Avrupa
Asya Altyapı Yatırım Bankası, Londra’da şube açmak istiyor

Trump yönetimi Çin’e karşı sert bir tutum sergilerken, Çin liderliğindeki Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) bu yıl Londra’da ilk Avrupa ofisini açmayı planlıyor.
2013 yılında Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) kapsamında kurulan ve merkezi Pekin’de bulunan AIIB, yeni Londra ofisini bankanın küresel kalkınma projelerini desteklemek için fon sağlamak amacıyla kullanmayı hedefliyor.
Bu hamle ABD-Birleşik Krallık ilişkileri düşünüldüğünde oldukça tartışmalı olabilir. Başbakan Keir Starmer, bir yıl önce iktidara geldiğinden beri Çin ile ilişkileri yeniden kurmak için çalışıyor.
Fakat geçen ay ABD ile imzalanan ticaret anlaşması, Donald Trump’ın küresel güçle sürdürdüğü ticaret savaşı nedeniyle Londra’yı Pekin ile ticaretini kısıtlamaya zorlayabilecek hükümler içeriyor.
Britanya-Çin finans bağlantısı ABD’nin hoşuna gitmeyecek
Chatham House’da Çin uzmanı kıdemli araştırma görevlisi William Matthews POLITICO’ya yaptığı açıklamada, “Trump yönetiminin, ticaret konusunda Çin’e karşı ABD ile aynı çizgiye gelmesi için Birleşik Krallık’a uyguladığı baskı göz önüne alındığında, Londra’da bir AIIB merkezinin kurulmasını hoş karşılayacağını sanmıyorum,” dedi.
AIIB, KYG’nin bir aracı olduğu yönündeki iddiaları kesin bir dille reddediyor. KYG, Asya, Avrupa ve Afrika arasında ticaret yolları kurma çabasının bir parçası olarak eski “İpek Yolu”nu örnek alıyor, fakat eleştirmenler bunu Pekin’in dış politika hedeflerini yürüttüğü bir araç olarak görüyor.
Bir AIIB sözcüsü, “Projelerimizden bazılarının müşterilerimiz tarafından KYG ile ilgili projeler olarak tanımlanabileceğini kabul ediyoruz, fakat bu projeler öncelikle Çin hükümeti tarafından değil, müşterilerimiz tarafından finansman için bize sunuldu,” dedi.
Neden Londra?
AIIB’nin Londra merkezi, bankanın küresel kredi projelerini destekleyecek özel yatırımcılar ararken, yıl sonundan önce açılması ve 5 ila 10 çalışandan oluşması bekleniyor.
Londra’nın bankacılık ve varlık yönetimi referansları, derin sermaye havuzları ve Kuzey Amerika ile Asya arasındaki saat farkı, onu Batı ve Doğudaki yatırımcılar arasında bir köprü haline getiriyor.
Başka bir kaynak, Londra’nın Frankfurt, Lüksemburg ve Paris gibi Avrupa’daki diğer rakip şehirleri geride bırakmasının nedeninin “finansal piyasalara ve diğer önemli saat dilimlerine daha yakın olması” olduğunu söyledi.
AIIB sözcüsü, “Asya ve Avrupa dahil olmak üzere başka yerlerde de az sayıda ek merkez ofis açma olasılığını araştırıyoruz fakat henüz kesin bir karar vermedik,” dedi.
Ayrıca Singapur ve Hong Kong’da da yeni ofislerin açılması bekleniyor.
Brexit, Londra’nın küresel finans merkezi olma konumunu zayıflatmadı
Aralık ayında Londra’da düzenlenen Birleşik Krallık-Çin yatırımcı forumunda konuşan bankanın başkanı ve yönetim kurulu başkanı Jin Liqun, Brexit’in Londra’nın küresel finans merkezi konumunu zayıflattığına dair “hiçbir işaret” olmadığını savundu.
Jin, Londra’nın finansal hizmetler alanındaki “karşılaştırmalı üstünlüğünün” azalmadığını belirtirken, Avrupa ofisinin kurulmasının “rakip aday şehirlerle yapılacak müzakerelere bağlı” olduğunu söyledi.
Jin, birkaç hafta önce Birleşik Krallık Maliye Bakanı Rachel Reeves ile bir araya gelerek planları görüştü. Reeves’in, Jin’in yanında, üst düzey Hazine yetkilileri ve AIIB çalışanları ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafı sosyal medyada paylaşıldı.
Maliye Bakanının Çinli yönetici ile görüşmesi hakkında kamuoyuna bilgi verilmiyor
Hazine Bakanlığı daha sonra, POLITICO’nun toplantının tutanaklarını talep eden bilgi edinme özgürlüğü talebini, “Birleşik Krallık’ın uluslararası ilişkilerine zarar verebileceğini” gerekçe göstererek reddetti.
Hazine Bakanlığı, “Hazine Bakanlığı ve Birleşik Krallık’ın AIIB ile olumlu ilişkilerini sürdürmesi son derece önemlidir ve toplantıyla ilgili bilgilerin açıklanması bu iyi ilişkilere zarar verebilir,” dedi.
Londra, Birleşik Krallıke-Çin ilişkilerinin “Altın Çağı”nda dönemin başbakanı David Cameron’ın liderliğinde çok taraflı bankanın kurucu üyelerinden biriydi.
Hazine Bakanlığı sözcüsü, “Birleşik Krallık, AIIB’nin kurucu üyesi olarak konumunu, güvenli iktisadi büyümeyi teşvik eden yüksek kaliteli altyapı yatırımlarını desteklemek için kullanıyor,” dedi.
AIIB sözcüsü, Birleşik Krallık’ın “bir merkez ofisi barındırmaya ilgi gösterdiğini” söyledi.
AIIB’nin başına ÇKP yöneticisi gelebilir
Boston Üniversitesinde ekonomi okumadan önce Shakespeare üzerine çalışan ve kızı şu anda Londra Ekonomi Okulunda (LSE) çalışan yapan “İngiliz hayranı” Jin, AIIB’deki ilk on yılını doldurmaya hazırlanırken, Londra’daki genişlemeyi denetliyor.
Bankanın üyeleri, 24 Haziran’da Pekin’de yapılacak yıllık konferansta yeni başkan için oy kullanacak.
Oy haklarının yüzde 27’sine sahip bankanın en büyük hissedarı olan Çin, Jin’in halefi olarak eski Maliye Bakan Yardımcısı Zou Jiayi’yi aday gösterdi.
Zou, son olarak Çin Komünist Partisi’nin en üst siyasi danışma organı olan ve önemli politika kararlarını alan kurumun genel sekreter yardımcılığını yapıyordu.
Birleşik Krallık’ın oy hakkı yaklaşık yüzde 3. Hindistan, Rusya, Almanya, Güney Kore ve Avustralya, uzmanların Washington’un hakimiyetindeki Dünya Bankası’na Çin’in cevabı olarak nitelendirdiği bankadaki 110 üye ülke arasında en büyük hissedarlar.
Pekin’den Londra’ya ‘nüfuz operasyonu’ iddiası
Zou’nun adaylığı, Pekin’in bankanın yönetimi üzerindeki etkisiyle ilgili uzun süredir devam eden endişeleri yeniden alevlendirdi.
AIIB’nin eski İletişim Direktörü Bob Pickard, POLITICO’ya verdiği demeçte, “AIIB’nin etkisi ve kredi verme uygulamaları açısından bu bankanın Çin’in bir nüfuz operasyonu olduğunu düşünüyorum,” dedi.
Pickard, bankada 15 ay görev yaptıktan sonra Haziran 2023’te ani bir şekilde istifa etmiş ve kurum içinde “ÇKP üyelerinin birçok önemli pozisyonda güç kullandığını” ileri sürmüştü.
Kanada, birkaç gün sonra AIIB’ye katılımını askıya aldı ve Pickard’ın iddialarına ilişkin soruşturması iki yıl sonra hâlâ devam ediyor.
AIIB, Pickard’ın iddialarını reddetti ve iç inceleme sonucunda “Yönetim Kurulu veya Yönetim’in kararları üzerinde haksız etki olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığını” açıkladı.
AIIB sözcüsü, “Başkan Jin, AIIB’nin bağımsız, çok taraflı bir kurum olduğunu, üyeler tarafından yönetildiğini ve Çin dahil hiçbir hissedara bağlı olmadığını sürekli ve kesin bir şekilde belirtmiştir,” dedi.
Sözcü, “Proje onaylarından liderlik atamalarına kadar her konuda bankanın karar alma süreci, kritik konularda %75’lik çoğunluk dahil olmak üzere geniş bir konsensüs gerektirir. Bu bazen Çin’in veto hakkı olarak görülür, fakat OECD ülkeleri de fiilen veto hakkına sahiptir,” diye ekledi.
Diğerleri ise ÇKP’nin kontrolünün giderek arttığına dair iddiaları reddediyor. Örneğin eski AB Çin Ticaret Odası Başkanı Joerg Wuttke, “Birkaç yıl öncesine kadar, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında onaylanan tek bir proje bile yoktu. Hiçbiri. Çinli şirketler bu durumdan çok öfkeliydi,” dedi.
ÇKP’nin müdahalesi iddialarının “tamamen abartıldığını” söyleyen Wuttke, AIIB Başkanı Jin’in “projeleri siyasallaştırmaktan uzak tutmayı” başardığını ve ayrıca “AIIB’yi [Çin’in] devlet şirketlerinin erişiminden uzak tuttuğunu” savundu.
Azerbaycan, Kazakistan ve Türkiye’ye AIIB kredileri
Fakat Pickard, AIIB’nin küresel altyapı projelerine sağladığı finansmanın, “Çin’in öncelikli ilgi alanındaki ülkelerdeki komşu kredilere çok taraflı saygınlık kazandırarak [Kuşak ve Yol Girişimi]’nin genel etkisini güçlendirdiğini” söyledi.
Pickard, bankanın Vietnam’daki altyapı projeleri için 5 milyar dolarlık taahhüdünü “neredeyse boş bir çek” olarak nitelendirdi ve “Vietnam’ın Washington’a mı yoksa Pekin’e mi yönelmesi gerektiğini belirlemeye çalıştığı kritik bir dönemde [bu oldu],” dedi.
AIIB’nin son kredi kayıtları da KYG ile bağlantılı projeleri gösteriyor. Geçen yıl Azerbaycan’da düzenlenen küresel iklim konferansında, banka 160 milyon dolarlık bir anlaşma imzalayarak iki güneş enerjisi santralinin finansmanını sağladı. Nisan ayında Azerbaycan ve Çin, KYG’nin faydalarını öven Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Stratejik Ortaklık Bildirisi imzaladı.
KYG’den yararlanan Türkiye, geçen yıl AIIB’den 150 milyon dolarlık kredi aldı, Kazakistan ise 2019’da büyük bir rüzgar santrali için 47 milyon dolarlık kredi aldı.
‘ABD ile sürtüşmeye neden olsa bile İngiltere kendi ulusal çıkarlarına öncelik vermeli’
AIIB başkanını tanıyan, finans alanında deneyimli üst düzey bir İngiliz iş temsilcisi, “Londra üzerinden oldukça fazla altyapı finansmanı geçiyor. AIIB için bunun faydası, muhtemelen daha fazla uluslararası anlaşma akışı görecek olmaları,” dedi.
Chatham House’un kıdemli Çin araştırma görevlisi Matthews, “Beyaz Saray’ın endişesi daha çok Birleşik Krallık’ın taraf seçmesi ve ÇKP’nin etkisine maruz kalması olacak,” dedi.
Çin’in gücü artmaya devam ederken, Birleşik Krallık “ABD ile sürtüşmeye neden olsa bile, kendi uzun vadeli ulusal çıkarlarına göre kararlar almalı” diye de ekledi.
Matthews, İngiltere’nin AIIB üyeliğinin devam etmesinin “en azından bankanın nasıl gelişeceği üzerinde bir miktar etki sahibi olmasını sağladığını” ileri sürdü.
Uzman, “Bunun önemli bir parçası, Çin Komünist Partisi’nin doğasını ve AIIB dahil olmak üzere nasıl etki yarattığını net bir şekilde anlamak ve gerektiğinde buna karşı çıkmak,” dedi.
Matthews, “Birleşik Krallık için asıl büyük resim, İşçi Partisi hükümetinin Çin politikasının Trump yönetimi ile ilişkilerine kısa vadeli siyasi etkisi değil, Çin’in giderek daha fazla nüfuz kazandığı bir dünyada iktisadi ve jeopolitik önemini korumak için uzun vadeli stratejik zorluktur,” diye açıkladı.
Avrupa
Euroclear dondurulan Rus varlıklarından 3,6 milyar euro gelir sağladı

Belçikalı menkul kıymet saklama kuruluşu Euroclear, dondurulan Rus varlıklarından 2026’nın ilk dokuz ayında 3,6 milyar euro faiz geliri elde etti. Faiz oranlarındaki düşüş nedeniyle geçen yıla göre yüzde 6 gerileyen bu gelirlerden kesilen 2,4 milyar euroluk olağanüstü katkı payı Ukrayna’ya destek mekanizmasına aktarılıyor.
Belçika merkezli merkezi menkul kıymet saklama kuruluşu Euroclear, dondurulan Rus varlıklarından Ocak-Eylül 2026 döneminde 3,6 milyar euro faiz geliri elde ettiğini açıkladı.
Şirketin yayımladığı finansal rapora göre bu tutar, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 6 azaldı. Moskova yönetimi ise hem dondurulan varlıkların hem de bu varlıklardan doğan faiz gelirlerinin iadesini talep ediyor.
Euroclear raporunda, faiz oranlarındaki düşüş nedeniyle gelirlerin geçen yıla göre yüzde 6 gerilediği belirtildi. Şirket ayrıca şu değerlendirmeyi paylaştı:
“Gelecekteki faiz gelirleri, faiz oranlarının seyrine paralel olarak değişmeye devam edecek.”
Verilere göre kuruluş, eylül ayı itibarıyla 2,4 milyar euro olağanüstü gelir (windfall contribution) kaydetti.
Söz konusu varlıkların getirileri üzerinden hesaplanan bu olağanüstü katkı payı, Avrupa’nın Ukrayna’yı destekleme mekanizması kapsamında aktarılıyor.
Rusya’ya yönelik yaptırımlar ve karşı tedbirler ise şirketin 27 milyon euro gelir kaybına uğramasına ve 233 milyon euro doğrudan maliyetle karşılaşmasına yol açtı.
Bu tutarın 162 milyon euroluk kısmını Rus mahkemelerinde açılan davalara ilişkin ayrılan karşılıklar oluşturdu.
Euroclear verilerine göre, Eylül 2026 sonu itibarıyla şirketin bilançosunda toplam 244 milyar euro değerinde varlık yer alıyor. Bunun 204 milyar euroluk kısmı dondurulmuş Rus varlıklarından oluşuyor.
Kuruluşun dondurulan Rus varlıklarından elde ettiği faiz geliri, 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 26 düşüşle 5 milyar euro seviyesinde gerçekleşmişti.
Euroclear, o dönemdeki gerilemeyi de faiz oranlarının düşmesine bağlamıştı.
Şirket, 2025 yılı genelinde olağanüstü gelirlerden kesilen katkı payı olarak toplam 3,3 milyar euro karşılık ayırdı.
Bu meblağın 1,6 milyar euroluk dilimini Temmuz 2025’te Avrupa Komisyonu’na devreden kuruluş, yaklaşık 1,4 milyar euroluk kısmını ise 2026’nın başında ödemeyi planlıyordu.
Tüm bu kaynaklar Ukrayna’ya destek amacıyla yönlendiriliyor.
2025 döneminde Rusya yaptırımları ve karşı önlemler, Euroclear’ın 34 milyon euro faaliyet geliri kaybetmesine ve 113 milyon euro doğrudan gider yazmasına neden oldu.
Buna ek olarak şirket, Rusya bağlantılı riskleri gözeterek 342 milyon euro karşılık ayırdı ve toplam doğrudan faaliyet giderleri 455 milyon euroya ulaştı.
Aralık 2025 sonu itibarıyla Euroclear Bank bilançosunda bloke edilmiş 222 milyar euro tutarında varlık yer alıyordu. Bu meblağın 195 milyar euroluk bölümü yaptırım kapsamındaki Rus varlıklarına aitti.
Rusya Merkez Bankası ile yargı süreci
Avrupa Birliği, Aralık 2025’te 210 milyar euro tutarındaki Rus varlığını süresiz olarak dondurma kararı aldı.
Bu adımın üzerine Rusya Merkez Bankası, ülkenin uluslararası rezervlerinin bloke edilmesinden doğan zararın tazmini talebiyle Euroclear’a dava açtı.
Moskova’daki mahkeme, Mayıs 2026’da verdiği kararla Rusya Merkez Bankası’nın Belçikalı kuruluşa açtığı davayı tamamen haklı buldu ve 18,17 trilyon ruble (yaklaşık 200 milyar euro) tutarındaki zararın tahsil edilmesine hükmetti.
Avrupa
Beretta CEO’su: AB fonlarını AB silahları satın almak için kullanın

Beretta CEO’su Carlo Ferlito, AB tarafından finanse edilen savunma kredilerinde ateşli silahlar için %100 Avrupa tercihinin uygulanması çağrısında bulundu.
Venedik merkezli silah üreticisinin yöneticisi, Avrupalı üreticilerin Amerikan tedarikçilere bağımlı kalmadan talebi karşılayabileceklerini savundu.
Ferlito’nun bu açıklamaları, Avrupa Komisyonu’nun ilk turdan sonra tahsis edilmemiş 21 milyar avrodan fazla SAFE kredisi için ek alıcılar bulmak üzere koşturduğu bir dönemde geldi.
Ferlito, Avrupa’ya öncelik verme şartlarının sektöre göre değişmesi gerektiğini savunuyor.
Ona göre Avrupa, talebi karşılayabildiği alanlarda kendi üreticilerine öncelik verirken, yetkinlik eksikliği olduğu alanlarda daha fazla esneklik sağlamalı.
Avrupa Savunma ve Güvenlik Konferansı’nın kenarında Rapporteur’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İtalya, Almanya, Çek Cumhuriyeti ve Belçika, dünyanın önde gelen ateşli silah üreticilerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Avrupalı vergi mükelleflerinin parasını bu ürünleri ABD’den satın almak için kullanmak tamamen anlaşılmaz ve haklı gösterilemez.”
Geçen Nisan ayında Beretta, AB’nin SAFE savunma kredisi programı kapsamında Romanya için tüfek, tabanca ve el bombası fırlatıcıları üretmeyi önermiş ve şeffaf, rekabetçi bir seçim süreci çağrısında bulunmuştu.
Romanya ise daha sonra, SAFE fonlu piyade silahları programı için ABD kontrolündeki SIG Sauer ile bir anlaşma yolunda ilerlemişti.
Ferlito ayrıca, Avrupa’nın silahlı kuvvetlerinin ihtiyaç duyduğu yetenekleri geliştirmeden önce standartlaştırma peşinde koşarak askeri inovasyonu yavaşlatma riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti:
“Önce yetenek, sonra standartlaştırma. Herkes için tek bir ortak çözüm belirlemeye çalışarak başlarsak, standartlar üzerinde anlaşmak için on yılımızı harcarız. Şu an hız gerektiren bir dönem.”
Ferlito, NATO’nun belirlemiş olduğu kalibre sınırlarının ötesine geçmesine rağmen, delme gücü ve öldürücülüğü artırmak amacıyla ABD ordusunun yeni bir 6,8 mm mühimmat sistemine geçişini örnek gösterdi.
“Mevcut mühimmatın sağlayamadığı bir yeteneğe ihtiyaçları olduğu için bu adımı attılar,” diyen Ferlito, Avrupa’nın önce operasyonel eksiklikleri gidermesi ve ardından çözümleri standartlaştırması gerektiğini savundu.
Ferlito’ya göre bu, birlikte çalışabilirlikten vazgeçmek anlamına gelmiyor. Fakat silahlı kuvvetlerin daha etkili teknolojileri hızla benimsemesini engelleyen bir süreçten kaçınmak anlamına geliyor.
Beretta CEO’su, robotlar ve otonom sistemlerin askerlere giderek daha fazla destek sağlayabileceğini ama askerlerin askeri operasyonlar ve sivil nüfusa yardım etme gibi görevler açısından vazgeçilmez olmaya devam edeceğini savundu.
Ferlito, “Ne kısa ne de uzun vadede askerlerin savaş alanından kaybolacağını düşünmüyorum,” dedi.
Bu ilke, Beretta’nın insansız hava araçlarına (İHA) yaklaşımını da şekillendiriyor. Grup, öncelikle İHA geliştirmeye odaklanmak yerine, hava hedeflerini vurmak için tasarlanmış özel mühimmat da dahil olmak üzere, askerleri İHA’lara karşı korumak için çeşitli yöntemler üzerinde çalışıyor.
Şirket ayrıca bir insansız hava aracı üreticisiyle ortaklık kurarak, askeri eğitim için ucuz ve onarılabilir hedef insansız hava araçları geliştiriyor.
Böylece birlikler, sürekli yeni ekipman satın almak zorunda kalmadan hareket halindeki hava tehditlerine müdahale etme tatbikatları yapabiliyor.
Ferlito, “İnsansız hava aracının bulunduğu yere değil, bulunacağı yere ateş edersiniz,” diyerek, yörüngeleri öngörülemeyen hızlı hareket eden hedeflere eğitimi uyarlama ihtiyacını vurguladı.
Son olarak Ferlito, Ukrayna’daki savaşın Avrupa’nın gelecekteki savunma duruşunun tamamını belirlemesine izin verilmemesi gerektiği konusunda uyarıda bulundu:
“Ukrayna, Avrupa’nın savunmasını şekillendiriyor fakat bir sonraki savaşın mutlaka Ukrayna’daki gibi olması gerekmez.”
Ferlito, gelecekteki tehditlerin niteliğinin belirsizliğini koruduğu için “hiçbir alandan vazgeçemeyeceklerini” vurgulayarak, Avrupa’nın kara, hava, deniz, uzay, siber ve sualtı alanlarında yeteneklerini sürdürmesi çağrısında bulundu.
Ona göre Avrupa, yalnızca Ukrayna’da etkili olduğu kanıtlanan teknolojilere odaklanmak yerine, farklı operasyonel ortamlara uyarlanabilen ve bu ortamlarda kullanılabilen çözümler geliştirmeli.
Ferlito, asıl zorluğun, savaşın Avrupa’nın askeri hazırlık düzeyinin sınırlarını belirlemesine izin vermeden bu savaştan ders çıkarmak olduğunu savundu.
Avrupa
Avrupa başkentleri Moskova ile kimin konuşacağı konusunda bölündü

Financial Times gazetesinin haberine göre Avrupa ülkeleri, Ukrayna müzakerelerinde ABD ve Rusya’nın kendi güvenliklerini ilgilendiren kararları AB olmadan alabileceği endişesiyle Vladimir Putin ile nasıl temas kurulacağını tartışıyor.
Financial Times’ın (FT) diplomatlara ve yetkililere dayandırdığı haberine göre, Avrupa ülkeleri Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek amacıyla Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki görüş ayrılıkları yüzünden bir “ikilem” yaşıyor.
Avrupa başkentlerindeki kaygılar, Rusya, ABD ve Ukrayna’nın Abu Dabi’de yürüteceği üçlü müzakereler öncesinde arttı.
Gazetenin vurguladığı üzere Avrupa’da, Washington ile Moskova’nın НАТО’ya kısıtlamalar getirilmesiyle sonuçlanabilecek Rusya’ya güvenlik garantileri meselesi dahil, Avrupa Birliği’nin (AB) güvenliğini doğrudan ilgilendiren konularda AB’nin katılımı olmadan anlaşabileceği endişesi hakim.
FT’ye konuşan kaynaklara göre yaptırımlar, 200 milyar avrodan fazla dondurulmuş Rus varlığı ve Ukrayna’nın AB’ye üyelik perspektifi gibi kozlara rağmen Avrupa hükümetleri şimdilik müzakerelerin dışında kalıyor.
Bu kaygı, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ile Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’yi, öncesinde Avrupa Birliği’nin desteğini almadan Putin ile telefon görüşmesi yapmaya yöneltti.
İki liderin girişimi Danimarka, İtalya ve Litvanya dahil bir dizi Avrupa ülkesinin eleştirilerine yol açtı.
Rusya Devlet Başkanı ile temas kurmanın gerekliliğini açıklayan Støre, “[Putin’in] fikrini değiştireceğini sanmıyorum ama bizim tutumumuzu çok net duyacak. Amerikalılar onunla konuşurken bu sinyallerin bazılarının kendisine ulaşmamasından endişe duyuyorum” dedi.
Buna karşılık Litvanya Dışişleri Bakanı Kęstutis Budrys, Rusya ile kurulacak her türlü temasın ortak bir Avrupa tutumuna, gerçek kozlara ve somut bir talep listesine dayanması gerektiğini söyledi.
Budrys, “Putin ile tek başına ve net bir gündem olmadan temas kurmak Avrupa’ya hiçbir zaman fayda sağlamadı. Bir kez bile” diye vurguladı.
Kıtayı kimin temsil edeceği konusunda da çatlak var
FT’ye konuşan dört Avrupalı diplomat, ABD ve Ukrayna’nın müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu gördüğünü anlattı.
Ancak gazetenin belirttiğine göre küçük devletler kendi çıkarlarının gözetilmeyeceğinden endişe ettiği için bu seçenek Avrupa içinde anlaşmazlık yaratıyor.
Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını daha önce The Guardian da yazmıştı.
Gazete bu tabloyu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurmanın gerekliliği konusunda değil, kendi adlarına kimin konuşması gerektiği üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Politico’nun ocak ayındaki haberine göre AB ülkeleri, Ukrayna konusunda Moskova ile müzakereler için özel bir temsilci atanmasını tartışıyor.
Bu girişime Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni destek verdi.
Daha sonra ekim ayında The Telegraph, Avrupalı müzakereci rolü için beş olası adayın adını sıraladı: Meloni, Stubb, Støre, Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen.
Kremlin ise barışçıl çözüme odaklıysa Avrupa Birliği’nden bir müzakereci atanmasını Moskova’nın destekleyeceğini açıkladı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov ise yalnızca Rusya, Ukrayna ve ABD temsilcilerinin katılacağı üçlü müzakerelerin yeniden başlatılması konusunda mutabakat sağlandığını, Avrupa’nın bu görüşmelerde yer almasının öngörülmediğini vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de daha önce Moskova’nın Avrupa ülkeleriyle teması reddetmediğini söylemişti.
Putin, tercih ettiği Avrupalı müzakereci olarak eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’in adını vermişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi6 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı








