Bizi Takip Edin

Diplomasi

İsrailli büyükelçi Leiter: Türkiye ile savaş istemiyoruz ama kırmızı çizgi aşıldı

Yayınlanma

İsrail’in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını önemli ölçüde genişletmeyi planladığını gösteren net istihbarat aldıklarını ve Tel Aviv’in bu hamleyi bir “kırmızı çizginin aşılması” olarak değerlendirdiğini belirtti.

Jerusalem Post gazetesine verdiği demeçte Leiter, “Ne Türkiye ne de Suriye ile gerginliğin tırmanmasını ya da savaşı arıyoruz. Ama bir kırmızı çizgi aşıldı,” dedi.

Bu açıklamaları, İsrail’in Suriye’nin İdlib kentindeki Ebu Zuhur Hava Üssüne düzenlediği hava saldırısı ve ardından hem Suriye hem de Türkiye hükümetlerinden gelen eleştirilerin ardından geldi.

Leiter şöyle devam etti:

“Bu, anlaşmalara yönelik bariz bir Türk ihlali olarak görülüyordu. İstihbarata erişmesi gerekenler bu bilgileri aldı. Neler olacağını bilmesi gerekenler de biliyordu. Bunun anlaşmalarımıza aykırı olduğunu açıkça belirttik ve işte bu yüzden İsrail bu şekilde hareket etti.”

Leiter’e göre, bu uyarıların dikkate alınmaması, salı günü İsrail’in, Türk kuvvetlerinin varmasının beklendiği iddia edilen Ebu Zuhur hava üssüne saldırmasına yol açtı.

Suriyeli yetkililer, hava üssünün en az sekiz saldırıya hedef olduğunu belirtirken, daha sonra yayınlanan uydu görüntüleri pistlerdeki hasarı ortaya koydu.

Mossad şefi ile Suriyeli bakan telefonda görüşmüş

İsrail’e göre Ocak 2026’da Paris’te “Suriye’de statükonun korunması” anlaşması yapıldı

Leiter, Türkiye’nin bu hamlesinin, Biden yönetimi döneminde İsrail ile Suriye’nin yeni lideri Ahmed Şara yönetimi arasında varılan ve ülkedeki “mevcut durumu donduran” mutabakatlarla çeliştiğini söyledi.

Leiter’e göre, bu mutabakatlar, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Leiter, dönemin Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Gil Reich ve Netanyahu’nun askeri sekreteri Roman Gofman’ın (şu anda Mossad direktörü) katıldığı, Ocak 2026’da Paris’te düzenlenen bir toplantıda yeniden teyit edildi.

Leiter şöyle devam etti:

“Bu dondurma durumu, Türklerin harekete geçmediği gibi bizim de harekete geçmeyeceğimiz ve onların da bizi geri çekilmeye zorlamayacağı anlamına geliyor. Ayrıca şunu anlamak önemli: Biz Suriye’de sadece 78 mil karelik [yaklaşık 202 kilometre kare] bir güvenlik bölgesinde bulunurken, Türkler son birkaç yıl içinde Suriye’nin kuzeyinde 3.500 mil karelik bir alanı– ülkenin topraklarının yaklaşık %5’ini– yavaş yavaş ilhak etmişlerdir.”

Jerusalem Post’a göre ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack hariç, üst düzey ABD’li yetkililer Suriye’deki İsrail saldırısını kınamadı.

Leiter, “Yönetimin politikası, geçmişte üzerinde anlaşmaya varılan dondurma sürecinin devam etmesi; bu nedenle Trump bile saldırıyı kınamadı,” dedi.

Barrack: İsrail’in ez-Zuhur’a yaptığı saldırı nedeniyle endişeliyiz

“İsrail ve Suriye, aralarındaki çatışmanın tırmanmasını istemiyor”

Gerginliklere rağmen Leiter, İsrail’in, Suriye’nin bir tırmanma ya da savaş peşinde olmadığını anladığını vurguladı.

Büyükelçi, “Suriyelilerin bizimle bir çatışma istemediği bizim için açık. Bu yüzden Türklere çatışma yaratmamalarını söylüyoruz. Türkiye’nin planladığı hamlenin Suriyelilere dayatıldığına dair birden fazla işaret var,” dedi.

Leiter, bu bariz uyumsuzluğun, saldırının ardından Türkiye ve Suriye’den gelen çelişkili açıklamalarda da görüldüğünü savundu:

“Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, saldırıdan birkaç gün önce Suriye’de bir Türk heyetinin bulunduğunu kabul ederken, Türkler bunu yalanladı. Bu konuyu kendi aralarında halletmeleri gerekir.”

Leiter, geçmişte olduğu gibi Suriye ile doğrudan görüşmelere geri dönülmesini ihtimal dışı bırakmadı fakat bunun için koşulların uygun olması gerektiğini söyledi.

Leiter, “Müzakereler yeniden başlatılabilir. Daha önce Suriyelilerle yürüttüğümüz yüz yüze diyaloğu sürdürmek istiyoruz,” dedi.

Barrack: İsrail-Suriye-Türkiye çatışmasızlık mekanizması istiyoruz

“Ankara ile diyaloğa açığız”

Leiter, İsrail’in de Türkiye ile bir çatışma peşinde olmadığını ve Ankara ile diyaloğa açık olduğunu ekledi.

İsrailli diplomat, “Onlarla diyaloğa kesinlikle açığız fakat ülkedeki üst düzey yetkililerin açıklamalarına göre, onlar İsrail’i haritadan silmeyi tercih ediyorlar,” diye konuştu.

Türkiye’nin Hamas liderlerine ev sahipliği yaptığı ve Hizbullah ile Hamas’a “fon aktardığı” iddiasında bulunan Leiter, böyle bir dönemde “Türkiye’nin Lübnan ve Suriye’de nüfuzunu genişletmeye başlamasının” uygun olmadığını savundu.

Leiter şöyle devam etti:

“Mevcut koşullar altında Türkiye, bölgede sükuneti sağlamaya yardımcı olacak bir güç olamaz. Keşke Kudüs ile Ankara arasındaki ilişkilerde birkaç on yıl önceki duruma geri dönebilsek. O zaman, Türkiye’nin bölgedeki etkisine açık olurduk. Fakat Türkiye’nin terör örgütlerini finanse ettiği bir ortamda, bölgedeki etkisinin artması mantıklı değil.”

Diplomasi

Chatham House: Hürmüz Boğazı teknik ve kademeli bir planla açılabilir

Yayınlanma

Chatham House uzmanı Nitya Labh, ABD ile İran arasındaki savaşta Hürmüz Boğazı’nın açılabilmesi için karşılıklı, kademeli ve teknik açıdan denetlenebilir bir seyrüsefer protokolü gerektiğini vurguladı. Savaş öncesinde günde yaklaşık 138 geminin geçtiği stratejik hatta günlük trafiğin 16’ya gerilediğine dikkat çeken Labh, çözümün genel siyasi pazarlıklardan ziyade operasyonel kurallara bağlı olduğunu kaydetti.

İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House bünyesindeki Uluslararası Güvenlik Programı Akademisi Üyesi Nitya Labh, ABD ile İran arasındaki savaşın tırmanma ile diplomasi arasında belirsiz bir evreye girdiğini belirten bir analiz yayımladı.

Analizde, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının küresel etkileri karşısında krizin aşılması için izlenmesi gereken teknik ve diplomatik yol haritası ele alındı.

Makalede, “ABD ile İran arasındaki savaş, gerilimin tırmanması ile diplomasi arasında belirsiz bir aşamaya girdi” değerlendirmesi yapıldı.

İran’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda çeşitli koşulların karşılanması halinde Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı ve nükleer müzakerelere dönmeyi önerdiği, fakat bu teklifin ABD Başkanı Donald Trump tarafından reddedildiği aktarıldı.

Washington ile Tahran arasındaki görüş ayrılıklarının boyutuna dikkat çekilen makalede, “Hürmüz konusunda başarılı bir anlaşma, her şeyden önce seyrüsefer serbestisini yeniden tesis etmeye odaklanan teknik açıdan kesin, karşılıklı ve doğrulanabilir bir süreç gerektirir” ifadelerine yer verildi.

Belirsiz bir mutabakat zaptı veya kapsamlı bir “büyük pazarlık” arayışının boğaz sorununu çözmeye yetmeyeceği vurgulandı.

“Sürdürülebilir bir düzenleme; rotaları, koordinatları ve gemi uygunluğunu belirlemelidir”

Hürmüz Boğazı’ndaki fiili tabloya yer verilen analizde, Tahran yönetiminin boğazı kapalı tutma kararını gemilerin İran karasularından geçmesini zorunlu kılarak, geçiş ücreti alarak ve kurallarını ihlal ettiğini öne sürdüğü gemileri vurarak uyguladığı kaydedildi.

Bu adımların Basra Körfezi genelinde 85 deniz olayına ve 24 denizcinin hayatını kaybetmesine yol açtığı açıklandı.

Makalede ABD’nin bu duruma İran bağlantılı tüm gemilere abluka uygulayarak karşılık verdiği belirtilerek, “28 Eylül itibarıyla ABD güçleri 122 ticari gemiyi farklı rotalara yönlendirdi, üçünü hareket edemez hale getirdi ve ikisine bindi” tespiti paylaşıldı.

ABD kuvvetlerinin boğazın güney hattında kendi koridorunu oluşturduğu, bölgede yüzlerce ticari geminin mahsur kaldığı ifade edildi.

Verilerin vahameti makalede şu ifadelerle aktarıldı:

“Gemi takip verileri, pazartesi günü boğazdan yalnızca 16 geminin geçtiğini gösteriyor. Bu sayı, savaşın başlamasından önce günde yaklaşık 138 seviyesindeydi.”

Kuzeydeki İran rotasını ağırlıklı olarak İran, Rusya ve ihraç edilen İran petrolünün yüzde 90’ından fazlasını alan Çin bağlantılı gemilerin kullandığı; güneydeki ABD destekli rotadan ise büyük ölçüde Birleşik Arap Emirlikleri bayraklı gemilerin geçtiği bildirildi.

Ağustos ayında İran ile Umman’ın deniz trafiğini ortak yönetme arayışına girdiği hatırlatılan metinde, Umman, İran ve Körfez İşbirliği Konseyi liderlerinin Maskat’ta yapmayı planladığı toplantının ABD baskısı ve Kızıldeniz’deki tırmanış nedeniyle ertelendiği kaydedildi.

Makalede, “Hürmüz’ü yeniden açmak, ABD ve İran’ın önce diğer tüm anlaşmazlıklarını çözmesini zorunlu kılmıyor. Tarafların ticari seyrüsefer için işleyen bir sistem kurması gerekiyor” değerlendirmesi yapıldı.

“Gerilimi azaltma süreci karşılıklı, kademeli ve doğrulanabilir olmalıdır”

Haziran ayında varılan mutabakat zaptının belirsizlikler nedeniyle başarısız olduğuna işaret edilen makalede, “Etkili bir boğaz anlaşması, yalnızca ticari gemi trafiğinin derhal başlayacağını ilan etmekle yetinemez. Hangi gemilerin hangi rotalarda seyredebileceğini ve bir gemi belirlenen rotadan saptığında ne olacağını tanımlamalıdır” denildi.

Sürecin işletilebilmesi için atılması gereken somut adımlar analizde şöyle sıralandı:

“Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya dönük ilk çabalar, deniz ortamını istikrara kavuşturmaya odaklanmalıdır. Hem İran hem de ABD, boğazdaki çatışmalara aşamalı ve karşılıklı biçimde ara vermeyi taahhüt etmelidir.”

İran’ın ticari seyrüsefere müdahaleyi azaltması karşılığında ABD ve ortaklarının ablukayı gevşetebileceği, belirli davranış kriterlerine bağlı olarak sınırlı yaptırım muafiyetleri sağlanabileceği ifade edildi.

Güven tesisinde mayın temizliğinin belirleyici olacağı vurgulanarak, “Teknik ekipler, ortaklaşa kararlaştırılan bir güvenlik protokolü kapsamında mayın temizliği yürütmeli; temizlenen ve temizlenmeyen alanların konumları ticari işletmecilere bildirilmelidir” uyarısı yapıldı. Bağımsız denizcilik kuruluşlarının, siyasi uzlaşmanın tarafı olmadan mayından arındırılan alanların durumunu doğrulayabileceği dile getirildi.

“Hürmüz kapanından çıkış, dikkatle kurgulanmış bir uzlaşma gerektirir”

Kalıcı bir çözüm için çok taraflı mekanizmaların devreye girmesi gerektiğini savunan Labh, kriz boyunca Umman, Katar ve Pakistan’ın arabuluculuk yürüttüğünü; İngiltere ve Fransa’nın seyrüseferi yeniden sağlamak amacıyla çok uluslu bir koalisyon oluşturduğunu hatırlattı.

Olası bir denetim mekanizmasının yapısına ilişkin makalede şu ifadeler yer aldı:

“İzleme mekanizması Umman ve diğer Körfez ülkelerinden temsilcileri, uluslararası denizcilik otoritelerini ve tarafsız teknik uzmanları içerebilir. Bu yapının görevi dar ve operasyonel tutulmalıdır.”

Analizin sonuç bölümünde, yaklaşan ABD ve İsrail seçimlerinin süreci zorlaştırabileceği ve İran’ın geçiş ücreti uygulamasının siyasi pürüz yaratmayı sürdürdüğü belirtildi.

Labh, makalesini şu tespitle tamamladı: “Hürmüz kapanından çıkış, her iki tarafa da çatışmayı durdurmaları için pratik, doğrulanabilir ve siyasi olarak sürdürülebilir bir yol sunan, dikkatle kurgulanmış bir uzlaşma olmak zorundadır.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Almanya, Afrika’dan LNG alımını artırıyor

Yayınlanma

Alman hükümeti, ABD’den gelen sıvılaştırılmış doğalgaza (LNG) olan bağımlılığını azaltmak amacıyla Kuzey Afrika’dan enerji ithalatını hızlandırıyor.

Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını durdurma kararını aldığından beri Almanya, LNG ithalatının büyük bir kısmını ABD’den karşılıyor.

Katar’dan LNG ithal ederek bu bağımlılığı azaltma planları, Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle şimdilik rafa kaldırıldı.

German Foreign Policy’deki analize göre bu nedenle Berlin, dikkatini giderek daha fazla Afrika’ya yöneltiyor. Cezayir, gelecekte doğalgaz ve yeşil hidrojen tedarik etmeyi planlıyor.

Temmuz ayı başında, Cezayir devlet şirketi Sonatrach’a ait bir sıvılaştırılmış doğalgaz sevkiyatı ilk kez Wilhelmshaven 1 LNG terminaline ulaştı.

Aynı zamanda, Alman hükümeti Fas’tan büyük ölçekte yenilenebilir elektrik ithalatı konusunda yeni bir girişimde bulunuyor.

“Sila Atlantik” projesi, dünyanın en uzun denizaltı elektrik kablosu aracılığıyla Almanya ile Fas’ı birbirine bağlamayı ve Almanya’nın elektrik ihtiyacının yüzde beşine kadarını karşılamayı hedefliyor.

Ağustos sonunda Fas hükümeti projeye yeşil ışık yaktı. Fransa da Fas’ta kendi çöl enerji projelerini sürdürüyor.

ABD LNG’sinden uzaklaşma planı

Alman hükümeti, bir süredir AB’nin ABD’den gelen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedarikine olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.

Rus gaz ithalatının yerini doldurmak için AB, savaş hazırlıklarının bir parçası olarak giderek artan miktarlarda LNG ithal ediyor.

Son dönemde, AB’nin LNG ithalatının yüzde 55’i ve Almanya’nın LNG ithalatının yüzde 96’sı ABD’den geldi.

Alman hükümeti, özellikle Katar’dan yapılacak sevkiyatlar yoluyla ABD ithalatına olan bağımlılığını kademeli olarak azaltmayı umuyordu.

Bu planlar, Hürmüz Boğazı’ndaki abluka nedeniyle şimdilik başarısızlıkla sonuçlandı. Şimdi, Afrika’dan gelen doğal gaz ve yeşil hidrojenin, savaş nedeniyle kesintiye uğrayan Rusya ve Basra Körfezi’nden gelen doğal gaz ithalatının yerini almasına yardımcı olması bekleniyor. 

Dışişleri Bakanı Johann Wadephul bu yaz Nijerya’da müzakereler yürüttü; Şansölye Friedrich Merz ise Cezayir cumhurbaşkanıyla Almanya’ya doğal gaz ve hidrojen ithalatını görüştü.

Diğer planların yanı sıra, Akdeniz’i aşan bir hidrojen boru hattının inşası da gündemde.

Güney H2 boru hattı projesi, Cezayir’den Tunus ve İtalya üzerinden Avusturya’ya ve nihayetinde Almanya’ya hidrojen taşımayı amaçlıyor.

Almanya, Fas’ta da enerji tedarikini çeşitlendirmek için çalışıyor. Yüksek güneş ışınımı ve elverişli rüzgâr koşulları sayesinde ülke, Avrupa’ya ihraç edilecek yenilenebilir elektrik üretimi konusunda büyük bir potansiyele sahip.

Fas’ı Almanya’ya bağlayacak elektrik kablosu planı

Kuzey Afrika’da yenilenebilir enerji üretip Avrupa’ya ihraç etme fikri, Almanya’da yirmi yılı aşkın bir geçmişe sahip. Bu tür ilk girişimler 2003 yılına kadar uzanıyor.

2009 yılında, ağırlıklı olarak büyük Alman şirketlerinin katılımıyla Desertec Endüstriyel Girişimi nihayet kuruldu.

Sadece üç yıl sonra, Siemens’in projeden çekilmesiyle proje zorluklarla karşılaştı. 2014 yılında Desertec büyük ölçüde başarısızlıkla sonuçlandı; girişim, küçük bir hizmet şirketine dönüştü.

Almanya, Sila Atlantik projesiyle Kuzey Afrika’dan yenilenebilir elektrik ithal etmek için yeni bir girişimde bulunuyor.

Bu amaçla, Almanya ve Fas, Portekiz, İspanya, Fransa, Belçika ve Hollanda kıyıları boyunca uzanarak Almanya’ya ulaşacak dünyanın en uzun denizaltı elektrik kablosuyla birbirine bağlanacak.

Fas’ta üretilen elektriğin, Almanya’nın yıllık elektrik talebinin yüzde beşine kadarını karşılaması bekleniyor. Kablo projesi için yapılan yatırımların 26,3 milyar avro olduğu tahmin ediliyor.

Batı Sahra’dan Avrupa’ya enerji hattı

Fransa da doğrudan bir elektrik bağlantısı yoluyla yenilenebilir enerji ithal etmek için Fas ile daha yakın işbirliği yapıyor.

Bu projenin öncesinde, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fas’ın Batı Sahra’nın büyük bir kısmını işgal altında tuttuğunu tanımıştı.

Birleşmiş Milletler, Batı Sahra’yı “özerk olmayan bölge” olarak sınıflandırıyor ve dolayısıyla fiilen, dekolonizasyon hakkına sahip bir koloni olarak kabul ediyor.

Sahrawi kurtuluş hareketi Polisario, bölgenin bağımsızlığı için mücadele ediyor. Planlanan kablo inşaatında Fransa, Batı Sahra’yı iktisadi olarak kendisine bağlamak için Fas’ın kurduğu altyapıdan faydalanacak durumda.

Birleşik Krallık da Fas’ta kendi hedeflerini takip etti. Artık rafa kaldırılan Xlinks projesi, Birleşik Krallık’ın elektrik ihtiyacının yüzde sekizine kadarını karşılamayı amaçlıyordu.

Bu amaçla planlanan güneş ve rüzgâr enerjisi santralleri, konumu nedeniyle “Batı Sahra’ya Açılan Kapı” olarak da bilinen Guelmim-Oued Noun bölgesinde inşa edilecekti.

İki rakip enerji koridoru

Fas’ın yanı sıra Cezayir de Avrupa’nın enerji tedariki açısından önem kazanıyor. Bu yıl ülke, İspanya’nın en büyük doğal gaz tedarikçisi haline geldi.

Cezayir ayrıca mevcut boru hatları aracılığıyla İtalya’ya da doğal gaz ihraç ediyor. Planlanan Trans-Sahra boru hattı, Nijerya’dan Nijer üzerinden Cezayir’e ve oradan da Avrupa’ya ek doğalgaz taşımayı amaçlıyor.

Cezayir projesi, Fas’ın bir boru hattı projesiyle rekabet halinde. Fas projesi ise Nijerya’dan Batı Afrika kıyı şeridini takip ederek çok sayıda transit ülke üzerinden Fas’a ve gelecekte de Avrupa’ya doğal gaz taşımayı amaçlıyor.

Dolayısıyla Cezayir ve Fas, Avrupa’nın enerji tedariki için kilit enerji ve transit ülkeleri olarak gelecekteki rollerini üstlenmek üzere rekabet halinde.

Cezayir, Almanya için de acil bir önem kazanıyor. Temmuz ayı başında, Cezayir devlet şirketi Sonatrach’tan gelen bir LNG sevkiyatı ilk kez Wilhelmshaven 1 LNG terminaline ulaştı.

Böylelikle Cezayir’den gelen sevkiyatların, Almanya’nın ABD’den yapılan LNG ithalatına olan ağır bağımlılığını azaltmaya da katkıda bulunması hedefleniyor.

Fas yeşil ışık yaktı

Yaz aylarında, Sila Atlantik projesi konusunda Alman ve Fas hükümetleri arasında başlangıçta anlaşmazlıklar yaşandı.

Reuters’ın haberine göre Fas, planlanan kablonun elektriği her iki yönde de taşıyabilmesini talep etti.

Alman tarafı ise bunun teknik olarak mümkün olmakla birlikte projenin maliyetini önemli ölçüde artıracağını belirtti. Ayrıca, gerekli inşaat arazisinin tahsisi hâlâ beklemedeydi.

Ağustos sonunda Fas, Alman planlarına yönelik itirazlarını geri çekti.

Fas Enerji Dönüşümü Bakanı Leila Benali’nin Ekonomi Devlet Sekreteri Frank Wenzel’e gönderdiği mektupta, Fas hükümeti Sila Atlantik çöl enerji projesinin Fas’ın “stratejik vizyonuyla tam uyum içinde” olduğunu belirtti.

Benali ayrıca, hükümetinin Alman federal hükümetiyle yakın işbirliği içinde projeyi daha ayrıntılı olarak görüşmeye hazır olduğunu ifade etti.

Bu mektup, Wenzel’in yıl başında proje için Fas hükümetinden destek talep ettiği mektuba yanıt niteliğindeydi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

IMF: Ukrayna’nın finansman açığı 54 milyar dolara ulaşabilir

Yayınlanma

IMF’nin ön raporu, Ukrayna’nın 2029 yılına kadar 54 milyar dolara varan ek finansman açığıyla karşı karşıya kalacağını ortaya koydu. Kaynak ihtiyacının 2027’de 35 milyar dolarla zirveye çıkması beklenirken Kiev yönetimi yalnızca savunma harcamalarındaki açığı kapatmak için 27 milyar dolar arıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Ukrayna’nın 2029 yılına kadar 54 milyar dolara varan ek finansman açığıyla karşı karşıya kalacağını hesapladı.

Bloomberg’in aktardığı ön rapora göre Fon, Kiev yönetiminin kaynak ihtiyacında en yüksek seviyenin 2027 yılında görüleceğini ve bu dönemdeki açığın 30 ila 35 milyar dolara ulaşacağını öngörüyor.

Raporda eksikliğin 2028’de 17 milyar dolar, 2029’da ise 2 milyar dolar düzeyinde gerçekleşebileceği belirtilirken verilerin değişebileceğine dikkat çekildi.

Ukrayna’ya mali destek sağlayan donör ülkelerin temsilcileri, ek yardım müzakerelerini hızlandırma gündemiyle 29 Eylül’de Brüksel’de toplandı.

Görüşmeler sürerken Ukrayna Tarım Politikası Bakanı Taras Vısotskiy, Avrupa Komisyonunun tarım sektörünün ihtiyaçları doğrultusunda talep edilen 220 milyon euroluk kaynağı tahsis etmeyi reddettiğini bildirdi.

IMF, Şubat ayında Ukrayna için 8,1 milyar dolarlık dört yıllık kredi programını onaylamış, yaklaşık 1,5 milyar dolarlık ilk dilim Mart ayında serbest bırakılmıştı.

Fon heyeti, kredi şartları kapsamında reform süreçlerini ve vergi tabanının genişletilmesini denetlemek üzere Mayıs ayında Ukrayna’ya gitti. İnceleme neticesinde Kiev’in koşullardan birini yerine getirmediği saptansa da taraflar yeni dilimin verilmesi konusunda uzlaşmaya vardı.

Fon, Temmuz ayında 690 milyon dolarlık ek aktarımı onayladı ve mevcut program çerçevesindeki toplam ödeme 2,2 milyar doları aştı.

Yıl ortasında hazırlanan projeksiyonlarda IMF, çatışmaların 2026 sonunda biteceği varsayımına dayanarak Ukrayna’daki finansman açığını gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 17,8’i seviyesinde tahmin etmişti. Bloomberg, çatışmaların uzaması durumunda söz konusu oranın yukarı yönlü güncelleneceğini kaydetti.

Ukrayna Başbakanı Sergey Koretskiy, 2026 yılı savunma bütçesindeki açığın kapatılması için 27 milyar dolara ihtiyaç duyduklarını duyurdu.

Toplam savunma harcaması ihtiyacını 155 milyar dolar olarak açıklayan Koretskiy, kamu maliyesindeki tablonun kritik seviyeye yaklaştığını söyledi.

Euronews’ün verilerine göre Kiev yönetimi, AB’den talep ettiği destek miktarını daha sonra 20 milyar dolara indirdi. Ukrayna Savunma Bakanlığı ise gelecek yıl harcamaların 175 milyar dolara yükseleceğini öngörüyor.

Ukrayna parlamentosunun yaklaşık 47,5 milyar dolarlık açıkla kabul ettiği 2026 bütçesinin yanı sıra enerji altyapısı da kaynak sıkıntısıyla karşı karşıya.

Kış öncesinde enerji sektöründeki finansman eksiğinin yaklaşık 650 milyon euro olduğunu belirten Başbakan Koretskiy, ülkeyi nesnel bakımdan zorlu bir kış mevsiminin beklediğini kaydetti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English