Avrupa
Asya Altyapı Yatırım Bankası, Londra’da şube açmak istiyor

Trump yönetimi Çin’e karşı sert bir tutum sergilerken, Çin liderliğindeki Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) bu yıl Londra’da ilk Avrupa ofisini açmayı planlıyor.
2013 yılında Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) kapsamında kurulan ve merkezi Pekin’de bulunan AIIB, yeni Londra ofisini bankanın küresel kalkınma projelerini desteklemek için fon sağlamak amacıyla kullanmayı hedefliyor.
Bu hamle ABD-Birleşik Krallık ilişkileri düşünüldüğünde oldukça tartışmalı olabilir. Başbakan Keir Starmer, bir yıl önce iktidara geldiğinden beri Çin ile ilişkileri yeniden kurmak için çalışıyor.
Fakat geçen ay ABD ile imzalanan ticaret anlaşması, Donald Trump’ın küresel güçle sürdürdüğü ticaret savaşı nedeniyle Londra’yı Pekin ile ticaretini kısıtlamaya zorlayabilecek hükümler içeriyor.
Britanya-Çin finans bağlantısı ABD’nin hoşuna gitmeyecek
Chatham House’da Çin uzmanı kıdemli araştırma görevlisi William Matthews POLITICO’ya yaptığı açıklamada, “Trump yönetiminin, ticaret konusunda Çin’e karşı ABD ile aynı çizgiye gelmesi için Birleşik Krallık’a uyguladığı baskı göz önüne alındığında, Londra’da bir AIIB merkezinin kurulmasını hoş karşılayacağını sanmıyorum,” dedi.
AIIB, KYG’nin bir aracı olduğu yönündeki iddiaları kesin bir dille reddediyor. KYG, Asya, Avrupa ve Afrika arasında ticaret yolları kurma çabasının bir parçası olarak eski “İpek Yolu”nu örnek alıyor, fakat eleştirmenler bunu Pekin’in dış politika hedeflerini yürüttüğü bir araç olarak görüyor.
Bir AIIB sözcüsü, “Projelerimizden bazılarının müşterilerimiz tarafından KYG ile ilgili projeler olarak tanımlanabileceğini kabul ediyoruz, fakat bu projeler öncelikle Çin hükümeti tarafından değil, müşterilerimiz tarafından finansman için bize sunuldu,” dedi.
Neden Londra?
AIIB’nin Londra merkezi, bankanın küresel kredi projelerini destekleyecek özel yatırımcılar ararken, yıl sonundan önce açılması ve 5 ila 10 çalışandan oluşması bekleniyor.
Londra’nın bankacılık ve varlık yönetimi referansları, derin sermaye havuzları ve Kuzey Amerika ile Asya arasındaki saat farkı, onu Batı ve Doğudaki yatırımcılar arasında bir köprü haline getiriyor.
Başka bir kaynak, Londra’nın Frankfurt, Lüksemburg ve Paris gibi Avrupa’daki diğer rakip şehirleri geride bırakmasının nedeninin “finansal piyasalara ve diğer önemli saat dilimlerine daha yakın olması” olduğunu söyledi.
AIIB sözcüsü, “Asya ve Avrupa dahil olmak üzere başka yerlerde de az sayıda ek merkez ofis açma olasılığını araştırıyoruz fakat henüz kesin bir karar vermedik,” dedi.
Ayrıca Singapur ve Hong Kong’da da yeni ofislerin açılması bekleniyor.
Brexit, Londra’nın küresel finans merkezi olma konumunu zayıflatmadı
Aralık ayında Londra’da düzenlenen Birleşik Krallık-Çin yatırımcı forumunda konuşan bankanın başkanı ve yönetim kurulu başkanı Jin Liqun, Brexit’in Londra’nın küresel finans merkezi konumunu zayıflattığına dair “hiçbir işaret” olmadığını savundu.
Jin, Londra’nın finansal hizmetler alanındaki “karşılaştırmalı üstünlüğünün” azalmadığını belirtirken, Avrupa ofisinin kurulmasının “rakip aday şehirlerle yapılacak müzakerelere bağlı” olduğunu söyledi.
Jin, birkaç hafta önce Birleşik Krallık Maliye Bakanı Rachel Reeves ile bir araya gelerek planları görüştü. Reeves’in, Jin’in yanında, üst düzey Hazine yetkilileri ve AIIB çalışanları ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafı sosyal medyada paylaşıldı.
Maliye Bakanının Çinli yönetici ile görüşmesi hakkında kamuoyuna bilgi verilmiyor
Hazine Bakanlığı daha sonra, POLITICO’nun toplantının tutanaklarını talep eden bilgi edinme özgürlüğü talebini, “Birleşik Krallık’ın uluslararası ilişkilerine zarar verebileceğini” gerekçe göstererek reddetti.
Hazine Bakanlığı, “Hazine Bakanlığı ve Birleşik Krallık’ın AIIB ile olumlu ilişkilerini sürdürmesi son derece önemlidir ve toplantıyla ilgili bilgilerin açıklanması bu iyi ilişkilere zarar verebilir,” dedi.
Londra, Birleşik Krallıke-Çin ilişkilerinin “Altın Çağı”nda dönemin başbakanı David Cameron’ın liderliğinde çok taraflı bankanın kurucu üyelerinden biriydi.
Hazine Bakanlığı sözcüsü, “Birleşik Krallık, AIIB’nin kurucu üyesi olarak konumunu, güvenli iktisadi büyümeyi teşvik eden yüksek kaliteli altyapı yatırımlarını desteklemek için kullanıyor,” dedi.
AIIB sözcüsü, Birleşik Krallık’ın “bir merkez ofisi barındırmaya ilgi gösterdiğini” söyledi.
AIIB’nin başına ÇKP yöneticisi gelebilir
Boston Üniversitesinde ekonomi okumadan önce Shakespeare üzerine çalışan ve kızı şu anda Londra Ekonomi Okulunda (LSE) çalışan yapan “İngiliz hayranı” Jin, AIIB’deki ilk on yılını doldurmaya hazırlanırken, Londra’daki genişlemeyi denetliyor.
Bankanın üyeleri, 24 Haziran’da Pekin’de yapılacak yıllık konferansta yeni başkan için oy kullanacak.
Oy haklarının yüzde 27’sine sahip bankanın en büyük hissedarı olan Çin, Jin’in halefi olarak eski Maliye Bakan Yardımcısı Zou Jiayi’yi aday gösterdi.
Zou, son olarak Çin Komünist Partisi’nin en üst siyasi danışma organı olan ve önemli politika kararlarını alan kurumun genel sekreter yardımcılığını yapıyordu.
Birleşik Krallık’ın oy hakkı yaklaşık yüzde 3. Hindistan, Rusya, Almanya, Güney Kore ve Avustralya, uzmanların Washington’un hakimiyetindeki Dünya Bankası’na Çin’in cevabı olarak nitelendirdiği bankadaki 110 üye ülke arasında en büyük hissedarlar.
Pekin’den Londra’ya ‘nüfuz operasyonu’ iddiası
Zou’nun adaylığı, Pekin’in bankanın yönetimi üzerindeki etkisiyle ilgili uzun süredir devam eden endişeleri yeniden alevlendirdi.
AIIB’nin eski İletişim Direktörü Bob Pickard, POLITICO’ya verdiği demeçte, “AIIB’nin etkisi ve kredi verme uygulamaları açısından bu bankanın Çin’in bir nüfuz operasyonu olduğunu düşünüyorum,” dedi.
Pickard, bankada 15 ay görev yaptıktan sonra Haziran 2023’te ani bir şekilde istifa etmiş ve kurum içinde “ÇKP üyelerinin birçok önemli pozisyonda güç kullandığını” ileri sürmüştü.
Kanada, birkaç gün sonra AIIB’ye katılımını askıya aldı ve Pickard’ın iddialarına ilişkin soruşturması iki yıl sonra hâlâ devam ediyor.
AIIB, Pickard’ın iddialarını reddetti ve iç inceleme sonucunda “Yönetim Kurulu veya Yönetim’in kararları üzerinde haksız etki olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığını” açıkladı.
AIIB sözcüsü, “Başkan Jin, AIIB’nin bağımsız, çok taraflı bir kurum olduğunu, üyeler tarafından yönetildiğini ve Çin dahil hiçbir hissedara bağlı olmadığını sürekli ve kesin bir şekilde belirtmiştir,” dedi.
Sözcü, “Proje onaylarından liderlik atamalarına kadar her konuda bankanın karar alma süreci, kritik konularda %75’lik çoğunluk dahil olmak üzere geniş bir konsensüs gerektirir. Bu bazen Çin’in veto hakkı olarak görülür, fakat OECD ülkeleri de fiilen veto hakkına sahiptir,” diye ekledi.
Diğerleri ise ÇKP’nin kontrolünün giderek arttığına dair iddiaları reddediyor. Örneğin eski AB Çin Ticaret Odası Başkanı Joerg Wuttke, “Birkaç yıl öncesine kadar, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında onaylanan tek bir proje bile yoktu. Hiçbiri. Çinli şirketler bu durumdan çok öfkeliydi,” dedi.
ÇKP’nin müdahalesi iddialarının “tamamen abartıldığını” söyleyen Wuttke, AIIB Başkanı Jin’in “projeleri siyasallaştırmaktan uzak tutmayı” başardığını ve ayrıca “AIIB’yi [Çin’in] devlet şirketlerinin erişiminden uzak tuttuğunu” savundu.
Azerbaycan, Kazakistan ve Türkiye’ye AIIB kredileri
Fakat Pickard, AIIB’nin küresel altyapı projelerine sağladığı finansmanın, “Çin’in öncelikli ilgi alanındaki ülkelerdeki komşu kredilere çok taraflı saygınlık kazandırarak [Kuşak ve Yol Girişimi]’nin genel etkisini güçlendirdiğini” söyledi.
Pickard, bankanın Vietnam’daki altyapı projeleri için 5 milyar dolarlık taahhüdünü “neredeyse boş bir çek” olarak nitelendirdi ve “Vietnam’ın Washington’a mı yoksa Pekin’e mi yönelmesi gerektiğini belirlemeye çalıştığı kritik bir dönemde [bu oldu],” dedi.
AIIB’nin son kredi kayıtları da KYG ile bağlantılı projeleri gösteriyor. Geçen yıl Azerbaycan’da düzenlenen küresel iklim konferansında, banka 160 milyon dolarlık bir anlaşma imzalayarak iki güneş enerjisi santralinin finansmanını sağladı. Nisan ayında Azerbaycan ve Çin, KYG’nin faydalarını öven Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Stratejik Ortaklık Bildirisi imzaladı.
KYG’den yararlanan Türkiye, geçen yıl AIIB’den 150 milyon dolarlık kredi aldı, Kazakistan ise 2019’da büyük bir rüzgar santrali için 47 milyon dolarlık kredi aldı.
‘ABD ile sürtüşmeye neden olsa bile İngiltere kendi ulusal çıkarlarına öncelik vermeli’
AIIB başkanını tanıyan, finans alanında deneyimli üst düzey bir İngiliz iş temsilcisi, “Londra üzerinden oldukça fazla altyapı finansmanı geçiyor. AIIB için bunun faydası, muhtemelen daha fazla uluslararası anlaşma akışı görecek olmaları,” dedi.
Chatham House’un kıdemli Çin araştırma görevlisi Matthews, “Beyaz Saray’ın endişesi daha çok Birleşik Krallık’ın taraf seçmesi ve ÇKP’nin etkisine maruz kalması olacak,” dedi.
Çin’in gücü artmaya devam ederken, Birleşik Krallık “ABD ile sürtüşmeye neden olsa bile, kendi uzun vadeli ulusal çıkarlarına göre kararlar almalı” diye de ekledi.
Matthews, İngiltere’nin AIIB üyeliğinin devam etmesinin “en azından bankanın nasıl gelişeceği üzerinde bir miktar etki sahibi olmasını sağladığını” ileri sürdü.
Uzman, “Bunun önemli bir parçası, Çin Komünist Partisi’nin doğasını ve AIIB dahil olmak üzere nasıl etki yarattığını net bir şekilde anlamak ve gerektiğinde buna karşı çıkmak,” dedi.
Matthews, “Birleşik Krallık için asıl büyük resim, İşçi Partisi hükümetinin Çin politikasının Trump yönetimi ile ilişkilerine kısa vadeli siyasi etkisi değil, Çin’in giderek daha fazla nüfuz kazandığı bir dünyada iktisadi ve jeopolitik önemini korumak için uzun vadeli stratejik zorluktur,” diye açıkladı.
Avrupa
Burnham, Macron’u Londra’da ağırlayacak

Andy Burnham, İngiltere’nin en yakın müttefikleriyle diplomatik çabalarını yoğunlaştırırken, önümüzdeki hafta Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u ağırlayacak.
Planlar hakkında bilgi sahibi iki kişinin POLITICO’ya aktardığına göre, Macron, iki ülke arasındaki dostluğun bir göstergesi olarak ödünç verilen 900 yıllık eserin sergilendiği British Museum’daki Bayeux Gobleni sergisinin resmi açılışına katılacak.
Macron’un ayrıca İngiliz başbakanıyla ikili bir toplantıya katılması bekleniyor. Bu, Burnham’ın görev süresindeki ilk AB lideri ziyareti ve İngiltere parlamentosunun yaz tatilinden sonra yeniden toplanmasıyla aynı zamana denk geliyor.
Bir Birleşik Krallık hükümet yetkilisi, Burnham’ın Macron’u Downing Street’te ağırlamayı “dört gözle beklediğini” söyledi.
Bu ziyaret, Burnham’ın Ukrayna’nın bağımsızlık gününü kutlamak üzere Kiev’e yaptığı son gezinin ardından geliyor.
O gezide Volodimir Zelenskiy ile bir araya gelen Burnham, Ukrayna’ya Storm Shadow uzun menzilli füzelerinin tasarım planlarını sunarak, ülkenin bu silahın bileşenlerini yurt içinde üretmesine olanak sağlayacak şekilde daha yakın destek sözü vermişti.
İngiltere’nin yeni başbakanı, göreve başladığı haftalardan bu yana yaşam maliyeti ve cezaevlerinde yer sıkıntısı gibi iç meselelere yoğun bir şekilde odaklanmış olsa da, son dönemdeki diplomatik hamleleri, Birleşik Krallık’ın kilit müttefikleriyle dayanışmayı sürdürme kararlılığını ortaya koyuyor.
Uluslararası meslektaşlarıyla yaptığı ilk görüşmelerden birinde Burnham, Macron’a “Manş Denizi’nin her iki yakasındaki halklara fayda sağlamak için güçlü Birleşik Krallık-Fransa ilişkilerini daha da geliştirmeyi sabırsızlıkla beklediğini” söyledi.
Keir Starmer döneminde başlatılan Londra ile Brüksel arasındaki ilişkilerin “yeniden düzenlenmesi” çalışmalarının sürdürülmesi, yasadışı göçle mücadeleyle birlikte gündemin üst sıralarında yer alacaktır.
Burnham, bu hafta başında Kiev’e giderken bir araya geldiği Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya, Birleşik Krallık’ın AB’ye yakınlaşma konusunda “daha cesur” olması gerektiğini söyledi; ancak son İşçi Partisi seçim bildirgesinde belirlenen kırmızı çizgilerden uzaklaşacağına dair herhangi bir işaret vermedi.
İngiltere ve AB, Starmer’ın istifası nedeniyle Temmuz ayında yapılması planlanan zirvenin ertelenmesinin ardından, Ekim ayında bir zirve düzenlemeyi planlıyor.
Taraflar, toplantıda öğrenim ücretleri gibi çetrefilli bir konu üzerinde anlaşmaya varmayı umuyor.
Bunun yanı sıra ticareti kolaylaştıracak bir tarım-gıda anlaşması, bir emisyon ticareti düzenlemesi ve gençlerin yurtdışında yaşamasını kolaylaştıracak bir gençlik hareketliliği programı da gündemde yer alıyor.
Avrupa
Berlin’de cami derneğinde seçim münazarası tartışma yarattı

Berlin Neukölln’de, SPD, Yeşiller, Sol Parti ve FDP, yerel bir camiyle bağlantılı bir yapı olan “Neuköllner Begegnungsstätte” (NBS) tarafından düzenlenen seçim münazarasına katılmaya karar verdi.
Münazara, yirmi imamdan oluşan bir ağ olan ve Müslüman Kardeşler ile bağları nedeniyle Berlin istihbarat servislerinin mercek altına aldığı isimleri de barındıran “Rat Berliner Imame” (Berlin İmamlar Konseyi) tarafından destekleniyor.
Şansölye Friedrich Merz’in partisi CDU daveti reddetti ve “kökten İslamcılığı destekleyen” örgütlerden uzak durduğunu teyit etti.
CDU’nun Neukölln adayı Christopher Förster, partinin tutumunu netleştirerek, “Bu foruma katılmayacağız. SPD, Sol Parti ve Yeşiller, İslamcılarla birlikte kampanya yürütüyorlar,” iddiasında bulundu.
Cuma günü, baş adaylar Steffen Krach (SPD), Bettina Jarasch (Yeşiller), Elif Eralp (Sol Parti) ve Christoph Meyer (FDP) seçim forumuna katılacak. AfD davet edilmedi.
Rat Berliner Imame etrafında örgütlenen bu kişileri “kamusal bir platform aracılığıyla daha da yüceltmek istemediklerini” söyleyen Förster, “İslamcılarla demokrasi hakkında tartışamazsınız. İslamcılar, tıpkı diğer aşırılıkçılar gibi, demokratik süreçlerin ve tartışmaların ortağı olamazlar. Aksine: karşılaştığınız her yerde onlarla mücadele edilmelidir,” dedi.
Förster, SPD ve Yeşiller gibi “demokratik partilerin” adaylarının orada tartışmasının “inanılmaz derecede naif ve tehlikeli” olduğunu söyledi ve diğer partileri de bu etkinlikten uzak durmaya çağırdı.
Förster, “Talebimiz, Anayasa Koruma Dairesi’nin siyasi İslam’ın tehlikelerini göz önünde bulundurmak amacıyla NBS’yi yoğun bir şekilde izlemeye devam etmesi,” dedi.
Parti ayrıca yaptığı açıklamada şunları belirtti:
“CDU Neukölln, demokratik partilerin, İslamcı Müslüman Kardeşler’in düşünce dünyasına ait olan Neukölln Buluşma Merkezi’nin (NBS) düzenlediği iki seçim etkinliğine katılımını kınıyor.”
Cami ve imamlar, anayasal değerlere bağlı olduklarını vurgulayarak suçlamaları reddetmiş olsalar da, söz konusu merkez 2016 yılına kadar güvenlik birimlerinin raporlarında yer almaya devam etti ve ancak bir temyiz davası sonucunda bu listeden çıkarıldı.
Fakat NBS, denetim organlarının gözetimi altında kalmaya devam ediyor: Yargıçlar, verilen kararın ilerideki izleme faaliyetlerini kısıtlamadığını doğruladılar.
Buna karşılık NBS ve imamı Mohamed Taha Sabri, Müslüman Kardeşler’e bağlı oldukları iddialarını reddetti.
Sabri “özgürlükçü ve demokratik temel düzene tam olarak bağlı olduklarını” savunurken, “Berlin İmamlar Konseyi” de Müslüman Kardeşler ile herhangi bir yakınlıkları olmadığını ileri sürüyor.
Hatta bazı solcu isimler bile bu foruma şüpheyle yaklaşıyor ve bu da başka bir sorunu ortaya koyuyor.
Yeşiller Partisi milletvekili Lamya Kaddor, daveti kabul etmediğini şöyle açıkladı:
“Bu davetleri çok dikkatli bir şekilde takip ediyorum, çünkü bu yasalcı İslamcılık akımına mensup kişilerin –genellikle ‘siyasi İslam’ olarak adlandırılır– bunu ne kadar yoğun bir şekilde kullandıklarını biliyorum.”
Öte yandan Die Linke (Sol Parti), etkinliğe katılacaklarını söyledi ve “İmamlar Konseyi bizi Berlin’in geleceği üzerine bir tartışmaya davet etti ve Konsey ile diğer önde gelen adaylarla diyalog kurmaktan memnuniyet duyuyoruz,” dedi.
Sol Parti, Berlin Eyalet Meclisi seçimlerine ilişkin anketlerde şu anda önde.
Berlin FDP Genel Sekreteri Peter Langer, FOCUS online’a gönderdiği mesajda, forumda “Müslüman kurumların kendi saflarındaki aşırılıkçılığa karşı kararlı bir şekilde mücadele etmeleri gerektiğini çok net bir şekilde ortaya koyacaklarını” belirtti.
Langer, CDU’nun İslamcılarla seçim kampanyası yürüttüğü yönündeki suçlamasını reddediyor:
“Bu, korkak CDU’nun acınası bir suçlaması; eleştirdiği kesimlerle doğrudan yüzleşmek yerine, kenardan birkaç puan toplamaya çalışıyor.”
Tartışmalı cami derneğinde, baş adayların katıldığı turun ardından Pazar günü Neukölln adaylarının katılacağı bir tur daha düzenlenecek.
Böylece cami, bu hafta sonu Berlin-Neukölln’deki seçim kampanyasının merkezine dönüşecek.
Avrupa
Alman istihbaratına geniş yetkiler: İçeride ve dışarıda militarizasyon

Alman istihbarat kurumlarının yetkilerini genişletmek üzere federal hükümet tarafından onaylanan yasa tasarısına karşı protestolar giderek artıyor.
Hükümet, yeni bir yasa aracılığıyla Alman istihbarat kurumlarına kapsamlı yeni yetkiler vermeyi hedefliyor.
Tasarı, diğer hususların yanı sıra, kurumların bilgi teknolojisi sistemlerine erişimini kolaylaştırmayı, veri saklama sürelerini uzatmayı ve veri analizini otomatikleştirmeyi amaçlıyor.
Teşkilatların gelecekte “çevrimiçi aramalar” yapmasına da izin verilecek.
German Foreign Policy’ye göre önemli bir değişiklik ise, Alman faşizminin sona ermesinden bu yana ilk kez istihbarat ajanslarının yeniden “operasyonel tedbirler” uygulama yetkisine sahip olması.
“Hibrit saldırılara karşı savunma” adı altında Berlin, polis, istihbarat ajansları ve ordu arasındaki sınırları daha da bulanıklaştırıyor ve dış düşmanlarla iç eleştirmenler arasındaki ayrımı giderek ortadan kaldırıyor.
Yeni istihbarat yasası, Federal Cumhuriyet’in “stratejik özerkliğe” doğru attığı bir başka adım.
İstihbarat servislerinin kabarık “istek listesi”
“İstihbarat Servisi Yasası’nın reformu”na ilişkin yasa tasarısıyla federal hükümet, Alman istihbarat servislerinin yetkilerini hemen hemen her alanda sistematik olarak genişletmeyi hedefliyor.
Bu bağlamda İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Savunma Bakanı Boris Pistorius’a açıkça teşekkür etti. İki bakanlık, yakın işbirliği içinde, İstihbarat Servisleri Kanunu’nu tamamen yeniden yazmayı başardı ve bunu “sessizce” yaptı.
İngiliz gazetesi The Guardian’a göre, yeni yasa “istihbarat servislerinin istek listesini” yerine getiriyor.
Bu kapsamda gelecekte, istihbarat kurumları topladıkları telekomünikasyon verilerini daha uzun süre saklayabilecekler (içerik verilerini altı ay, meta verileri ise on iki aya kadar). Böylece bu verileri “geriye dönük” olarak da analiz edebilecekler.
Yasa ayrıca, örneğin yapay zeka destekli otomatik analizlere izin vererek ve “idari engelleri ortadan kaldırarak” analiz sürecini kolaylaştırmayı amaçlıyor.
“Görüntü verilerinin biyometrik karşılaştırılması, yapay zekanın uygulanması ve araştırma ve geliştirme amaçlı verilerin daha ileri düzeyde işlenmesi için araçların kullanımı”, hatta verilerin “diğer devlet kurumlarına ve özel kuruluşlara” aktarılması, kolaylaştırılacak.
Açıklamaya göre genel olarak amaç, “akıllı buzdolaplarından” özel cep telefonlarına ve kamusal alanlardaki güvenlik kameralarına kadar uzanan “bilgi teknolojisi sistemlerine erişimi güçlendirmek.”
BND’ye operasyonel yetkiler veriliyor
Bu yasa ile federal hükümet, Federal İstihbarat Servisi’ne (BND) ve Federal Anayasa Koruma Dairesi’ne, İçişleri Bakanı Dobrindt’in ifadesiyle “istihbarat toplamayı çok aşan” kapsamlı yetkiler de veriyor.
Amaç, kurumların gelecekte sadece “daha iyi görebilmesi ve duyabilmesi” değil, her şeyden önce “düşmanlara karşı aktif önlemler alabilmesi.”
Çevrimiçi aramaların yanı sıra bu, gelecekte verileri “tahrif etme” iznini de içeriyor. Bakan bu meseleyi, “Görevimiz bu,” diyerek meşrulaştırıyor.
Bu önlem tarihi bir dönüm noktası gibi görünüyor. Nazizmin yenilgisinden bu yana ilk kez, Alman istihbarat kurumlarına “operasyonel yetkiler”, yani “aktif önlemler” alma izni veriliyor. Bu yetkiler 1945’ten beri yalnızca polise ayrılmıştı.
Yeni yetkiler açıkça “suçlarda kullanılan araçlarla oynama […]”yı da içeriyor. Ayrıca “kusurlu bileşenler ekleyerek mal sevkiyatlarının manipüle edilmesine, sabotaj amacıyla insansız hava aracı fabrikaları veya kimyasal silah laboratuvarlarındaki bilgi teknolojisi sistemlerine hedefli sızmaya ya da devlet destekli siber saldırı gruplarına veya dezenformasyon aktörlerine ait sunucuların kapatılmasına veya devre dışı bırakılmasına” da izin veriyor.
Üstelik bunların tümü artık “proaktif” olarak da gerçekleştirilebilir.
Muhalefetten tepkiler
Önerilen yasa tasarısı geniş çapta eleştirilere maruz kaldı. Örneğin, İstihbarat Servisleri Parlamento Denetim Komitesi’nin eski başkanı Konstantin von Notz (İttifak 90/Yeşiller), tasarıyı polis çalışmaları ile istihbarat çalışmaları arasında ayrım yapmamakla eleştiriyor.
Notz, dış istihbarat servisinin (BND) yetkilerinin genişletilmesini destekliyor; fakat iç istihbarat servisine (BfV) aynı yetkilerin verilmesini “hukukun üstünlüğü açısından tartışmalı”, “kötü tasarlanmış ve tehlikeli” olarak değerlendiriyor.
Yeni yasaya göre, iç istihbarat servisi gelecekte örneğin doktorların ve terapistlerin muayenehanelerine fark edilmeden girebilecek.
Sonuç olarak, Ulusal Yasal Sağlık Sigortası Hekimleri Birliği (KBV) ve Alman Tabipler Birliği, bu önlemi “doktorların gizlilik hakkını zedeleyeceği ve korunması gereken doktor-hasta arasındaki gizli ilişkiyi ihlal edeceği” gerekçesiyle sert bir şekilde eleştirdi.
Hessen Eyaleti Tabipler Birliği başkanı, taslağı “tıp mesleğine saygısızlık” olarak değerlendiriyor; bunun doktor ile hasta arasındaki güven ilişkisini zedelediğini söylüyor.
Dobrindt ise bu eleştiriyi reddederek, “Buna hiç katılmıyorum, çünkü her zaman uygun şekilde hareket ediyoruz,” diyor.
Alman Gazeteciler Birliği (DJV), yaptığı açıklamada, tasarıda “çok geniş terimler” kullanıldığını vurguluyor. DJV’ye göre bu da “barışçıl faaliyetlerin bile” istihbarat kurumlarının denetimi altına girebileceği anlamına geliyor.
Gazeteciler gelecekte artık kaynak korumasını garanti edemeyecek. Ayrıca, “müdahale eşiklerinin uyruk ve ikamet yerine göre derecelendirilmesi” anayasaya aykırı.
Birliğe göre tasarıda öngörülenin aksine, yabancı gazeteciler ile yurtdışında çalışan Alman gazeteciler de istihbarat servislerinden korunmalı.
İstihbarat kurumlarını kim denetleyecek?
Eski Federal Veri Koruma Komiseri Louisa Specht-Riemenschneider ise, BND üzerindeki denetim yetkisinin Bağımsız Denetim Kurulu bünyesinde merkezileştirilmesine karşı önceden uyarıda bulunmuştu.
Veri etiği alanında fahri profesör olan ve Specht-Riemenschneider’in selefi Ulrich Kelber de bu eleştiriyi paylaşıyor: İstihbarat teşkilatları, “neyin denetime tabi tutulabileceğine” dair “nihai kararı” kendileri veriyor.
Veri koruma uzmanının değerlendirmesine göre, gelecekte tek denetim organı olacak Bağımsız Denetim Kurulu, reddedilen erişim hakkına itiraz edemeyecek.
Tasarıda getirilen “rıza durumu”, BND’ye “kapsamlı özel yetkiler” verirken denetim imkânlarını daha da kısıtlıyor.
Üstelik bunu, şimdiye kadar gerekli olan Federal Meclis’in gerginlik durumu veya savunma durumu ilan etmesini gerektirmeden yapabilecek.
Kelber bunu, “seçilmiş parlamentodan anayasal açıdan tartışmalı bir yetki kayması” olarak görüyor.
Federal hükümetin kısmen denetim mekanizmalarında sözde bir iyileşmeye atıfta bulunarak desteklediği bu yasa tasarısı, ona istihbarat servislerinin “bağımsız denetiminin kasıtlı olarak sabote edildiği izlenimini” veriyor.
İstihbarat, kaynağı belirsiz olayları “Rus hibrit saldırısı” sayıyor
Dobrindt de içeride atılan bu adımı Rusya’dan gelen bir tehdidi gerekçe göstererek meşrulaştırıyor.
Dobrindt, Almanya’nın “her gün hibrit savaşın hedefi” olduğunu iddia ediyor; istihbarat teşkilatlarının yetkilerinin genişletilmesinin ise yalnızca “mevcut tehdit durumuna bir yanıt” olduğunu söylüyor.
Parlamento denetim komitesi önünde yapılan bir oturumda, Anayasa Koruma Dairesi Başkanı Sinan Selen, kurumunun belirli bir kaynağa açıkça atfedilemeyen olayları da Rusya’nın “hibrit saldırıları” olarak sınıflandırdığını itiraf etti.
Bu durum, dış düşmanlar ile iç muhalifler arasındaki ayrımı daha da bulanıklaştırıyor.
Dolayısıyla, yeni yasa uyarınca iç istihbarat servisi gelecekte sadece gerçek ya da iddia edilen “hibrit saldırıları” değil, aynı zamanda “nüfusun geniş kesimlerinde yaşanan önemli kargaşaları” da operasyonel tedbirler için gerekçe olarak kullanabilecek.
Berlin, NATO birliklerinin yeni Doğu Cephesi’ne giderken Almanya’dan geçmesi durumunda, savaş halinde halkın direnç göstereceğini öngörüyor.
Alman “stratejik özerkliği” militarizasyonla el ele
İçişleri Bakanı Dobrindt, Almanya’nın şimdiye kadar yabancı istihbarat servislerinin desteğine bağımlı olduğunu iddia ediyor.
Berlin, güçlendirilmiş Alman istihbarat servislerinin kendisine Washington, Paris ve Londra karşısında daha iyi bir konum kazandıracağını ve “eşit şartlarda” ciddi bir muhatap haline gelerek, ikincil ortak olmaktan uzaklaşacağını umuyor.
Önerilen yasa tasarısı, Alman istihbarat kurumlarının “artık diğer Avrupalı ortakların gerisinde kalmamasını” sağlamayı amaçlıyor.
Bakana göre bu sayede Berlin, “Avrupa güvenlik politikasında liderlik rolü üstlenme iddiasını haklı çıkaracak.”
Amerika7 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını1 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Görüş2 hafta önceBüyük Oyun III: Enerji ve Dolar Açlığıyla Şekillenen Yeni Dünya
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor
Söyleşi2 hafta önceEmekli Yarbay Daniel Davis Harici’ye konuştu: ABD, İran savaşını kaybetti
Görüş2 hafta önceJaponya’nın Savunma Beyaz Kitabı: Odakta Çin ve “Kapsamlı Ulusal Güç” Stratejisi Var
Rusya2 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?










