Diplomasi
ABD, Hizbullah’ın statüsünü “İran’ın vekil örgütü” olarak değiştirdi

ABD, Hizbullah’a ilişkin tanımlamasını, “İran’ın bir vekili olduğunu” belirtmek üzere resmi olarak değiştirdi.
13224 sayılı Başkanlık Kararnamesi artık, Hizbullah’ın İran’ın İslam Devrim Muhafızları-Kudüs Gücü (IRGC-QF) adına veya hesabına hareket ettiği için yaptırım uygulandığını açıkça belirtiyor.
Al Arabiya’ya konuşan ABD’li dışişleri yetkilisi, bu değişikliğin Hizbullah’ın Lübnan’ın egemenliğine, Lübnan halkına veya Lübnan devletine neredeyse hiç saygı göstermeden faaliyet gösterdiğini vurguladığını savundu.
Yetkili şöyle devam etti:
“Bu karar, Hizbullah’ın askeri operasyonlarının, dış güvenlik faaliyetlerinin ve başlıca finansman ağlarının, İran’ın sınırları ötesinde terör faaliyetlerini yürütmek için kullandığı başlıca araç olan IRGC-QF’nin bir uzantısı olarak işlev gördüğünü resmen kabul etmektedir. Hizbullah, bir Lübnan direniş hareketi değildir.”
Yetkili, Hizbullah yetkililerinin İran’ın dini liderine defalarca verdikleri sadakat ve bağlılık yeminlerine işaret ederek, Kudüs Gücü’nün de örgütün askeri ve stratejik kararları üzerinde belirleyici bir etki uyguladığını savundu.
Yetkili, Washington’un “İran’ın Hizbullah’ı Lübnan’ın egemenliğini zayıflatmak, bölgesel istikrarı tehdit etmek ve Tahran’ın terörist gündemini ilerletmek için bir araç olarak kullanmasına imkân veren ağları bozma” konusundaki kararlılığını sürdürdüğünü belirtti.
Yetkili ayrıca, Hizbullah’ı son iki yıl içinde Lübnan’ı iki kez İsrail ile yıkıcı savaşlara sürüklemekle suçlayarak, grubun Lübnan’ın egemenliği, istikrarı ve iktisadi toparlanması önünde bir engel olmaya devam ettiğini ifade etti.
ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, “Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve tasfiyesi, Lübnan’ın ileriye dönük herhangi bir inandırıcı yol için hayati önem taşımaktadır ve biz bu hedefi ilerletmek için ortaklarımızla birlikte çalışıyoruz,” dedi.
Diplomasi
Dört Avrupa ülkesi İsrail’in Batı Şeria planını kınadı

Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya İsrail’in Batı Şeria’da “E1” adlı konut projesi için inşaat ihaleleri açma planlarını kınadı.
Bu dört ülkenin liderleri tarafından yapılan ortak açıklamada, “İsrail hükümetinin E1 yerleşim projesi kapsamında inşaat projeleri için ihale duyurusu yayınlama kararı kabul edilemez,” denildi.
Ayrıca Dışişleri Bakanı Ed Miliband çarşamba günü yaptığı açıklamada, Birleşik Krallık’ın Kudüs’ün doğusundaki E1 projesine tepki olarak, İsrail’in yerleşim yerlerinin genişletilmesine karışan kişilere yönelik hedefli yaptırımlar ve diğer önlemler hazırlayacağını söyledi.
Miliband, Birleşik Krallık’ın ihaleyle ilgili olarak İsrail’in maslahatgüzarını çağırdığını ve İsrail hükümetinden E1 planlarını durdurmasını, ihaleyi geri çekmesini ve yerleşim yerlerinin genişletilmesine son vermesini talep ettiğini belirtti.
İngiliz hükümeti, önümüzdeki haftalarda daha kapsamlı bir önlem paketi açıklayacağını duyurdu.
Miliband, “İngiltere, İki Devletli Çözüm’ün yok edilmesini seyirci kalarak kabul etmeyecektir,” dedi.
Bu açıklamalar, İsrail’in Kudüs ile Ma’aleh Adumim arasındaki bölgede 3.412 konutluk geniş bir planın parçası olan E1 bölgesindeki ilk 1.400 konut biriminin satışına başlaması üzerine geldi.
Sivil İdare’nin Yüksek Planlama Komitesi, projeyi Ağustos 2025’te onaylamıştı.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar ve Milli Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir Miliband’ın sözlerini kınadı.
Sa’ar, “Yahudi halkının, tıpkı İngilizlerin Londra’da ve Birleşik Krallık’ın her yerinde yaşama hakkına sahip olduğu gibi, İsrail Toprakları’nın her yerinde yaşama hakkı vardır,” diye yazdı.
Ben-Gvir ise “Birisi Ed’e, İsrail Toprakları üzerindeki İngiliz Mandası’nın 1948’de sona erdiğini ve İsrail’in bağımsız bir devlet olduğunu hatırlatmalı. Belki de Manda dönemi hakkında hayal kurmak yerine, hızla bir İslam Halifeliğine dönüşmekte olan Londra’sına pencereden bakmalı,” diye konuştu.
Diplomasi
İsrailli büyükelçi Leiter: Türkiye ile savaş istemiyoruz ama kırmızı çizgi aşıldı

İsrail’in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını önemli ölçüde genişletmeyi planladığını gösteren net istihbarat aldıklarını ve Tel Aviv’in bu hamleyi bir “kırmızı çizginin aşılması” olarak değerlendirdiğini belirtti.
Jerusalem Post gazetesine verdiği demeçte Leiter, “Ne Türkiye ne de Suriye ile gerginliğin tırmanmasını ya da savaşı arıyoruz. Ama bir kırmızı çizgi aşıldı,” dedi.
Bu açıklamaları, İsrail’in Suriye’nin İdlib kentindeki Ebu Zuhur Hava Üssüne düzenlediği hava saldırısı ve ardından hem Suriye hem de Türkiye hükümetlerinden gelen eleştirilerin ardından geldi.
Leiter şöyle devam etti:
“Bu, anlaşmalara yönelik bariz bir Türk ihlali olarak görülüyordu. İstihbarata erişmesi gerekenler bu bilgileri aldı. Neler olacağını bilmesi gerekenler de biliyordu. Bunun anlaşmalarımıza aykırı olduğunu açıkça belirttik ve işte bu yüzden İsrail bu şekilde hareket etti.”
Leiter’e göre, bu uyarıların dikkate alınmaması, salı günü İsrail’in, Türk kuvvetlerinin varmasının beklendiği iddia edilen Ebu Zuhur hava üssüne saldırmasına yol açtı.
Suriyeli yetkililer, hava üssünün en az sekiz saldırıya hedef olduğunu belirtirken, daha sonra yayınlanan uydu görüntüleri pistlerdeki hasarı ortaya koydu.
İsrail’e göre Ocak 2026’da Paris’te “Suriye’de statükonun korunması” anlaşması yapıldı
Leiter, Türkiye’nin bu hamlesinin, Biden yönetimi döneminde İsrail ile Suriye’nin yeni lideri Ahmed Şara yönetimi arasında varılan ve ülkedeki “mevcut durumu donduran” mutabakatlarla çeliştiğini söyledi.
Leiter’e göre, bu mutabakatlar, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Leiter, dönemin Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Gil Reich ve Netanyahu’nun askeri sekreteri Roman Gofman’ın (şu anda Mossad direktörü) katıldığı, Ocak 2026’da Paris’te düzenlenen bir toplantıda yeniden teyit edildi.
Leiter şöyle devam etti:
“Bu dondurma durumu, Türklerin harekete geçmediği gibi bizim de harekete geçmeyeceğimiz ve onların da bizi geri çekilmeye zorlamayacağı anlamına geliyor. Ayrıca şunu anlamak önemli: Biz Suriye’de sadece 78 mil karelik [yaklaşık 202 kilometre kare] bir güvenlik bölgesinde bulunurken, Türkler son birkaç yıl içinde Suriye’nin kuzeyinde 3.500 mil karelik bir alanı– ülkenin topraklarının yaklaşık %5’ini– yavaş yavaş ilhak etmişlerdir.”
Jerusalem Post’a göre ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack hariç, üst düzey ABD’li yetkililer Suriye’deki İsrail saldırısını kınamadı.
Leiter, “Yönetimin politikası, geçmişte üzerinde anlaşmaya varılan dondurma sürecinin devam etmesi; bu nedenle Trump bile saldırıyı kınamadı,” dedi.
Barrack: İsrail’in ez-Zuhur’a yaptığı saldırı nedeniyle endişeliyiz
“İsrail ve Suriye, aralarındaki çatışmanın tırmanmasını istemiyor”
Gerginliklere rağmen Leiter, İsrail’in, Suriye’nin bir tırmanma ya da savaş peşinde olmadığını anladığını vurguladı.
Büyükelçi, “Suriyelilerin bizimle bir çatışma istemediği bizim için açık. Bu yüzden Türklere çatışma yaratmamalarını söylüyoruz. Türkiye’nin planladığı hamlenin Suriyelilere dayatıldığına dair birden fazla işaret var,” dedi.
Leiter, bu bariz uyumsuzluğun, saldırının ardından Türkiye ve Suriye’den gelen çelişkili açıklamalarda da görüldüğünü savundu:
“Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani, saldırıdan birkaç gün önce Suriye’de bir Türk heyetinin bulunduğunu kabul ederken, Türkler bunu yalanladı. Bu konuyu kendi aralarında halletmeleri gerekir.”
Leiter, geçmişte olduğu gibi Suriye ile doğrudan görüşmelere geri dönülmesini ihtimal dışı bırakmadı fakat bunun için koşulların uygun olması gerektiğini söyledi.
Leiter, “Müzakereler yeniden başlatılabilir. Daha önce Suriyelilerle yürüttüğümüz yüz yüze diyaloğu sürdürmek istiyoruz,” dedi.
Barrack: İsrail-Suriye-Türkiye çatışmasızlık mekanizması istiyoruz
“Ankara ile diyaloğa açığız”
Leiter, İsrail’in de Türkiye ile bir çatışma peşinde olmadığını ve Ankara ile diyaloğa açık olduğunu ekledi.
İsrailli diplomat, “Onlarla diyaloğa kesinlikle açığız fakat ülkedeki üst düzey yetkililerin açıklamalarına göre, onlar İsrail’i haritadan silmeyi tercih ediyorlar,” diye konuştu.
Türkiye’nin Hamas liderlerine ev sahipliği yaptığı ve Hizbullah ile Hamas’a “fon aktardığı” iddiasında bulunan Leiter, böyle bir dönemde “Türkiye’nin Lübnan ve Suriye’de nüfuzunu genişletmeye başlamasının” uygun olmadığını savundu.
Leiter şöyle devam etti:
“Mevcut koşullar altında Türkiye, bölgede sükuneti sağlamaya yardımcı olacak bir güç olamaz. Keşke Kudüs ile Ankara arasındaki ilişkilerde birkaç on yıl önceki duruma geri dönebilsek. O zaman, Türkiye’nin bölgedeki etkisine açık olurduk. Fakat Türkiye’nin terör örgütlerini finanse ettiği bir ortamda, bölgedeki etkisinin artması mantıklı değil.”
Diplomasi
Ukrayna’da savaş sürerken seçim çağrısı yapan Fedorov destek bulamadı

Ukrayna’da Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile siyasi mücadeleye giren eski Savunma Bakanı Mihail Fedorov, çatışmalar bitmeden başkanlık seçimi yapılması yönündeki çağrısının ardından siyasi yenilgiye uğradı. Sıkıyönetim kalkmadan sandığa gidilmesini isteyen Fedorov’a ne muhalefet milletvekilleri ne kamuoyu ne de kendisini destekleyen protestocular arka çıktı.
Ukrayna’da Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile siyasi rekabete girişen eski Savunma Bakanı Mihail Fedorov, Reuters’ın analizine göre bu mücadeleden yenilgiyle ayrıldı.
Eski Bakan Fedorov, 18 Ağustos’ta Ukrayna’da sıkıyönetim kaldırılmadan ve çatışmaların sona ermesi beklenmeden devlet başkanlığı seçimlerinin yapılması çağrısında bulundu.
Fedorov’un bu hamlesini “beceriksizce bir hata” olarak niteleyen Ukraynalı bir muhalefet milletvekili, Reuters’a yaptığı değerlendirmede, “Bu da Fedorov’un ülkeye dair bir başkanlık sezgisine sahip olmadığını gösteriyor” dedi.
Kiev Uluslararası Sosyoloji Enstitüsünün (KMIS) ağustos ayı başında gerçekleştirdiği anket sonuçları, Ukrayna halkının yarısından fazlasının çatışmalar tamamlanmadan seçime gidilmesine karşı olduğunu ortaya koydu.
KMIS Direktörü Anton Gruşetskiy konuya ilişkin açıklamasında, “İnsanlar bu protestoların en yoğun olduğu dönemde dahi seçim yapılmasını istemiyordu. Fedorov’un bunu neden anlamadığı cevapsız bir soru olarak duruyor” ifadelerini kullandı.
Fedorov’un görevine iadesi talebiyle sokağa çıkan protestocuların ana örgütleyicisi Dmitriy Kozyatinskiy de seçim teklifini desteklemedi. Fedorov’un savunma bakanlığı görevinden alınması üzerine temmuz ayı ortasında başlayan ve kendisinin göreve dönmesini talep eden gösterilerin organizatörü olan Kozyatinskiy, silahlı bir çatışma ortamında seçimlerin nasıl yapılabileceğini hayal dahi edemediğini söyledi.
Ukrayna merkezli SOCIS araştırma merkezinin 28 Temmuz-2 Ağustos tarihleri arasında yürüttüğü kamuoyu araştırmasına göre, olası bir başkanlık seçiminin ilk turunda oy dağılımı şu şekilde şekillendi:
Görevdeki Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy yüzde 22,3; Ukrayna’nın Londra Büyükelçisi ve eski Genelkurmay Başkanı (2021-2024) Valeriy Zalujnıy yüzde 21,4; eski Savunma Bakanı Mihail Fedorov yüzde 13,1; Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kirill Budanov yüzde 8,3.
Kremlin ise Fedorov’un seçim çağrısını şüpheyle karşıladı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Evet, Kiev rejimi ve bu rejimin sözde siyasi arenası son derece parçalı bir yapıda. Orada birçok kişinin bulanık suda balık avlamaya çalıştığını, bazılarının demokrasiye ve normlarına atıfta bulunurken bazılarının buna dahi yeltenmediğini görüyoruz. Hukuki açıdan durum, Devlet Başkanı Putin’in defalarca dile getirdiği şekliyle sürmektedir” açıklamasında bulundu.
Bu gelişmeler yaşanırken Fedorov, ABD’ye bir ziyaret planladı. Fedorov’un basın servisinden yapılan açıklamada, ziyaretin savunma teknolojileri alanındaki projelerle bağlantılı olduğu ve ABD’li siyasetçiler veya yetkililerle herhangi bir görüşmeyi kapsamadığı bildirildi. Buna karşılık The Guardian gazetesi, bu seyahatin eski bakanın sıkıyönetim kalkmadan seçim düzenlenmesi yönünde destek arayışıyla ilişkili olduğunu yazdı.
The Telegraph gazetesi ise Fedorov’un görevden alınmasının ve başkanlık seçimi çağrısı yapmasının Rusya’nın lehine sonuç doğurduğunu savundu.
Gazetenin haberinde, Fedorov’un istifasının ardından gösterilere katılan destekçilerinin, eski bakanı Savunma Bakanlığındaki yolsuzlukla mücadele etmek isteyen bir reformcu olarak gördüğü kaydedildi.
Ukrayna Savunma Bakanlığı görevinde altı ay kalan Fedorov, 15 Temmuz’da istifasını duyurmuştu. Eski Bakan, istifasına gerekçe olarak ekibinin girişimlerini engellediğini savunduğu askeri yönetimle yaşadığı anlaşmazlığı göstermişti.
The New York Times’ın temmuz ortasında yayımladığı haberde, artan popülaritesi ve insansız hava araçlarının savaştaki rolü konusunda askeri komuta kademesiyle yaşadığı görüş ayrılıkları nedeniyle eski bakanın Zelenskiy için “bir sorun ve tehlike” haline geldiği belirtilmişti.
Kiev Uluslararası Sosyoloji Enstitüsünün (KMIS) o dönemki anket verilerine göre, Fedorov’un Ukrayna halkı arasındaki onay oranı yüzde 63’e ulaşarak yüzde 56 düzeyinde bulunan Zelenskiy’nin önüne geçmişti.
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını1 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceForeign Affairs: Amerika Ortadoğu’dan Vazgeçmeli
Diplomasi1 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya2 hafta önceRusya, yolları insansız hava aracı saldırılarına karşı koruyacak
Rusya4 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor










