Ortadoğu
Mossad şefi ile Suriyeli bakan telefonda görüşmüş

İsrail’in İdlib’deki Ebu Zuhur üssüne saldırmasından dört gün önce, Mossad şefi ile Suriye Dışişleri Bakanının telefonda görüştüğü iddia edildi.
Reuters’ta yer alan habere göre 14 Ağustos günü, Mossad Direktörü Roman Gofman, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile doğrudan bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
Görüşmenin amacı, “Suriye toprakları içindeki Türk askeri varlıklarının hızlı ve endişe verici genişlemesi konusunu ele almak”tı.
Telefon görüşmesi, İsrail ile Ahmed Şara liderliğindeki yeni Şam yönetimi arasında bugüne kadar gerçekleşen en üst düzey temaslardan biri.
İsrail’in salı günü Ebu Zuhur hava üssüne saldırmasının ardından, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Şam’ın buraya Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermenin eşiğinde olduğunu ve böyle bir konuşlandırmanın İsrail’in güvenliğine tehdit oluşturacağına dair İsrail’in defalarca yaptığı uyarıları görmezden geldiğini söyledi.
Kaynaklar, dört gün önce Gofman ile Şeybani arasında yapılan telefon görüşmesinde Türkiye’nin Suriye’ye askeri destek vermesi konusunun gündemi domine ettiğini belirtti.
Telefon görüşmesinde Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı ele alındı
Kaynaklardan biri, görüşmenin “İsrail’in, (Türkiye’nin) askeri varlığını artırma, silah satışı, insansız hava araçları temini ve diğer konularla ilgili ne yaptığını sorgulamasına” odaklandığını belirtti.
İkinci bir kaynak olan üst düzey bir yetkili ise, Gofman’ın bu görüşmeyi Türkiye’nin Suriye ordusuna silah temini konusunda bilgi almak için kullandığını söyledi.
Konuyla ilgili bilgi sahibi olan üçüncü bir kaynak, görüşmenin gerçekleştiğini doğrulayarak, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının ele alındığını belirtti.
Washington ile yakın bağlar kuran Şara, temmuz ayında Suriye’nin İsrail ile bir güvenlik anlaşması imzalamaya çalıştığını ve İsrail’i ülkesine karşı daha dengeli bir politika izlemeye zorlamak için çok sayıda ülkeyi sürece dahil etmeye çalıştığını belirtmişti.
Netanyahu, çarşamba günü X’te yayınlanan bir videoda, İsrail’in “Suriye’de İsrail’i tehdit eden bir Türk askeri varlığını tolere etmeyeceğini” söyledi:
“Türkiye’ye açıkça söyledik: ‘Bunu yapmayın.’ Anlaşılan mesajı duymamışlar, bu yüzden daha iyi anlamalarını sağladık.”
Türkiye Cumhurbaşkanlığı ise çarşamba günü, İsrail’in Suriye’deki askeri varlığıyla ilgili “savunulamaz iddialarını” reddetti ve İsrail’in “Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan hukuka aykırı hava saldırılarını” meşrulaştırmayı amaçladığını belirtti.
Türkiye, olası bir asker konuşlandırma planına değinmeden, “barış, istikrar ve refahın sağlanması için Suriye Hükümeti ile meşru bir temelde işbirliğine devam edeceğini” belirtti.
Trump, İsrail’i eleştirmekten kaçındı
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, salı günü yaptığı açıklamada, İsrail’in hava saldırılarının “bölgesel istikrarı ilerletmeyen gereksiz bir tırmanış” olduğunu söylemişti.
Salı günü Reuters’a yaptığı ayrı açıklamalarda Barrack, Washington’un İsrail, Türkiye ve Suriye arasında bir çatışma önleme mekanizması oluşturmak için çalıştığını belirtti ve ABD’nin halihazırda taraflar arasında bir bilgi paylaşımı ve diyalog mekanizmasını kolaylaştırdığını ekledi.
Bu arada, Başkan Donald Trump Axios ile yaptığı bir telefon görüşmesinde, İsrail’in düzenlediği saldırı hakkında bilgilendirildiğini ama saldırıyı eleştirmediğini söyledi.
“Bu konuda konuşamam,” diyen Trump, bilgilendirmenin saldırıdan önce mi yoksa sonra mı yapıldığına dair açıklama yapmaktan kaçındı.
Şeybani: İsrail’e, Türkiye’nin hava üssümüzde askeri varlık oluşturmadığını söyledik
Öte yandan Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani Axios’a yaptığı açıklamada, hükümetinin Türkiye ile işbirliği yaparak bir Suriye hava üssünde askeri varlık oluşturmadığını İsrail’e açıkça belirttiğini söyledi.
Şeybani, Axios’un sorularına verdiği yazılı yanıtlarından birinde, “[O]rada bir Türk üssü kurma, kalıcı bir Türk askeri varlığı oluşturma ya da bölgeye Türk kuvvetleri konuşlandırma gibi bir niyet yoktu,” dedi.
Suriyeli bakan, İsrail’in bombardıman için meşru bir gerekçesi olmadığını söyledi. Ebu Zuhur hava üssünde devam eden çalışmaların, Suriye Hava Kuvvetleri’nin kullanımı için “savaş sırasında hasar gören havaalanı ve tesislerinin onarımıyla sınırlı olduğunu” belirtti.
Şeybani şöyle devam etti:
“Üste, böyle bir yorumu haklı çıkaracak herhangi bir Türk askeri yığılma söz konusu değildi. Aslında üs büyük ölçüde boştu. Henüz tam olarak onarılmamış ya da tam olarak faaliyete geçmemişti ve oradaki çalışmalar hâlâ onarım aşamasındaydı. Bu nedenle, saldırıyı üssündeki Türk askeri varlığıyla ilişkilendirmek, o sırada sahadaki durumla uyuşmuyor.”
Şeybani, saldırıdan birkaç gün önce Türk askeri yetkililerin üssü ziyaret ettiğini kabul etti ama bunun “eğitim ve uzmanlık paylaşımı alanlarında devam eden askeri işbirliğinin” bir parçası olduğunu vurguladı.
Şeybani şöyle devam etti:
“Suriye şu anda askeri ve sivil kurumlarını yeniden inşa etmek ve bunların kapasitelerini geliştirmek için çalışıyor. Bu nedenle, yalnızca Türkiye ile değil, bir dizi ülkeyle yürüttüğü işbirliği ve eğitim programlarından faydalanıyor. Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve Rusya ile de benzer işbirlikleri gerçekleştirildi ve devam ediyor. Suriye egemen bir devlettir ve Türkiye dahil herhangi bir ülkeyle işbirliği ve ittifak ilişkileri kurma hakkına sahiptir.”
Şam yönetimi, saldırı öncesinde Ebu Zuhur için Tel Aviv ile temasta olduğunu doğruladı
Şeybani, İsrail’in saldırısından önceki günlerde Suriye ile İsrail’in temas halinde olduğunu doğruladı.
Suriyeli yetkililer, söz konusu bölgede devam eden inşaat çalışmalarını anlattılar ve üssün Suriye’ye ait olduğunu ve Suriye’nin egemenliği ve kontrolü altında kalacağını açıkça belirttiler.
Şeybani ayrıca, bölgede kalıcı bir Türk varlığının planlanmadığını da ekledi.
Bakan, “Üsteki faaliyetlerin niteliği biliniyordu ve bu onarım çalışmalarını Suriye topraklarında bir Türk askeri üssünün kurulması olarak yorumlamanın hiçbir dayanağı yoktu,” diye yazdı.
Suriye dışişleri bakanı ayrıca, saldırı öncesinde ve sonrasında Trump yönetimi ile temas halinde olduğunu da belirtti ve “Temel amaç, tutumumuzu ve endişelerimizi iletmek ve gerginliğin tırmanmasını önlemek için çalışmaktı,” dedi.
Şeybani şöyle devam etti:
“ABD’ye, İsrail’in Suriye’ye yönelik niyetlerine güvenmediğimizi ve askeri gerginlik artışı ile sahadaki eylemler de dahil olmak üzere mevcut İsrail politikasının ne Suriye’de ne de bölgede istikrara katkıda bulunmadığına inandığımızı açıkça belirttik.”
İsrail saldırısının ardından Suriye hükümetinin, protesto etmek amacıyla Trump yönetimi ve bir dizi başka ülkeye başvurduğunu belirten Şeybani, Suriye’nin “saldırının etkilerini sınırlamak ve tekrarını önlemek” istediğini aktardı:
“Suriye’nin tutumunu netleştirmek ve Suriye’nin egemenliğine saygı gösterilmesi, topraklarının hesaplaşma veya bölgesel çatışmayı genişletme arenası haline getirilmemesi gerektiğini vurgulamak istedik. Gerilimin azaltılmasını istiyoruz, çünkü bölgedeki devam eden askeri gerginlik hiçbir tarafın yararına değildir ve Suriye ile daha geniş bölgenin ihtiyaç duyduğu istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmaz.”
Suriyeli bakan: İsrail’in güvenlik endişelerinin önemli bir kısmını dikkate aldık
Şeybani, Suriye hükümetinin iki ülke arasındaki gerginliği azaltmak amacıyla İsrail ile bir anlaşmaya varmaya hâlâ istekli olduğunu belirtti ama şartlarını sıraladı:
“Ne var ki gerginliğin azaltılması tek bir tarafın sorumluluğu olamaz. İsrail de Suriye’ye yönelik politikasını yeniden değerlendirmeli ve devam eden askeri operasyonların ve saldırıların uzun vadeli güvenlik sağlamayacağını, aksine istikrarsızlığı artıracağını kabul etmelidir. Prensip olarak Suriye, müzakerelerin kapısını kapatmıyor. Aksine, siyasi ve güvenlik çözümlerinin istikrara giden en sürdürülebilir yol olduğunu düşünüyoruz.”
Bakan, Suriye’nin Trump yönetiminin arabuluculuğunda tam bir yıl süren müzakereler boyunca İsrail ile bir güvenlik anlaşmasına varmaya çalıştığını belirtti.
Şeybani, “Önemli ilerleme kaydettik ve kağıt üzerinde mutabık kalınan bir güvenlik anlaşması formülüne ulaştık. Fakat daha sonra İsrail taahhütlerinden geri adım attı ve üzerinde anlaşmaya varılan formül sahada uygulanmadı,” dedi.
Bu müzakereler sırasında İsrail’in güvenlik endişelerinin önemli bir kısmının dikkate alındığına işaret eden Şeybani, “Fakat güvenlik tek taraflı olamaz. Tıpkı bizim İsrail’in güvenlik endişelerini dikkate aldığımız gibi, İsrail de Suriye’nin güvenlik endişelerini dikkate almalı ve Suriye toprakları içindeki yayılmacı politikası ve askeri operasyonlarına ilişkin endişelerimizi ciddiye almalıdır,” dedi.
Şeybani, “gerçek siyasi irade” ile müzakerelerin yeniden başlayabileceğini ve “her iki tarafın güvenliğini sağlayan, Suriye’nin egemenliğine saygı gösteren ve gerginliğin tırmanma döngüsünü sürdürmek yerine bölgede daha fazla istikrara katkıda bulunan” mutabakata varılabileceğini vurguladı.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.
Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.
Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.
HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.
Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.
Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.
Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.
Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor
Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.
Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.
Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.
Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.
Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.
Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor
Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.
Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.
Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.
Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.
Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak
Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.
HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.
Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.
Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.
Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.
Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.
Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.
Yapay zeka ve jeopolitik
Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.
Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.
Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.
Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.
Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.
Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.
Ortadoğu
İran’dan ABD halkına mektup: 800 askeri üssün gerekçesini sorun

İran Devrim Muhafızları Ordusu, doğrudan ABD halkına hitap eden 26 sayfalık iki dilli bir mektup yayımlayarak Washington’ın dış politikasını ve küresel askeri varlığını sorgulama çağrısı yaptı. Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, ABD’nin yıllık 1,1 trilyon dolarlık askeri bütçesini ve dünya genelindeki yaklaşık 800 üssünü eleştirirken, Tahran’daki “Amerika’ya ölüm” sloganının halkı değil müdahaleci siyaseti hedef aldığını belirtti.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, doğrudan ABD kamuoyuna hitap eden 26 sayfalık kapsamlı bir mektup yayımladı.
Farsça ve İngilizce hazırlanan metin; bilim insanlarına, öğrencilere ve basın mensuplarına seslenirken Tahran’ın Washington ile yaşadığı gerilime dair temel tezlerini içeriyor.
Metinde “Amerika’ya ölüm” sloganının arka planı, kuruma yönelik terör nitelemeleri ve Beyaz Saray’ın dış politika tercihleri ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Tahran’da düzenlenen basın toplantısında metnin içeriğini paylaşan Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, girişimin bir propaganda veya algı çalışması olmadığını savundu.
Amacın yalnızca propaganda olması durumunda kısa ve etkili bir medya faaliyeti yürütebileceklerini dile getiren Muhibbi, “Bunun yerine Amerikan halkıyla dürüst, mantıklı ve gerçekçi biçimde konuşmayı tercih ettik” ifadesini kullandı.
ABD’nin dünya geneline yayın yapan yüzlerce radyo ve televizyon kanalıyla geniş bir medya gücüne sahip olduğunu belirten Muhibbi, Tahran’ın benzer imkanlara sahip olmadığını, bu nedenle doğrudan iletişim kurabilmek adına mektup yolunu seçtiklerini açıkladı.
Muhibbi, Amerikan kamuoyundan metni en az bir kez okumasını talep ederken gelebilecek eleştiri, soru ve yanıtlar için resmi bir yazışma adresi paylaşacaklarını bildirdi.
Mektupta ayrıca şüpheleri süren Amerikalıların İran’a ve Hürmüz Boğazı’na gelerek iddiaları yerinde inceleyebileceği, bu ziyaretlerin masraflarının karşılanabileceği belirtildi.
Mektupta ve basın açıklamasında Washington’ın küresel askeri varlığı ile harcamaları hedef alındı.
İki okyanusla çevrili olan ABD’nin sınır komşularından ciddi bir askeri tehdit almadığını kaydeden Muhibbi, dünya genelinde konuşlu yaklaşık 800 askeri üssün ve yıllık 1,1 trilyon dolarlık savunma bütçesinin gerekçesini sordu.
Bu kaynağın silah şirketlerinin kârını artırmaya yaradığını savunan Muhibbi, ülke içindeki doğal kaynaklara ve bilimsel kapasiteye karşın on milyonlarca ABD vatandaşının yoksulluk sınırının altında yaşadığına işaret etti.
Mektupta, yabancı ülkelerdeki üslerin kapatılması ve kaynakların sağlık, araştırma ile kamu hizmetlerine ayrılması çağrısı yapıldı.
Metinde, ABD bayrağının dünyanın farklı coğrafyalarında yakılması ve başkanların yurt dışı ziyaretlerinde protestolarla karşılaşması Washington’ın askeri müdahalelerine bağlandı.
ABD ordusunun son 70 yılda çok sayıda ülkeye saldırdığı hatırlatılırken; Vietnam, Afganistan ve Irak savaşlarının faturasının Amerikan vergi mükelleflerince ödendiği kaydedildi.
İran’daki resmi gösterilerde sıkça kullanılan “Amerika’ya ölüm” sloganına da değinen Muhibbi, bu ifadenin Amerikan halkını veya ülke topraklarını hedef almadığını savundu.
Sözcü, hedefin saldırı, öldürme, yağma ve kan dökme siyaseti ile bu anlayışın uygulayıcıları olduğunu açıkladı. Mektupta hem İran halkının hem de Amerikalıların Beyaz Saray politikalarının mağduru haline geldiği ileri sürülerek, Washington yönetiminin İsrail ve büyük sermaye odaklarının çıkarlarını kendi yurttaşlarının önünde tuttuğu iddia edildi.
Devrim Muhafızlarının terör örgütleri listesine alınmasına tepki gösteren Muhibbi, kurumun halkın katılımıyla devrimi ve bağımsızlığı savunmak için kurulduğunu, inşaat, sağlık ve yoksullukla mücadele gibi alanlarda da çalıştığını söyledi.
Kurumun bölgedeki askeri politikalara karşı koyduğu için hedef alındığını belirten Muhibbi, mektupta da vurgulandığı üzere Devrim Muhafızlarının terör uygulayan değil, terörle mücadele eden bir yapı olduğunu kaydetti.
İran’ın nükleer faaliyetlerine yönelik eleştirilere de değinen sözcü, Washington’ın 25 yıldır İran’ın nükleer silaha ulaşmasına “birkaç hafta kaldığı” iddiasını tekrarladığını hatırlattı.
ABD’nin nükleer denetimleri sağlayan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan tek taraflı ayrıldığını belirten Muhibbi, nükleer silah üretimini yasaklayan fetvanın sahibi İran liderinin hedef alınmasının da asıl amacın nükleer program olmadığını gösterdiğini savundu.
Mektup, dünya genelindeki askeri üslerin kapatılması, İsrail’e desteğin kesilmesi ve halklar arası barış temennisiyle tamamlandı.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceSuudi boru hattına saldırılar sonrası Çin’de petrol fiyatları rekor kırdı
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Diplomasi2 hafta önceABD ile Almanya savunma sanayii işbirliğini derinleştirecek
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi











