Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD, Gazze barış gücü için 206 milyon dolarlık destek sağlayacak

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetimi, Kongre’ye, Gazze barış gücü için 206 milyon dolardan fazla bir meblağ ayırdığını bildirdi.

Reuters’ın eline geçen 30 Temmuz tarihli iki bildirimde, Dışişleri Bakanlığı Kongre’ye, Uluslararası İstikrar Gücü’nün (ISF) teçhizatı, altyapısı, araçları ve operasyonel masrafları için 200 milyon dolarlık bir kaynak sağlayacağını bildirdi.

Ek olarak 6 milyon dolarlık bir kaynak ise, bu gücü desteklemek üzere ABD zırhlı araçlarının yeniden tahsis edilmesine ayrılacak.

Kongre’deki önemli bütçe ve dışişleri komitelerine hitaben hazırlanan bu bildirimler, daha önce basında yer almamıştı.

Bu fon, barış gücü için ABD tarafından yapılan ilk somut harcama ve hem İsrail hem de Hamas’ın planın ilerlemesi için gerekli koşulları kabul etmemelerine rağmen, yönetimin Trump’ın Gazze yol haritasını uygulamaya devam etme kararlılığını gösteriyor.

Bildirimlerden birinde, “ISF, güvenlik operasyonlarına öncülük edecek, kapsamlı bir silahsızlandırma sürecini destekleyecek ve Gazze’ye insani yardım ile yeniden inşa malzemelerinin güvenli bir şekilde ulaştırılmasını sağlayacak” denilirken, gücün nihai yapısının hâlâ müzakere aşamasında olduğu belirtildi.

Yönetim, bu gücün finansmanı için nihai olarak ne kadar paraya ihtiyaç duyulacağına dair bir açıklama yapmadı.

Trump, İsrail’in Gazze’deki savaşını sona erdirmek ve harap olmuş bölgeyi yeniden inşa etmek için hazırladığı iddialı planı denetlemek üzere bir “Barış Kurulu” kurdu.

Planına göre, barış gücü, İsrail güçlerinin çekilmesinin ardından bölgeleri güvenli hale getirmek üzere Gazze’ye konuşlandırılacak, yeni Filistin polis güçlerini eğitecek ve yardım sevkiyatlarını destekleyecekti.

Trump’ın özel temsilcisi ve damadı Jared Kushner, pazar günü Hamas yetkilileriyle, pazartesi günü ise İsrailli liderlerle Kudüs’te görüşmeler gerçekleştirdi.

Fakat her iki tarafın da temel taleplerinde ısrarcı olması nedeniyle bir ilerleme sağlanamadan ayrıldı.

Barış Kurulu’ndan bir yetkili, son iki haftayı “önemli ilerlemelerin” yaşandığı bir dönem olarak nitelendirdi ve kurulun bunun sonucunda ek finansman taahhütleri talep ettiğini belirtti.

Medya ile serbestçe konuşabilmesi için isminin açıklanmaması şartıyla konuşan yetkili, fonun diğer yeniden inşa projelerinin yanı sıra Gazze’deki güçler için bir üs inşa edilmesi amacıyla gerekli olduğunu belirtti.

Üye ülkeler başlangıçta Gazze’deki yeniden inşa çalışmaları için 17 milyar dolarlık taahhütte bulunmuştu fakat Reuters, nisan ayında fonların sadece çok küçük bir kısmının ulaştığını bildirmişti. Barış Kurulu, şu ana kadar aldığı tutarı kamuoyuna açıklamadı.

Şu ana kadar beş ülke ISF’ye asker gönderme taahhüdünde bulundu: Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk.

Mısır ve Ürdün ise polis eğitimi verme taahhüdünde bulundu. Askerlerin ne zaman konuşlandırılabileceği ise hâlâ belirsizliğini koruyor.

Kongreye gönderilen iki bildirimden ilki, 200 milyon dolarlık finansmanı ele alıyordu. Aynı tarihte gönderilen ve yaklaşık 6,3 milyon dolar tutarındaki ikinci bildirimde ise, ABD’nin daha önce Nepal’e gönderilmesi planlanan dokuz zırhlı personel taşıyıcısını ISF’yi desteklemek üzere yeniden tahsis ettiği ve Arnavutluk ile Kosova’nın ISF’deki rollerinin bir parçası olarak bu teçhizatın ilk alıcıları olacağı belirtildi.

Ortadoğu

Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Yayınlanma

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.

Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.

Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.

Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji ⁠altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.

Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.

Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, ​Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.

Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.

ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.

Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.

Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti

Yayınlanma

İsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı Eyal Harel, Doğu Akdeniz’deki askeri hareketliliğe işaret ederek operasyonel kapasitelerinin mesafelerle sınırlanamayacağını açıkladı. İsrail basını, Kıbrıs açıklarında Türk savaş gemileriyle yaşanan sıcak temasın ardından güvenlik birimlerinin Türkiye’ye yönelik tehdit algısını güncellediğini aktarıyor.

İsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı Tümamiral Eyal Harel, mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada Akdeniz ve Kızıldeniz’deki askeri hareketliliğe değinerek dikkat çekici uyarılarda bulundu.

İsrail merkezli Kanal 12 televizyonunun aktardığı habere göre Harel, mesafelerin İsrail ordusunun operasyon kabiliyetini engelleyemeyeceğini ve hedeflerine ulaşmasını sınırlandırmayacağını vurguladı.

Deniz sahasındaki yeni dengelerde artık uzak bir cephe kavramının kalmadığını belirten Harel, “Bize zarar vermek isteyenler için mesafe bir koruma sağlamayacaktır” dedi.

İsrail donanmasının ordu gücünü binlerce mil uzağa taşıyacak imkanlara sahip olduğuna işaret eden Harel; hareketliliği yakından izlediklerini, tüm gelişmelere hazırlandıklarını ve ülkenin stratejik çıkarlarının ya da denizlerdeki serbest dolaşım hakkının tehdit edilmesine izin vermeyeceklerini kaydetti.

Harel, görevlerini eksiksiz yerine getirmek için açıkta ya da gizli her türlü yola başvuracaklarını söyledi.

İsrail askeri komuta kademesinin söz konusu mesajları doğrudan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Ankara’nın Akdeniz politikalarına yönelik açık bir caydırıcılık adımı olarak okuduğu aktarılıyor.

Kanal 12’nin askeri analisti Nir Dvori, Doğu Akdeniz’de Ankara ile Tel Aviv arasında gerilimin tırmandığını ve denizde tedirgin edici yakınlaşmalar yaşandığını belirtti.

Habere göre, kısa süre önce Kıbrıs açıklarında Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile yürütülen işbirliği kapsamında seyreden bir İsrail füze gemisi, dört Türk muhribiyle karşı karşıya gelme tehlikesi atlattı.

Türk savaş gemilerinin Kıbrıs Kanalı’nda İsrail gemisine yüzlerce metreye kadar yaklaştığı, temasın ardından Türk donanmasına ait unsurların bölgeden çekildiği ifade edildi.

Bu temasın ardından İsrail güvenlik mekanizmasının Türkiye’ye yönelik yaklaşımında köklü bir rota değişikliğine gittiği, Ankara’yı potansiyel bir hasım olarak yeniden tanımlamaya başladığı bildirildi.

Tümamiral Harel’in kapalı toplantılarda, İsrail’in önümüzdeki yıllarda yalnızca Suriye’de değil, Türkiye ile de bir çatışma ihtimaline hazırlanması gerektiğini dile getirdiği belirtildi.

Haberde bu kırılmanın merkezinde, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu artırmayı hedefleyen ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından benimsenen Mavi Vatan doktrininin yer aldığı kaydedildi.

Söz konusu doktrinin Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölge iddialarına karşı durmayı, tartışmalı sahalarda hidrokarbon arama faaliyetlerini sürdürmeyi, Türk deniz etkisini Kızıldeniz ve Suriye sahillerine kadar genişletmeyi içerdiği aktarıldı.

Mevcut deniz gücü kıyaslamasında Türkiye donanmasının belirgin bir sayı üstünlüğü taşıdığı ifade ediliyor.

Verilere göre Türk donanması bünyesinde yaklaşık 50 bin personel, 12 denizaltı, inşası süren 6 denizaltı, 17 fırkateyn, 9 korvet, bir SİHA gemisi ve onlarca devriye unsuru yer alıyor.

İsrail donanması ise nitelik odaklı daha mütevazı bir yapı sergileyerek 6 denizaltı, 15 füze gemisi ve rutin güvenlik görevlerini yürüten 37 deniz aracına dayanıyor.

İsrail donanması bu güç dengesizliğini aşmak amacıyla önümüzdeki on yılı kapsayan yaklaşık 20 milyar dolarlık bir modernizasyon programı yürütüyor.

Proje kapsamında yeni nesil Reshef sınıfı füze gemilerinin inşası, mevcut Nirit gemilerinin güncellenmesi ve ABD desteğiyle hayata geçirilen 3+1 formatı çerçevesinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile üçlü deniz işbirliğinin derinleştirilmesi amaçlanıyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suudi Arabistan’da enerji sahalarına saldırı: Tesisler kapatıldı

Yayınlanma

Suudi Arabistan’ın güneyindeki enerji tesisleri, Husilerin sabah saatlerinde düzenlediği saldırıların ardından üretimini durdurdu. Resmi makamlar, Abha, Cizan ve Necran gibi kentleri kapsayan saldırılarda 73 kişinin yaralandığını duyurdu.

Suudi Arabistan’ın güneyinde yer alan bazı enerji tesisleri, düzenlenen saldırıların ardından faaliyetlerini geçici olarak durdurdu.

Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA’ya konuşan Enerji Bakanlığı yetkilisi, tesislerin 8 Eylül Salı sabahı hedef alındığını ve vuruş noktalarında yangın çıktığını duyurdu.

Yetkili, saldırılarda yaralanan kişilere gerekli tıbbi müdahalenin yapıldığını belirtirken hangi tesislerin doğrudan hedef kaldığına dair ayrıntı paylaşmadı.

Bloomberg ise, Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı ile ulusal petrol şirketi Saudi Aramco’nun konuya ilişkin ilave açıklama yapmaktan kaçındığını aktardı.

Saldırıları kınayan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Sanaa hükümetine bağlı Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Abha, Hamis Müşayt, Cizan ve Necran kentlerindeki hedeflere yöneldiğini açıkladı.

Riyad yönetiminin paylaştığı resmi verilere göre, 73 kişi saldırılarda yaralandı.

Bloomberg, ülkenin güneybatısına yönelik bu hamlelerin, Sanaa hükümetinin temmuz ayı sonunda Suudi petrol akışını engelleme tehdidinin peşi sıra geldiğine dikkat çekti.

Sanaa hükümeti, söz konusu abluka girişimini, Suudi Arabistan’ın yaklaşık 12 yıldır sürdürdüğünü savundukları “haksız ve baskıcı kuşatmaya” karşı bir yanıt olarak nitelendirmişti.

Yemenliler son dönemde Suudi Arabistan’a ait gemileri, havalimanlarını ve petrol altyapısını düzenli biçimde hedef alıyor.

Temmuz ayı sonunda Saudi Aramco’nun Cidde’de yer alan günlük 400 bin varil kapasiteli rafinerisi, düzenlenen saldırıların ardından operasyonlarını durdurmuştu. Ağustos ayı başında ise şirketin Cizan’daki rafinerisi insansız hava araçlarıyla vurulmuş, tesiste çıkan yangın kontrol altına alınmıştı.

The New York Times (NYT) gazetesi, ağustos ayı sonunda yayımladığı haberinde kaynaklarına dayandırarak Suudi Arabistan’ın haftalar süren saldırıların neticesinde Yemen güçleriyle yeniden çatışmaya girmek üzere hazırlıklara başladığını yazmıştı.

Gazete, bu sürecin Yemen’in müttefiki konumundaki İran ile ABD arasındaki gerilimde yeni bir cephe açabileceğine işaret etmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English