Bizi Takip Edin

ASYA

Gürcistan’da ‘renkli’ savaş: İkinci raund başlıyor mu?

Yayınlanma

Gürcistan Devlet Güvenlik Servisi (SSSG), ülkede yeni bir ‘renkli devrim’ uyarısında bulundu. 

Güvenlik servislerine göre yeni girişim, Ekim-Aralık aylarında planlanıyor.

Yapılan açıklamaya göre 3 Sırp vatandaşı, 25 Eylül’de Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (USAID) daveti üzerine Gürcistan’a gelmiş ve başkent Tiflis’te bulunan bir otelde, bazı ‘sivil toplum kuruluşları ve sivil aktivistlere’ eğitim vermiş.

USAID finansmanıyla eğitim veren Sırpların ise, ‘Canvas’ örgütünden oldukları belirtiliyor. Canvas ise, Yugoslavya’nın tarih sahnesinden silindiği dönemde en büyük rolü oynayan Otpor Hareketi’nin devamı.

Ayrıca, Gürcü istihbaratının açıkladığı üzere, Canvas üyelerinin sorguya çekildiği ve ‘artık ülkede olmadıkları’ biliniyor. 

Konuyla ilgili tepki veren en üst düzey isim ise, Başbakan İrakli Garibaşvili oldu.

Garibaşvili, “Hem ülke içinde faaliyet gösteren düşman güçlerini, hem de ülke dışında onlara destek verenleri bir kez daha uyarmak istiyorum. Ülkede herhangi bir huzursuzluğa ve bu tür yıkıcı güçlerin ülkemizi ikinci kez yok etmesine izin vermeyeceğiz” açıklamasında bulundu ve Gürcistan’daki eğitimlerin USAID finansmanıyla gerçekleştirilmesini de ‘üzücü bir gerçek’ olarak nitelendirerek ‘resmi açıklama beklediklerini’ söyledi. 

Güvenlik servisleri ayrıca, eylemlerin ‘Avrupa Birliği’nin Yıl sonunda ülkeye aday üyelik statüsü vermemesi halinde başlayacağı’ ve eski İçişleri Bakan Yardımcısı Georgiy Lordkipanidze’nin de aralarında bulunduğu eylemcilerin ‘Gürcistan’da ‘Euromaydan’ın bir benzerini düzenlemeyi planladığını açıkladı.

Yapılan açıklamalara göre, ‘sivil itaatsizlik eylemleriyle’ başlayacak süreçte, Ukrayna’da savaşan Gürcülerin yanı sıra, Gürcistan içindeki bazı gençlik grupları da aktif olarak yer alacak.

Gürcistan’daki renkli devrim tartışmaları yeni değil. Gürcistan da, diğer eski Sovyet ülkeleri gibi, çeşitli dönemlerde Batı yanlısı kitlesel eylemlere sahne olmuş, renkli devrimler yaşamış bir ülke. Üstelik, Gürcistan ile Ukrayna’nın renkli devrimler düzleminde de özel bir ilişkisi var. Gürcistan’da 2004 yılında gerçekleşen ve Şaakaşvili’yi iktidara getiren renkli ‘Gül Devrimi’ sırasında ABD’nin Tiflis Büyükelçisi olan John Tefft’in, 2014’teki Maydan darbesinin öncesinde hızlıca Kiev’e atanması bu özel ilişkinin öne çıkan olaylarından.

Gürcistan’da 2003’te yaşanan Gül Devrimi (Güller Devrimi) sürecinde, dönemin devlet başkanı Eduard Şevardnadze, başını Saakaşvili’nin çektiği Batı destekli muhalefet tarafından ‘indirilmiş’, Saakaşvili ve destekçilerinin, Şevardnadze’nin konuşması sırasında ellerinde kırmızı güllerle parlamento binasına girmesi, Gürcistan’ın değişen rotasının sembolü haline gelmişti.

Saakaşvili’nin çalkantılı siyasi yaşantısı da, Gürcistan’da iktidar günleri, görevden ayrılması, hakkında açılan soruşturmalar, Poroşenko Ukrayna’sına sığınıp vatandaşlık alması, Odessa valiliği yapması, Poroşenko’ya bayrak açıp vatandaşlığını kaybetmesi, Zelenskiy üzerinden yeniden Ukrayna siyasetinde yer edinmesi ve nihayetinde ani bir kararla ülkesine dönüp tutuklanmasıyla sona erdi.

İkisi de eski Sovyet ülkesi olan Gürcistan ve Ukrayna’nın, renkli devrimler ve Rusya’yla savaş başlıklarında benzerlikler taşıması elbette ki tesadüf değil. Bu iki ülke de, ‘renkli devrimler kuşağında’ bulunuyor. 2003 Gül Devrimi, 2004 Ukrayna Turuncu Devrimi, 2008’de Gürcistan ve Rusya arasında Güney Osetya savaşı, 2014 Maydan, 9 yıldır süren Donbass savaşları…

Gürcistan’daki bu ‘renkli birikim’ de, kendini en son geçtiğimiz mart ayında, Gürcistan meclisinde kabul edilen ‘Yabancı Etkinin Şeffaflığı Hakkındaki’ yasa tasarısı üzerine göstermişti. 

Söz konusu yasa üzerine, Başkent Tiflis başta olmak üzere, ülke genelinde sokağa çıkan eylemciler, ellerinde Avrupa Birliği (AB), Ukrayna ve ABD bayraklarıyla, söz konusu yasanın bir ‘Rus yasası’ olduğunu ve ülkelerinin ‘Rusya’ya benzemesini istemediklerini’ söylemişlerdi.

Elbette, Gürcistan’da patlak veren bu eylemlere ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, ABD’nin Tiflis Büyükelçisi Kelly Degnan, ABD’nin Ukrayna eski büyükelçisi John Herbst gibi isimler, yasayı ‘Rus mevzuatına’ benzeterek arka arkaya destek açıklamalarında bulunmuştu.

Halbuki, aslında olan şey, eylemcilerin ‘Rus yasasına’ değil, ‘ABD yasasına’ karşı yürümesiydi.

Gürcistan parlamentosunun kabul ettiği yabancı acenteler yasasının iki versiyonundan — bir Gürcü versiyonu ve bir Amerikan versiyonu — biri doğrudan ABD’de yürürlükte olan Yabancı Acenteler Kayıt Yasası’nın (FARA) tercümesiydi.

Buraya kadar klasik bir renkli devrim sürecini ifade eden bu sürece ‘özgün’ niteliğini kazandıran şey ise, Gürcistan üst yönetiminden de yasa konusunda farklı sesler çıkmasıydı.

Parlamentoda kabul edilen yasa, o sırada ABD’de olan Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili, yasaya karşı çıktığını, eylemcilerin yanında olduğunu, yasayı veto edeceğini söyleyerek tarafını belli etmişti.

Yasayı meclise sunanlar ise, iktidardaki Gürcü Rüyası Partisi’nden ayrılan ve ‘ABD ve AB’nin Gürcistan’ı savaşa sürükleme teşebbüslerine daha sert yanıt verilmesini savunan’ Halkın Gücü hareketi üyeleriydi. Yasa, iktidar partisi vekillerinden de destek buldu, parlamentoda tekme tokat kavgalarla tartışıldı, nihayetinde getirildi ancak Gürcistan Cumhurbaşkanı ile Batı’nın vetosuyla karşı karşıya kaldı.

Öte yandan, Saakaşvili’yi koltuğundan eden Gürcü Rüyası’nın kurucusu, ülkenin eski başbakanlarından iş adamı Bidzina Ivanişvili’nin ‘Kremlin tarafından desteklendiği’ de Batı medyasında tekrarlandıkça inandırıcılığı artan türde bir argüman olageldi.

Sonunda Gürcistan parlamentosu, ‘yabancı etkinin şeffaflığı’ hakkındaki yasa tasarısını geri çekme kararı aldı ve renkli devrim birinci raundu kazandı.

Gürcistan Batı’yı neden kızdırdı?

Gürcistan, Sovyet sonrası dönemde Rusya’yla uzun süreli düşmanlık politikasına sahip olmasına rağmen -buna 2008’deki beş günlük savaş da dahil- Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı askeri operasyonda açıktan Ukrayna’nın yanında durmadı. 

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da, Gürcistan’ın pozisyonuyla ilgili olarak “Gürcistan, Rusya’ya karşı yaptırımlara katılması için Batı’nın baskısı altında, ancak Hükümet, kendi çıkarlarına göre hareket edeceklerini söyleme cesaretini gösteriyor, ki bu da övgüye değer” açıklamasında bulunmuştu.

Ne kadar Batı eksenli bir politika yürütürseniz yürütün, kendi ulusal çıkarlarınıza dair büyük ya da küçük bir adım attığınızda, karşınızda en önce Batılı ‘dostlarınızı’ bulacağınız gerçeği, Gürcistan örneğinde çarpıcı bir şekilde yine ortaya çıktı. Gürcistan, önce Ukrayna krizinde aldığı tutumu, son olarak da etki ajanlığına karşı yasal önlem almaya çalışması, Kolektif Batı için ‘iki büyük suçtu’, bu adımlar Gürcistan’ın Batı rotasından çıkışını (Batı medyasında bunu Rus etkisine girmek olarak okuyoruz) temsil ediyordu ve elbette ki bu suç cezasız kalmayacaktı. 

Mart ayındaki eylemlerde, eylemciler gösterilerin devam edeceğini söyleyerek ‘Gürcistan’ın Batı yanlısı bir rotada ilerlediğine dair garanti verilene kadar bu süreçler durmayacak’ açıklamasında bulunmuştu. Gürcü istihbaratının son açıklamasını ve ‘AB aday üyeliği’ şartını bu bağlamda bir tutarlılık içerisinde olduğunu söylemek mümkün.

Gürcistan’ın içine girdiği yeni siyasi krizler yalnızca çeşitli yasalardan ve siyasi adımlardan ibaret kalmadığı, artık iyiden iyiye ‘çizgiden çıktığı düşünülen’ Gürcü Rüyası’nı bir kabusa çevirme yönünde bütün hazırlıkların yapıldığı ortada. Gürcü istihbaratının tespit ettiği planlar için düğmeye basılırsa, Gürcistan’daki renkli savaşın ikinci raundu kısa süre içerisinde başlayabilir.

ASYA

Tayvan muhalefeti Lai’ye karşı tartışmalı yasa tasarılarını geçirmeye hazırlanıyor

Yayınlanma

Tayvan parlamentosunda yasama organındaki çoğunluğu elinde bulunduran muhalefetin bazı yasa tasarılarını geçirmeye hazırlanması kriz yarattı. İktidarı elinde bulunduran Demokratik İlerleme Partisi (DPP) ve eski ABD’li yetkililer “endişelerini” dile getirdi.

DPP mecliste protesto örgütlerken, çoğunluğa sahip olan ana muhalefet Kuomintang (KMT) ve Tayvan Halk Partisi (TPP) milletvekilleri, Meclis Başkanı Han Kuo-yu’nun kürsüsünün etrafındaki alanı, işlemleri kesintisiz olarak ilerletebilmesini sağlamak için ele geçirdi. Cuma günü de milletvekilleri arasında fiziksel kavga çıkmıştı.

Tayvan, Demokratik İlerleme Partisi’nden Çin karşıtı ve “bağımsızlık yanlısı” yeni başkan Lai Ching-te’nin görevine başlamasıyla birlikte siyasi kargaşaya sürüklendi. KMT ve TPP, Lai Ching-te’nin başkanlığına yönelik erken bir tehdit olarak, parlamentonun yetkilerini önemli ölçüde genişletecek ve bütçenin büyük bir bölümünü kontrol altına alacak yasaları geçirmeye çalışıyor. Sürece yakın kaynakların Nikkei Asia’ya aktardığına göre, oylamayı salı gecesine kadar tamamlamaya çalışabilecekleri tahmin ediliyor.

Tayvan’da başkanın yasama organı tarafından kabul edilen kanun tasarılarını veto etme yetkisi bulunmuyor.

Tekliflere göre hükümet yetkilileri, meclis oturumları sırasında yasa koyucuların gerçekleri gizlediğini ya da yanlış olduğunu düşündükleri açıklamalar nedeniyle bir yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilecek. İncelenen yetkililerin kendi sorularıyla cevap vermeleri halinde altı aya kadar hapis cezası uygulanabilir.

ABD uyardı: Anayasaya aykırı

ABD’li eski elçiler ise muhalefet partilerinin planlarının “potansiyel olarak anayasaya aykırı” olduğunu savundu.

ABD resmi olarak Tayvan’ı tanımamasına ve ‘tek Çin’ ilkesini kabul etmesine rağmen, adada fiilen “büyükelçi” olarak görev yapan iki emekli ABD’li diplomat William Stanton ve Stephen Young, devlet başkanının yasa koyuculara rapor vermesi ve onlardan soru alması zorunluluğu ve yasama organının soruşturma yetkilerinin genişletilmesi olmak üzere kapsamlı yasa tasarılarını eleştirdi.

Stanton, Young başka eski diplomatların ve akademisyenlerin imzaladığı ortak bildiride, reformların “hükümet yetkililerinin sadece oturumlarda soru sordukları için hapse atılmalarına izin vermek de dahil olmak üzere, diğer anayasal demokrasilerin çoğunda bulunan parlamento yetkisinin kapsamını ve gücünü aştığı” belirtildi.

Açıklamada, parlamentoya saygısızlık suçlamalarının diğer demokrasilerde de mevcut olduğu, ancak bunların genellikle yasal olarak emredilen mahkeme celplerine karşı gelmek ya da adli soruşturmalar sırasında yalan söylemek için uygulandığı belirtildi. Açıklamada, “Hiçbir demokraside, normal duruşmalar sırasında görevlerini yerine getirmeyen ya da sadece ‘cevap veren’ yetkililer hakkında parlamentoya saygısızlık suçlaması uygulanmamıştır” denildi.

İmzacılar, tasarıların “Tayvan’ın iyi yönetişim imajını zedelediği ve Pekin’in artan zorlukları ve karmaşıklıkları göz önüne alındığında bunu göze alamayacağı bir zamanda siyasi çatlaklar yarattığı” uyarısında bulundu.

Lai’nin planlarını uygulaması kolay olmayacak

Eleştirilere rağmen muhalefet devam etmeye kararlı görünüyor.

Salı günü öğle saatlerinde, yaklaşık bin kadar bir gösterici meclisin yakınında toplanarak yasa tasarısını protesto etti. DPP milletvekilleri de muhalefet koalisyonunu demokrasiyi baltalamakla suçladı.

Uzmanlara göre bu durum, Lai’nin ilk dönemindeki etkinliğini önemli ölçüde azaltabilir ve Lai’nin Tayvan’da çok yüksek ev fiyatları ve durgun ücret artışı gibi gündemde olan iç meseleleri ele alma kabiliyeti üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilir. Lai’nin muhalefete rağmen istediği planları uygulamasının kolay olmayacağı değerlendirmesi yapılıyor.

Çin kamuoyu Lai’yi ‘nefreti körüklemekle’ eleştirdi

Okumaya Devam Et

ASYA

Çin kamuoyu Lai’yi ‘nefreti körüklemekle’ eleştirdi

Yayınlanma

Çin devlet medyası Tayvan lideri William Lai Ching-te’yi göreve başlama konuşmasında çatışmayı kışkırtmak ve “açıkça Tayvan bağımsızlığını teşvik etmekle” suçladı.

People’s Daily ve People’s Liberation Army Daily salı günü birer sayfalarını Lai’nin bir önceki gün yaptığı “bağımsızlık” yanlısı konuşmaya karşı çeşitli anakara yetkililerinden gelen yanıt ve eleştirilere ayırdı.

Tayvan’ın yeni lideri Lai, Çin’e karşı sert bir tonla yemin etti

People’s Daily, Lai’yi konuşmasını “Tayvan bağımsızlık bayrağı etrafında toplanmak” ve “Çin halkına karşı nefreti körüklemek” için kullanmakla suçladı.

Lai’nin “ayrılıkçı safsataları şiddetle desteklediği, Tayvan Boğazı boyunca çatışma ve düşmanlığı kışkırttığı”, konuşmasının “provokatif söylemlerle dolu olduğu belirtildi.

Daha önce birçok üst düzey Çinli yetkili Lai’yi konuşmasında “tehlikeli sinyaller” gönderdiği için eleştirmiş, devlet haber ajansı Xinhua ise yemin töreninden saatler sonra “ateşle oynayanların kendilerini yakacakları” yorumunu yapmıştı.

Lai’nin konuşması, selefi Tsai Ing-wen’in 2016’daki ilk döneminin başında yaptığı konuşmadan daha çatışmacıydı.

Pekin ve Taipei arasında tek bir Çin olduğunu söyleyen 1992 mutabakatını kabul eden ancak ancak Tayvan Boğazı’nın her iki tarafının da ‘Çin’i neyin oluşturduğuna dair kendi yorumlarına sahip olabileceğini savunan Tsai’nin aksine Lai mutabakattan bahsetmedi bile.

Bunun yerine Pekin’in “Çin Cumhuriyeti’nin (Tayvan için kullanılıyor) varlığı gerçeğiyle yüzleşmesi” gerektiğini, “Çin Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin birbirine tabi olmadığını” söyledi.

Lai’nin sözleri anakarada Tayvan’ın bağımsızlığı için açık bir eylem çağrısı olarak yorumlandı – Pekin’e göre bu kırmızı çizgi aşılmamalı.

Daha önce kendisini “Tayvan’ın bağımsızlığı için çalışan pragmatik bir işçi” olarak tanımlayan Lai, Pekin tarafından “ayrılıkçı bir baş belası” olarak görülüyor ve gözlemciler Lai’nin başkanlığının Tayvan Boğazı’ndaki gerilimi tırmandırabileceğinden endişe ediyor.

People’s Daily’de yer alan yorumda, “Lai’nin sözleri, bağımsızlığı dış yollardan elde etmeye ve bunu başarmak için askeri güç kullanmaya yönelik kötü niyetlerle dolu ve ‘Tayvan’ın bağımsızlığı’ konusundaki inatçı tutumunu bir kez daha ortaya koyuyor” denildi.

Makalede ayrıca Lai’nin sözlerinin Tayvan’ı anakaradan daha fazla ayırmaya ve iki taraf arasındaki gerilimi tırmandırmaya hizmet edeceği uyarısında bulunuldu.

People’s Daily, Lai’nin statükoyu korumak için çaba göstereceğine dair sözünü “tam bir maskaralık” olarak nitelendirdi ve “uzun süredir ayrılıkçı faaliyetlerde bulunuyor ama bir barış savunucusu gibi davranıyor. Bu en utanmaz ve vicdansız harekettir” dedi.

Yorumda Tayvan halkının çoğunun savaş, gerileme ve ayrılıkçılık değil, barış, kalkınma ve işbirliği istediği belirtildi.

Makalede, Çin ulusunun “topraklarının bölünemeyeceği, devletinin kaotik olamayacağı, halkının dağılamayacağı ve medeniyetinin bozulamayacağı” konusunda ortak bir inanca sahip olduğu belirtildi ve Çin’in tarihsel ve kaçınılmaz olarak yeniden birleşmeye gideceği vurgulandı.

Ordunun gazetesi PLA Daily’de yayınlanan bir dizi makalede de üst düzey yetkililer Lai’nin konuşmasını bir “provokasyon” ve “bölgesel barış ve istikrara yönelik bir tehdit” olarak eleştirerek Lai’yi “Çin’i bölmeye” ve “bölgede kaos yaratmaya” çalışmakla suçladı.

Okumaya Devam Et

ASYA

Wang Yi Orta Asya turunda

Yayınlanma

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısı Astana’da başladı. Kazakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Murat Nurtleu’nun başkanlık ettiği toplantıya ŞİÖ Genel Sekreteri ve ŞİÖ Bölgesel Terörle Mücadele Yapısı İcra Komitesi Direktörü de katılıyor.

Katılımcılar, bu yıl temmuz ayının başında Astana’da düzenlenmesi planlanan ŞİÖ Üye Devlet Başkanları Konseyi toplantısına yönelik hazırlıkların gidişatını değerlendirecek.

Heyet başkanları uluslararası ve bölgesel durum, güvenlik konuları ve ŞİÖ bünyesinde siyasi, ticari, ekonomik, kültürel ve insani alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi konularında görüş alışverişinde bulunacak.

Temmuz ayında yapılması planlanan ŞİÖ Zirvesi’nin nihai belgelerine ilişkin bir dizi kararın imzalanması ve bir Bilgilendirme Mesajı’nın kabul edilmesi planlanıyor.

Toplantı öncesi Kazakistan’da mevkidaşı ve ardından Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ile görüşen Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Çin’deki elektrikli araç üreticilerinin Orta Asya ülkesine tanıtılması gibi alanlarda daha geniş işbirliğine değindi.

Pazartesi günü Wang ile görüşen Cumhurbaşkanı Tokayev, Çin’in diplomasisinin küresel politikadaki önemli rolüne dikkat çekti. Tokayev’e göre Çin’in girişimleri uluslararası barış ve istikrarın korunmasına büyük katkı sağlamaktadır.

Wang’ın pazartesi günü Astana’da Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Murat Nurtleu ile yaptığı görüşmenin ardından Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan basın açıklamasında, Kazakistan’ın Tayvan’ın Çin topraklarının devredilemez bir parçası olduğunu kabul ederek tek Çin ilkesine bağlılığını bir kez daha teyit ettiği belirtildi.

Açıklamada, “Çin ve Kazakistan karşılıklı siyasi güveni derinleştirmeye, temel çıkarlarını ilgilendiren konularda birbirlerini desteklemeye ve bir taraf zorluklarla karşılaştığında güçlü yardım sağlamaya devam ediyor” denildi. Çin ve Kazakistan uzun zamandır “ortak bir geleceğe sahip fiili bir topluluk” olarak nitelendirildi.

Gündem elektrikli araçlar

Pazartesi günü Wang ile yaptığı görüşmenin ardından Nurtleu, Kazakistan’ın Çin’in ülkede elektrikli araç üretmesini desteklediğini ve Çinli şirketleri nadir toprak minerallerini ortaklaşa geliştirmeye davet ettiğini söyledi. Haber ajansının bildirdiğine göre, iki taraf dijital teknolojiler ve yapay zeka alanlarında da işbirliğine açık.

Nurtleu, Kazakistan ve Çin arasında bir inovasyon ve tarım alt komitesi kurma anlaşmasının, tarım ürünleri üretimi ve işlenmesi alanında karşılıklı yarar sağlayan projelerin geliştirilmesinde daha fazla iş desteği için temel oluşturacağını söyledi.

Şanghay merkezli Çin-ŞİÖ Uluslararası Değişim ve İşbirliği Enstitüsü’nden akademisyen Cui Heng pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, elektrikli araçların Kazakistan’da üretilmesi halinde Rusya, Belarus ve Avrasya Ekonomik Birliği’nin (AEB) diğer üyelerine yapılacak ihracatın uygun vergi politikalarından yararlanabileceğini kaydetti.

Bunun, Çin’in elektrikli araçları için pazarın genişlemesine yardımcı olacağını ve Kazakistan’ın da Çin’den gelen elektrikli araçların artan popülaritesinin meyvelerini toplayacağını söyledi.

Cui ayrıca, Wang’ın ziyaretinin “Orta Koridor” olarak bilinen Trans-Hazar Uluslararası Ulaşım Rotası konusundaki görüşmeleri daha da ileriye taşımasının beklendiğini söyledi.

ŞİÖ işbirliği

Wang’ın ziyareti sırasında diğer ŞİÖ üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarıyla da temaslarda bulunduğu belirtildi.

ŞİÖ açısından, Kazakistan’ın da aralarında bulunduğu Orta Asya ülkeleri, özellikle birkaç genişleme turundan sonra, örgüt içindeki girişimlerin yönlendirilmesinde giderek daha önemli bir rol oynuyor. Uzmanlar, Kazakistan’ın hem ikili anlaşmalar hem de çok taraflı düzeylerde ŞİÖ zirve hazırlıklarına da katıldığını söyledi.

Basında çıkan haberlere göre ayrıca Belarus temmuz ayında ŞİÖ’ye tam üye olmayı planlıyor ve Suudi Arabistan kabinesi de geçen yıl ŞİÖ’ye katılma kararını onayladı.

Wang Yi pazartesi günü Astana’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile de bir görüşme gerçekleştirdi ve bu görüşmede Wang, mevcut durumda kazan-kazan sonuçlarını gözeten, sıkı bir şekilde birleşmiş ve işbirliğine dayalı bir ŞİÖ’nün sadece tüm üye ülkelerin ortak çıkarlarıyla örtüşmekle kalmayıp aynı zamanda dünyanın çok kutupluluğu eğilimine de uygun olduğunun altını çizdi.

Wang, Çin’in ŞİÖ’yü doğru yönde yönlendirmek, bölgesel güvenlik, istikrar ve kalkınmayı ortaklaşa korumak ve küresel yönetişimi daha adil ve makul bir yöne doğru teşvik etmek için Rusya ve diğer üye devletlerle yakın bir şekilde çalışmaya istekli olduğunu vurguladı.

Kazakistan ziyareti öncesinde Wang, Tacikistan’a gitti ve Tacik mevkidaşı Sirojiddin Muhriddin ile “samimi ve derinlemesine” görüş alışverişinde bulundu.

Wang, ŞİÖ çerçevesinde Çin’in Duşanbe’de bir ŞİÖ uyuşturucuyla mücadele merkezi kurulmasını desteklediğini ve Tacikistan’ı Birleşmiş Milletler ve ŞİÖ dahil olmak üzere çok taraflı çerçevelerde Çin ile koordinasyonu güçlendirmeye teşvik ettiğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English