Avrupa
Asya Altyapı Yatırım Bankası, Londra’da şube açmak istiyor

Trump yönetimi Çin’e karşı sert bir tutum sergilerken, Çin liderliğindeki Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) bu yıl Londra’da ilk Avrupa ofisini açmayı planlıyor.
2013 yılında Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) kapsamında kurulan ve merkezi Pekin’de bulunan AIIB, yeni Londra ofisini bankanın küresel kalkınma projelerini desteklemek için fon sağlamak amacıyla kullanmayı hedefliyor.
Bu hamle ABD-Birleşik Krallık ilişkileri düşünüldüğünde oldukça tartışmalı olabilir. Başbakan Keir Starmer, bir yıl önce iktidara geldiğinden beri Çin ile ilişkileri yeniden kurmak için çalışıyor.
Fakat geçen ay ABD ile imzalanan ticaret anlaşması, Donald Trump’ın küresel güçle sürdürdüğü ticaret savaşı nedeniyle Londra’yı Pekin ile ticaretini kısıtlamaya zorlayabilecek hükümler içeriyor.
Britanya-Çin finans bağlantısı ABD’nin hoşuna gitmeyecek
Chatham House’da Çin uzmanı kıdemli araştırma görevlisi William Matthews POLITICO’ya yaptığı açıklamada, “Trump yönetiminin, ticaret konusunda Çin’e karşı ABD ile aynı çizgiye gelmesi için Birleşik Krallık’a uyguladığı baskı göz önüne alındığında, Londra’da bir AIIB merkezinin kurulmasını hoş karşılayacağını sanmıyorum,” dedi.
AIIB, KYG’nin bir aracı olduğu yönündeki iddiaları kesin bir dille reddediyor. KYG, Asya, Avrupa ve Afrika arasında ticaret yolları kurma çabasının bir parçası olarak eski “İpek Yolu”nu örnek alıyor, fakat eleştirmenler bunu Pekin’in dış politika hedeflerini yürüttüğü bir araç olarak görüyor.
Bir AIIB sözcüsü, “Projelerimizden bazılarının müşterilerimiz tarafından KYG ile ilgili projeler olarak tanımlanabileceğini kabul ediyoruz, fakat bu projeler öncelikle Çin hükümeti tarafından değil, müşterilerimiz tarafından finansman için bize sunuldu,” dedi.
Neden Londra?
AIIB’nin Londra merkezi, bankanın küresel kredi projelerini destekleyecek özel yatırımcılar ararken, yıl sonundan önce açılması ve 5 ila 10 çalışandan oluşması bekleniyor.
Londra’nın bankacılık ve varlık yönetimi referansları, derin sermaye havuzları ve Kuzey Amerika ile Asya arasındaki saat farkı, onu Batı ve Doğudaki yatırımcılar arasında bir köprü haline getiriyor.
Başka bir kaynak, Londra’nın Frankfurt, Lüksemburg ve Paris gibi Avrupa’daki diğer rakip şehirleri geride bırakmasının nedeninin “finansal piyasalara ve diğer önemli saat dilimlerine daha yakın olması” olduğunu söyledi.
AIIB sözcüsü, “Asya ve Avrupa dahil olmak üzere başka yerlerde de az sayıda ek merkez ofis açma olasılığını araştırıyoruz fakat henüz kesin bir karar vermedik,” dedi.
Ayrıca Singapur ve Hong Kong’da da yeni ofislerin açılması bekleniyor.
Brexit, Londra’nın küresel finans merkezi olma konumunu zayıflatmadı
Aralık ayında Londra’da düzenlenen Birleşik Krallık-Çin yatırımcı forumunda konuşan bankanın başkanı ve yönetim kurulu başkanı Jin Liqun, Brexit’in Londra’nın küresel finans merkezi konumunu zayıflattığına dair “hiçbir işaret” olmadığını savundu.
Jin, Londra’nın finansal hizmetler alanındaki “karşılaştırmalı üstünlüğünün” azalmadığını belirtirken, Avrupa ofisinin kurulmasının “rakip aday şehirlerle yapılacak müzakerelere bağlı” olduğunu söyledi.
Jin, birkaç hafta önce Birleşik Krallık Maliye Bakanı Rachel Reeves ile bir araya gelerek planları görüştü. Reeves’in, Jin’in yanında, üst düzey Hazine yetkilileri ve AIIB çalışanları ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafı sosyal medyada paylaşıldı.
Maliye Bakanının Çinli yönetici ile görüşmesi hakkında kamuoyuna bilgi verilmiyor
Hazine Bakanlığı daha sonra, POLITICO’nun toplantının tutanaklarını talep eden bilgi edinme özgürlüğü talebini, “Birleşik Krallık’ın uluslararası ilişkilerine zarar verebileceğini” gerekçe göstererek reddetti.
Hazine Bakanlığı, “Hazine Bakanlığı ve Birleşik Krallık’ın AIIB ile olumlu ilişkilerini sürdürmesi son derece önemlidir ve toplantıyla ilgili bilgilerin açıklanması bu iyi ilişkilere zarar verebilir,” dedi.
Londra, Birleşik Krallıke-Çin ilişkilerinin “Altın Çağı”nda dönemin başbakanı David Cameron’ın liderliğinde çok taraflı bankanın kurucu üyelerinden biriydi.
Hazine Bakanlığı sözcüsü, “Birleşik Krallık, AIIB’nin kurucu üyesi olarak konumunu, güvenli iktisadi büyümeyi teşvik eden yüksek kaliteli altyapı yatırımlarını desteklemek için kullanıyor,” dedi.
AIIB sözcüsü, Birleşik Krallık’ın “bir merkez ofisi barındırmaya ilgi gösterdiğini” söyledi.
AIIB’nin başına ÇKP yöneticisi gelebilir
Boston Üniversitesinde ekonomi okumadan önce Shakespeare üzerine çalışan ve kızı şu anda Londra Ekonomi Okulunda (LSE) çalışan yapan “İngiliz hayranı” Jin, AIIB’deki ilk on yılını doldurmaya hazırlanırken, Londra’daki genişlemeyi denetliyor.
Bankanın üyeleri, 24 Haziran’da Pekin’de yapılacak yıllık konferansta yeni başkan için oy kullanacak.
Oy haklarının yüzde 27’sine sahip bankanın en büyük hissedarı olan Çin, Jin’in halefi olarak eski Maliye Bakan Yardımcısı Zou Jiayi’yi aday gösterdi.
Zou, son olarak Çin Komünist Partisi’nin en üst siyasi danışma organı olan ve önemli politika kararlarını alan kurumun genel sekreter yardımcılığını yapıyordu.
Birleşik Krallık’ın oy hakkı yaklaşık yüzde 3. Hindistan, Rusya, Almanya, Güney Kore ve Avustralya, uzmanların Washington’un hakimiyetindeki Dünya Bankası’na Çin’in cevabı olarak nitelendirdiği bankadaki 110 üye ülke arasında en büyük hissedarlar.
Pekin’den Londra’ya ‘nüfuz operasyonu’ iddiası
Zou’nun adaylığı, Pekin’in bankanın yönetimi üzerindeki etkisiyle ilgili uzun süredir devam eden endişeleri yeniden alevlendirdi.
AIIB’nin eski İletişim Direktörü Bob Pickard, POLITICO’ya verdiği demeçte, “AIIB’nin etkisi ve kredi verme uygulamaları açısından bu bankanın Çin’in bir nüfuz operasyonu olduğunu düşünüyorum,” dedi.
Pickard, bankada 15 ay görev yaptıktan sonra Haziran 2023’te ani bir şekilde istifa etmiş ve kurum içinde “ÇKP üyelerinin birçok önemli pozisyonda güç kullandığını” ileri sürmüştü.
Kanada, birkaç gün sonra AIIB’ye katılımını askıya aldı ve Pickard’ın iddialarına ilişkin soruşturması iki yıl sonra hâlâ devam ediyor.
AIIB, Pickard’ın iddialarını reddetti ve iç inceleme sonucunda “Yönetim Kurulu veya Yönetim’in kararları üzerinde haksız etki olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığını” açıkladı.
AIIB sözcüsü, “Başkan Jin, AIIB’nin bağımsız, çok taraflı bir kurum olduğunu, üyeler tarafından yönetildiğini ve Çin dahil hiçbir hissedara bağlı olmadığını sürekli ve kesin bir şekilde belirtmiştir,” dedi.
Sözcü, “Proje onaylarından liderlik atamalarına kadar her konuda bankanın karar alma süreci, kritik konularda %75’lik çoğunluk dahil olmak üzere geniş bir konsensüs gerektirir. Bu bazen Çin’in veto hakkı olarak görülür, fakat OECD ülkeleri de fiilen veto hakkına sahiptir,” diye ekledi.
Diğerleri ise ÇKP’nin kontrolünün giderek arttığına dair iddiaları reddediyor. Örneğin eski AB Çin Ticaret Odası Başkanı Joerg Wuttke, “Birkaç yıl öncesine kadar, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında onaylanan tek bir proje bile yoktu. Hiçbiri. Çinli şirketler bu durumdan çok öfkeliydi,” dedi.
ÇKP’nin müdahalesi iddialarının “tamamen abartıldığını” söyleyen Wuttke, AIIB Başkanı Jin’in “projeleri siyasallaştırmaktan uzak tutmayı” başardığını ve ayrıca “AIIB’yi [Çin’in] devlet şirketlerinin erişiminden uzak tuttuğunu” savundu.
Azerbaycan, Kazakistan ve Türkiye’ye AIIB kredileri
Fakat Pickard, AIIB’nin küresel altyapı projelerine sağladığı finansmanın, “Çin’in öncelikli ilgi alanındaki ülkelerdeki komşu kredilere çok taraflı saygınlık kazandırarak [Kuşak ve Yol Girişimi]’nin genel etkisini güçlendirdiğini” söyledi.
Pickard, bankanın Vietnam’daki altyapı projeleri için 5 milyar dolarlık taahhüdünü “neredeyse boş bir çek” olarak nitelendirdi ve “Vietnam’ın Washington’a mı yoksa Pekin’e mi yönelmesi gerektiğini belirlemeye çalıştığı kritik bir dönemde [bu oldu],” dedi.
AIIB’nin son kredi kayıtları da KYG ile bağlantılı projeleri gösteriyor. Geçen yıl Azerbaycan’da düzenlenen küresel iklim konferansında, banka 160 milyon dolarlık bir anlaşma imzalayarak iki güneş enerjisi santralinin finansmanını sağladı. Nisan ayında Azerbaycan ve Çin, KYG’nin faydalarını öven Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Stratejik Ortaklık Bildirisi imzaladı.
KYG’den yararlanan Türkiye, geçen yıl AIIB’den 150 milyon dolarlık kredi aldı, Kazakistan ise 2019’da büyük bir rüzgar santrali için 47 milyon dolarlık kredi aldı.
‘ABD ile sürtüşmeye neden olsa bile İngiltere kendi ulusal çıkarlarına öncelik vermeli’
AIIB başkanını tanıyan, finans alanında deneyimli üst düzey bir İngiliz iş temsilcisi, “Londra üzerinden oldukça fazla altyapı finansmanı geçiyor. AIIB için bunun faydası, muhtemelen daha fazla uluslararası anlaşma akışı görecek olmaları,” dedi.
Chatham House’un kıdemli Çin araştırma görevlisi Matthews, “Beyaz Saray’ın endişesi daha çok Birleşik Krallık’ın taraf seçmesi ve ÇKP’nin etkisine maruz kalması olacak,” dedi.
Çin’in gücü artmaya devam ederken, Birleşik Krallık “ABD ile sürtüşmeye neden olsa bile, kendi uzun vadeli ulusal çıkarlarına göre kararlar almalı” diye de ekledi.
Matthews, İngiltere’nin AIIB üyeliğinin devam etmesinin “en azından bankanın nasıl gelişeceği üzerinde bir miktar etki sahibi olmasını sağladığını” ileri sürdü.
Uzman, “Bunun önemli bir parçası, Çin Komünist Partisi’nin doğasını ve AIIB dahil olmak üzere nasıl etki yarattığını net bir şekilde anlamak ve gerektiğinde buna karşı çıkmak,” dedi.
Matthews, “Birleşik Krallık için asıl büyük resim, İşçi Partisi hükümetinin Çin politikasının Trump yönetimi ile ilişkilerine kısa vadeli siyasi etkisi değil, Çin’in giderek daha fazla nüfuz kazandığı bir dünyada iktisadi ve jeopolitik önemini korumak için uzun vadeli stratejik zorluktur,” diye açıkladı.
Avrupa
Finlandiya, NATO nükleer tatbikatında karargah subaylarıyla yer alacak

Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerindeki yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını açıkladı. Karargah subaylarıyla temsil edilecek olan Finlandiya, tatbikatın belirli bir ülkeyi hedef almadığını bildirdi.
Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkenin NATO’nun 12-24 Ekim 2026 tarihlerinde düzenleyeceği yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatı Steadfast Noon’a katılacağını duyurdu.
Bakanlığın açıklamasına göre Finlandiya, bu yılki tatbikatta karargah subaylarıyla temsil edilecek. Savunma Bakanı Antti Häkkänen, bu katılım biçiminin ülkenin ulusal hedeflerine en uygun model olduğunu ifade etti.
Häkkänen, “Nükleer caydırıcılık tatbikatı, NATO’nun nükleer caydırıcılığının güvenilirliğini, emniyetini ve etkinliğini sağlamayı amaçlıyor. Nükleer caydırıcılık, Finlandiya dahil olmak üzere tüm ittifakın korunmasındaki en üst düzey güvencedir” değerlendirmesinde bulundu.
Steadfast Noon tatbikatı, gerçek nükleer silahların kullanımı veya nakli söz konusu olmadan icra ediliyor.
İttifak üyesi ülkeler tatbikata farklı biçimlerde iştirak edebiliyor; bu çerçevede NATO’nun nükleer operasyonlarına destek amacıyla konvansiyonel askeri unsurlar da görevlendirilebiliyor.
Finlandiya Savunma Bakanlığı, söz konusu tatbikatın mevcut uluslararası konjonktürle bağlantılı olmadığını ve belirli bir ülkeyi hedef almadığını kaydetti.
Finlandiya daha önce de Fransa’nın Avrupa’da nükleer caydırıcılığı güçlendirmeye yönelik sunduğu girişime dahil olma kararı almıştı.
Häkkänen, bu işbirliğinin Finlandiya ve Avrupa’nın güvenliğini pekiştirmeyi amaçladığını aktardı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından Mart 2026’da gündeme getirilen girişime Finlandiya dahil 10 ülke katıldı.
Fransa’nın nükleer doktrininin müzakere edilmesini, ortak tatbikatları ve stratejik hava kuvvetlerine ait bazı unsurların ortak ülkelerde geçici konuşlanmasını içeren girişim, NATO’nun nükleer caydırıcılığının yerini almıyor ve ittifaktaki gibi ortak savunma taahhüdü taşımıyor. Fransız nükleer silahları ve kullanımına dair kararlar Paris yönetiminin kontrolünde kalmaya devam ediyor.
Rusya’nın Berlin Büyükelçisi Sergey Neçayev ise mayıs ayında yaptığı açıklamada, Avrupa “nükleer şemsiyesinin” güçlendirilmesinin Rusya açısından stratejik tehdit oluşturduğunu savunmuştu. Kremlin, stratejik istikrar görüşmelerinde Avrupa’daki nükleer işbirliğinin genişlemesinin hesaba katılması gerektiğini vurgulamıştı.
Rusya Dışişleri Bakanlığının özel yetkili elçisi Andrey Belousov da ABD, İngiltere ve Fransa’nın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı gözetmeksizin nükleer kapasitelerini artırdığını öne sürmüştü.
Avrupa
Söder, Berlin’de “sol koalisyon”u finansal akışların kesilmesi ile tehdit etti

CSU lideri Markus Söder, Berlin’deki sol koalisyon gerçekten hayata geçerse önemli mali karşı önlemler alacağını açıkladı.
Bild gazetesine konuşan Bavyera Başbakanı, “Bizim için durum açık: Böyle bir koalisyona ek finansman sağlanmamalı. Bu nedenle Başkent Anlaşması durdurulmalı,” dedi.
Bu sert açıklamasıyla, bir kez daha federal-eyalet mali dengeleme sistemini hedef alan Söder şöyle devam etti:
“Berlin’in vatandaşların korunması konusunda önemli meseleleri ele almadan bırakması ve aynı zamanda diğer eyaletlerin karşılayamayacağı şüpheli yardımlar için milyarlarca harcaması kabul edilemez. Buna bir son verilmeli.”
Berlin Eyalet Meclisi seçimlerinde Sol Parti’nin seçim zaferi sonrasında Söder, devam eden koalisyon görüşmelerini de sert bir şekilde eleştirdi.
CSU lideri, başkentte öncelikle SPD ve Yeşiller’i hedef aldı ve onları “demokratik değerlere ihanet etmek” ile suçladı.
Berlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi
Söder şöyle devam etti:
“Berlin’de bir Kırmızı-Yeşil-Kırmızı [Sol-Yeşiller-SPD] koalisyonu, tabuların tam anlamıyla ihlali olur. Bu Sol Parti üyeleriyle birlikte, ülkemizin savaş sonrası tarihinde ilk kez, kısmen antisemitik ve polise karşı eleştirel bir parti bir eyalet hükümetine liderlik edecek. Berlin SPD’si ve Yeşiller’in buna razı olması utanç verici. Antisemitizm konusunda taviz verilemez, yarı yürekli tavizler de. Bu, demokrasimizin temel değerlerine ihanettir.”
Bavyera Başbakanı, potansiyel koalisyon ortaklarını, “partizan siyasi çıkarlar uğruna iç güvenlikle ilgili temel meseleleri ve temel toplumsal uzlaşmayı bir kenara itmek” ile suçladı:
“Antisemitizm, kamulaştırma konusundaki sosyalist fanteziler, suç aşiretleriyle bağlantılar ve polis memurlarını organize suçla eşdeğer gören bir gençlik örgütü: Bunların hiçbiri, Berlin’deki SPD ve Yeşiller için bir koalisyonun önünde engel teşkil etmiyor gibi görünüyor. Böylece Kırmızı ve Yeşil, bir ‘Kızıl Cephe’ için basamak görevi görecek.”
Avrupa
Makam aracı teklifi iptal edilen AfD’li başkan kasımda yaya kalabilir

BMW, Almanya’da Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen ilk AfD’li siyasetçi Tobias Rausch için sunduğu makam aracı teklifini geri çekti. Şirket teklifini Rausch’un seçildiği gün iptal ederken, mevcut aracın süresi kasımda dolacak olan meclis yönetimi henüz diğer Alman üreticilerden teklif alamadı.
Alman otomotiv üreticisi BMW, Almanya için Alternatif (AfD) partisinden Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu Başkanlığına seçilen Tobias Rausch için hazırlanan makam aracı kiralama teklifini geri çekti.
Die Zeit gazetesinin parlamento yönetimine dayandırdığı habere göre, otomobil üreticisinin genel merkezi teklifi, Rausch’un eyalet meclisi başkanı seçildiği 6 Ekim’de iptal etti. Rausch, bir eyalet parlamentosuna başkanlık eden ilk AfD’li siyasetçi oldu.
Eyalet parlamentosu başkanının şoförlü bir makam aracı kullanma hakkı yer alıyor. Rausch halihazırda selefinden devraldığı BMW 7 serisi aracı kullanıyor. Mevcut aracın kiralama süresi kasım ayında sona eriyor.
Parlamento yönetimi bu tarihe kadar yeni bir tedarikçi bulamazsa Rausch makam aracından yoksun kalacak.
Eyalet parlamentosu idaresi, Rausch’un makam aracı ihtiyacı için tanınmış Alman üreticiler arasından yalnızca BMW’nin teklif sunduğunu aktardı. Mercedes ve Audi markalarından bu süreçte herhangi bir teklif gelmedi.
İş dünyasından AfD politikalarına tepki
AfD, Saksonya-Anhalt eyaletinde 6 Eylül’de düzenlenen seçimlerin ardından mecliste grup kurdu.
Eyalet seçimleri tarihindeki en yüksek oy oranına ulaşan parti, yüzde 43,8 oy alarak 83 sandalyeli mecliste 39 üyelik kazandı.
AfD, salt çoğunluk için gereken sandalye sayısının 3 altında kaldı. Seçimlerde Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) yüzde 17,2, Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise yüzde 9,3 oy elde etti.
BMW Yönetim Kurulu Üyesi Milan Nedeljkovic, daha önce Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine verdiği mülkiyette, sağ popülizm ve milliyetçiliği “dünya ticaretiyle yaşayan, dışa açık bir ekonomi merkezi için zehir” olarak nitelendirmişti.
Alman Sanayi Federasyonu (BDI) da Rausch’un seçildiği gün yayımladığı değerlendirmede, AfD’nin eyalette yönetime gelmesi ihtimaline karşı uyarılarda bulundu.
BDI Başkanı Tanja Gönner, partinin bölgenin ekonomik başarısını oluşturan ilkeleri desteklemediğini, dolayısıyla olası bir AfD iktidarında ekonomik canlanma beklenemeyeceğini kaydetti.
Gönner, AfD’nin iş dünyasını temsil eden bir parti olmadığını belirterek ekonominin dışa açıklığa, küresel ticarete, ihracat olanaklarına ve yurt dışından nitelikli iş gücü çekilmesine dayandığını ifade etti.
Her yatırımcının yurt dışından sağlanan uzman personele ihtiyaç duyduğunu aktaran Gönner, “Bu kişiler burada hoş karşılanmadıklarını hissederse bu durum bölgenin tercih edilmemesi için derhal bir gerekçeye dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.
Dünya Basını2 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını1 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor








