Diplomasi

İngiltere’de BBC hakkında Gazze davası

Yayınlanma

Birleşik Krallık’ta bir iş mahkemesi, BBC’nin Gazze savaşına yönelik yayınlarında gazetecilere kısıtlamalar getirdiği ve editoryal dürüstlük ilkelerini ihlal ettiği iddialarını ele almaya başladı. BBC Arapça servisinde görev yapmış beş gazeteci, kurumun ayrımcı ve yanlı yayın politikalarına itiraz ettikleri gerekçesiyle haksız yere işten çıkarıldıklarını savunuyor.

Birleşik Krallık’ta bir mahkeme, BBC’nin Gazze’deki savaşa ilişkin haberleri sırasında gazetecilerine kısıtlamalar getirdiği yönündeki iddiaları dinledi.

Söz konusu iddialar, Birleşik Krallık iş mahkemesindeki duruşmalar sırasında ortaya çıktı. Arap kökenli beş gazeteci; yayıncı kuruluşu ayrımcılık ve haksız işten çıkarma ile suçluyor.

Bu dava, BBC Arapça servisinden birden fazla personelin dahil olduğu nadir bir hukuki süreci teşkil ediyor.

Davacı isimler Ahmed Rouaba, Dima Odeh, Nahed Najar, Mohamed El-Ashiry ve Amer Sultan; ayrımcı ve yanlı olarak nitelendirdikleri editoryal uygulamalara itiraz etmelerinin ardından cezai yaptırımlarla karşılaştıklarını öne sürüyor.

Gazeteciler yanıltıcı yayın ve iç baskılara dikkat çekiyor

Davanın merkezinde, BBC Arapça bünyesinde 17 yıl görev yapan kıdemli gazeteci Amer Sultan’ın tanıklığı yer alıyor. Sultan, BBC yönetimini haksız işten çıkarma ile suçlayarak, bu durumun 7 Ekim 2023’te başlayan savaşın erken aşamalarındaki editoryal kılavuz ihlallerini bildirme çabalarıyla bağlantılı olduğunu savundu.

Sultan’ın ifadesine göre, kurum içi yazışmalar, İsrail’de görev yapan BBC Arapça personeline yönelik “hukuki ve editoryal kısıtlamaların” varlığını ortaya koydu. Bu sınırlamaların, 13 Ekim tarihinde İsrail polisinin bir BBC Arapça televizyon ekibine saldırdığı önemli bir olayın haberleştirilmesini engellediği öne sürülüyor.

Sultan, bu tür kısıtlamaların doğru haberciliği engellediğini belirterek, yayıncı kuruluşun kendi editoryal standartlarına bağlılığı konusunda soru işaretleri yarattığını ifade etti.

Kurum içi incelemede izleyicinin yanıltıldığı kabul edildi

Mahkemeye sunulan belgeler, Liliane Landor’un editoryal hataları değerlendirmek amacıyla kurum içinde “dinleme oturumları” düzenlediğini gösteriyor. Bu oturumlar sırasında Landor’un durumun ciddiyetini kabul ederek “İzleyiciyi yanılttık” dediği aktarıldı.

Sultan, Landor’un bulgulardan dolayı “rahatsız” göründüğünü ve ihlalleri soruşturma sözü verdiğini ifade etti. Ancak Sultan, Ekim 2024’te BBC’den ayrılmadan önce böyle bir soruşturmanın sonuçlarının kendisiyle paylaşılmadığını kaydetti.

Landor, bu görüşmelerin gerçekleşmesinden yaklaşık altı ay sonra görevinden istifa etmişti.

7 Ekim anlatılarına ilişkin habercilik tartışmaları

Dava, Aksa Tufanı Operasyonu ile ilgili olayların haberleştirilmesine dair kurum içindeki görüş ayrılıklarını da gün yüzüne çıkardı.

Sultan, 7 Ekim sonrasında dolaşıma giren iddialara ilişkin rakip anlatıları inceleyen ayrıntılı bir analitik rapor hazırlamayı teklif ettiğini söyledi. İfadeye göre editörler, kanıta dayalı ve dengeli bir inceleme yapılmasını engelleyerek bu öneriyi reddetti. Sultan, bu tür editoryal kararların izleyicilerin doğrulanmış bilgiye erişimini ve bağımsız sonuçlara varma yeteneğini sınırladığını savundu.

BBC savunmasında şikayetlerin hukuki çerçevesine itiraz ediyor

BBC temsilcileri, Sultan’ın iddialarını doğrudan reddetmemekle birlikte bu iddiaların hukuki önemini sorguladı.

Savunma makamı, iddia edilen editoryal ihlallerin kurumun yasal yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelmediğini ve bu nedenle “kamu yararına ifşaat” (whistleblowing) teşkil etmediğini ileri sürdü.

Sultan ise bu tutumu reddederek, kamu kaynaklı bir yayıncı için halkı “yanıltmanın” sorumlulukların “açık bir ihlali” olduğunu belirtti. Meselenin, özellikle BBC’nin küresel erişimi ve etkisi göz önüne alındığında bir “kamu yararı” sorunu olduğunu vurguladı.

Sultan ayrıca, mahkemede tartışılan kurum içi oturumların kayıtlarının yayınlanması çağrısında bulundu; ancak savunma tarafından bu talebe bir yanıt verilmedi.

Çok Okunanlar

Exit mobile version