Bizi Takip Edin

Asya

Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

Yayınlanma

Güney Kore ve ABD arasındaki anlaşmanın imzalanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçerken Washington’da rahatsızlık büyüyor.

Güney Kore’nin ABD Başkanı Donald Trump’la ABD’ye 350 milyar dolar yatırım yapma konusunda anlaşmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Ancak bugüne kadar henüz hiçbir yatırım için para taahhüdünde bulunulmadı. Bu durum Washington’da rahatsızlığı artırırken Seul’de de endişeye yol açıyor.

Güney Kore medyasında Teksas’ta doğalgazla çalışan bir elektrik santrali ve nükleer enerji santralleri de dahil olmak üzere çeşitli projelerin gündemde olduğuna ilişkin spekülasyonlar çıktı. Ancak Seul yönetimi bu iddiaları hızla yatıştırmaya çalıştı.

Seul bu hafta yaptığı açıklamada, “ABD yatırımları konusunda ne belirli yatırım alanları ve bunların açıklanacağı tarihler ne de ilk para transferinin miktarı ve zamanı kesinleşmiş durumda” dedi.

Konu hakkında bilgi sahibi bir ABD’li kaynak, Financial Times’a, Seul’ün “artık harekete geçmesi” gerektiğini, aksi halde Trump’ın sert tepki gösterme riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi. Bir başka kaynak ise yatırım sürecindeki gecikmelere ilişkin duyulan rahatsızlığın, Trump’ın geçen ay ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü kampanyaya yeterince destek vermediği gerekçesiyle Güney Kore’yi özellikle hedef almasının nedenlerinden biri olduğunu öne sürdü.

Washington merkezli danışmanlık şirketi The Asia Group’un ortağı Jennifer Lee, “ABD hükümeti içinde ciddi bir rahatsızlık birikiyor. Özellikle de Kore’nin kaydettiği ilerleme, Japonya’nın peş peşe açıkladığı yatırım paketleriyle kıyaslandığında yavaş görünüyor” dedi.

Taahhüt, geçen yıl Trump’ın Güney Kore mallarına uygulamakla tehdit ettiği yüzde 25’lik tarifeleri yüzde 15’e düşürmesini öngören anlaşmanın bir parçasıydı. Seul ayrıca gemi inşasına 150 milyar dolar, stratejik sektörlere ise 200 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Yıllık yatırım tutarı 20 milyar dolarla sınırlandırıldı.

Japonya da benzer bir anlaşma kapsamında ABD’ye 550 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Ancak Japonya için yıllık bir üst sınır bulunmuyor ve Tokyo daha hızlı hareket etti. Japonya, Ohio’da 33 milyar dolarlık doğalgaz santrali ile Tennessee ve Alabama’da toplam 40 milyar dolara kadar çıkabilecek küçük modüler nükleer reaktör projeleri dahil çeşitli yatırımlar açıkladı.

Trump bu tür yatırım taahhütlerini son derece işlemsel bir çerçevede ele aldı. Daha önce Güney Kore’nin 350 milyar dolarlık taahhüdünü “peşin” ödenecek para olarak tanımlamıştı. Trump’ın ticaret danışmanı Peter Navarro ise Japonya’yla yapılan anlaşmayı “esas itibarıyla açık çek” olarak nitelemişti.

Başkan Lee Jae Myung, geçen kasım ayında anlaşmayı Güney Kore kamuoyuna anlatırken yatırımların “yalnızca ticari olarak uygulanabilir projelere” yapılacağını söylemişti.

Kore Ulusal Diplomasi Akademisi Profesörü Min Jeong-hun da projelerin ekonomik açıdan mantıklı olmadığı durumda şirketlerin yatırım yapmayacağını söyledi.

“Yapmazlar. Kore’nin temkinli davranmaktan başka seçeneği yok” diyen Min, “Başkan Trump hızlı ilerleme görmek istiyor. Tarafların pozisyonları farklı” ifadelerini kullandı.

Koreli şirketler ayrıca geçen eylülde ABD göçmenlik yetkililerinin Georgia’daki Hyundai-LG Energy Solution batarya fabrikasına düzenlediği baskından da ciddi şekilde rahatsız olmuştu. Olayın hemen ardından Başkan Lee, bunun Koreli şirketleri ABD’de yatırım yapmak konusunda “son derece tereddütlü” hale getirebileceği uyarısında bulunmuştu.

The Asia Group’tan Lee de iki hükümet arasında neyin üzerinde anlaşmaya varıldığı konusunda “gerçek bir yorum farkı” bulunduğunu kabul etti. Washington’ın tek tek projelerde daha büyük çaplı yatırımlar ve projelerin seçiminde daha fazla söz hakkı istediğini belirtti.

Washington ayrıca Samsung Electronics ve SK Hynix’in ABD’de gelişmiş bellek çipi üretimine yatırım yapması yönünde baskı uyguluyor. Ancak sektörün stratejik önemi ve çip üreticilerinin Güney Kore’de halihazırda üstlendikleri büyük yatırım taahhütleri nedeniyle bu talepler Seul açısından son derece hassas.

Buna karşılık gemi inşa sektörü, Seul’ün elinde belli ölçüde pazarlık gücü bulunan alanlardan biri.

ABD, küresel ticari gemi tonajının yalnızca yüzde 0,2’sini üretirken Güney Kore, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci gemi üreticisi konumunda. Trump’ın ABD gemi inşa sektörünü canlandırma planları da Kore teknolojisinin ve uzmanlığının Amerikan tersanelerine taşınmasını öngörüyor.

King’s College London’dan Ramón Pacheco Pardo, “Benim izlenimim, Trump’ın müttefiklerle ilişkilerinde benimsediği işlemsel yaklaşımın bir zaferi olarak sunabileceği büyük ölçekli yatırımlar görmek istediği yönünde” dedi.

Bazı uzmanlar ise Seul’ün bekleyerek kendi işini daha da zorlaştırdığını savunuyor.

Korea Economic Institute of America’dan Troy Stangarone, “Kore’nin ilk yatırım projesini açıklaması kritik önem taşıyor” dedi.

Stangarone, “Kore geciktikçe yönetimde, Güney Kore’nin taahhüdünden sıyrılmaya çalıştığı yönünde bir algı oluşması riski artıyor” ifadelerini kullandı.

Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimleri de baskıyı artırabilir.

Ewha Womans Üniversitesi Profesörü Park Won Gon, “Trump açısından bakıldığında, ABD’de yatırımların gerçekleşmesi gerekiyor ki bunu seçim kampanyasında kullanabilsin” dedi.

Yatırım anlaşmazlığı, ABD-Güney Kore ilişkilerinin başka boyutlarıyla da iç içe geçmiş durumda.

Trump 16 Ağustos’ta, Kuzey Kore’yi caydırmayı amaçlayan yıllık Ulchi Freedom Shield askeri tatbikatının kapsamının daraltılması talimatını verdi. Ertesi gün ABD Başkanı, “Sizi Kim Jong Un’dan korumak için orada 39 bin askerimiz var… ve siz İran’daki çok kolay bir askeri operasyonda bize yardım etmeyeceksiniz. Bu garip” dedi.

Bununla birlikte ABD, Güney Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği beş günlük ayrı bir askeri tatbikat bu hafta planlandığı şekilde başladı. Tatbikatın kapsamı veya süresinde herhangi bir değişiklik yapıldığı bildirilmedi.

Seul, İran konusunda ABD’ye nasıl yardımcı olabileceğine ilişkin seçenekleri değerlendirdiğini söylüyor. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü, Güney Kore’nin Körfez ve Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonlara katılmasının “ciddi sonuçları” olabileceği uyarısında bulundu.

Stangarone ise Hürmüz’de olası bir angajmanın Güney Kore’ye yatırım konusunda herhangi bir avantaj sağlamayabileceği görüşünde.

“Bir konuşlanma açıklamasının Kore’ye yatırım meselesinde herhangi bir esneklik sağlayacağını düşünmüyorum” diyen Stangarone, “Bu, kazanımlarını azamiye çıkarmaya çalışan bir [ABD] yönetimi” ifadelerini kullandı.

Pacheco Pardo’ya göre Trump, ilave baskı aracı olarak Washington’ın geçen yıl Seul’ün nükleer enerjili denizaltı edinme planlarını destekleme yönündeki anlaşmasından da “geri adım atabilir” ya da Kore’deki Amerikan askerlerini çekmekle tehdit edebilir.

Pacheco Pardo, ABD-Güney Kore ittifakının “temellerinin” güçlü olduğunu söylese de şu değerlendirmeyi yaptı:

“Trump’ın müttefiklere ilişkin görüşleri dikkate alındığında, Trump görevde kaldığı sürece ilişkiler çalkantılı olmaya devam edecek.”

Asya

İran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı

Yayınlanma

İran, petrol gelirlerini doğrudan nakit almak yerine Çin’den ithal ettiği malların finansmanında kullanarak milyarlarca dolarlık yaptırımları aşıyor. Reuters ajansının haberine göre gizli takas mekanizması üzerinden son bir yılda 2,5 milyar dolarlık işlem gerçekleşirken, bu kaynaklarla ilaç ve araçların yanı sıra askeri teçhizat da temin edildi.

İran, petrol satışlarına yönelik yaptırımları aşmak ve Çin’den askeri teçhizat dahil milyarlarca dolarlık ürün satın almak için takas benzeri gizli bir ticaret mekanizması işletiyor.

Reuters ajansına konuşan iki üst düzey İranlı yetkili ve konuyu yakından izleyen üç kaynak, Tahran yönetiminin Çin’e sattığı petrol karşılığında nakit yerine bu ülkeden ithal edilen mallar için kredi aldığını aktardı.

Adlarının gizli kalmasını isteyen kaynaklar, petrol gelirlerini Çin mallarıyla takas eden bu yöntemin, nükleer programı nedeniyle ABD’nin ekonomik ve askeri baskısını artırdığı son dönemde Tahran yönetimine doğrudan mali can damarı sağladığını vurguluyor.

Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı konumundaki Çin ise bu sayede indirimli İran petrolüne erişmeyi sürdürürken, bu ülkeye ihracat yapan bankalarını ve şirketlerini uluslararası ceza riskinden koruyor.

Washington yönetimi, İran petrolünün taşınmasını sağlayan bazı küçük ölçekli Çinli kuruluşlara yaptırım uygulasa da, küresel ekonomiyi sarsabilecek kapsamlı adımlardan kaçınıyor.

İki ülke arasındaki savaş sürerken Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya çalışan ABD, baskının dozunu artırdı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent geçen ay yaptığı açıklamada, Tahran ile ticari ilişkilerini kesmeyen ülkelerin dolar sisteminden çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtmişti.

Altı aydır süren savaş kapsamında ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasının bu takas mekanizmasını nasıl etkilediği henüz netleşmedi.

Fakat 14 Temmuz’da ablukanın yeniden yürürlüğe konmasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşan hiçbir İran petrol sevkiyatı kayıtlara geçmedi.

Batı’nın tek taraflı yaptırımlarını yasa dışı olarak niteleyen Pekin ve Tahran ise ticareti nasıl sürdürdüklerini kamuoyuna açıklamaktan kaçınıyor.

Kaynaklar, Tahran’ın bu sistemi ilaç, araç ve iletişim ekipmanı temin etmek amacıyla devreye soktuğunu aktarıyor. Çinli üreticilerin İran ile doğrudan temas kurmadığı ve yaptırımları deldiklerine dair bir işaret olmadığı belirtiliyor.

Öte yandan mekanizma, geçtiğimiz yıl İran’a milyonlarca dolar değerinde hava savunma ekipmanı sağlayan sözleşmeler kapsamında da en az bir kez kullanıldı. Kaynaklar söz konusu sevkiyatlara dair ayrıntı vermezken, işlemler bağımsız mercilerce doğrulanmadı.

Birleşmiş Milletler’in konvansiyonel silah ambargosu, İran ile küresel güçler arasında 2015’te imzalanan nükleer anlaşmanın çökmesi üzerine Eylül 2025’te diğer yaptırımlarla birlikte yeniden devreye girdi.

Tahran anlaşma hükümlerinden çekilmiş, Avrupalı ülkelerin yaptırımları otomatik olarak geri getirmesini ise Pekin ile Tahran hukuken sakat bir adım olarak tanımlamıştı.

Çin Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın sorularına verdiği yanıtta söz konusu ticaret yapısından haberdar olmadığını belirtti.

Pekin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı taşımayan ve uluslararası hukuka dayanmayan tek taraflı yaptırımlara karşı durduğunu bildirdi.

İran’ın New York ve Cenevre’deki diplomatik temsilcilikleri ise sorulara sessiz kaldı. Beyaz Saray adına konuşan bir ABD yetkilisi, Tahran’ın nükleer hedeflerine ulaşmasını engellemek için AB dahil uluslararası ortaklarla çalıştıklarını söylemekle yetindi.

Kpler veri analiz şirketine göre, 2025 yılında İran’ın ihraç ettiği ham petrolün yüzde 80’den fazlasını Çin satın aldı. Bu oran günde ortalama 1,4 milyon varile denk geliyor.

İki ülke 2021 yılında enerji ve altyapı alanlarını kapsayan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzalasa da işbirliğinin uygulama detayları büyük ölçüde gizli tutuluyor.

Söz konusu model, İran’ın uluslararası bankacılık kanallarına uğramadan Çin’den mal ve hizmet temin ettiği ağlardan yalnızca birini oluşturuyor.

Batılı bir yetkili ve konuyu izleyen diğer iki kişi, devlete ait Çinli petrol şirketi Zhuhai Zhenrong adına hareket eden bir alıcının, Çin merkezli ChuXin adlı gölge bir finans kuruluşuna bu yıla kadar her ay yüz milyonlarca dolar yatırdığını aktardı.

Bu mevduatların, İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) ile bağlantılı Hong Kong merkezli bir şirketten alınan petrolün bedelini oluşturduğu belirtiliyor.

ChuXin üzerinden aktarılan petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i İran’daki altyapı projelerine ayrılıyor. Kalan kısım ise İran’a mal sağlayan şirketlere ödeme yapmak üzere kurulan özel amaçlı şirketin (SPV) hesaplarına aktarılıyor.

İran’ın karar alma merkezine yakın kaynaklar, bu finansal mekanizmanın varlığını doğruluyor.

Fonların yönetimini Çin Ticaret Bakanlığı adına hareket eden bir firma ile İran Merkez Bankası ile bağlantılı diğer bir kuruluş paylaşıyor. İran Merkez Bankası ithalatçılara yetki verdiğinde, para transferi tedarikçi firmalara yönlendiriliyor. Resmi kayıtlarda ChuXin adına rastlanmazken, bir kaynak yapının yalnızca muhasebe tablolarında yaşam bulduğunu kaydetti.

Exeter Üniversitesi’nden uluslararası politika uzmanı Andrea Ghiselli, Pekin’in bu dolaylı ağları ABD’nin ikincil yaptırım tehditlerine boyun eğmeyeceğini göstermek için kullandığını ifade etti.

Ghiselli, Çinli liderlerin kendi bankalarını ve firmalarını küresel finansal sistemin dışına itilmekten korumayı amaçladığına dikkat çekerek, “İnkar edilebilir bir zemin oluşturmak istiyorlar” dedi.

Okumaya Devam Et

Asya

Yatırımcılar DeepSeek payı için yüksek komisyonları göze alıyor

Yayınlanma

Çinli yapay zeka girişimi DeepSeek’e yatırım yapmak isteyenler, aracılara yüzde 15’i aşan komisyonlar ödemeyi kabul ediyor. Piyasa değeri 71 milyar dolara çıkan şirketin katı ortaklık şartlarına rağmen, yaklaşan halka arz beklentisi hisselere yönelik ilgiyi körüklüyor.

Çinli yapay zeka girişimi DeepSeek bünyesinde hisse edinme yarışı, şirket paylarına dolaylı yoldan erişim sağlayan bir gölge yatırım piyasası yarattı.

Financial Times (FT) gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre, aracılar özel amaçlı yatırım yapıları (SPV) kurarak yüksek komisyonlar karşılığında şirkete ortak olma imkanı pazarlıyor.

Piyasa değeri yaklaşık 71 milyar dolara ulaşan DeepSeek, yatırımcılara beş yıl boyunca sermayelerini çekememe ve oy hakkı tanımama gibi ağır şartlar koşuyor. Buna rağmen şirkete yönelik yoğun ilgi devam ediyor.

DeepSeek, kurucusu Liang Wenfeng’in basına kapalı bir toplantıda sarf ettiği sözlerin medyaya sızması üzerine Temmuz ayında yeni kaynak arayışını geçici olarak askıya almıştı.

Haziran ayında tamamlanan ilk finansman turunda 7 milyar dolar toplayan şirket, sızıntının ardından yatırımcı incelemelerini sıkılaştırdı.

Liang’ın, hisselerin bilinmeyen aktörlerin eline geçmesini engellemek amacıyla sürece dahil olan fonların arkasındaki isimleri bizzat denetlediği kaydediliyor.

Doğrudan hisse alan kimi yatırımcılar ise özel yapılar oluşturup kendi paylarını tali alıcılara sunuyor.

Bu süreçte nihai alıcı ile DeepSeek arasında bazen birden fazla aracı yer alıyor ve her biri ayrı komisyon kesiyor.

Hong Kong merkezli bir yatırımcı, gazeteye yaptığı açıklamada, bu yapılar üzerinden kendisine sekiz ayrı yatırım seçeneği sunulduğunu aktardı. İlk kademede yüzde 6, ikinci kademede yüzde 8 komisyon talep edildiğini ve asgari giriş tutarının 10 milyon yuan (yaklaşık 1,5 milyon dolar) olarak belirlendiğini söyledi.

Sektörde benzer araçlar genellikle yüzde 2 giriş komisyonu ve kardan yüzde 20 pay alırken, DeepSeek hisselerine yönelik bazı tekliflerde komisyon oranının yüzde 15’i aştığı, kardan alınan payın ise yüzde 40’a kadar çıktığı görülüyor.

Son haftalarda neredeyse her gün yeni bir teklif aldığını belirten yatırımcı, mevcut tabloyu “en hafif tabirle kaotik” sözleriyle nitelendirdi.

Bloomberg, Temmuz ayı ortasında DeepSeek’in ilk halka arz (IPO) hazırlıklarına başladığını duyurmuştu. Girişimin 2026 sonu ya da 2027 başında başvuruda bulunabileceği, Çin ana karasındaki borsalardan birinde gerçekleşecek halka arzın 2027 yılına kalabileceği öngörülüyor.

İlk turda yaklaşık 3 milyar dolarlık payı bizzat Liang temin ederken; CATL, Tencent, JD.com, NetEase ve Çin devletine ait bir yapay zeka fonu da finansmana katılmıştı. Bu aktörlerin yeni turda da yer alması bekleniyor.

FT’nin verilerine göre DeepSeek’in yıllık düzenli geliri Ağustos ayında yaklaşık 500 milyon dolara ulaştı.

Yıl başından bu yana yapay zeka altyapısına 1,6 milyar dolar harcayan şirketin harcama düzeyi, 2025 yılının tamamına kıyasla neredeyse on kat artış gösterdi.

Yatırımcılar, hisse talebindeki bu sert yükselişi şirketin beklenen büyük halka arzına bağlıyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin ve Rusya arasındaki Sibirya’nın Gücü 2 boru hattı görüşmeleri fiyat anlaşmazlığı nedeniyle tıkandı

Yayınlanma

Kaynaklara göre Moskova ile Pekin arasındaki Sibirya’nın Gücü 2 boru hattı müzakereleri, doğalgaz fiyatındaki büyük farkın giderilememesi nedeniyle durdu.

South China Morning Post’un konu hakkında bilgi sahibi birden fazla kaynağa dayandırdığı haberine göre, Çin ile Rusya arasında Sibirya’nın Gücü 2 boru hattının inşasına ilişkin müzakereler, tarafların doğalgaz fiyatı konusundaki beklentileri arasındaki büyük farkı giderememesi nedeniyle tıkandı.

Konunun hassasiyeti nedeniyle isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, “Çin, Rusya’nın sübvansiyonlu konut tarifesine yakın, yani bin metreküp başına yaklaşık 50 dolar seviyesinde ya da en azından bin metreküp başına yaklaşık 120-130 dolar olan yurtiçi sanayi tarifesine yakın bir fiyat elde etmeyi umuyor” dedi.

Ancak kaynağa göre Rusya’nın beklentisi farklı. Moskova, mevcut Sibirya’nın Gücü 1 boru hattındaki, bin metreküp başına yaklaşık 250-260 dolar seviyesindeki fiyatı referans almak istiyor.

Kaynak, Çin’in Sibirya’nın Gücü 1 üzerinden ithal ettiği doğalgazın mevcut ortalama fiyatının bin metreküp başına yaklaşık 258 dolar olduğunu belirtti. Rusya’nın Ukrayna savaşı öncesinde Avrupa’ya satış fiyatı ise bin metreküp başına 420 doların üzerindeydi.

İsminin açıklanmasını istemeyen ikinci bir kaynak, “Bana öyle geliyor ki Gazprom ve CNPC (Çin Ulusal Petrol Şirketi), Uzak Doğu güzergâhı üzerinden Çin’e Rus gazı tedarik etmeye başlamaya hazırlanıyor ve bu güzergâhtaki sevkiyatları genişletip artıracak projeleri görüşüyor” dedi.

“Aynı şey Sibirya’nın Gücü 1 için de geçerli. Orada da fiziksel sevkiyat miktarlarını artırmak üzere çalıştıklarını görüyoruz” diye ekledi.

Planlanan 2 bin 600 kilometrelik Sibirya’nın Gücü 2 boru hattının, Yamal’daki Arktik doğalgaz sahalarından Moğolistan üzerinden Çin’e yılda 50 milyar metreküp gaz taşıması öngörülüyor. Hattın aynı zamanda Sibirya’nın Gücü 1’e veya Çin-Rusya Uzak Doğu Doğalgaz Boru Hattı’na tamamlayıcı olması bekleniyor.

Kaynaklar, tarafların “fiyat konusunda ilerleme sağlanamaması” nedeniyle Sibirya’nın Gücü 2’ye ilişkin onlarca yıldır süren müzakereleri durdurduğunu doğruladı. Projeye ilişkin ilk mutabakat zaptı 2006 yılında imzalanmıştı.

Rusya Enerji Bakanı Sergey Tsivilev, eylül ayı başında düzenlenen Doğu Ekonomik Forumu sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in boru hattının adını herhangi bir ek açıklama yapmadan “Baykal’ın Gücü” olarak değiştirdiğini açıkladı.

Çin’in gümrük veri tabanı, Rusya’dan boru hatları üzerinden yapılan aylık doğalgaz ithalat hacmini yalnızca 2021 yılına kadar gösteriyor. Gümrük verilerine göre geçen yıl Çin’in Rusya’dan boru hattıyla ithal ettiği doğalgazın değeri yıllık bazda yüzde 17,2 artarak 9,4 milyar dolara çıktı.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Rusya’nın Çin’e doğalgaz sevkiyatını 2025’teki 38 milyar metreküpten 2026’da 50 milyar metreküpe çıkarmayı planladığını söyledi.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Putin’in, 31 Ağustos-1 Eylül tarihlerinde Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi kapsamında gerçekleştirdikleri görüşmede Sibirya’nın Gücü 2 projesini ele almaları bekleniyordu. Ancak görüşmeye ilişkin resmi açıklamada bu tür bir müzakereden söz edilmedi.

Moğolistan Ulusal Güvenlik Konseyi’nin eski yetkililerinden Munkhnaran Bayarlkhagva, Rusya’nın ŞİÖ Zirvesi’nin ardından ve Doğu Ekonomik Forumu sırasında Sibirya’nın Gücü 2’nin adını değiştirdiğini açıklamasını, “esas olarak iç kamuoyuna yönelik ve hem Pekin hem de Ulan Batur’la önceden koordine edilmiş bir halkla ilişkiler hamlesi” olarak nitelendirdi.

Bayarlkhagva, Moğolistan’ın yeni Başbakanı Uchral Nyam-Osor’un ülkesinin Sibirya’nın Gücü 2 boru hattına ilişkin yaklaşımını “karşılıklı fayda ilkelerine potansiyel olarak hizmet edecek” şeklinde ifade etmesinin de, boru hattının Moğolistan’daki bağlantı bölümü olan Soyuz-Vostok için daha önce ortaya konan yapının ülkenin çıkarlarına tam anlamıyla hizmet etmediğine işaret ettiğini söyledi.

Bayarlkhagva, “Başka bir deyişle Ulan Batur, ‘Sibirya’nın Gücü 2 [veya] Soyuz-Vostok konfigürasyonlarına’ bağlanmak istemedi” diye açıkladı.

New Eurasian Strategies Centre’da araştırmacı olan Aleksei Chigadaev ise Çin’in müzakere pozisyonunun “her geçen gün güçlendiğini” belirterek Pekin’in Sibirya’nın Gücü 2’nin inşasına ilişkin karar konusunda acele etmesi için çok az neden bulunduğunu söyledi.

Chigadaev ayrıca “ABD faktörünün de göz ardı edilmemesi gerektiğini” belirterek Xi ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yapılması planlanan görüşmeye dikkat çekti. Tarafların, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan enerji sevkiyatları üzerindeki etkileri de ele alabileceğini söyleyen Chigadaev, bunun Çin’in Rusya’ya yönelik müzakere stratejisini şekillendiren bir başka unsur haline gelebileceğini ifade etti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English