Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Gazze; Suudi Arabistan ve İran normalleşmesini test ediyor

Yayınlanma

Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, Gazze savaşıyla gerilimim arttığı ve her an sıcak bir çatışma yaşanma ihtimalinin bulunduğu bölgede, ilişkilerini yakın zamanda normalleştiren Suudi Arabistan ve İran’ın karşılaştığı ve karşılaşma ihtimali bulunan zorluklara odaklanıyor. Makaleye göre “İran ve Suudi Arabistan’ın mevcut motivasyonları ve hedefleri, İsrail’in Gazze’ye açtığı savaşın -en azından kısa vadede- aralarındaki yumuşamayı bozma ihtimalinin düşük olduğunu gösteriyor.” Ancak öngörülemeyen bölgesel dinamikler veya dış faktörler bu durumu tersine çevirebilir:

***

Suudi-İran Paktı Gazze Savaşına Nasıl Dayanıyor?

Gazze savaşı, Suudi Arabistan ve İran arasındaki yumuşamanın stratejik fayda ve dayanıklılığını ortaya koydu. Ancak bunun uzun vadede sürdürülebilirliği, öngörülemeyen bölgesel dinamiklere veya diğer dış faktörlere bağlı olabilir.

Ali Bakır ve Aziz Alghashian

Suudi Arabistan ve İran on yıllardır mezhepsel ve ideolojik farklılıkların yanı sıra jeopolitik çekişmelerin de körüklediği bölgesel çatışmaların karşıt uçlarında yer aldı. Bölgesel ve küresel güçlerin müdahalesi bu rekabeti daha da karmaşık hale getirdi. Ancak Mart 2023’te Riyad ve Tahran, Çin’in arabuluculuğunda ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik anlaşma imzaladıklarını duyurarak diplomatik ilişkilerdeki yedi yıllık kopukluğun ve önceki on yıllarda uzun aralıklarla artan gerilimin ardından ilişkilerini iyileştirmeyi amaçlayan önemli bir değişime işaret ettiler.

Yeni bölgesel düzeni kucaklama

Başlangıçta Irak ve Umman tarafından kolaylaştırılan anlaşma, Çin’in Orta Doğu’daki en büyük iki aktör arasındaki anlaşmaya nezaret ettiğine tanık olan ABD ve Avrupalı güçler için sürpriz oldu. Dahası, İran’ı tecrit etme ve Tahran’la nükleer programı konusunda bir çatışma beklentisiyle Suudi Arabistan ile ilişkileri normalleştirme çabalarını sürdüren İsrail’in hesaplarını da zorlaştırdı. Suudi-İran normalleşmesi, Suudi Arabistan’ın İsrail ile normalleşme hesaplarında İran ile çatışmanın ana etken olduğu fikrine de meydan okudu. Hem Riyad hem de Tahran’ın bir yumuşama anlaşmasına varmak ve karşılıklı düşmanlığı azaltmak için zorlayıcı iç, bölgesel ve uluslararası nedenleri ve itici güçleri vardı.

Her iki ülke de Orta Doğu ve Güney Asya’da – Yemen ve Suriye’den Irak, Lübnan ve Pakistan’a kadar – büyük insani acılara ve maddi kayıplara yol açan vekalet çatışmaları ve rekabet ağına gömülmüş durumda. Her iki ülke de ekonomik zorluklarla boğuşuyor. Dahası, her iki ülke de ABD’nin Orta Doğu’ya yönelik politikasında, Başkan Joe Biden yönetiminin başta Çin ve Rusya olmak üzere diğer bölgelere ve sorunlara daha fazla önem vermesiyle birlikte gelen değişikliği gördü ve bu da her iki ülkenin birbirine yaklaşması için fırsat yarattı.

İran ve Suudi Arabistan, birbirlerinin güvenlik kaygılarına ve ekonomik hedeflerine saygı göstermeyi taahhüt ederek aralarındaki krizi yatıştırmak için zemin hazırladılar ve çatışma ve şiddeti önlemeyi ya da en azından hafifletmeyi amaçladılar. Ayrıca ticaret, yatırım ve kültürel etkileşimleri canlandırarak ekonomilerini güçlendirmeyi ve gelir akışlarını çeşitlendirmeyi hedeflediler. Ve yaptıkları anlaşmayı Çin’de duyurarak, küresel sahnedeki yeni çok kutuplu gerçekliği benimsediklerinin sinyalini verdiler ki bu da kendilerine ekonomik fayda ve bölgesel istikrarın artırılması gibi önemli avantajlar sağlayabilir. Riyad ve Tahran diyalog ve işbirliği yoluyla dış güçlere olan bağımlılıklarını azaltma ve bölgesel hakimiyet ve özerkliklerini güçlendirme arzusunu somutlaştırdılar. Dahası, on yıllık bir iç ve bölgesel çalkantıdan çıkmakta olan bir bölge için bürokrasinin güçlendirilmesindeki stratejik rollerinin farkına varmış görünüyorlar.

Yumuşama öncelikle hem Riyad hem de Tahran tarafından karşılıklı çıkarların pragmatik bir şekilde kabul edilmesinden kaynaklanıyor. Veliaht Prens Muhammed bin Selman yönetimindeki Suudi Arabistan, bir dönüşümden geçiyor ve Vizyon 2030’un bir parçası olarak iddialı mega projeleri hayata geçirerek bölgesel karışıklıklardan ulusal kalkınmaya doğru stratejik bir geçiş yapıyor. İran’la yumuşama, Suudilerin iç ekonomik zorluklar ile dış güvenlik tehditleri arasında çok fazla sıkışıp kalmaktan kaçınma çabasına işaret ediyor.

Buna karşılık, ekonomik çöküşün hızlanması, iç huzursuzluk ve nükleer programıyla ilgili dış güvenlik tehditleri ve uluslararası baskılar nedeniyle İran, muhtemelen yumuşamayı ABD ve İsrail ile olası çatışmalara karşı bir tampon olarak gördü. Tüm cephelerde savaşamayacağının farkında olan Tahran, Suudi Arabistan ile yaptığı anlaşma ile Körfez Arap ülkeleriyle rekabeti azaltarak Körfez’deki konumunu güvence altına aldı. Böylece Tahran, ABD ve İsrail’den kaynaklanan tehditlere odaklanabilecekti. Suudi Arabistan ve İran arasındaki bu uyum, uzun süredir devam eden çatışmaları çözümsüz bıraksa da mümkün olan her yerde yumuşamaya öncelik vermenin karşılıklı avantajlarına işaret ediyor.

Eylül 2023’te, 7 Ekim Hamas saldırılarından hemen önce, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emirabdullahiyan Suudi mevkidaşı Faysal bin Ferhan ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun oturum aralarında bir araya geldi. Bakanlar ticaret, enerji, güvenlik ve kültür dahil çeşitli alanlarda işbirliğini geliştirme konusunda mutabık kaldılar. Gazze savaşı Riyad ve Tahran arasındaki yumuşamanın akıbeti konusunda soru işaretleri yarattı. Ancak çatışmaların başlamasından bu yana Suudi ve İranlı üst düzey diplomatların sırasıyla Ekim ve Aralık aylarında Cidde ve Cenevre’de olmak üzere en az iki kez bir araya gelmiş olması bu yumuşamanın devam ettiğini gösteriyor.

Gazze savaşı ve Suudi-İran ilişkilerinde yeni fırsatlar

Kasım 2023’te İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Riyad’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesine davet edildi. Bu ziyaret, diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesinden bu yana bir İran devlet başkanının Suudi Arabistan’a yaptığı ilk ziyaretti. Zirve, Suudi-İran ilişkilerinin bu yeni dönemi için bir sınav teşkil eden ama aynı zamanda fırsatlar da sunan Gazze’deki çatışmaya odaklandı.

İran açısından savaş, İsrail’in caydırıcılık kabiliyetine ilişkin uzun süredir var olan algıları önemli ölçüde zayıflatmakla kalmadı, aynı zamanda Tahran ve vekillerine Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen’deki çatışmalarda oynadıkları kötü rolü aklama ve kendilerini yeniden “direniş ekseni” olarak gösterme imkanı vererek bölge ve ötesindeki nüfuzlarını artırdı. En önemlisi de bu çatışma İran’a, bir sonraki ABD başkanlık seçimlerinde eski Başkan Donald J. Trump’ın Biden’a karşı kazanması halinde İran’ın nükleer programı konusunda olası bir çatışma beklentisiyle İsrail ve ABD’ye karşı vekillerinin kolektif ve koordineli eylemlerinin hazırlığını ve etkinliğini test etmek için eşsiz bir fırsat sağladı.

Bu arada Gazze savaşı Riyad’a bölgedeki etkinliğini göstermek için bir fırsat sundu. Suudi Arabistan hava sahasının ve topraklarının herhangi bir askeri aktör tarafından kullanılmasını reddederek İran’a, kendisine yönelik herhangi bir saldırı planının parçası olmadığı sinyalini verdi. Aynı şekilde Suudi Arabistan Husi insansız hava araçlarını engelleyerek diğer aktörlere kendisini savunmaktan geri durmayacağını hatırlattı.

Her iki ülke de endişeli olmakla birlikte çatışmanın daha geniş çaplı bir bölgesel savaşa dönüşmesini ya da savaşa doğrudan müdahil olmayı arzu etmiyor. Suudi Arabistan İran’ın Gazze savaşında fırsatçı davrandığını ve Yemen, Suriye ve Irak’taki İran yanlısı milis ağlarını kullandığını biliyor. Riyad, İran’ın bölgesel vekillerinin ABD ve İsrail karşıtı eylemlerinden kendine pay çıkarma, baskı arttığında ise bu eylemlerle arasına mesafe koyma eğiliminin farkında. Ancak Riyad bu duruma uyum sağlamış görünüyor ve hedef alınmadığı ve bölgesel istikrar önemli ölçüde zarar görmediği sürece İran’ın bu fırsatçılığını idare ediyor. France 24’e verdiği röportajda Faysal bin Ferhan’a İran’ın bu retorik fırsatçılığı sorulduğunda Suudi Dışişleri Bakanı, İranlı mevkidaşlarıyla yaptığı görüşmelere dayanarak “İranlıların daha geniş çaplı bir savaş istediğine inanmıyorum” dedi. Suudi Arabistan’ın Husilerin deniz tehditlerine karşı ABD öncülüğünde oluşturulan Kızıldeniz görev gücüne katılmayı reddetmesi dikkat çekti. Riyad gerilimi tırmandırmayarak stratejik pragmatizm sergiliyor, iç önceliklerine odaklanmak ve gereksiz bölgesel çatışmalardan kaçınmak gibi daha geniş hedefleriyle uyumlu hareket ediyor.

Buna ek, savaş Suudi Arabistan’a İsrail üzerinde bir koz verdi. İsrail Gazze’de net bir çıkış stratejisi olmayan bir bataklığa saplanmış durumda. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Arap ülkeleryle, özellikle de Suudi Arabistan’la Gazze’de savaş sonrası yeniden inşayı koordine etmeyi ve yardım sağlamayı tartışmayı umuyordu. Ancak Riyad’ın savaş sonrası Gazze operasyonunu iki devletli çözüme yönelik geri dönüşü olmayan adımlar içeren somut bir barış sürecine bağlaması, ABD ve İsrail ile ilişkilerinde elini güçlendiriyor. Dahası, İsrail hükümeti iki devletli bir çözüm ihtimalini reddettiği için Suudi Arabistan İsrail ile normalleşmeyi ancak belirli tavizler karşılığında masada tutarak söylemi değiştirdi ve İsrail’in barış anlaşmasını engellemekten sorumlu aktör olarak görülmesine katkıda bulundu.

İsrail ve ABD’nin bölgede geniş çaplı bir popülarite kaybına uğramasıyla birlikte, Suudi Arabistan’ın herhangi bir anlaşmaya katılması için önemli teşvikler sunmaları gerekecek. Muhammed bin Selman işbirliği karşılığında ABD ve İsrail’den önemli tavizler koparabilecek güçlü bir konumda ve bu kozdan vazgeçmek için acele etmiyor. Suudi Arabistan, ABD ve İsrail İran’la ilgili endişeleri paylaşırken, aynı zamanda Suudi Arabistan ve İran İsrail işgalinin sorunlu ve bölgesel istikrarsızlık kaynağı olduğu algısını paylaşıyor.

Teste dayanmak

Bununla birlikte, Suudi-İran normalleşme anlaşmasını test edecek birçok faktör ve senaryo var; bunların başında da İran’ın vekillerinin ve taşeronlarının gerilimi tırmandırma eğilimi geliyor. İran’ın Husiler gibi gruplar üzerinde bir dereceye kadar etkisi var gibi görünse de bölgedeki yüksek riskli durumlar yanlış hesaplama riskinin de yüksek olduğu anlamına geliyor. Bölgesel iklim ve Gazze’de devam eden savaş göz önüne alındığında, ilgili oyuncuların eylemlerini tahmin etmek zor. Suudi güvenliğini ya da hayati çıkarlarını tehdit eden bir saldırı ya da eylem gerçekleşirse Riyad karşılık vermek ve durumu ölçülü bir şekilde ele almak zorunda kalabilir. Ayrıca Tahran’ın Husiler üzerindeki nüfuzunu daha fazla kullanarak Husilerin Riyad’a yönelik doğrudan tehdidini kontrol altına almasını bekleyecektir. Suudi Arabistan, Tahran’ın yeterince çaba göstermediği ya da Husilerin düşmanca davranışlarını engelleyemediği sonucuna varırsa, tırmanan gerilim Suudi-İran yumuşamasının gücünü test edebilir.

Suudi-İran ilişkilerini test eden bir diğer husus ise yabancı nüfuz. Hem Suudi Arabistan hem de İran, başta ABD, İsrail ve Orta Doğu siyasetinin dinamiklerinde çıkarları olan diğer bölgesel aktörler olmak üzere güçlü müttefik ve düşmanların etkisi altında. Bu aktörlerin eylemleri veya baskıları Suudi-İran ilişkilerinin seyrini önemli ölçüde etkileyebilir.

Bölgesel ve uluslararası komplikasyonlara rağmen, Suudi-İran normalleşmesinin bu testlere dayanması daha olası. Aslında Suudi-İran normalleşmesinin stratejik faydasının boyutunu gösteren de tam olarak bu test senaryoları ve devam eden savaş. Diplomatik kanalların açılması iki ülkenin doğrudan iletişim kurmasını sağlıyor. Bu da her iki devletin de sadece neyin iletildiğini değil, nasıl iletildiğini de kontrol etmesini sağlıyor ki bu da aracılar vasıtasıyla iletişim kurmaktan daha etkili olabilir.

Ayrıca diplomatik ilişkiler her iki devletin, özellikle de Suudi Arabistan’ın gerilimi azaltmaya yönelik ortak çağrılarını daha kolay iletebilmelerine olanak tanıyor çünkü Suudi-İran diplomatik ilişkileri olmasaydı bu tür açıklamaları yapmak çok daha karmaşık olurdu. Elbette sonuçta bu tür diplomatik koordinasyon, yumuşamayı destekleyen iki taraflı stratejik mutabakat için sadece yapı taşlarını temsil ediyor.

Yumuşamanın sürdürülebilirliği İran ve Suudi Arabistan’ın bu yumuşamanın faydasını nasıl gördüğüne bağlı. Şu anda her iki ülke de stratejik hedefleri doğrultusunda anlaşmalarını sürdürmeye istekli görünüyor. Ne Riyad ne de Tahran Gazze’deki çatışmanın tırmanmasını ya da doğrudan müdahil olmayı istiyor. Bu durum, daha geniş hedefleri ve öncelikleriyle uyumlu olduğu için gerilimi azaltma konusundaki kararlılıklarını güçlendiriyor. Bölgesel dinamikler öngörülemez ve beklenmedik bir tırmanış en tehlikeli olasılık olsa da İran ve Suudi Arabistan’ın mevcut motivasyonları ve hedefleri, İsrail’in Gazze’ye açtığı savaşın -en azından kısa vadede- aralarındaki yumuşamayı bozma ihtimalinin düşük olduğunu gösteriyor.

Ortadoğu

BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.

BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.

Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.

Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.

Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.

Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.

Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.

Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.

Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.

Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.

Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.

İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.

Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak. 

Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.

Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.

OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.

Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.

Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.

Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.

Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.

Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al ⁠Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.

Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.

Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.

Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.

Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.

İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.

ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.

BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.

Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.

Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.

Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

Yayınlanma

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.

İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.

Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.

İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.

ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.

Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.

Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.

Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.

Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.

Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Yayınlanma

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.

Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.

Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.

Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji ⁠altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.

Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.

Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, ​Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.

Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.

ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.

Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.

Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English