Bizi Takip Edin

Avrupa

İran ABD’yi vurursa İngiltere ne yapacak?

Yayınlanma

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ABD’nin saldırıya uğraması halinde ülkesinin askeri destek sağlayıp sağlamayacağı konusunda açıklama yapmayı reddetti.

İngiltere, Natanz, İsfahan ve Fordow nükleer tesislerine yönelik Amerikan saldırısına fiili olarak katılmadı.

Haberlere göre ABD, saldırı için İngiltere ordusunun desteğini de talep etmedi. Bu destek, Kıbrıs’taki RAF Akrotiri üssündeki Typhoon savaş uçaklarının desteği veya Diego Garcia askeri üssünün bombalama için üs olarak kullanılması şeklinde olabilirdi.

Bu, geçen hafta Başsavcı Lord Hermer’in, Birleşik Krallık’ın uluslararası hukuku ihlal edebileceği gerekçesiyle İsrail’in İran’a yönelik doğrudan saldırılarına katılmaması gerektiği yönündeki sızdırılan tavsiyesinin ardından geldi.

ABD’nin gece yarısı düzenlediği saldırılar hakkında konuşan Starmer, saldırıların yasallığı konusunda herhangi bir yorumda bulunmaktan kaçındı, fakat İran’ın nükleer programının “ciddi bir tehdit” olduğunu ve ABD’nin askeri müdahalesinin bu tehdidi “azaltacağını” ileri sürdü.

Haftalardır çatışmaya diplomatik bir çözüm bulunması için baskı yapan İngiliz lider, pazar günü ABD’nin eylemini desteklediğini belirterek, İran’ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği konusunda tutarlı bir tavır sergilediğini söyledi.

Sky News’in doğrudan sorduğu, gerekirse askeri destek sağlayıp sağlamayacağı sorusuna Başbakan, sadece bölge içinde değil, bölge dışında da gerginliğin tırmanma riski olduğunu söyledi.

Starmer, “Kendi çıkarlarımızı, personelimizi ve varlıklarımızı ve tabii ki müttefiklerimizin çıkarlarını ve varlıklarını koruyabilecek durumda olmak için bölgeye varlıklarımızı sevk ediyoruz,” dedi.

İngiltere’nin, NATO’nun toplu savunma ilkesinin 5. maddesi uyarınca İran’ın saldırısına uğraması halinde ABD’yi destekleyip desteklemeyeceği sorulan Starmer, “Neler olabileceği konusunda spekülasyon yapmayacağım, çünkü tüm odak noktam gerginliğin azaltılması. Fakat İngiltere’nin çıkarlarını ve personelini korumak ve müttefiklerimizin çıkarlarını korumak için gerekli tüm önlemleri aldığımızı kamuoyuna temin etmek isterim. Bu, beklenen bir şeydir,” yanıtını verdi.

Birleşmiş Milletler Şartı, ülkelerin yalnızca kendini savunmak, bir müttefiki savunmak veya BM Güvenlik Konseyi’nin askeri harekat izni veren bir karar alması durumunda saldırı başlatabileceğini belirtir. Bu tavsiye, ABD’nin çatışmaya müdahale etmeden önce hazırlanmıştı.

İş Dünyası ve Ticaret Bakanı Jonathan Reynolds, İngiltere güçlerinin saldırıya uğraması halinde kendini savunma konusunda durumun “açık ve net” olacağını belirtti fakat hukuki tavsiye hakkında daha fazla yorum yapmadı.

Bakan, Londra’nın İran’a saldırılardan “kısa bir süre” önce ABD tarafından bilgilendirildiğini doğrularken, hükümet yetkilileri bunun tam olarak ne zaman olduğunu açıklamayı reddetti.

Öte yandan Trump’ın saldırı emri, Starmer’ın “diplomatik çözüm” çağrısına rağmen geldi. Geçen hafta Kanada’da düzenlenen G7 zirvesinde Başbakan, Trump ile akşam yemeğinde bir araya geldikten sonra ABD’nin müdahale etmeyeceğini bile ima etmişti.

Gölge başsavcı Lord Wolfson, İran’a karşı askeri harekatın, toplu meşru müdafaa, İran’ın Birleşik Krallık üslerine ve personeline yönelik saldırılarını önlemek için “orantılı” önlemler alma hakkı ve İran’ın İsrail’e karşı “soykırım niyetini” gerçekleştirmesini engelleme hakkı tanıyan sözleşmeler uyarınca yasal olduğunu ileri sürdü.

Wolfson, Starmer’ı, “saldırının sonucunu memnuniyetle karşılarken, saldırının yöntemleri konusunda laf çevirdiği” iddiasıyla eleştirdi.

Lord Wolfson, X’te yayınladığı bir yazıda, “ABD ve İngiltere aynı hukuki konumdadır; dolayısıyla, Birleşik Krallık hükümetinin (bildirildiği üzere) İsrail’i desteklemek için tek başına saldırı amaçlı askeri harekat düzenleyemeyeceği yönündeki tutumu doğruysa, Birleşik Krallık hükümeti ABD’nin İran’ın nükleer reaktörlerine düzenlediği saldırının da yasadışı olduğunu kabul etmelidir. Birleşik Krallık hükümeti, sonuçları memnuniyetle karşılayıp araçlar konusunda laf çeviremez. Öyleyse: Hükümetimizin ABD’nin askeri müdahalesinin yasallığı konusundaki tutumu nedir? Ben destekliyorum. Keir Starmer destekliyor mu?” diye sordu.

Muhafazakâr gazete The Telegraph’ta Stephen Daisley imzasıyla yayımlanan bir makalede de, Trump’ın, İngiltere ve AB’nin küresel sahnede “ne kadar işe yaramaz olduğunu” gösterdiği ileri sürüldü.

Avrupa

ASML şu anda Avrupa’da çip üretim makineleri satmıyor

Yayınlanma

Şirketin küresel halkla ilişkiler sorumlusu Frank Heemskerk’e göre, ASML şu anda Avrupa’da hiçbir çip üretim makinesi satmıyor.

Heemskerk, ABD, Çin ve Hindistan’ın kendi yerli yarı iletken endüstrilerini geliştirmek için büyük yatırımlar yaparken Avrupa’nın geride kalma riskiyle karşı karşıya olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Yönetici, “Avrupa’da hiç satış yapmıyoruz. Bunun nedeni, Avrupa’nın yatırım yapmaması ve burada hiçbir çip fabrikasının inşa edilmemesi,” dedi.

ASML yetkilisine göre, ABD, Çin ve Hindistan, şirketi kendi ülkelerinde faaliyetlerini genişletmesi için ikna etmeye çalışıyor.

ASML, küresel yarı iletken tedarik zincirinde kilit bir rol oynuyor. Şirket, en yeni nesil çipleri üretebilen gelişmiş litografi makinelerinin tek üreticisidir.

Avrupa Birliği, COVID-19 pandemisi sırasında yaşanan küresel yarı iletken kıtlığının ardından 2023 yılında yürürlüğe giren Çipler Yasası’nın revizyonu üzerinde çalışıyor.

Bu yasa, Avrupa’nın küresel çip üretimindeki payını artırmayı amaçlıyor.

Fakat şu ana kadar bu yasa, Avrupa’da yeni yarı iletken fabrikalarının inşasını teşvik etme konusunda pek bir etki yaratmadı.

Avrupa Sayıştayı geçen yıl, AB’nin 2030 yılına kadar Avrupa’nın küresel çip pazarındaki payını ikiye katlama hedefine ulaşmasının pek olası olmadığı sonucuna vardı.

Taiwan Semiconductor Manufacturing Company (TSMC) ve Samsung Electronics gibi müşteriler, bu makineleri kullanarak silikon çiplerin üzerine karmaşık transistör desenleri basıyor.

Bu nedenle ASML’nin teknolojisi, yapay zekanın küresel gelişiminde hayati bir rol oynuyor.

ASML ve Brüksel, Avrupa’nın küresel teknoloji sektöründeki konumunu güçlendirmenin, tedarik zincirlerini daha dayanıklı hale getirmenin ve yarı iletkenlere olan talebi artırmanın yollarını arıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman gazeteci Braunberger, yeni “merkez sağ” istedi

Yayınlanma

Almanya’nın en önemli gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung’un (faz) baş editörlerinden Gerald Braunberger, ülke için yeni bir “merkez sağ” çağrısı yaptı.

Braunberger’e göre “geleneksel bürgerliche” partileri artık enkaz halinde. Bürgerliche Almancada “burjuva” anlamına geldiği gibi “sivil”, “orta sınıf”, “yurttaş” veya “sıradan halk” gibi anlamlara da geliyor. Almanya için Alternatif (AfD), CDU ve FDP gibi geleneksel “bürgerliche” partilerinin yerini aldığını uzun süredir propaganda ediyor.

Zaten gazeteci de 1953 ile 1990 yılları arasındaki federal seçimlerde, CDU/CSU ve FDP’nin, oyların toplamda yüzde 50’sinden fazlasını aldığını hatırlatıyor.

Oysa güncel anketlere göre, eski “merkez sağ” bloğu, anket kurumları arasında ortalama yüzde 25 civarında bir oy oranına sahip ve bu oran düşüş eğiliminde.

“Ilımlı sol” ise bu çöküşten yararlanamadı. Aksine, Mecklenburg-Batı Pomeranya gibi istisnalar dışında, SPD de keskin bir düşüş eğiliminde.

Braunberger’e göre on yıllardır Federal Cumhuriyeti şekillendiren partiler için artık sorun bir ölüm-kalım meselesi haline geldi.

Yazara göre bu partiler, “bir zamanlar prestijli olan ama uzun zamandır itibarını yitirmiş markalara” benziyor.

Koçbaşı olarak AfD

Braunberger, AfD’yi kastederek şöyle devam ediyor:

“Bunun yerine, kendini merkez sağ olarak tanımlayan giderek artan sayıda seçmen, sağ popülizm ile aşırı sağ arasında gidip gelen, Rusya yanlısı bir partiye oy veriyor.”

CDU/CSU, FDP ve hatta SPD’nin, özellikle çalışan kesim arasında (hem çalışanlar hem de serbest meslek sahipleri) önemli bir destek kaybıyla karşı karşıya olduğunu hatırlatan Alman gazeteci, bu kesimin büyük bir kısmının “muhafazakâr partilere geçtiğine” işaret ediyor.

CDU/CSU ve SPD seçmenleri arasında emeklilerin oranı arttığının altını çizen Braunberger, dolayısıyla bu partilerin politikalarının gitgide “ekonomiden daha fazla kopuk” olarak algılandığını savunuyor. 

Braunberger’e göre “çalışan kesimi” kaybeden bir parti, yaşlanan bir nüfusta bile uzun vadede ülkeyi de kaybedecektir.

Başka ülkelerde de seçmenlerin yerleşik partileri iç güvenlik ve eğitim gibi temel devlet işlevlerinde başarısız olmakla ve net bir vizyon ya da ilke olmaksızın müdahale eden ekonomi ve maliye politikaları yoluyla, çoğunlukla ekonomiden kopuk olan kalan tabanlarının çıkarları doğrultusunda dar çıkarlar peşinde koşmakla suçladığına işaret eden yazar, “Eski nesil arasında yaygın olan, yerleşik partilerin bir şekilde geri dönüş yapacağına dair umut, çağımızdaki değişim dinamiklerini hafife alıyor ve saygın partilerin değişime olan istekliliğini abartıyor,” iddiasında bulunuyor.

Yazara göre bu nedenle Almanya’nın, “demokrasi ve Batı ile uyum” gibi devletin temellerine dayanan, “sosyal piyasa ekonomisine bağlı” bir gündemi savunan ve böylece seçmenlere bir gelecek vizyonu sunabilecek yeni bir muhafazakâr partiye ihtiyacı var.

AfD, CDU ile ittifak kurmayı hedefliyor

Braunberger, yeni partiyi şöyle tarif ediyor:

“Bu parti, temel sorumluluklarını yerine getiren güçlü, yetkin ve verimli bir devleti savunmalı, fakat aynı zamanda halkın sivil özgürlükleri adına devletin aşırı düzenleme ve paternalizmden çoktan geri çekilmesi gerektiğini savunmalıdır. Teknolojik ilerlemeyi Alman ekonomisini modernize etmek için bir fırsat olarak görmeli ve devletin kamu yararını ilerletmek için yeterli miktarda borçlanmasının yeterli olduğu şeklindeki eski inançtan uzaklaşmalı.”

Alman gazeteciye göre kamu maliyesini sağlamlaştırırken aynı zamanda vergi ve harç indirimleri için alan yaratmak amacıyla, yeni bir parti devlet harcamalarını kısmaktan çekinmemeli.

Bunun herkese hoş gelmeyeceğini kabul eden gazeteci, bununla birlikte “popülistlerin hayallerine bir karşı ağırlık” oluşturulabileceğine ve siyasi düzen tarafından uzun süredir değersiz görüldüğünü hisseden emekçilere bir vizyon sunabileceğine inanıyor.

“Devlet çıkarları gereği zayıf bir koalisyon ortağı” ile kurulan koalisyonda fazlasıyla uzlaşmacı bir tutum sergileyen CDU/CSU’nun artık böyle bir programı inandırıcı bir şekilde temsil edemeyeceğini düşünen Braunberger, “Bir zamanlar en büyük güçlerinden biri olan iktisadi uzmanlığı, Merkel döneminden itibaren, sırf yönetmek uğruna yönetmenin kurbanı olarak çoktan feda edilmiştir. Partinin ekonomik kanadı kağıt üzerinde hâlâ var olsa da, sandıkta artık varlığını sürdürememektedir. Friedrich Merz, Ludwig Erhard’dan alıntı yapıyor ama partisinden kim onu inançla destekliyor?” diye soruyor.

AfD, CDU’yu eritmeye devam ediyor

Yazar, “can çekişen” Hür Demokratlar (FDP) için seçim gecelerindeki tek sorunun ise “uzun zamandır oyların yüzde beşinden azını alan bağımsız bir küçük parti olarak kayıtlara geçip geçmeyeceği” veya “diğerleri” sütunundaki diğer “minik partilerle” birlikte “şerefsizce ortadan kaybolup” kaybolmayacağı olduğunu savunuyor.

Braunberger’e göre yeni bir liderlik ve taze bir imaja sahip yeni bir parti aracılığıyla siyasi merkezin yeniden inşası zaman alacak.

Ayrıca, özellikle de bu parti, yerleşik partilerden gelen siyasi geçmişi olan kişilerin toplanma yeri haline gelirse, başarısının garantisi de olmaz.

Yine de yazara göre bu girişimde bulunulmalı. Çünkü ona göre, “İşler son zamanlarda olduğu gibi devam edemez; bu, ülkenin çıkarına değil.”

Braunberger, para politikası ve ekonomi alanlarında çok sayıda yayının editörü ve yazarı. Ayrıca 2024 yılında, Alman “ordoliberalizminin” dünyaya arğmağını Ludwig Erhard adına verilen Ekonomi Gazeteciliği Ödülü’nü aldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya, AB bütçesinde derin kesintiler istemeye devam ediyor

Yayınlanma

Almanya, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’yı, Brüksel’in harcamalarını finanse etmek üzere yeni AB vergileri için destek toplamaya çalışırken “gerçeklikle bağını kopardığı” gerekçesiyle suçladı.

Almanya’nın AB işlerinden sorumlu bakanı Günther Krichbaum, AB’nin bir sonraki uzun vadeli bütçesinde birkaç yüz milyar avroluk kesinti yapılması yönündeki Berlin’in taleplerinin değişmediğini vurguladı.

Üç ay sürecek yoğun müzakereler ve zirveler öncesinde kilit görüşmeler için Brüksel’e gelen Krichbaum, mücadeleci tavrını sürdürdü ve Friedrich Merz’in Hıristiyan Demokrat Partisi’nin (CDU) yaşadığı bir dizi yenilginin müzakereleri engellemeyeceğini vurguladı.

Yetkili, “Alman hükümeti istikrarlıdır ve öyle kalacaktır. Diğer Avrupa ülkelerinde ya da ötesinde endişelenmeye kesinlikle gerek yok,” dedi.

Krichbaum, 2028-2034 dönemi için artırılmış uzun vadeli bütçeyi finanse etmek üzere yeni ‘kendi kaynaklar’ ya da vergiler bulunması yönündeki geniş destek gören Costa’nın çağrılarını “pek de yararlı değil” olarak eleştirdi.

Krichbaum, “İnsan Costa’nın gerçeklikle bağını koparıp kopardığını merak ediyor,” dedi ama daha fazla ayrıntı vermedi.

Kriechbaum, Almanya’nınki gibi ulusal bütçelerin “muazzam bir baskı” altında olması nedeniyle, harcamalar ve ulusal katkı payları konusunda daha fazla gerçekçiliğe ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Bütçe anlaşmasını sonuçlandırmaktan nihai olarak sorumlu olan Costa, yeni “kendi kaynakları”nın olmaması durumunda üye devletlerden daha yüksek katkı payları talep edilmesi gerekeceğini defalarca savundu.

Önerilen AB çapındaki vergilerin yıllık yaklaşık 66 milyar avro gelir getirmesi bekleniyor ve bu önerilerin oybirliğiyle onaylanması gerekiyor.

Şu anda üye devletler, tütün, şirketler, karbon emisyonları ve elektronik atıklara yönelik vergileri içeren Avrupa Komisyonu’nun beş önerisinden hiçbirini ortaklaşa desteklememişti ama sonuncusu en önde gelen seçenek olarak öne çıkmıştı.

AB bütçesine en büyük katkıyı sağlayan Almanya, uzun süredir yaklaşık %20’ye varan ciddi kesintiler talep ederken, ulusal katkı paylarının artırılmasını reddediyor ve şirketlere yönelik vergiyi şiddetle kınıyor.

Yeni bir vergi uygulamaya konulmazsa, ülkeler ulusal katkı paylarını artırma konusunda temkinli davrandıkları için 2028-2034 dönemi bütçesinin önemli ölçüde küçülmesi muhtemel.

AB işlerinden sorumlu İrlandalı bakan Thomas Byrne, başkentler için kabul edilebilir bir çözüm bulmayı hedefleyen AB vergileriyle ilgili “teknik çalışmaların” devam ettiğini söyledi.

AB Konseyi’nin dönüşümlü başkanlığını yürüten İrlanda, liderlerin Ekim ortasında bir araya gelmesine kadar güncellenmiş bir bütçe önerisi sunmaya hazırlanıyor.

Costa’nın, Ekim ayındaki liderler zirvesinin ardından bütçe müzakerelerini devralması bekleniyor. Kasım ve Aralık aylarında da ek zirveler planlanıyor.

Portekizli eski başbakan, müzakereleri rayından çıkarabilecek Fransa, Polonya, İtalya ve İspanya’daki seçimlerin yer aldığı yoğun seçim takvimi öncesinde yıl sonuna kadar bir anlaşmaya varmak istiyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English