçmesi gerektiğini’ yazıyor.

Rusya’nın yeni deniz doktrini NATO’yu kaygılandırıyor

Rusya’nın 2022 deniz doktrini Arktik bölgesini en yüksek önceliğe yükseltti. FP’ye göre Rusya, 2014 ile 2019 arasında Kuzey Kutbu’nda 475’ten fazla askeri tesis inşa etti. Barents Denizi’nde bulunan Kuzey Filosu, Rus Donanmasının nükleer saldırı kapasitesinin yaklaşık üçte ikisini oluşturuyor. Sensörler, füze sistemleri, kıyı savunma sistemleri ve elektronik harp teknolojisinden oluşan çok katmanlı bir ağ, stratejik denizaltılar da dahil olmak üzere bu kabiliyetleri koruyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in 2022’de alarm vermesine rağmen ittifakın özel bir Arktik stratejisi bulunmuyor. Mevcut sorumluluk alanı sadece Kuzey Kutbu’nun buzsuz kısımlarını tanımlayan daha az iddialı bir terim olan ‘Yüksek Kuzey’e kadar uzanıyor. Bu terim NATO içinde, görev alanının Kuzey Atlantik’in ötesine geçip geçmediği konusundaki anlaşmazlığın da bir göstergesi.

Arktik’te Çin-Rusya işbirliği

Rusya’nın Kuzey Kutbu’ndaki ‘kırılganlıklarının’ Çin ile stratejik işbirliğini etkilediğini yazan FP, “Bir yandan Rusya’nın Kuzey Denizi Rotası’nın ekonomik potansiyelinden faydalanmak ve stratejik varlıklarını korumak için Pekin ile dijitalleşme; altyapı; istihbarat, gözetleme ve keşif gibi alanlarda daha fazla işbirliği yapması gerekiyor. Öte yandan Rusya, Arktik kıyı şeridinin kontrolünü elinde tutmakla ilgileniyor,” diyor.

Moskova’nın bu ‘kırmızı çizgiye’ saygı gösterilmesi halinde Pekin ile işbirliği yapacağının altını çizen FP, Rus tesislerine ve limanlarına erişim Çin’in Kuzey Kutbu’nda buz kırıcılar ve yarı dalgıç gemiler de dahil olmak üzere askeri yeteneklerini kullanmasına olanak tanıyacak olsa da Pekin’in bölgede askeri bir güç olmaya pek niyeti olmadığını savunuyor.

FP, Rusya’nın Ukrayna’daki yıpratma savaşı ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (KDHC) ile askeri-stratejik işbirliği konusundaki endişelerine rağmen Pekin’in, Moskova’nın NATO’’ya karşı güçlü bir kuvvet duruşu sergilemesinden fayda sağladığını düşünüyor.

Savaş durumu için askeri rotalar yeniden oluşturuluyor

Grönland, İzlanda ve Birleşik Krallık arasında Kuzey Atlantik’in stratejik açıdan önemli girişi olan GIUK boşluğundan geçen ikmal hattı, Rusya ile askeri bir çatışma durumunda ABD ve Kanada kuvvetlerinin konuşlanması ve Kuzey Avrupa’ya malzeme göndermesi için hayati bir rota olarak öne çıkıyor.

Moskova şu anda NATO müdahalesi olmadan bu ikmal hattını kesintiye uğratabilir çünkü Kuzey Kutbu’ndaki İskandinav devletleri Ayı Geçidi’nde ve doğu Grönland kıyılarında faaliyet gösteren Rus kuvvetlerini tespit edecek yeteneklere sahip değil.

FP’ye göre bu uyumsuzluk, Norveç ve Danimarka gibi ülkelerin sınırlı savunma bütçelerine karşın, Kuzey Kutbu ve Baltık bölgelerinin yanı sıra Norveç örneğinde olduğu gibi Rusya ile kara sınırını korumak gibi büyük sorumlulukları olduğunun altını çiziyor.

Bütçe sorunları Arktik ülkelerini zorluyor

Tüm üyeler arasında Arktik yeteneklere yatırım yapma konusundaki yaygın isteksizlik FP’ye göre kolayca açıklanabilir: NATO üye ülkeleri GSYİH’nın yüzde 2’sini savunmaya harcamaya zorlamaya odaklanmış durumda ve buza karşı güçlendirilmiş donanma gemileri gibi yeteneklere yapılan yatırımlar NATO’nun asgari kuvvet gereksinimlerine katkı olarak sayılmıyor.

FP, Arktik’te ‘Rusya tehdidine’ karşı mücadelenin, müttefiklerin Rusya’nın askeri tepkisine yol açma riski taşıyan büyük bir askeri yığınak yapmaları gerektiği anlamına gelmesi gerekmediğini savunuyor.

Makaleye göre Rusya’nın, Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya gibi Arktik Okyanusu’na kıyısı olmayan devletlerin seyrüsefer serbestisi operasyonlarını, Arktik’te devriye gezmek için meşru yükümlülükleri olmayan devletlerin NATO’daki varlığını artırması olarak yorumlaması muhtemel.

FP, “Kuzey Kutbu’nda kendisini savunmasız olarak algılayan bir Rusya NATO açısından arzu edilenden daha güçlü bir karşılık verebilir. Bu da Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Danimarka ve Norveç’in kendi egemenlik alanlarına komşu bölgelere odaklanarak bölgede caydırıcılık konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri gerektiğine işaret etmektedir,” diyor.

FP makalesi şöyle sona eriyor:

“Finlandiya ve İsveç’in üyeliği NATO’nun Kuzey Kutbu’ndaki konumunu güçlendirmiş gibi görünse de ittifakın bölgede kat etmesi gereken uzun bir yol vardır. NATO, Rusya’nın askeri güç pozisyonunu inandırıcı bir şekilde caydırmak için Kuzey Kutbu’ndaki ayak izini artırmalıdır.”

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English