Bizi Takip Edin

Diplomasi

ABD ile Almanya savunma sanayii işbirliğini derinleştirecek

Yayınlanma

Pentagon şefi Pete Hegseth ile Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, iki ülkenin “savunma sanayii tabanlarının entegrasyonu” konusunda anlaştı.

Hegseth, Başkan Donald Trump’ın Almanya’yı takip ettiğini ve silahlanma çabalarını desteklediğini söyledi. 

Almanya’nın savunma harcamalarının artık Trump tarafından belirlenen GSYİH’nin yüzde beşi hedefine doğru ilerlediğini kaydeden Pentagon şefi, “bunu takdir ettiklerini” belirtti. 

İki bakan arasında imzalanan mutabakat zaptının amacı, “transatlantik endüstriyel üretim ve bakım kapasitelerini desteklemek için savunma sektöründe ikili işbirliğinin güçlendirilmesi” olarak tanımlanıyor.

ZEIT’a göre Alman hükümeti, sık sık NATO’ya gizlice sırtını dönmüş gibi davranan ve tutarsız hareket eden bir ABD başkanı karşısında, Almanya’nın en önemli ortağı olan ABD’ye artık güvenemeyeceğini aylardır kamuoyuna ima etse de, bildiride şöyle deniyor:

“Almanya ve ABD, Atlantik’in her iki yakasındaki mevcut siyasi zorlukların sağlam, karşılıklı yarar sağlayan ve sıkı bir şekilde entegre edilmiş bir savunma sanayi tabanını gerektirdiği konusunda mutabık kalmaktadır.”

ABD’nin NATO elçisi Whitaker: Avrupa’da ABD’nin rolünü Almanya üstlenmeli

Mutabakat zaptında, her iki ülkenin “yüksek performanslı sanayilerinin”, “en son teknolojiye sahip silah sistemleri, bileşenleri ve karmaşık mühimmatın üretiminde” gelecekte birbirlerini “daha da yakından tamamlayabileceği” söyleniyor.

Anlaşma, Aşağı Ren bölgesindeki Weeze’de F-35 savaş uçağı için gövde parçalarının üretimi ve Yukarı Bavyera’daki Schrobenhausen’de Patriot GEM-T hava savunma sistemi için güdümlü füzeler üretme tesisinin inşası gibi devam eden işbirliği projelerinden de bahsediyor.

Buna ek olarak, henüz üzerinde anlaşmaya varılmamış projeler de bulunuyor. Bunlar arasında ATACMS ve Stinger hava savunma füzeleri ile AMRAAM havadan havaya güdümlü füzeler alanındaki işbirlikleri yer alıyor.

Pistorius, Alman topraklarında Amerikan füzelerinin de üretilmesi önerisine büyük ilgi olduğunu savundu ve bunun ittifak için büyük bir fayda ve Bundeswehr (Alman Silahlı Kuvvetleri) için pek çok avantaj anlamına geldiğini kaydetti.

Bunlar arasında istihdam ve refah, belirlenmiş stratejik yön ve alınacak önlemler, Kuvvet Yapısı Gözden Geçirme (Force Posture Review) ve Derin Vuruş Kabiliyeti (Deep Strike Capability) bulunuyor.

Pistorius, “sıkı ve başarılı endüstriyel ortaklığı” övdü ve şöyle ekledi:

“Kaynaklarımızı daha da yakından birleştirirsek, bizim ve NATO ortaklarımızın caydırıcılık ve savunma için acilen ihtiyaç duyduğu sistemleri daha hızlı ve daha büyük miktarlarda sağlayabiliriz.”

Almanya savunmada ABD’yi tutabilmek için ortak silah üretimi istiyor

Alman bakana göre bu, sadece Almanya’nın operasyonel hazırlığını değil, aynı zamanda “Amerika Birleşik Devletleri’nin ve tüm ittifakın” hazırlığını da güçlendirecek.

Önümüzdeki cuma günü Pistorius, Fort Worth’ta sipariş edilen 35 F-35A  avcı uçağının ilkini sembolik olarak teslim alacak.

Öte yandan CH-47F Chinook nakliye helikopterleri, P-8A Poseidon deniz devriye uçakları ve bunlara eşlik eden MQ-9B insansız hava araçları, Tomahawk seyir füzeleri ya da bunların Typhon fırlatıcıları henüz teslim edilmedi.

ABD ve ABD Başkanı’nın güvenilirliğinin sorgulanması konusunda sorulduğunda, Almanya Savunma Bakanlığı uzun süredir sorunsuz askeri işbirliğine işaret ederek yanıt veriyor.

Sözlü atışmalar bir yana, her şey plana göre ilerlemektedir. Pistorius, özellikle Fransızlar tarafından savunulan, Avrupa’nın ABD silahlarından bağımsız olması fikrinin bir savunucusu değil.

Ona göre, ABD başkanını ve dolayısıyla Amerikan askeri gücünü Avrupa’ya en güçlü şekilde bağlayan şey, tam da Atlantik’in ötesinden gelen silah anlaşmaları.

Pistorius, Pete Hegseth ile yaptığı görüşmenin ardından memnuniyetle, “Almanya hakkında tek bir eleştirel söz bile duymadım. Hiçbir şekilde,” diye konuştu.

Diplomasi

İngiltere, Kanada öncülüğündeki savunma bankasına katılabilir

Yayınlanma

İngiliz yetkililer, Birleşik Krallık’ın Kanada öncülüğündeki küresel bir savunma bankasına katılması yönündeki önerileri inceliyor.

Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham, Temmuz ayında Kanadalı mevkidaşı Mark Carney ile Savunma, Güvenlik ve Dayanıklılık Bankası (DSRB) girişimini görüşmüştü.

 Savunma Bakanı Wes Streeting ise geçen hafta bu girişimin sağlayabileceği “muazzam faydalar”dan övgüyle bahsetmişti.

Konuya yakın kaynakların Financial Times’a (FT) bildirdiğine göre, Birleşik Krallık şu anda bu bankaya katılma fikrini ciddiyetle değerlendiriyor ve yetkililerin katılımın nasıl işleyebileceğini inceliyor.

Bir hükümet yetkilisi, “Bu konuyu aktif olarak araştırıyoruz. İlgileniyoruz,” dedi.

Bir başka üst düzey İşçi Partisi yetkilisi ise, Keir Starmer’ın yönetiminin girişimi reddetmiş olmasına rağmen, “bu fikrin yeniden oldukça gündeme geldiğini” ifade etti.

Söz konusu kişi, önerinin Birleşik Krallık’ın 2030 yılına kadar GSYİH’sinin yüzde 3’ünü savunmaya ayırma hedefine ulaşmasına potansiyel olarak yardımcı olabileceğini belirtti ve Birleşik Krallık hükümetindeki üst düzey yetkililerin de “bunun iyi bir uluslararası işbirliği örneği olduğunu düşündüklerini” ekledi.

Fakat yetkililer, Londra’da öneriye ilişkin henüz herhangi bir karar alınmadığını vurguladı.

Starmer ile Burnham arasında “savunma bankası” gerilimi

Dünya Bankası model alınarak kurulan bir kredi kurumu olan DSRB, savunma girişimleri için “uzun vadeli, düşük maliyetli finansman” sağlama sözü verdi.

Banka, Kanada ve Avrupa ülkelerinin NATO kapsamında savunmaya yıllık 850 milyar avro ek harcama yapma taahhütlerini yerine getirmelerine yönelik nakit desteği sağlamayı hedefliyor.

Fransa ve Almanya gibi büyük Avrupa güçleri ile Birleşik Krallık, bu teklife katılmadı.

Bu hafta Fransa ve Birleşik Krallık’ı ziyaret eden Carney, FT’ye verdiği röportajda Avrupa’yı Kanada ile ekonomik ve güvenlik ittifakını derinleştirmeye çağırdı. Carney ayrıca bu ziyareti DSRB’yi tanıtmak için de kullanıyor.

Çarşamba günü Burnham ile Carney’nin bir araya geleceği görüşmede DSRB’nin gündemin üst sıralarında yer alması bekleniyor.

Her ikisi de Everton Futbol Kulübü taraftarı olan iki lider, Liverpool’da birlikte bir maçı izlemeye hazırlanıyor.

Britanya Maliye Bakanı John Healey ile Kanadalı mevkidaşı François-Philippe Champagne’ın da perşembe günü Londra’da yapacakları görüşmede bu öneriye değinmeleri bekleniyor.

Bir İngiliz askeri yetkili, “Konunun görüşülmesi planlanıyor. Fakat şu anda kesinleşmiş bir şey yok,” dedi.

JPMorgan, Commerzbank, Deutsche Bank ve ING, DSRB’nin finansal destekçileri arasında yer alıyor.

Temmuz ayında Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde Kanada, Arnavutluk, Belçika, Yunanistan, Letonya, Lüksemburg, Romanya, Türkiye ve Ukrayna, DSRB’yi “kurma konusunda ortak niyetlerini” açıklamıştı.

Haziran ayında FT’ye bir makale yazan Başbakan Carney ve Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden, DSRB’nin üye bankaların savunma amaçlı olarak şu anda verdiklerinin iki katından fazla kredi vermesine olanak tanıyacağını belirtti.

İngiltere’nin DSRB’ye katılma fikri Starmer yönetimi döneminde değerlendirilmişti. Fakat nihayetinde İngiltere’nin, dönemin maliye bakanı Rachel Reeves’in öncülüğünü yaptığı bir finansman girişimi olan Çok Taraflı Savunma Mekanizması’nı (MDM) tercih etmesi nedeniyle rafa kaldırılmıştı.

Kanada, yeni İngiliz hükümetinin savunma bankasına katılmasını istiyor

MDM, tedarik ve stoklamayı güçlendirmeyi amaçlıyor. Reeves, bu mekanizmanın İngiltere’nin “vergi mükellefleri için paranın karşılığını daha iyi almasını” sağlarken, “savunmayı finanse etmek için düşük faizle borçlanmamızı da hayati bir şekilde mümkün kılacağını” vurgulamıştı.

Birleşik Krallık, Hollanda, Polonya ve Finlandiya’nın da katıldığı MDM’ye başlangıç olarak 400 milyon sterlin taahhüt etmişti.

İngiliz yetkililer salı günü, Birleşik Krallık’ın MDM’ye bağlılığını sürdürdüğünü vurguladı.

Bazı İngiliz hükümet yetkilileri, bu iki girişimin birleşebileceğine inanıyor. Bu senaryo, Reeves’in kendisi tarafından Temmuz ayında görevinden ayrılmadan kısa bir süre önce ortaya atılmıştı.

Fakat diğerleri, girişimlerin farklı roller üstleneceğini ve bu nedenle ayrı varlıklar olarak kalırken birbirleriyle uyumlu bir şekilde çalışabileceklerini vurguladı.

Bir Birleşik Krallık hükümet sözcüsü şunları söyledi:

“Savunma sanayi kapasitesini artırmak için uluslararası ortaklarımızla birlikte çalışmaya tam olarak kararlıyız. Çok Taraflı Savunma Mekanizması ile Savunma Güvenliği Dayanıklılık Bankası’nın birbirini tamamlayıcı nitelikte olmasını sağlamak için Kanadalı müttefiklerimizle yakın işbirliği içindeyiz.”

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Mark Carney’in “benzersiz ittifakını” reddetti

Yayınlanma

AB başkentleri, Kanada’nın blokla “benzersiz bir ittifak” kurma girişimine soğuk bir tepki gösterdi.

Bu durum, Başbakan Mark Carney’in “orta güçlerin” ABD ve Çin’e karşı saflarını sıkılaştırması yönündeki çağrısının etkisini azalttı.

Bu hafta Fransa ve Birleşik Krallık’ı ziyaret eden Carney, FT’ye verdiği röportajda, daha önce ülkesine “ortak üyelik” fikrini ortaya attıktan sonra, Avrupa’yı Kanada ile iktisadi ittifakını derinleştirmeye çağırdı.

Fakat görüşmelere katılan beş AB diplomatına göre, Carney’in bu hamlesi, Ottawa’ya tercihli ticaret erişimi sağlamaktan çekinen hükümetleri ikna etmeyi başaramadı.

Diplomatlar, bunun yerine şüphecilerin, Kanada’ya mevcut anlaşmaların daha iyi bir şekilde uygulanmasının sunulabileceğini öne sürdüklerini belirtti.

Ayrıca, bloğun Kanadalı silah üreticileriyle ve kritik maden çıkaran şirketlerle işbirliğini yoğunlaştırması konusunda da bir fikir birliği var.

Bir AB diplomatı şöyle konuştu:

“Kanadalıları seviyoruz ama herkes neyin mümkün neyin mümkün olmadığı konusunda oldukça gerçekçi. ‘Üyelik hariç her şey’ demek kulağa hoş geliyor, ancak pek de iyi düşünülmemiş bir öneri olarak algılandı. Fakat [Carney’in] denediği için onu suçlamıyorum.”

Başka bir diplomat, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kanada ile önemli ölçüde güçlendirilmiş bir ilişkiye nasıl tepki verebileceğine dair endişelerin de bazı AB başkentlerini etkilediğini söyledi. 

Üçüncü bir diplomat, Baltık ülkeleri gibi Rus tehditleri karşısında NATO’nun korumasına güvenen ülkelerin özellikle endişeli olduğunu belirtti.

Dördüncü bir diplomat, “Tüm üçüncü ülkeler arasında Kanada, şu anda hepimizin yakınlaşmak istediği birkaç ülkeden biri. Fakat onlarla bile, ticaret erişimi ve tercihli muamele konularını konuşmaya başladığımızda dikkatli olmamız gerektiğini hepimiz biliyoruz,” dedi.

Carney, Trump yönetiminin agresif dış politikası tarafından tehdit edilen çok taraflı kuruluşları korumak amacıyla Batı’daki liberal demokratik işbirliğinin “jeopolitik bir paratoner” rolü üstlendi. 

Kanada, Trump’ın ticaret savaşına yanıt olarak ABD’ye misilleme gümrük vergileri uygulayan Çin ile birlikte sadece iki ülkeden biri.

AB’yi ikna etme kampanyasının bir parçası olarak, Kanada başbakanı çarşamba günü Strazburg’da Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in yıllık Birliğin Durumu konuşmasına katılacak ve perşembe günü Avrupa Parlamentosu’nda kendi konuşmasını yapacak.

Carney, bu Ocak ayında Davos etkinliğinde yaptığı bir konuşmada “orta güçler” terimini ortaya atmış ve Çin ve ABD gibi süper güçlere karşı koymak için birleşmeleri gerektiğini söylemişti. Von der Leyen de genel hatlarıyla aynı kavramı desteklemişti.

Ne var ki, Carney’in ziyaretine hazırlık amacıyla geçen hafta düzenlenen AB üye devletleri büyükelçileri toplantısında, bir büyükelçi, bloğun “bir ‘orta güç’ olmadığını” ve çok daha küçük olan Kanada’nın herhangi bir özel muamele beklememesi gerektiğini belirtti.

Beşinci bir diplomat, “Birçok başkent, biraz gerçekçilik duygusuna ihtiyaç duyulduğunu düşünüyor,” dedi.

Bu diplomat, Fransa ve İtalya da dahil olmak üzere 10 ülkenin, Kanada’nın AB ile imzaladığı 2017 tarihli serbest ticaret anlaşmasını (CETA) henüz onaylamadığını belirtti.

Anlaşma, Kanadalı yatırımcılara hükümetleri dava etme konusunda daha fazla hak tanıyacak ve tarım ürünleri için gümrük tarifelerini düşürecek hükümlere yönelik çeşitli ulusal meclislerin itirazları nedeniyle askıya alınmıştı.

Carney, FT’ye verdiği röportajda beklentilerini belirgin şekilde yumuşatarak, 10 AB ülkesinden CETA’yı onaylamalarını istedi.

Anlaşma geçici olarak yürürlükte; bu da gümrük vergisi indirimleri, gümrük kuralları ve mal ve hizmetlere yönelik pazar erişimi dahil olmak üzere hükümlerinin çoğunun halihazırda geçerli olduğu anlamına geliyor.

Fakat anlaşmanın tam olarak onaylanması giderek daha belirsiz hale geliyor: Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken, İtalya’da Giorgia Meloni’nin gelecek yıl yapılacak genel seçimler öncesinde aşırı sağcı bir milliyetçiyle ittifak kurmak zorunda kalması muhtemel; bu durum, AB’nin en büyük iki üye ülkesinde anlaşmanın onaylanma ihtimalini zayıflatıyor.

Kurallar ve standartlar arasındaki fark da, özellikle ABD pazarının çekiciliği göz önüne alındığında, Kanada ile AB arasında daha yakın bir uyum sağlanması ihtimalini zayıflattı.

AB, Kanada’nın mal ihracatının yüzde 6’sından azını oluşturuyor; bu da daha derin ticari bağlar kurulması imkânını sınırlamaktadır.

Sığır eti buna iyi bir örnek. Kanada, CETA kapsamında düşük gümrük vergili bir kota olmasına rağmen AB’ye hiç sığır eti ihraç etmiyor çünkü üreticileri, AB kuralları uyarınca yasaklanmış büyüme hormonları kullanıyor.

Ticarette birçok sorunlu konu hâlâ devam ediyor. AB, Kanada’nın AB menşeli çelik ve çivi gibi bazı ürünlere uyguladığı gümrük vergilerini kaldırmasını istiyor.

Ayrıca, ithalata karşı yerli üretimi destekleyen “Kanada Malı Satın Al” kurallarının hafifletilmesini de talep ediyor.

Ottawa da, AB’nin önerdiği “Made in Europe” politikasından ve kereste ile alüminyum gibi kritik ihracat ürünlerinin maliyetlerini artıracak çevre düzenlemelerinden benzer şekilde memnun değil.

İki taraf, 29-30 Ekim tarihlerinde Montreal’de yapılacak zirveden önce bir dijital ticaret anlaşması imzalamayı umuyor.

Ancak AB ülkeleri, Kanada’da birçok düzenlemenin eyalet düzeyinde belirlendiğinin farkında; bu da federal hükümetin vaat ettiği değişiklikleri hayata geçirmesini zorlaştırıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, İsrail ve Arap askeri şefleri gizli toplantıda buluştu

Yayınlanma

ABD, İsrail ve çeşitli Arap ülkelerinden üst düzey askeri komutanlar, geçen hafta Almanya’da bir araya gelerek İran ile savaş ve bölgedeki daha geniş kapsamlı gerginlikleri görüştü.

İki İsrailli yetkilinin Axios’a verdiği bilgiye göre, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper tarafından düzenlenen bu kapalı toplantı, katılımcı ülkelerden hiçbiri tarafından resmi olarak duyurulmadı.

Geçmişte de benzer toplantılar düzenlenmiş olsa da, bu toplantı, ABD ve İsrail’in altı aydan fazla bir süre önce İran’la savaşa girmesinden bu yana düzenlenen ilk toplantı oldu.

Habere göre bu toplantı, İsrail ile diplomatik ilişkisi olmayan Körfez ülkeleri ve İsrail’den gelen askeri komutanların bir araya gelip savaş hakkında görüş alışverişinde bulunmaları için nadir bir fırsat oldu.

Cooper’ın yanı sıra toplantıya İsrail, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Ürdün ve Mısır’ın genelkurmay başkanları da katıldı.

Cooper, İran’ın ABD üslerine yönelik saldırılarına rağmen ABD ordusunun bölgeden kuvvetlerini çekmeyeceğine dair gruba güvence verdi.

Ayrıca meslektaşlarına, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini artırmaya yönelik ABD planı hakkında bilgi verdi.

Bir İsrailli yetkili, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Genelkurmay Başkanı General Eyal Zamir’in diğer katılımcılara çeşitli cephelerdeki İsrail operasyonları hakkında bilgi verdiğini söyledi.

CENTCOM, toplantıyı doğrulayarak yaptığı açıklamada, “Almanya’da düzenlenen planlı bir konferans kapsamında sekiz ülkeden üst düzey askeri liderleri ağırladığını” belirtti.

Açıklamada, “Liderler, Orta Doğu’da güvenlik işbirliğini güçlendirme imkânlarını görüştü,” denildi.

İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında Eylül 2020’de imzalanan İbrahim Anlaşmaları’ndan bu yana, İsrail ile bölgedeki diğer ülkeler arasındaki işbirliği yoğunlaştı.

Kısa bir süre sonra İsrail, Avrupa Komutanlığı’nın sorumluluk alanından CENTCOM’a devredildi.

Bu hamle, İsrail’in CENTCOM şemsiyesi altında Arap ülkeleriyle askeri işbirliği yapmasına ve özellikle hava ve füze savunması alanlarında bölgesel güvenlik yapısının bir parçası olmasına olanak sağladı.

Savaş süresince İsrail, hem savunma hem de saldırı operasyonlarında BAE ve ABD ile işbirliği yaptı.

İsrailli yetkililer, İsrail’in BAE’ye “Demir Kubbe” füze savunma sistemini, sistemi işletmek üzere personeliyle birlikte konuşlandırdığını ve BAE’ye istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR) alanlarında gerçek zamanlı destek sağladığını belirtiyor.

Savaş sırasında İsrail ile bölgedeki diğer Arap ülkeleri arasındaki istihbarat paylaşımı da arttı.

Toplantı, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı, karada ilerleme kaydettiği ve Kızıldeniz’deki Bab el-Mendeb Boğazı’nın fiili kontrolünü ele geçirdiği bir dönemde gerçekleşti.

Konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynak, İsrail ve Suudi Arabistan’ın, CENTCOM’un desteğiyle, İsrail’in Yemen’e karşı Suudi askeri operasyonlarını nasıl destekleyebileceğini ve BAE’ye sağladığı desteğe benzer bir şekilde istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR) yardımı sunabileceğini tartıştıklarını söyledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English