Ortadoğu
Filistin Yönetimi, kenara itilmekten rahatsız

Filistin Yönetimi’nden üst düzey bir yetkili, ABD’nin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “Filistin Yönetimi’ni feda ederek Hamas’ı güçlendirme stratejisini tekrar ettiğini” savunarak “endişesini” dile getirdi.
Times of Israel gazetesine yapılan bu açıklamalar, ABD özel temsilcisi Jared Kushner’ın Mısır’da Hamas lideri Halil el-Hayye ile yüz yüze görüşme gerçekleştirip ardından Kudüs’e geçerek Netanyahu ile bir toplantı yapmasından iki gün sonra geldi.
Kushner, Trump yönetiminin büyük ölçüde kenara ittiği Filistin Yönetimi’nden birileriyle görüşmek üzere Ramallah’ta durmadı.
Filistinli yetkili, “Filistin Yönetimi, Gazze ve Batı Şeria’daki durumu istikrara kavuşturmada kritik bir rol oynayabilir ve göz ardı edilmemelidir,” dedi.
Yetkili, Netanyahu’nun ardışık hükümetlerinin, Tel Aviv’in iki devletli çözümü destekleyen daha “ılımlı” Filistin Yönetimi’nden kademeli olarak uzaklaşarak onu meşruiyetinden mahrum bırakmaya yönelik adımlar atarken bile, Katar’ın Hamas’a yaptığı ödemelere izin verdiğini ve bunun da örgütün güçlenmesine yol açtığını söyledi.
Yetkili, Trump yönetimini açıkça eleştirmekten kaçındı. ToI’ye göre Ramallah şu anda elinde sınırlı bir etki gücü olduğunu kabul ediyor gibi görünüyor.
Salı günü yayınlanan bir Fox News röportajında Kushner’a, ABD’nin bir Filistin devletini tanıma olasılığı soruldu; o ise bu fikri şimdilik reddederken Filistin Yönetimi’ni de eleştirmişti:
“Bir devletin siyasi niteliğinden bahsetmeden önce, Filistinlilerin kendi kendilerini yönetebildiğini görmek istiyoruz. Filistin Yönetimi söz konusu olduğunda, bir devletin varlığı için gerekli olan standartların çok, çok gerisinde kalıyorlar. Gerçekleştirmeleri gereken pek çok reform var; Suudiler, Fransızlar ve herkes bu konuda bizimle aynı görüşte. Hükümetler, doğru reform paketinin ne olacağı üzerinde çalışıyor. Bunu gerçekten yapıp yapmayacakları ise başka bir konu. On yıldır reform yapmakla tehdit ediyorlar.”
ABD’nin savaş sonrası Gazze’yi Hamas’ın yerine yönetmek üzere teknokratik bir heyet kurduğunu hatırlatan Kushner, yeni komitenin bu kıyı bölgesini etkin bir şekilde yönetebileceğini kanıtlaması halinde “belki ileride siyasi bir ufuktan söz edebileceklerini” söylemişti.
ABD’nin Gazze Şeridi için hazırladığı plan, Filistin Yönetimi bir dizi reformu tamamladıktan sonra, “Gazze’nin Yönetimi Ulusal Komitesi” adlı bu kurumun bölgenin kontrolünü Filistin Yönetimi’ne devretmesini öngörüyor.
Filistinli yetkili, Ramallah’ın bu adımları hayata geçirmek için çalıştığını vurguladı. Fakat Netanyahu hükümeti tarafından alınan ve Batı Şeria ekonomisini çöküşün eşiğine getiren cezai önlemlerin giderek artan listesi nedeniyle bu çabaların önemli ölçüde engellendiğini belirtti.
Örneğin, söz konusu yetkili, Filistin Yönetimi’nin ders kitaplarını, İsrail’in bu kitapların uzun süredir Yahudilere karşı kışkırtma içerdiği yönündeki suçlamaları üzerine revize ettiğini belirtti.
Yetkili, müfredatın çevrimiçi olarak güncellendiğini fakat İsrail’in milyarlarca dolarlık fonu hâlâ kesintiye uğratmaya devam etmesi nedeniyle Filistin Yönetimi Eğitim Bakanlığı’nın şu anda ders kitaplarını toplu olarak basacak maddi imkânlara sahip olmadığını ifade etti.
Ortadoğu
Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.
Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.
Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.
Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.
Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.
Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.
Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.
Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.
ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.
Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.
Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.
Ortadoğu
İsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti

İsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı Eyal Harel, Doğu Akdeniz’deki askeri hareketliliğe işaret ederek operasyonel kapasitelerinin mesafelerle sınırlanamayacağını açıkladı. İsrail basını, Kıbrıs açıklarında Türk savaş gemileriyle yaşanan sıcak temasın ardından güvenlik birimlerinin Türkiye’ye yönelik tehdit algısını güncellediğini aktarıyor.
İsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı Tümamiral Eyal Harel, mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada Akdeniz ve Kızıldeniz’deki askeri hareketliliğe değinerek dikkat çekici uyarılarda bulundu.
İsrail merkezli Kanal 12 televizyonunun aktardığı habere göre Harel, mesafelerin İsrail ordusunun operasyon kabiliyetini engelleyemeyeceğini ve hedeflerine ulaşmasını sınırlandırmayacağını vurguladı.
Deniz sahasındaki yeni dengelerde artık uzak bir cephe kavramının kalmadığını belirten Harel, “Bize zarar vermek isteyenler için mesafe bir koruma sağlamayacaktır” dedi.
İsrail donanmasının ordu gücünü binlerce mil uzağa taşıyacak imkanlara sahip olduğuna işaret eden Harel; hareketliliği yakından izlediklerini, tüm gelişmelere hazırlandıklarını ve ülkenin stratejik çıkarlarının ya da denizlerdeki serbest dolaşım hakkının tehdit edilmesine izin vermeyeceklerini kaydetti.
Harel, görevlerini eksiksiz yerine getirmek için açıkta ya da gizli her türlü yola başvuracaklarını söyledi.
İsrail askeri komuta kademesinin söz konusu mesajları doğrudan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Ankara’nın Akdeniz politikalarına yönelik açık bir caydırıcılık adımı olarak okuduğu aktarılıyor.
Kanal 12’nin askeri analisti Nir Dvori, Doğu Akdeniz’de Ankara ile Tel Aviv arasında gerilimin tırmandığını ve denizde tedirgin edici yakınlaşmalar yaşandığını belirtti.
Habere göre, kısa süre önce Kıbrıs açıklarında Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile yürütülen işbirliği kapsamında seyreden bir İsrail füze gemisi, dört Türk muhribiyle karşı karşıya gelme tehlikesi atlattı.
Türk savaş gemilerinin Kıbrıs Kanalı’nda İsrail gemisine yüzlerce metreye kadar yaklaştığı, temasın ardından Türk donanmasına ait unsurların bölgeden çekildiği ifade edildi.
Bu temasın ardından İsrail güvenlik mekanizmasının Türkiye’ye yönelik yaklaşımında köklü bir rota değişikliğine gittiği, Ankara’yı potansiyel bir hasım olarak yeniden tanımlamaya başladığı bildirildi.
Tümamiral Harel’in kapalı toplantılarda, İsrail’in önümüzdeki yıllarda yalnızca Suriye’de değil, Türkiye ile de bir çatışma ihtimaline hazırlanması gerektiğini dile getirdiği belirtildi.
Haberde bu kırılmanın merkezinde, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki nüfuzunu artırmayı hedefleyen ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından benimsenen Mavi Vatan doktrininin yer aldığı kaydedildi.
Söz konusu doktrinin Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölge iddialarına karşı durmayı, tartışmalı sahalarda hidrokarbon arama faaliyetlerini sürdürmeyi, Türk deniz etkisini Kızıldeniz ve Suriye sahillerine kadar genişletmeyi içerdiği aktarıldı.
Mevcut deniz gücü kıyaslamasında Türkiye donanmasının belirgin bir sayı üstünlüğü taşıdığı ifade ediliyor.
Verilere göre Türk donanması bünyesinde yaklaşık 50 bin personel, 12 denizaltı, inşası süren 6 denizaltı, 17 fırkateyn, 9 korvet, bir SİHA gemisi ve onlarca devriye unsuru yer alıyor.
İsrail donanması ise nitelik odaklı daha mütevazı bir yapı sergileyerek 6 denizaltı, 15 füze gemisi ve rutin güvenlik görevlerini yürüten 37 deniz aracına dayanıyor.
İsrail donanması bu güç dengesizliğini aşmak amacıyla önümüzdeki on yılı kapsayan yaklaşık 20 milyar dolarlık bir modernizasyon programı yürütüyor.
Proje kapsamında yeni nesil Reshef sınıfı füze gemilerinin inşası, mevcut Nirit gemilerinin güncellenmesi ve ABD desteğiyle hayata geçirilen 3+1 formatı çerçevesinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile üçlü deniz işbirliğinin derinleştirilmesi amaçlanıyor.
Ortadoğu
Suudi Arabistan’da enerji sahalarına saldırı: Tesisler kapatıldı

Suudi Arabistan’ın güneyindeki enerji tesisleri, Husilerin sabah saatlerinde düzenlediği saldırıların ardından üretimini durdurdu. Resmi makamlar, Abha, Cizan ve Necran gibi kentleri kapsayan saldırılarda 73 kişinin yaralandığını duyurdu.
Suudi Arabistan’ın güneyinde yer alan bazı enerji tesisleri, düzenlenen saldırıların ardından faaliyetlerini geçici olarak durdurdu.
Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA’ya konuşan Enerji Bakanlığı yetkilisi, tesislerin 8 Eylül Salı sabahı hedef alındığını ve vuruş noktalarında yangın çıktığını duyurdu.
Yetkili, saldırılarda yaralanan kişilere gerekli tıbbi müdahalenin yapıldığını belirtirken hangi tesislerin doğrudan hedef kaldığına dair ayrıntı paylaşmadı.
Bloomberg ise, Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı ile ulusal petrol şirketi Saudi Aramco’nun konuya ilişkin ilave açıklama yapmaktan kaçındığını aktardı.
Saldırıları kınayan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Sanaa hükümetine bağlı Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Abha, Hamis Müşayt, Cizan ve Necran kentlerindeki hedeflere yöneldiğini açıkladı.
Riyad yönetiminin paylaştığı resmi verilere göre, 73 kişi saldırılarda yaralandı.
Bloomberg, ülkenin güneybatısına yönelik bu hamlelerin, Sanaa hükümetinin temmuz ayı sonunda Suudi petrol akışını engelleme tehdidinin peşi sıra geldiğine dikkat çekti.
Sanaa hükümeti, söz konusu abluka girişimini, Suudi Arabistan’ın yaklaşık 12 yıldır sürdürdüğünü savundukları “haksız ve baskıcı kuşatmaya” karşı bir yanıt olarak nitelendirmişti.
Yemenliler son dönemde Suudi Arabistan’a ait gemileri, havalimanlarını ve petrol altyapısını düzenli biçimde hedef alıyor.
Temmuz ayı sonunda Saudi Aramco’nun Cidde’de yer alan günlük 400 bin varil kapasiteli rafinerisi, düzenlenen saldırıların ardından operasyonlarını durdurmuştu. Ağustos ayı başında ise şirketin Cizan’daki rafinerisi insansız hava araçlarıyla vurulmuş, tesiste çıkan yangın kontrol altına alınmıştı.
The New York Times (NYT) gazetesi, ağustos ayı sonunda yayımladığı haberinde kaynaklarına dayandırarak Suudi Arabistan’ın haftalar süren saldırıların neticesinde Yemen güçleriyle yeniden çatışmaya girmek üzere hazırlıklara başladığını yazmıştı.
Gazete, bu sürecin Yemen’in müttefiki konumundaki İran ile ABD arasındaki gerilimde yeni bir cephe açabileceğine işaret etmişti.
Avrupa3 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa3 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Pettifor: Tarihte görülmemiş borç seviyeleri nedeniyle sistem çökecek
Asya1 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya1 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında












