Ortadoğu
Suudi Arabistan, Irak’a “Şii milisler” baskısını artırdı

Suudi Arabistan, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’den, İran ile çatışmanın başlamasından bu yana krallığı hedef alan “Şii milisler” aleyhine cezai önlemler almasını istedi.
Riyad, geçen ay ABD ile birlikte Irak’ta misilleme amaçlı hava saldırıları düzenlediğini kamuoyuna açıklamıştı.
Fakat Al-Monitor’a göre krallık, çeşitli cephelerdeki tehditlere karşı koymak için savunma anlaşmaları imzalarken, aynı zamanda gerginliği azaltmayı amaçlayan İran ile ayrı gizli görüşmeler de yürütüyor.
Savaşın başlangıcından bu yana Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların büyük bir kısmı Irak’tan kaynaklanıyor.
bölge yetkililerinden biri şöyle dedi:
“Suudiler, Suudi Arabistan’a saldırı düzenleyenlerin tutuklanıp cezalandırılmasını istiyor. Tetiği çekenler değil, emri verenler. Milis liderlerinin hesap vermesini istiyorlar. Sorumluların cezalandırılmasını istiyorlar.”
Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, ülkesinin komşusuyla gerginliği azaltmak amacıyla Suudi yetkililerle görüşmek üzere bu hafta Riyad’a gitti.
Sık sık “Irak kralı” olarak anılan Zeydan, Irak’taki en güçlü isimlerden biri olarak kabul ediliyor ve bazı gözlemcilere göre etkisi başbakanınkini bile aşıyor.
Mayıs ayında göreve geldiğinden beri Zeydan, Tahran ve Şii müttefiklerini kışkırtmadan İran’ın Irak üzerindeki etkisini azaltmak için çalışıyor.
Zeydi’nin, ABD’nin desteğiyle Trump yönetiminin Körfez müttefikleriyle ve Türkiye ile daha yakın ilişkiler kurma çabalarının bir parçası olarak, 30 Temmuz’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve fiili hükümdar Muhammed bin Selman ile görüşmek üzere Riyad’a gitmesi planlanıyordu.
Fakat 28 Temmuz’da ABD ve Suudi uçaklarının sekiz ildeki milis karargahlarını hedef alan çok sayıda hava saldırısı düzenlemesi üzerine gezi iptal oldu.
Riyad, bu saldırıların “İran destekli terörist milisler” tarafından krallığın enerji altyapısına yönelik gerçekleştirilen bir dizi insansız hava aracı saldırısına misilleme niteliğinde olduğunu açıkladı.
ABD Merkez Komutanlığı, İran’ı doğrudan suçlayarak Devrim Muhafızları’nın Suudi petrol tesislerine ve krallık içindeki ABD güçlerine yönelik saldırıları yönettiğini belirtti.
13 Ağustos’ta, hasarı telafi etmek amacıyla üst düzey bir Irak askeri ve istihbarat heyeti Suudi Arabistan’ı ziyaret etti.
Bir hafta önce, 7 Ağustos’ta Zeydi, Bağdat’ta Suudi istihbarat şefi Halid el-Humaydan ile bir araya gelmişti.
27 Temmuz’dan bu yana Irak topraklarından Suudi Arabistan’a yönelik herhangi bir saldırı bildirilmedi.
Tahminler farklılık gösterse de, Halk Seferberlik Güçleri (Haşd eş-Şabi) genel komutanlığına göre 28 Temmuz’daki saldırılarda en az 20 kişi öldü, 32 kişi yaralandı.
Haşd eş-Şabi, 2014 yılında IŞİD ile mücadele etmek üzere kurulan milis gruplarının çatı örgütü.
Associated Press, Iraklı askeri yetkililere atıfta bulunarak, saldırılarda altı İranlı askeri danışmanın öldürüldüğünü bildirdi.
Bu kişilerin Haşd eş-Şabi tarafından teyit edilen 20 ölü arasında olup olmadığı hâlâ belirsiz.
Bölgesel yetkililerden birine göre belli olan şey ise, bu ölümlerin milislerin “Selefi Sünniler, Amerika’nın yardımıyla Şii kanı akıtıyor ve Zeydi de buna suç ortağı” şeklindeki söylemini beslediği.
Tüm devlet dışı silahlı grupların silahlarını teslim etmeleri ya da yasal sonuçlarla karşı karşıya kalmaları için belirlenen 30 Eylül son tarihi yaklaşırken, ortam giderek daha da gerginleşiyor.
Tahran ve Trump yönetiminin ortak desteğiyle başbakan olan Zeydi, bu son tarihin yerine getirileceğine söz verdi.
Başbakan, yolsuzluk yapan yetkililere karşı eşi görülmemiş bir baskı kampanyası başlatırken, milislerin üslerine de baskınlar düzenlemesini emretti.
En sert çizgideki gruplardan biri olan Nuceba Hareketi, yakın zamanda bir baskın girişimi sırasında Irak hükümet güçlerini geri püskürttü.
Bu hafta Zeydi’yi zor durumda bırakan bir başka gelişme daha yaşandı. Çarşamba günü, Bağdat’taki bir mahkeme, sadece birkaç gün önce gözaltına alınan Nuceba’ya bağlı istihbarat görevlisi Abbas Yakubi’yi beraat ettirdi.
Nuceba Hareketi, 28 Temmuz’daki hava saldırılarının ardından hükümeti tüm ABD güçlerini ülkeden çıkarmaya ve Suudi Arabistan ile ilişkilerini kesmeye çağırmış, bunun ABD ve Suudi çıkarlarına ağır bir bedel ödeteceğini söylemişti.
30 Eylül, tüm ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesi için son tarih. Suudiler ve Zeydi için ek bir sorun ise Irak’ın, Trump yönetiminin öncelikler listesinde çok gerilere düşmüş olması.
Bu arka plan karşısında, Suudiler de dahil olmak üzere çok az kişi, başbakanın milisleri kontrol altına alabileceğine inanıyor.
“Suudilerin değerlendirmesi, Irak hükümetinin milisleri dizginleyemeyeceği yönünde,” diyen kaynaklardan biri, Zeydi’nin konumunu İran’a farklı derecelerde yakınlık gösteren Şii partiler koalisyonuna borçlu olduğunu belirtti. Fakat çıkarları örtüştüğünde İran’ın etkisi onun lehine işleyebilir.
Görünüşe bakılırsa, işaretler pek de umut verici değil. Pazartesi günü, Ketaib Hizbullah, Zeydi’yi ABD ile kurduğu yakın bağlar nedeniyle sert bir şekilde eleştiren bir açıklama yayınladı.
Açıklamada, silah bırakmayı ancak üç koşulun yerine getirilmesi halinde değerlendirecekleri belirtildi.
Bunlardan biri, tüm ABD güçlerinin Irak’tan ayrılması ve bir daha geri dönmemesi. Bir diğeri, Türk güçlerinin Kuzey Irak’tan çekilmesi. Son olarak da Kürdistan Bölgesi’ndeki Peşmerge güçlerinin lağvedilmesi.
Ketaib Hizbullah’ın tutumu, Suudi Arabistan için özellikle önemli. BM Güvenlik Konseyi’nin Yemen uzmanlar heyeti, 2024 yılında en az 80 Husi savaşçısının, Ketaib Hizbullah’ın önemli bir kalesi olan Curf es-Sahr bölgesinde Iraklı silahlı gruplardan eğitim aldığını bildirmişti.
Washington merkezli Savaş Araştırmaları Enstitüsü (Institute for the Study of War) geçen ay, Husilerin JCurf es-Sahr’da bir operasyon karargahı kurduğunu bildirdi.
Bağdat, Anbar ve Necef’in kesiştiği noktada yer alan ve Fırat Nehri’ne yakın olan bu bölge, muazzam bir stratejik ve tarımsal değere sahip.
Operasyonlar hakkında bilgi sahibi üç kaynak, Al-Monitor’a verdikleri bilgide, Suudilerin 28 Temmuz’daki operasyonlar sırasında Curf es-Sahr’a saldırmayı planladıklarını fakat Zeydi’nin bölgeyi kendisinin halletmek için zaman talep etmesi ve Irak ordusunun bu işi halledeceğini söylemesi üzerine saldırıları iptal ettiklerini aktardı.
Olaylar hakkında doğrudan bilgi sahibi olan bu kaynaklardan biri, kararın “bölgesel ortaklar arasında yapılan istişarenin ardından” alındığını söyledi. Kaynak, konuyla ilgili daha fazla ayrıntıya girmekten kaçındı.
Bir Batılı diplomata göre Irak ordusu Curf es-Sahr’a girmeye kalkışırsa, bu muhtemelen Zeydi’nin düşüşünü hızlandıracaktır.
Öte yandan milisler, Ağustos başında Suudi Arabistan’a karşı bir dizi karşı saldırı için hazırlık yaparken, Kudüs Gücü Başkanı İsmail Kaani, 10 Ağustos’ta önceden haber vermeden Bağdat’a gitti.
Çeşitli haber kaynaklarına göre Kaani, milis liderlerine kapalı kapılar ardında henüz silahlarını bırakmamalarını, bunun yerine hükümetle silahlı çatışmaya sürüklenmek yerine 30 Eylül’den önce barışçıl bir uzlaşma sağlamalarını söyledi.
Fakat Al-Monitor’a bilgi veren bölgesel yetkililerden biri, haberlerde yer almayan bir noktaya dikkat çekti: Kaani’nin milisleri Suudi Arabistan’a yönelik yeni saldırılardan kaçınmaları konusunda uyardığını belirtti.
Kaynak, bunun sadece ABD’nin daha fazla müdahalesini beraberinde getirebilecek daha geniş çaplı bir çatışmadan duyulan endişeden kaynaklanmadığını, aynı zamanda “Suudi Arabistan’ı Türkiye’nin kucağına daha da itmek istemedikleri” için de böyle bir uyarıda bulunulduğunu kaydetti.
30 Temmuz’da Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, Mekke’de bir üyeye yönelik saldırının tüm üyelere yönelik saldırı olarak kabul edileceğini belirten bir savunma anlaşması imzaladı.
Anlaşma henüz sınanmadı, fakat NATO üyesi Türkiye, nükleer silaha sahip Pakistan ve Arap dünyasının önde gelen gücü Suudi Arabistan’ı bir araya getiren bu anlaşma, Başkan Donald Trump tarafından desteklendi.
Birkaç gün önce duyurulan, Kızıldeniz’de deniz güvenliği için Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan bir başka ittifakın da açıkça Husileri caydırmayı amaçladığı görülüyor.
Fakat bu anlaşmalar dizisi, 20 Temmuz’da Bab el-Mandeb’de deniz ambargosu ilan eden Husiler üzerinde pek bir etki yaratmadı.
Bazı analistler Mekke anlaşmasının esas olarak İran’a yönelik olduğunu söylese de, Tahran bu tehdidi önemsiz göstermeye çalışıyor.
Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu’nda uluslararası ilişkiler profesörü olan İran asıllı Amerikalı Vali Nasr, Al-Monitor’a “İran, Mekke anlaşmasının çoğunlukla göstermelik olduğuna inanıyor” dedi.
Anlaşma imzalanmadan önce bile, BAE-İsrail ekseni karşısında İran ve Suudi Arabistan’ın tutumları birbirine yaklaşıyordu.
Nasr, “İslam Cumhuriyeti bunu kendisine yönelik bir tehdit olarak görmek yerine, daha çok İsrail-BAE-Hindistan bloğuna karşı dengeyi sağlayacak yararlı bir yanıt olarak değerlendiriyor,” diye belirtti.
Değişen ittifaklar, Irak’ta da Suudi-Irak gerilimini hafifletebilecek şekilde sonuçlanabilir.
Birleşik Arap Emirlikleri, Bağdat’ı dışlayan ülkeler arasında yer alıyor. 18 Ağustos’ta BAE, kendi topraklarına yakın deniz alanlarından fırlatılan iki balistik füze tespit ettiğini açıkladı. İran ise saldırıyla ilgisi olduğunu reddetti.
Ortadoğu
FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.
Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.
İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.
FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.
Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.
Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.
Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.
İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.
Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.
Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.
Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.
Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.
Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.
Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.
The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.
Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.
Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.
Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.
Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.
HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.
Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.
Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.
Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.
Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor
Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.
Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.
Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.
Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.
Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.
Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor
Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.
Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.
Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.
Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.
Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak
Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.
HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.
Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.
Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.
Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.
Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.
Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.
Yapay zeka ve jeopolitik
Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.
Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.
Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.
Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.
Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.
Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.
Ortadoğu
İran’dan ABD halkına mektup: 800 askeri üssün gerekçesini sorun

İran Devrim Muhafızları Ordusu, doğrudan ABD halkına hitap eden 26 sayfalık iki dilli bir mektup yayımlayarak Washington’ın dış politikasını ve küresel askeri varlığını sorgulama çağrısı yaptı. Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi, ABD’nin yıllık 1,1 trilyon dolarlık askeri bütçesini ve dünya genelindeki yaklaşık 800 üssünü eleştirirken, Tahran’daki “Amerika’ya ölüm” sloganının halkı değil müdahaleci siyaseti hedef aldığını belirtti.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, doğrudan ABD kamuoyuna hitap eden 26 sayfalık kapsamlı bir mektup yayımladı.
Farsça ve İngilizce hazırlanan metin; bilim insanlarına, öğrencilere ve basın mensuplarına seslenirken Tahran’ın Washington ile yaşadığı gerilime dair temel tezlerini içeriyor.
Metinde “Amerika’ya ölüm” sloganının arka planı, kuruma yönelik terör nitelemeleri ve Beyaz Saray’ın dış politika tercihleri ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Tahran’da düzenlenen basın toplantısında metnin içeriğini paylaşan Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, girişimin bir propaganda veya algı çalışması olmadığını savundu.
Amacın yalnızca propaganda olması durumunda kısa ve etkili bir medya faaliyeti yürütebileceklerini dile getiren Muhibbi, “Bunun yerine Amerikan halkıyla dürüst, mantıklı ve gerçekçi biçimde konuşmayı tercih ettik” ifadesini kullandı.
ABD’nin dünya geneline yayın yapan yüzlerce radyo ve televizyon kanalıyla geniş bir medya gücüne sahip olduğunu belirten Muhibbi, Tahran’ın benzer imkanlara sahip olmadığını, bu nedenle doğrudan iletişim kurabilmek adına mektup yolunu seçtiklerini açıkladı.
Muhibbi, Amerikan kamuoyundan metni en az bir kez okumasını talep ederken gelebilecek eleştiri, soru ve yanıtlar için resmi bir yazışma adresi paylaşacaklarını bildirdi.
Mektupta ayrıca şüpheleri süren Amerikalıların İran’a ve Hürmüz Boğazı’na gelerek iddiaları yerinde inceleyebileceği, bu ziyaretlerin masraflarının karşılanabileceği belirtildi.
Mektupta ve basın açıklamasında Washington’ın küresel askeri varlığı ile harcamaları hedef alındı.
İki okyanusla çevrili olan ABD’nin sınır komşularından ciddi bir askeri tehdit almadığını kaydeden Muhibbi, dünya genelinde konuşlu yaklaşık 800 askeri üssün ve yıllık 1,1 trilyon dolarlık savunma bütçesinin gerekçesini sordu.
Bu kaynağın silah şirketlerinin kârını artırmaya yaradığını savunan Muhibbi, ülke içindeki doğal kaynaklara ve bilimsel kapasiteye karşın on milyonlarca ABD vatandaşının yoksulluk sınırının altında yaşadığına işaret etti.
Mektupta, yabancı ülkelerdeki üslerin kapatılması ve kaynakların sağlık, araştırma ile kamu hizmetlerine ayrılması çağrısı yapıldı.
Metinde, ABD bayrağının dünyanın farklı coğrafyalarında yakılması ve başkanların yurt dışı ziyaretlerinde protestolarla karşılaşması Washington’ın askeri müdahalelerine bağlandı.
ABD ordusunun son 70 yılda çok sayıda ülkeye saldırdığı hatırlatılırken; Vietnam, Afganistan ve Irak savaşlarının faturasının Amerikan vergi mükelleflerince ödendiği kaydedildi.
İran’daki resmi gösterilerde sıkça kullanılan “Amerika’ya ölüm” sloganına da değinen Muhibbi, bu ifadenin Amerikan halkını veya ülke topraklarını hedef almadığını savundu.
Sözcü, hedefin saldırı, öldürme, yağma ve kan dökme siyaseti ile bu anlayışın uygulayıcıları olduğunu açıkladı. Mektupta hem İran halkının hem de Amerikalıların Beyaz Saray politikalarının mağduru haline geldiği ileri sürülerek, Washington yönetiminin İsrail ve büyük sermaye odaklarının çıkarlarını kendi yurttaşlarının önünde tuttuğu iddia edildi.
Devrim Muhafızlarının terör örgütleri listesine alınmasına tepki gösteren Muhibbi, kurumun halkın katılımıyla devrimi ve bağımsızlığı savunmak için kurulduğunu, inşaat, sağlık ve yoksullukla mücadele gibi alanlarda da çalıştığını söyledi.
Kurumun bölgedeki askeri politikalara karşı koyduğu için hedef alındığını belirten Muhibbi, mektupta da vurgulandığı üzere Devrim Muhafızlarının terör uygulayan değil, terörle mücadele eden bir yapı olduğunu kaydetti.
İran’ın nükleer faaliyetlerine yönelik eleştirilere de değinen sözcü, Washington’ın 25 yıldır İran’ın nükleer silaha ulaşmasına “birkaç hafta kaldığı” iddiasını tekrarladığını hatırlattı.
ABD’nin nükleer denetimleri sağlayan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan tek taraflı ayrıldığını belirten Muhibbi, nükleer silah üretimini yasaklayan fetvanın sahibi İran liderinin hedef alınmasının da asıl amacın nükleer program olmadığını gösterdiğini savundu.
Mektup, dünya genelindeki askeri üslerin kapatılması, İsrail’e desteğin kesilmesi ve halklar arası barış temennisiyle tamamlandı.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceSuudi boru hattına saldırılar sonrası Çin’de petrol fiyatları rekor kırdı
Diplomasi2 hafta önceABD ile Almanya savunma sanayii işbirliğini derinleştirecek
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi








